Son Ada - Özet - Zülfü Livaneli

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve seaBahAR tarafından 19 Nisan 2009 başlatılmıştır.

    19 Nisan 2009
    Konu Sahibi : seaBahAR
  1. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.195
    Ödül Puanları:
    238

    Son Ada / Zülfü Livaneli


    Son Ada, doğal zenginliklerle dolu bir küçük adada geçiyor. Adayı yıllar önce çok varlıklı bir adam satın almış, daha sonra sevdiği birkaç dostunu da burada ev yapmaya teşvik etmiş ve böylece kırk evden oluşan bir topluluk oluşmuş. Birbirleriyle anlaşan, azla yetinen bu insanlar, elektrik ve telefon olmadan, kendi kaynaklarıyla ısınarak ve beslenerek geçiniyorlar. Tek gelir kaynakları yılda bir ürün aldıkları, o adaya özgü, çam fıstıkları. Bütün adalılar senede bir fıstık toplamayı da bir şölen haline getirmişler.


    Adalıların büyük bir çoğunluğunun yetişkin olduğunu anlıyoruz, emekliler ve geçmişlerini silmek isteyen orta yaşlılardan oluşuyor ada nüfusu; kırk evin içinde, ne bebek ne de çocuktan bahsediliyor. Ada yaşamının bir nevi huzurevi temposunda olduğunu söylemek yanlış olmaz. Adanın bir ilginç özelliği burada kimseye adıyla hitap edilmemesi. Herkes oturduğu evin numarasıyla çağırılıyor. Burada yöneten ya da yönetilen olmadığı gibi, birey ve toplum yaşamında bencilliğin nedeni olan mülkiyet de yok.

    Son adada yaşayanlar, özlerinde iyi ve saflardır; ancak saflıkları ve politik oyunlar karşısında edilgen davranmaları, ellerindeki mutluluğu sonsuza dek kaybetme tehlikesini doğurur.


    Adadaki kusursuz düzen ve huzur, emekliye ayrılan darbeci devlet başkanının adaya yerleşmesi ile bozulur. Fakat asıl kötülükler, doğadaki dengelerin bozulmasıyla gerçekleşecektir. Darbeci başkan, adanın en güzel koylarına el koymuş martılardan kurtulmak fikrini ortaya atar. Buralara beş yıldızlı oteller yapıldığı takdirde, herkes zenginleşir ve etrafı kirleten martılardan da böylece kurtulur adalılar. Karşı çıkan bir iki ses, devlet başkanının gücü karşısında cılız kalır ve martı katliamına karar verilir. Bu noktadan sonra okur da artık hiçbir şeyin adayı ve ada halkını kurtaramayacağını anlar.


    Roman, 36 numaralı evde oturan kişi tarafından anlatılır. Yazmaya hevesli fakat yeteneksiz bir yazardır. Bunu ona yakın dostu Yazar da sıklıkla söyler. Romanın başında anlatısını affettirmek adına birkaç kez okurdan özür diler: “Adada benim yıllarca en yakın arkadaşım olan Yazar, bütün bunları kimbilir hangi yazı hüneriyle, eğretilemeyle, metnin içine yedirerek verebilirdi size. Ne yazık ki, adanın ve sevgili arkadaşımın başına gelen korkunç olayları sadece benden öğrenmek durumundasınız. Bu yüzden de postmodern, anti-roman, yeni roman vs. gibi karmaşık anlatım tekniklerini bilmeyen benim gibi sıradan bir yazıcıya katlanmak zorundasınız.” Roman boyunca çok kereler bu görüşlerini tekrarlıyor. “Basit bir anlatıcıyım ben.” “Elbette bütün bunları size çok daha usta bir biçimde, edebi cümleler kurarak aktarabilmeyi isterdim.” Fakat sonunda, “Benim amacım size ustalığımı kanıtlamak değil, hikâyemizi anlatmak” diye asıl amacını dile getirir.
    Baştaki özür diler hava, aslında anlatıcının kişiliğini anlamamız için de yardım eder. Çekingen, kendine güvenmeyen, içe dönük yapıda biridir. Gücünü yakın dostu Yazar ve sevgilisi Lara’dan alır. Sevdiklerine güç gerektiğinde ise, bunu göstermekten aciz biri olarak görünür, sevdiklerine doğru zamanda destek olamaz.


    Ada halkının başına gelenler, genel olarak halkın iktidar karşısındaki tutumunu ifade eder. Bunu, roman kahramanı Yazar dile getirir: “siyasetle ilgin olmadığını biliyorum ama yaşadığın dünyaya gözlerini bu kadar kapatmaya hakkın yok. (...) Aralarına nefret tohumları ekilen etnik, dini ne kadar grup varsa, bunların durmadan birbirini öldürdüğünü, kan davasının giderek azgınlaştığını da biliyorsun!” Bu sözlerde dile getirildiği gibi, alegoriyi roman boyunca bire bir politik mesajlarla birlikte vermiş Livaneli. Politik paralellik kadar bence romandaki çevreci düşünceler de önemliydi. Çevreye duyarlılık ile insana duyarlılık bu romanda birbirinden ayrılmamış. Roman boyunca da dikkati ada halkının özelliklerine çekmemeye çalışmış, böylece genel halk kavramı ada halkı ile hep örtüşmüş. Adanın kırk evinde oturan insanların hiçbirini tanıtmadan, belli bir durumda yaptıkları bir iş ya da eylemle anmış sadece. Bu durum, ünlü çizer Peyo’nun Şirinler çizgi romanını getiriyor akla. Şirinler gibi, ada halkının da sadece bir tanesi kadın, başka deyişle bir tek kişi kadın rolüne çıkıyor. Bir tanesi doktor, bir tanesi bilge (emekli noter), bir tanesi yazar, vb. ve bunların hepsi bir tek gerekli role çıkıyorlar. Gerçek dinamikleri olan bir toplum hissi uyandırmıyorlar fakat bunu yazarın bilinçli yaptığı söylenebilir. Kişiler yerine davranışlar dikkate alınmış. Son Ada özellikle genç okurların severek okuyacakları bir roman.


    -Eleştirmen Asuman Kafaoğlu'nun yazısından bölümler halinde alıntılanmıştır-
     
  2. 28 Kasım 2011
    Konu Sahibi : seaBahAR
  3. sweethand

    sweethand Aktif Üye Üye

    Katılım:
    10 Eylül 2008
    Mesajlar:
    82
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Çok güzel bir kitap tavsiye ederim
     
  4. 8 Nisan 2015
    Konu Sahibi : seaBahAR
  5. Zaraaaa

    Zaraaaa Üye Üye

    Katılım:
    24 Ekim 2014
    Mesajlar:
    46
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    16
    Çok güzel kitap yazana teşekürler