Sıradan bir kadın olmak ya da olmamak... İşte bütün mesele

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve Elif tarafından 14 Şubat 2009 başlatılmıştır.

    14 Şubat 2009
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.663
    Beğenildi:
    5.193
    Ödül Puanları:
    438
    Öylesine sahteliklerle dolu bir dünyada yaşıyoruz ki... Heyecanlarımız tutkularımız bile sıradan aslında. Öylesine sahtekarız ki kendimize karşı, bırakın olup biteni görmeyi, kendi hayal dünyamızda yaşıyoruz

    "Sen beni gerçekten sevmedin ki, diye söylendi sigarasının dumanının şekilden şekile girmesini izlerken. Bu bir suçlama değildi, sevmedi diye suçlanmazdı ki insan. 'Biraz' sevmişti Ömer onu, sevişecek kadar... Fedakarlık yapmadan, elini taşın altına sokmadan, uzaktan sevmişti. Dünya bunlarla doluydu zaten. Sevgilisini, kocasından ya da karısından vazgeçmeden seven bir sürüyle insan vardı. İşte şimdi onlardan biri, karşısına geçip özür dileyecekti. Sevmemenin özrü olurmuş gibi ya da sevilmemenin çaresi..." Hande Altaylı'nın kitabını okuyorum. Aşka Şeytan Karışır. Kitabın tek beğenmediğim yanı ismi, ne yalan söyleyeyim. Öylesine güzel tahliller var ki, öylesine iyi anlatımlar. İsim başlarda beni bile yanlış yönlendirdi. Geçenlerde üç beş kadın arkadaş oturup tartışıyorduk. Malum biraz dedikodu, biraz havadan sudan, bolca ilişkiler ve çift sorunları... "Sahi" dedim "Sevmek ne demek?" Herkes aklına geleni sıralamaya başladı. Aşk, tutku, arkadaşlık, fedakarlık, güven, seks... Liste uzadı gitti. Sonra "Emek" üzerinde dertleştik. Meşhur filmimizi andık. Ne diyordu Türkan Şoray "Sevgi emek demek". "Selvi Boylum Al Yazmalım" filminden bahsediyorum. Hatırladınız mı? Aşık olduğu adam kadını oğluyla birlikte ortalarda bırakınca, o da hiç tanımadığı birinin evine sığınmıştı. Adam kadınla oğluna hem evini hem de kalbini açmıştı. Sonra bir gün eski sevgili geliverdi. Kadının içi pır pır etmeye başladı. "Sevgi bu. Aşk bu" diye düşündü. İşler sarpa sardığı bir anda ise minik oğlu sevginin tanımını yapıverdi kadının gözlerinin önünde. Eski sevgili, asıl baba dururken, yenisine "Baba" deyiverdi birden. Sonrasını biliyorsunuz zaten. "Sevgi emek demek" cümlesi çıktı ortaya. Ben ise hala düşünürüm. Acaba çocuk "Baba" demeseydi kadın ne karar verirdi diye. Kanımca eski sevgiliye giderdi. Hal ne olursa olsun, o yürek çarpışı var ya, o yürek çarpışı...

    Hande Altaylı'nın en çok, "Sevmedi diye suçlanmaz ki insan" cümlesi etkiledi beni. Sevişecek kadar sevenlerden bahsediyor kitabında. Benim etrafım ise maalesef "sever gibi" yapanlarla dolu. Şaka değil. Üstelik kendilerini de inandırıyorlar bu sevgiye. Altaylı'nın kitabında bahsettiği iki aşık, insanı ayıran nehire dalıyorlar. Korkular, kompleksler, beklentiler, egolar, şüpheler ve kaygılar... Hepsini bir bir yaşıyorlar. Tutku, heyecan, seks, sevgi... Beni şaşırtan ise inanılmaz kısa sürmesi. Birinden ötekine geçiyor, öylesine tüketiveriyorlar işte. Mış gibi yapıyorlar. Sevmiş gibi. Ne aşkları aşk ne tutkuları tutku ne de emekleri emek. Üstelik bir de etrafı aşağılıyorlar. "Hayatında heyecan yoksa sen bir hiçsin. Kapanıp kalmışsın."


    Öylesine sahteliklerle dolu bir dünyada yaşıyoruz ki... Heyecanlarımız, tutkularımız bile sıradan aslında. Öylesine sahtekarız ki kendimize karşı, bırakın olup biteni görmeyi, kendi hayal dünyamızda yaşıyoruz. Biri çıkıp da "Ben gerçekten farklıyım kardeşim" deyince rahatsız oluyoruz. Sıradan insanların asla yoldan çıkmayacağına inanıyoruz. Asıl sıradan olan ise, sizden olmayanı heyecansız ve sıradan bulmak. Çok ünlü bir erkek yazar annesini anlatmamı istediğimde "Basit bir kadındı" diye cevap vermişti. "Babam gibi değildi, sıradandı." Ben annesi adına gücenmiştim. Kim bilir o kadının içinde ne fırtınalar kopuyordu? Meryl Streep'in ünlü filmi "Madison County Köprüleri"ni hatırlar mısınız? Kadın, kasabadan geçen bir fotoğrafçıya kalbini kaptırır. Sevişecek kadar severler birbirlerini. Belki de daha çok. Yağmurlu bir gün, kocasıyla kırmızı ışıkta duruverirler. Önlerinde fotoğrafçının arabası vardır. Kadını beklemektedir. Yeşil yanar fotoğrafçı kıpırdamaz. Kadının eli kapının koluna gider gelir. Ama kapıyı açamaz. Hangisi sizce? Gitse miydi yoksa kalsa mıydı daha sıradan olurdu? Bir düşünün.

    Balçiçek Pamir/Sabah
     
  2. 16 Nisan 2013
    Konu Sahibi : Elif
  3. kardelenden

    kardelenden Üye Üye

    Katılım:
    8 Mart 2013
    Mesajlar:
    72
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    16
    memur eşiyiz,iki kişi gidip öğlene kadar bitiriyoruz,kadınlar kulübünden gittiğimiz dört kişi var,mail adresimiz ayse.turan_000@hotmail.com,saygılar...