Soğuk, çok soğuk hava

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve çiRkin peRi tarafından 7 Ocak 2008 başlatılmıştır.

    7 Ocak 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  1. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Soğuk, çok soğuk hava…


    Gözlerimi açtığımda dışarıda yağan karı evimin pencerelerinden süzülürken görmek daha bir üşüttü nedense beni. Güzeldi, evet karı izlemek çok güzeldi ama ben evimin en sıcak köşesinde elimde bir fincan kahve ile izlerken beyazlığı; dünyanın karanlık yüzü ister istemez dökülüyordu gözlerimin önüne.

    Beyazlık her yeri kaplar mı acaba diye düşünürken, ellerinde boya kutusu hafif kararmış yüzü ile bir ufaklık geçti önümden.

    Üşüdüm…
    Çok üşüdüm…
    İçimi titretti onu görmek bir anda..

    Üşüdüğü belliydi miniğin, yanakları kıpkırmızı olmuştu. Elleri sızlıyordu belki kim bilir?

    Bir an eğildi yere bir kartopu yaptı, attı öylesine bir yerlere. Çocuk her zaman çocuktu ya işte, O da bir an unutmuştu koca adam gibi çalışması gerektiğini. Sonra etrafına baktı, derken boya kutusuna; çalışmam gerek diyerek sanki uzaklaştı yavaş yavaş.

    Sabahın bu vaktinde kim ayakkabısını boyatırdı bilmiyorum ya, bu düşünce bile O’nu çocukluğundan uzaklaştırmaya yetiyordu bir anda. Ve ben onu görür görmez bıraktım elimdeki kahveyi, giyinip bir anda attım kendimi sokağa.

    Sıcacık bir evim vardı, bir işim… En önemlisi ise dışarı çıktığımda bile giyebildiğim ve üşümemi engelleyen montlarım.


    Ve ben büyüktüm… Ben bir yetişkindim ama O, O bir çocuktu ve benden daha güçlüydü…

    Utandım…

    Utancımdan biraz daha hissedebilmek için soğuğu evimden çıktım ve kendimi yağan karın altında buldum.

    Sonra…
    Sonra ise hissettiğim tek şey üşüyor oluşumdu…

    Ama üşümem ne yağan kardandı, ne soğuktan…

    Kör bir amca çakmak satıyordu yolda, elleri buz kesmiş… Biraz ilerde bir binanın önüne uzanmış ve donmamak için gazetelere sarılmış bir bayan. Ve bir çok yerde onlar gibi dışarılarda üşümelerine engel olamayan binlerce insan….

    Eldivenlerimi amcaya uzattım… İstemedi,

    —Benim alacak param var kızım dedi hafif sert…

    Acıdığımdan verdiğimi düşündü ama acımak değildi vermemin sebebi… O üşüdükçe benim buz kesmemdi dört bir yanımın.

    Aslında eldivenleri uzatmam kendi bencilliğimdendi…

    Biraz sohbet ettik derken, biraz gülümsedik.

    —Ellerin buz gibi ama amca!

    Dedim birden bire, artık birlikte gülümseyebilmemizin verdiği cesaretle. Kaşlarını açtı bir anda, hala aynı gurur vardı gözlerinde.

    Bakmayı bilmeyenlere inat, göremeyen gözleriyle birçok şey öğretti o anda bana.

    Cebinden biraz para çıkarttı ve

    —Git al o zaman bana bir eldiven dedi.

    Ne parayı alıp kaçacağımdan şüphelendi, ne de ona yalan söyleyip para üstü getirmeyeceğimden. Ben uzaklaşırken yanından usulca hala çakmak satmaya çalışıyordu. Aldığı eldiven lükstü çünkü ve o nedenle iki yerine üç satması gerekti yüreği bitik…

    (Şimdi hepiniz eldiveni merak ediyorsunuz değil mi? Bir eldiven aldım evet, aldım ve para üstünü uzattım amcaya… Kendi paramla almadım, gözleri kör anlamaz demedim… Çünkü gördüğüm şey onun gözleri benimkilerden daha sağlamdı. Eline uzattım para üstünü. Giydirdim ve iyi çalışmalar dileyip uzaklaştım yamacından. Sonra, sonra birisinden rica ettim ve kendime bir sürü çakmak aldırdım.

    Evde şimdi hepsi, nasılsa her gün bir çakmak kaybediyorum. Hem amca ısındı hem ben bir süre daha idare ederim onlarla. Ama bunları anlatıyorum diye sakın anlatmayın gidip hemen, amca bilmiyor bunları. Sır olarak kalsın olur mu? Birçok kişinin bildiği koca bir sır olarak kalsın anlattıklarım.)

    Amca ile konuşurken o kadını gördüm demiştim ya hani size, büzülmüş yatıyordu, kim bilir ne zamandan beri bilmiyordu sıcak bir banyonun anlamını. Ve kim bilir ne zamandır kimsesizdi, sokaklar olmuştu en yakın arkadaşı…

    Üşüyordu genç kadın…
    Üşüyordum…
    Üşümesi bana geçiyordu…

    Atkımı koydum usulca yanına…

    (Şimdi hadi canım diyebilirsiniz, bu kadar da değil…
    Ama koydum, kimsenin inanması da önemli değil. Anlatmak istediğim başka bir şey aslında. Ve takılmanız gereken noktalar çok başka. Kadın uyuyordu ve umarım uyandığında yanına koyduğum atkıyı kimse almamıştır da sarmıştır boynuna.)

    Eve döndüğümde ellerimi hissetmiyordum. Kulaklarım kıpkırmızıydı ve boğazımda öksürük hükmetmeye başlamıştı çoktan.
    Ama ne o amca, ne çocukluğunu unutan minik ne de o kadın gibi yalnızdım soğuklarda. Mutlaka bir montum, ya da atkım vardı üzerimde. Mutlaka dönecek bir evim. Bir battaniyem vardı hep…

    Onların ise soğuk dışında kimsesi yoktu etraflarında.

    Ne ısınmalarına izin vardı, ne çocukluklarına yaşamalarına, ne de rahat bir uykuya.

    Bakın işte, üşüdüm yine…

    Soğuk, çok soğuk hava…

    Meral BİLGİÇ
    04.01.2008