Sizofren aşk

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve xsxulem tarafından 25 Kasım 2006 başlatılmıştır.

    25 Kasım 2006
    Konu Sahibi : xsxulem
  1. xsxulem

    xsxulem Aktif Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    695
    Beğenildi:
    9
    Ödül Puanları:
    86
    Bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk
    edebilirsiniz. Kör kütük başlanmışsınızdır aslında... En güzel yıllarınızın,
    acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin müsebbibi,
    yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. Göz yaşlarınızda,
    bilinçaltınızda, kahkahanızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak,
    coşunca öptüğünüz bir bayrak... Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır.
    Sinirsiz ve nihayetsiz; "ÖLMEK VAR, DÖNMEK YOK"tur. Lakin gün gelir
    anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını... Tutkulu sevdaların gizli
    hançerleri baslar parıldamaya... Şurasından, burasından eleştirmeye
    koyulursunuz: "Söyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi
    olsa..."
    Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasıl yasıyor" demeye başlarsınız.
    Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. Aşkınızın gözü
    kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz. "Eskiden böyle
    miydi ya..." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; açıldıkça,
    bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından... Böyle süremeyeceğini
    bilirsiniz. Değişsin istersiniz. O, sevgisizliğinize yorar bunu... İhanete
    sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. "YA SEV BÖYLE YA DA
    TERKET" diye gürler...
    Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ısıtan o rüya, bir kabusa
    dönüşür birden... Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size...
    Hoyrattır, bakmaz yüzünüze... Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar,
    yargılar mahkum eder. Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı,
    siler sizi defterden... "İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..."
    dersiniz, dinletemezsiniz. Ayrılırsanız yaşamayacağınızı bilirsiniz, lakin
    böyle de sevemezsiniz. İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk
    edersiniz...
    "Madem öyle..." nin çağı baslar ondan sonra... Madem ki siz böylesine
    tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o
    halde "günah sizden gitmiştir". Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip
    gitmeleri denersiniz. Aşkın göçmenlik çağı baslar böylece... Daha özgür
    olacağınız limanlara demirlerseniz bir süre... Ne var ki unutamaz, uzaktan
    uzağa izlersiniz olup biteni... Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kusa
    yem olmuştur. Deli kanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler
    sarmıştır çevresini... Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar
    diye...Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla... "Bana
    ne...kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre...
    Ama sonra... ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından
    süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden... Yaban ellerde, başka
    kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz; türküsünü
    söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh rakı
    içmeyi... Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular
    kulağına fısıldasın diye... Dönüp "SENİ HALA SEVİYORUM" diye bağırmak geçer
    içinizden... Dönemezsiniz. Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça
    yakınlaşırsınız. Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne
    onsuz... Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak
    sonunda" kuskusu... Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz. Sürünür
    gidersiniz…
     
    Askihafizhafza bunu beğendi.