şimdi Bu Hayatin Neresi Benim...

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve misty tarafından 12 Aralık 2007 başlatılmıştır.

    12 Aralık 2007
    Konu Sahibi : misty
  1. misty

    misty Popüler Üye Üye

    Katılım:
    10 Aralık 2006
    Mesajlar:
    1.532
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Odamda rüzgâr var bugün. Rüzgâr tülleri uçuruyor, tüller dağınık kağıtlarımı... Sır sandığımı açtığımdan beri; sussam kanım içimde donar, konuşsam kelimelerim kan ağlar. Gülsem kan tomurcuğu sol yanağımda, ağlasam kan damlar alın yazıma...
    “sizin hiç gözyaşınız alnınıza aktı mı” diyen şair, bilir alınyazısının aslında nasıl bereketli bir suyla yıkandığını. Bilir...ve çığlıktan geçilmez sükûtları.

    İçimde küs yapıp oturmuş küçük bir çocuk var. Saçları darmadağın, eli yüzü sokak kokuyor. Çocuğun içinden sokak geçiyor. Kollarını göğsü üstünde birbirine dolayıp oturmayı yani benim yarım aklımla küs yapıp oturmayı ilk öğretmeni öğretti ona. “kelebek yapın bakalım, arkanıza da yaslanın” derdi, derse başlamadan.
    Öğretmenim... Tıpkı altı yaşımda öğrettiğiniz gibi kelebek yapıyorum kollarımı, arkama da yaslandım ama başım öne eğik. Küs yaptım sizin kelebeğinizi... Abaküsüm de burada, sayı boncuğum yani. Her boncuğa bir acımın adını veriyorum, sayıyorum!!!

    Şimdi aklıma gelmişken sorayım; çarpım tablosunu neden öğrettiniz bana? Hayat savaşının hiçbir çarpışmasında işe yaramıyor, hesap makineleri ne güne duruyor. Ama belki de şunun için öğrettiniz; sıfırla hangi sayıyı çarparsak çarpalım yine sıfırdır! Ve sen –bir-din ey hayat. Kime çarpsan onu kendine getirirdin, ben de kendime geldim yine sıfırım işte.

    Deliliği bir muska gibi bağrımda asılı taşıyorum. Deliyim; delilsiz deliliğimle iftihar ediyorum. Aklı reddediyorum ki aklımla sevemem seni, aklımla onaylayamam sevgimi ey hayat. Sen aklıma yasaksın diye aklı yasaklıyorum kendime. Deliliği bir muska gibi bağrımda taşıyorum sevebilmek için seni. Deliyim, bırakın uslandırmayın beni...

    Gözlerin palet artığı. Tuvalimdeki bütün renklere inat bir renkle gözlerin palette kalan, resmedilemeyen yani... Her defasında değişen, aynı gözle yalnızca bir kez görülen. Ve ellerin... Ellerin yorgun birer çocuktur/ çıkmaz gecelerin en kanamalı sabahlarına/ en geç sabahlarına kavuşan/ ve kavuştukça birbirine küsen/ yorgun birer çocuk... İmlâ, imgelerimin ortasına düştüğünde/ alaylı, tümcelerime ironi eklediğinde/ ve sen her gece darağacına küsüp, parmaklarının arasında çarmıh devirende/ küskün çocuk kalır ellerin birbirine....

    Öğretmenim... Anlamını bilmeden kullandık kurşun kalemleri. Şimdi kurşunlar ciğerimi delip geçerken, hangi kurşun ve hangi kalem yazacak yanmış yerlerimi...
    İçimde küs yapıp oturmuş küçük bir çocuk var. Saçları darmadağın, eli yüzü sokak kokuyor. Çocuğun içinden sokak geçiyor. İçimde senden geçilmiyor ey hayat, içim senden geçilmiyor. Geçilmiyor içimden, içimde sokaklar; içimde adım başı sen var. Senden geçilmiyor içimde; ben, dışımda senin içinden geçemiyorum.

    Islak caddelerde, yağmur kokusu... Yalnızlık kapımı yıllar önce çaldı, boş bulundum içeri aldım. Misafirimdi... Artık ev sahibim! Nereye taşınırsam taşınayım, yalnızlığın kiracısıyım. Şimdi bu hayatın neresi benim.!!!

    Odamda rüzgar var bugün... İçimde küs yapmış bir çocuk. Çocuğun içinde sokak!...