şiir değil ama şiir tadında bi yazı...Âcizane 3-5 damla..

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve S€VD!C€Ğ!M... tarafından 18 Şubat 2008 başlatılmıştır.

    18 Şubat 2008
    Konu Sahibi : S€VD!C€Ğ!M...
  1. Üst katlardan bir müzik sesi ilişiyor kulaklarıma...galiba Sinan Özen...''Benim canım yandı,haberin mi vardı'' diyor...Zaten hep böyle olmaz mıdır?.Yanan,yandığıyla kalmaz mıdır?.Yandıranın haberi olsada nafile!..Artık çok geçtir,her şey için çok geç...Yananın külleri savrulup,çoktaan başka başka yüreklerde yeniden alevlenmiştir...

    Hep düşünmüşümdür bu yanıştan kimin karlı çıktığını?..Yanan mı?..Yandıran mı?.. Bu iki kelime zihnimde dolaşıp durur.Cevap mı?..İşte onu hala bulamadım!.. Amaaann,hem haberi olsa ne olacaktı ki? Yangını körüklendirmekten başka ne yapabilirdi ki?!.... Efendim?...Birileri bişey mi dedi?.. Su mu?.....

    Sadece gülüyorum...O suyu dökmek için de çok geç kalmadı mı?..Mühim olan en başındayken yakmamak değil miydi o yüreği?..Yanıp sönmüş yüreğin,yandırana ne faydası olabilirdiki şu saatten sonra?...Güldürmeyin beni Allah aşkına,güldürmeyin...

    Yürek,gemileri yakmıştır bir kere,dönüşü de yoktur bunu herkes bile...

    Seven yüreğe can feda....Sevmeyene elveda...

    Vesselam....
     
  2. 18 Şubat 2008
    Konu Sahibi : S€VD!C€Ğ!M...
  3. Alışılıyormuş zamanla,zamanın getirdiklerine...Yürek sanıldığından daha büyükmüş.Kapısına gelen herkesi bir tebessümle karşılıyormuş:

    -Hoşgeldin acı,sen de hoşgeldin ey sabır!..

    Yürek kadar güçlü hayat ve yürek kadar büyük sevdalar yaşamak,yaşatmakmış asıl hüner...Peki ama nasıl?.Nasıl bir yanın kanarken öbür yanın kanat çırpabilir ki?!. Bu iki zıtlık nasıl bir arada yaşanabilirki?.. diye düşünürken, bir tabiat kanunu geliveriyor zihnimin kırpıntılarından süzülüp..''Her şey zıddıyla kâimdir'' Demekki acı,haz sayesinde direniyor...Hazza ulaşmanın ümidiyle dayanıyor çektiklerine...Ya hasret?..Hasrette vuslatın sancısıyla uyanmıyor mu her gece?.Hasreti böylesine güzel kılan,böylesine iç yandıran,hep vuslatın sevdası değil miydi?. Vuslat ki yıkmaktır aradaki mesafeleri...Vuslat ki ummaktır o en güzel sahneleri...

    Hasretten vuslata,acıdan hazza bir kapı varmış,bu kapının anahtarını da sadece sabredenler saklarmış!..Bir cennet varmış,sadece kokusunu
    alabilmek için bile,cehennemliklerin yanmaya razı olduğu...Yanmayınca anlaşılmıyormuş...Yürek yanmayınca,göz yaşarmıyormuş!..Ne güzel söylemiş
    Mevlana: ''Hamdım,piştim,yandım''...Yanmayınca İlâhi sırra da erilmiyormuş!... İyi ama insan nasıl yanar ki?..Çok can acıtır mı bu yakış?..Acaba cismimi mi yoksa o cismin içindeki avuç içi kadar olan et parçasını mı daha çok acıtır bu yanış?.. Yüreğim yandığında gözlerimi kapasam,dinlesem sessizliğimi hafiflermi bu acı dedikleri?..Çok kalır mı bende?..Ya hiç gitmezse,ya yüreğim taşıyamazsa bu yükü?..Ne zormuş bu acı dedikleri!..

    Girince çıkılmıyor,girmeyince aşılmıyor!.. İçim daralıyor...

    Ama bir esinti geliyor içerimden...Masamdaki saatte içimdeki sesi tasdik ediyor tempo tutarak..İçimdeki ses sabret diyor...Saatimde tik tak diyor
    aynı tempo ile...SAB RET - SAB RET....Sahi saat demek zaman demek değil miydi? SAbırda zamanın ta kendisiydi!.Bunda bir mesaj mı vardı acaba?!

    Demekki zaman beraberinde sabrı da öğretiyormuş kanayan yüreklere...Drinden bir oooohhhhh çektim..Şİmdi daha bi rahatladım.Sevindim birden,artık yalnız değilim,değilmişim!..Artık bana eşlik edecek bir yârenim var. Şöyle bir soluklandıktan sonra dudaklarımdan şu kelimeler dökülüyor:

    -HOŞGELDİN EY SABIR!...HOŞGELDİN YÜREĞİME...