Son defa ama son defa..

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve Gulpare tarafından 30 Ekim 2007 başlatılmıştır.

    30 Ekim 2007
    Konu Sahibi : Gulpare
  1. Gulpare

    Gulpare Aktif Üye Üye

    Katılım:
    17 Ekim 2007
    Mesajlar:
    805
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    86
    Sessizce yine odasina gecip alisilmis bir sekilde bilgisayarinin basina gecti. Internete baglanip Chat odasina girmesi üc dakikasini almisti. Sonra gözleri o ismi aramaya basladi. Monitörde sirayla beliren isimler arasinda o ismi ararken icindeki heyecana bir anlam, bir isim dahi veremiyordu. Gelmemismiydi?... Neredeydi?... Birden bir hüzün cöktü gönlüne... Yalan bir iliski ve aptalca bir maceradan baska neydi burada yasadigi... Aslinda yasadigini söylemek bile dogru degildi. Sonucta real olmayan sanal bir alemde sanalca sürülen bir sohbetten ibaretti hersey... Sonra birden farketti beynine isledigi o ismi... "Sehadet"... Titrek parmaklari kontrolsüzce tuslara dokunurken ilk tanistiklari güne döndü düsünceleri...
    Bir Pazar sabahiydi ve Chat odasinda fazla kimse yoktu. Neden girdigini dahi bilemiyordu sanal sohbet odalarina. Sonra birden o isim dikkatini cekmisti... Karsisindakini göremedigi, duyamadigi halde utanarak bir selam vermisti... Daha sonra adinin Hakan oldugunu ögrenmisti... Hakan... Gönlünün engin derinliklerine kazimisti artik o ismi. Bilmedigi, tanimadigi fakat her sözünün gönül bahcesinde bir cicek gibi filizlendigi bir erkegin ismi... Daha tanismalarinin ilk gününde email adreslerini degiserek yazismaya baslamislardi. Hakkinda fazla bir bilgisi yoktu aslinda. Sayfalar tutan emaillerinde daha cok islami konular hakkinda uzun uzun sohbet ediyorlardi. Bazen ise sevda yüklü siirler gönderiyorlardi birbirlerine... Belkide karsi tarafdan yazan genc adam bu yarali gönülde ne büyük umudlar yeserttiginden habersizdi...
    Ve yine bulusmuslardi anlastiklari gibi gercekten cok uzak bir sanal alemde...
    "Selamunaleyküm Nazli... Nasilsin bugün?... Emailini aldim. Gönderdigin siir cok güzeldi, tesekkür ederim..."
    Nazli kelimeleri okurken icinde birseyler titresiyordu... Yazilanlar basit ve olagan kelimelerdi fakat onun icin gönlünü fetheden erkegin gözünde dahada yükselmesine sebep oluyordu. Sonra kontrolünün disinda aglamaya basladi... Hickiriklar birer birer dügümleniyordu bogazinda... Sevda atesi sarmisti gönlünü... Bilmeden görmeden sevmisti... Masum, lekesiz ve saf bir askti kalbinde filizlenen... Sonra ellerini bacaklarinin üzerinde gezindirirken kalbinde derin bir sizi hissetti... "Kendine gel kizim... O kim sen kim..."
    Sonra yine titrek parmaklarini tuslarin üzerine birakirken gözleri masanin üzerinde yazili duran siire takildi... Ablasindan olmaliydi. Kisaca yazilanlari cevaplayip siiri aldi eline.
    Sakinirim seni kitabim gibi,
    Sevgin en samimi hitabim gibi,
    Kalbi sarmalayan kaburgam gibi,
    Saklamazsam seni, ruhum utansin...
    Sir olup dolastim arzin üstünde,
    Ilahi sanatin yonttugu büstte,
    Kimse dokunduysa, yada öptüyse,
    Baska el degdiyse, beden utansin...
    Senden baskasindan alirsam koku,
    Kahreder kuskunun en hafif soku,
    Dilersen yarayim kalbimi oku,
    Rastlarsan bir ize, gönül utansin...
    Siiri okurken elleri dahada titriyordu... Sevda bu olmaliydi.... Sevince bir kere sevip bir ömür dahi olsa hep o sevdalisini beklemek... Bir baska gül koklamamali kendi gülünün üstüne... Sevince bir kere sevmeli ve ebedi olmali sevdalar... Gecici hevesler ugruna yikilmamali büyük umutlar... Gönülden olmali sevgiler ve ancak ölüm ayirabilmeli sevenleri...Tipki benim sana duydugum bu yüce sevgi gibi... Duyuyormusun Hakan... Kulak ver gönlümün sesine... Cevap ver su yarali gönlüme... Sende seviyormusun benim sevdigim kadar?... Sende yazdinmi adimi kalbinin en temiz, en el degmemis en kiymetli kösesine yaldizli harflerle...
    Yüreginin sesini ancak kendini duyurabilmenin acisiyla kivraniyordu. Bilinc disi yazdigi satirlara göz atiyordu... "Bugün hüzün var yine icimde. Kapim sana acik ayni bicimde, Tomurcuk yarali gönlümde, Dallari meyveye durduramadim..."
    Birden yüzünün kizardigini hissetti utancindan.... Belkide icindeki duygularini apacik sermisti internet hattinin diger ucunda beklemekte olan genc adama... Pismanlik sarmisti bedenini. Sonra yazilan cevabi okuyunca yüreginin caresizligi ile sudan cikmis bir balik misali cirpiniyordu gönlü...
    "Seni aramak istiyorum... Konusmamiz gerek... Dilersen sen beni ara... Iate numaram ........"
    Aci cekiyordu... Sebepsizdi belkide acilari... Belkide luzumsuz... Numarayi bir kagida gecerken ellerinin titremesi yazisnida etkiliyordu. "Ah bi bilsen..." diye mirildandi... Sonra bilgisayarin basinda ayrilip salona gecti. Herkes yatmisti... Sehbanin üzerinde duran telefonu terlemis elleriyle kavrayip aceleyle odasina döndü. Icinde büyük bir muhasebe yasiyordu...
    "Haram giden yolda haramdir... Sen ne yaptigini saniyorsun be Nazli?... Görüsünce ne olacak? Ya görmek isterse seni?... Gercekleri nasil diyeceksin ona?... Ama yalan konusmadim ki... Ben ona yalan konusmadim ki hic..."
    Icinde kendisiyle sürdürdügü tartismalar ve muhasebe devam ederken cekinerek tuslara basmaya basladi. Karsi taraftan signal sesini duyunca bütün bedeninin titredigini hisseti bir an. Sonra o ilimli, sicak, sefkatli ve sevimli sesi duydugunda basi dönmeye baslamisti...
    "Efendim..."
    Cevap veremiyordu... Susuyordu caresiz... Suskunluk... Bazen bir suskunluk bütün bir hayat boyunca konusulmakla anlatilamiyacagi anlatabiliyordu... Iste Nazlinin sususuda öyle bir susustu. Agzindan cikamayan kelimeler gönül dilinden birer birer dökülüyordu...
    "Nazli... Konussana..."
    Cesareti yoktu... Gücü yoktu konusmaya... Sonra fisildarcasina bir "Merhaba" cikarabildi mühürlenmiscesine kapali duran agzindan... "Allah´im bu güzel bir sesti... Nekadar hos ve sicak bir sesti... Susmasin... Hep konussun... N´olur Allah´im hic susmadan konussun... Kendimi kaybedeyim onun büyülü sesinde..." Agzini acmaktan acizdi. Gönül dilinin duyulmasindan korkarcasina icinden sayiklaniyordu... Sonra tekrar Hakan sözü alinca iki eliylede telefonu kavrayip yutmak istercesine kulagina bastirdi...
    "Ne komik bir durum öyle degilmi... Bende ne diyecegimi sasirmis durumdayim. Sesini mutlaka duymak istedim. Aradigin icin sana cok tesekkür ederim. Nazli... Ordamisin?..."
    Nazli ahizeyi dahada siki kavrayarak gögsüne bastirdi... Icinde depresen duygularin tarifi imkansizdi... Engin sevda okyanuslarindaki kücücük bir gemiydi... Hoyrat umut dalgalari carpip geciyordu onun yarali gönlüne... Sevda... Ne güzel bir duyguymus...
    Ahizeyi tekrar kulagina getirirken tekrar Hakanin "Nazli..." deyisini duydu ve utanarak cevap verdi...
    "Evet burdayim... Özür dilerim... Cevap vermeye utandim..."
    "Neden?... Nezamandir emaillesiyoruz zaten... Seni ezberlemis gibiyim... Sesin nekadar sicak ve samimi..."
    Genc kizin yüzünde al al cicekler acmisti sanki utancindan... Bir taraftan vicdan azabi ve utanma duygusu onu konusmayi bitirmeye zorlarken diger taraftan kendisini büyüsüne kaptirdigi o ilimli ses saatlerce devam konusmayi istetiyordu gönlüne... Bu sefer gönlü agir bastiriyordu... Imkansizligina inandigi bir sevdanin kollarina birakiyordu kendisini...
    "Sagol... Senin sesin cok daha sicak ve büyülü... Tipki hayal ettigim gibi..."
    "Demek hayalda ettin sesimi... Peki beni nasil hayal ediyorsun?... Sence nasil biriyimdir?..."
    Yine utanmisti... Teninin sicakligini hissedebiliyordu. Yanlis sözleri yanlis anlarda kullanmayi nede güzel basariyordu bugün... Ama soruyu cevapsizda birakmak istemiyordu... Dogruyu söylemek belkide en uygun olaniydi suan...
    "Orta boylu oldugunu söylemistin zaten... Ve esmer oldugunuda yazmistin bir emailinde... Göz rengini ela olarak düsündüm. Bilmiyorum anlatmasi güc.... Düsünceleri ifade etmek her zaman cok zordur... Belkide onlari düsünce olma özelligi ifadesi zor olmalarinda gizlidir..."
    Karsi taraftan bir an cevap gelmedi... Sonra genc adam sevincli bir sesle "Harikasin..." bagirdi... Ses tonunun fazla yüksek oldugunu kendiside fark etmisti ve özür dileyerek devam etti...
    "Evet... Ela gözlüyüm... Hmmm... Insan tarifi zaten zor birde düsüncelerin ifadesinin zorlugu... Haklisin... Aslinda sacma bir soruydu... Resim gönderirim sana... Tabii dilersen... Aslinda seni görmeyi cok isterdim, biliyormusun?..."
    Beyninden vurulmusa döndü birden genc kiz... Görmekmi?... Nasil olurdu?... Bir görse belkide birdaha asla yazmazdi... Belkide yüzüne tükürür ve giderdi... "Bu halinlemi beni sevdin?" dese bile hakli olurdu... "Iste sana gercekleri söylemeye firsat be Nazli..." diye gecirdi aklindan... Cesareti yoktu... Aradigi ve gönlünü avuttugu sevdayi bulmustu ve onu tekrar kaybetmekten korkuyordu... Yapamazdi.... Ama yapmaliydi... Olmaliydi olacak olan... Seven gönül böylede severdi... Severmiydi gercekten?... Sevdalar artik okadar güclümüydü?... Seven gönüller sevdiklerine her ortamda her kosulda bagli kalabiliyormuydu?... Hem, onun sevdigi ne malumdu?... Ya sevmiyorsa?... Ya öylesine bir yazisma bir dostluksa?... Buna neden ihtimal vermek gelmiyordu icinden?... Sonra cevabinin cok geciktigini anladi...
    "Tabii isterim... Sey... Beni görmeyi... Sey... Hakan... Sana söylemedigim birsey var...."
    Genc adam pür dikkat dinliyordu. "Cekinme, söyle..." diyerek sözü yine Nazliya birakti...
    "Ben... Ben.... Ben seni sevdim....."
    Nefesinin kesildigini hissediyordu. Duygularini bütün ciplakligi ile seriyordu genc adamin önüne. Gelecek tepkinin en olabilecegini bilememenin ezikligi ile kivraniyordu yarali gönlü... Telefonun diger ucundaki adam yine kontrolsüz bir ciglik ile karsilik verdi:
    "Bende seni sevdim be Nazlim..."
    Her kelimenin yüreginde actigi yarayi anlatamanin yorgunlugu... Gönlündeki o essiz sevincin verdigi sarhosluk... Halinin verdigi caresiz umutsuzluk... Icinde besledigi masum, saf ve derin sevdasinin karsilik oldugunu ögrenmenin mutlulugu... Hersey ama hersey zaten yogun olan beynini dahada yogunlastiriyordu... Sonra o büyülü sesin tane tane söylediklerini dinlemeye basladi...
    "Yarin... Yarin bulusalim seninle... Sana anlatmam gereken birsey var... "
    Sonra bir parki tarif etmeye basladi... Beyaz bir gömlek ve lacivert bir pantolon giyecegini ve elinde bir buket gül ile bankin üzerinde oturarak bekleyecegini defalarca tekrarlayarak anlatiyordu sevdadan yüregi sizlayan genc kiza...
    "Saat ikide, unutma... Bekliyecegim..."
    Cevap vermesine, hayir diyebilmesine müsaade etmeden büyük bir sevincle kapatmisti telefonu genc adam... Telefonun diger ucunda bitkin perisan biraktigi yarali gönülden bihaber bulusmanin planlari yapiyordu... Hayaller kuruyor ve büyük sirrini nasil itiraf edecegini düsünüyordu...
    Nazli telefonun kapanmasina aldirmadan ahizeyi halen kulaginda tutuyordu... Gözlerinden bosalan yaslar damla damla üzerindeki ucuk pembe elbisesinin üzerine düsüyordu... Habersizdi Hakan genc kizin icinde kopardigi firtinalari... Bihaberdi bu gönüldeki yaralara nester vurdugundan... Yüreginin sizladigini ve caresizligin verdigi acinin bu gönlü yakip kavurdugunu... Dökülen her damla yasin binbir cile yüklü oldugunu ve verilen her nefesin isyan atesiyle pistigini... Cekilen her "offf"un yikilmis virane bir gönül sarayinin son enkazlarinida yerle bir ettiginden habersizdi genc adam...
    Nazli elleriyle kavradigi tekerleri cevirerek pencerenin dibine gitti... Bugulu gözlerini gökyüzüne yöneltirken icinden sadece Rabbinin duyabilecegi gizli dualara etmeye basladi...
    ....
    Saate baktikca icindeki huzursuzluk dahada artiyordu... Iki saat kalmisti bulusma vaktine ve halen bilemiyordu gidip gitmeyecegini... Yüregi caresizlik icinde kivraniyordu yine... Ani bir kararla elbise dolabina dogru ilerledi. Kapaklari acip icinden beyaz bir elbise secti... Sonra dolabin en üst cekmecesini acarak beyaz seten bir basörtüsü alip itinali bir sekilde basini bagladi. Örtüsünün bir ucunu topluigne ile basinin üstüne tutusturduktan sonra diger ucunu baska bir igne ile omuzuna takti... Aynadan ablasinin kapinin agzinda bekledigini görünce yönünü ona dogru yöneltti...
    "Dogru olanini yapiyorsun... Ya gercekten seviyordur ve seni her halinle kabul eder, yada yalan bir sevda ugruna bos vakit harcadin... Acikliga kavusssun hersey...."
    Ablasinin sözleri biraz olsun rahatlatmisti Nazliyi... Minnet dolu bir bakis gönderdi ablasina ve sandalyesini kapiya dogru sürdü...
    "Benimde gelmemi istermisin?..."
    "Hayir, sagol abla..."
    Banyoya gecip abdest aldi. Daha sonra her vakit serili olarak bekleyen seccadesinin önüne gelerek namaz borcunu ödemeye durdu... Belkide onu rahatlatan ve huzur veren tek andi, namaz kildigi vakitler... Husu icerisinde sakin bir sekilde bitirdi namazini ve o kudret sahibi olana yöneltti gönlünün arzularini... Avuclarini acip göz yaslari arasinda yalvariyordu Rabbisine...
    ...
    Bankin üzerinde oturan lacivert pantolon ve beyaz gömlekli adami fark edince gönlündeki var olan heyecan had safhaya ulasmisti... Hayalini yaptigi "Hakan" modeline nekadarda uygundu genc adam... Yakisikliydi süphesiz... Bakislari ise cok sevecen ve heyecanli... Sandalyesini biraz daha ileri sürdü...
    Genc adam bir saatine birde etrafina bakiniyordu... Dün geceki heyecaniyla tamamen unutmustu Nazliya ne giyinecegini sormayi... Sonra gözü tekerlekli sandalye üzerinde yaklasmakta olan bir kiza takildi... Beyazlara bürünmüs ve etrafina sihirli bir hava sacan bu güzel kiz o olmaliydi... Gözlerinin icine yöneltti bakislarini... Kendini kaybetmisti genc kizin bakislarinda... Tekerlekli sandalyede oturmasi olanagi varmiydi Nazlinin?... Farketmezdi... Cok etkilenmisti bu güzellikten...
    Nazli iyice banka yaklastiginda Hakanin israrli bakislarindan rahatsiz olmustu... Gözlerini yere dogru indirip "Hakan..." diye mirildandi....
    Evet... Oydu... Yüreklerindeki heyecan iki genc insanida titretiyordu... Aralarindaki suskunluk konusmalarini gerek birakmadan herseyi ifade ediyordu... Sözü yine Hakan aldi...
    "Biraz dolasalim mi?..."
    Hakan tekerlekli sandalyenin arkasina gecip sandalyeyi itmeye basladi... Sanki yillardir yaptiklari birseydi bu... Yürürken hic konusmuyordu Hakan... Önünde sürdügü genc kizi sanki yillardir taniyordu ve biliyordu... Belli bir müddet sesizce birlikte dolastiktan sonra bir bankin yaninda durdular... Hakan oturduktan sonra tekrar bakislarini genc kiza yöneltti...
    "Cok güzelsin Nazlim... Cok güzel..."
    Genc kiz olumsuz bir ifade ariyordu genc adamin yüzünde ve gözlerinde, fakat bulamiyordu aradigini...
    "Sagol... O senin kendi güzelligin... Gördügün gibi Nazli sandalyeye mahkum... Dilersen herseyi baslamadan bitirip gidebilirsin, sana kirilmam..."
    Kelimeler agzindan bosanirken icindeki yaralar dahada büyüyordu... Gözlerini genc adamdan gizliyordu, bosalan göz yaslarini görmemesi icin... Sonra o ilimli ve sefkat dolu ses ferahlatiyordu yanginlarla kavrulan gönlünü....
    "Bitirmemek mi? Senin bu halin benim icin bir engel degil... Ben senin gönlünün güzelligine asik oldum be Nazlim... Sevdim seni yürekten... Gönülden baglandim sana... Asil sen benim anlatacaklarimdan sonra bitirebilirsin herseyi... Ama terk etme beni... Senden artik vazgecemem Nazlim... Vazgecemem..."
    Her kelimesi huzur veriyordu genc kiza... Sevdali yüregi duymak istedigi, hasretini cektigi kelimeleri duyuyordu... Bir ruya görme korkusu vardi icinde... Sevdali yüregi güzel bir rüya olup uyaninca herseyin biteceginden korkuyordu... Sonra tekrar Hakanin sesine dikkat kesildi...
    "Ben sana birseyi söylemedim Nazlim... Gönlümün aradigi o sevdayi bulduktan sonra seni kaybetmekten korktum. Seni görmeden, duymadan bilmeden sevdim. Gönlünün güzelligini sevdim ve simdi kaybedebilmenin korkusuyla acilar icinde yanmaktayim... Nazlim... Inan ki seni gönülden sevdim... Asla gönül eglendirmedim... Bos bir sevgi beslemedim sana karsi... Nazli... Ben... Ben evliyim... Üstelik iki cocugumda var... Benden nefret edebilirsin... Bana kiazbilirsin... Bana bagirabilir, vurabilirsin... Ama sunu bilki seni gercekten seviyorum..."
    Nazli duyduklari karsisinda beyninden vurulmusa dönmüstü... Ama gönül baginda yeseren umut ciceklerini soldurmaktan korkuyordu... Istemiyordu tekrar sevdasizlik cöllerinde sevgisiz devam yasamak... Bir seven bulmustu... Onu kaybetmek istemiyordu... Ne vardi, evli olmasinda?... Belkide ayrilirdi karisindan ve kendisiyle evlenirdi...
    Sonra icine bir burukluk düstü... Hani o insanlarin ugradiklari zulmden dolayi geceler boyu aglayan Nazli?... Hani o kendi derdi dururken en aci sekilde savaslarda can veren kadin ve cocuklar icin gözyasi döken Nazli?... Hani o bozulan toplum ahlakini düsünüp kederlenen yarali gönül?... Hani o caresiz insanlara bir yardim eli uzatabilmek icin binbir yola basvuran cileli insan?... Kendi saadeti ugruna bir baskasinin saadetine gölge düsürmeye hakki varmiydi?... Kendisi mutlu olabilmek icin, bir aileyi dagitmaya ve iki yavruyu boynu bükük birakmaya hakki varmiydi... "Ahh Kader... Yine oyununu oynadin bana... Tam mutlu olacaktim ki, tekrar engel cikardin karsima... Zaten yarali olan gönlüme bir yeni yara daha ekledin... Cilem bana yetmezmis gibi bir cile daha verdin... Yoruldum... Cok yoruldum..." diye söyleniyordu icten.
    Tekrar o büyülü gözlere bakti ve gözlerin derinliklerinde kayboldugunu hissetti.... O ela gözlerin ummanina birakmisti kendisini, farkina varmadan... Ve derinledikce dahada büyük bir cikmaza giriyordu gönlü... Usancli bir hareket ile basini cimenlik üzerinde oynayan cocuklara dikti... Kücük bir kiz cocugu babasinin omuzlarina binmis ve etrafina gülücükler dagitiyordu. Her gülücük gülmeyi unutmus olan Nazlinin gönlüne birer sadaka gibiydi... Yine dalip gitmisti eski günlere... Cocukluk yillarina...
    Henüz 10 yaslarindaydi ve herzamanki gibi tekerlekli sandalyesine mahkumdu... Bitkindi o vakitlerde gönlü... Kimseyle konusmuyor ve herkese cok sert davraniyordu. Okulun bahcesinde cocuklar birlikte oynuyorlardi ve o uzaktan seyrediyordu onlari... Ayaga kalkip onlar ile birlikte kosturmayi ve yakalamac oynamayi düslüyordu... Cocukluk umutlariyla gelecegi güzel görmeye calisiyordu... Birgün gelecekti ve oda ayakta dimdik duracakti... Kimse ona aciyarak bakamayacakti... O duygular icindeyken yaninda birisinin dikildigini fark etmisti... Sinifindan Cemdi elinde bir buket Nergis ile dikilmis bekleyen... Cicekleri utangac bir tavirla Nazliya uzatirken belkide bakislari gerektiginden cok daha fazlasini ifade ediyordu. Fakat Nazli herzamanki taviri ile terslemisti onuda... Cicekleri alip kucagina yerlestirmis ve Cemi kovmustu yanindan... Yasinin kücüklügüne ragmen Nergislere bakarak kendini bu boyunlari bükük ciceklere benzetmisti o vakit...
    Simdi ise kucaginda bir buket sari gül vardi... "Sariyi sectim Hocam, sararip solmus umutlarim gibi" diye mirildandi... Hakan pür dikkat onu dinliyordu korkulu bir gönülle... Sonra gözleri neden Nazlinin kucagindaki güllere kayip yüzünde bir mahcupluk belirmisti... Konusmaya utaniyordu ve Nazlinin birseyler söylemesini bekliyordu...
    Genc kiz yönünü tekrar ona dogru dönerek yasli gözlerle konusmaya basladi...
    "Hayatima bir isik gibi girdin. Hic tadmadigim duygulari taddirdin bana. Bana yaklasmayi basaran belkide ilk erkeksin... Seni sevdim, hemde cok sevdim... Su yarali gönlüme girmeyi basaran ilk erkeksin... Senden baska kimseye acmadim bu gönül kapilarimi... Sana kirgin veya kizgin degilim... Buna hakkim dahi yok... Beni kisa bir süre icin dahi olsa mutlu kildin... Gülmeyi unutmus gönlümü sen güldürdün... Sevdanin essiz ciceklerini kokladim sayende... Benimkisi bir rüyaydi ve uyandigim an bitecek bu rüya..."
    "Be..." Genc adamin sözünü keserek devam konusuyordu Nazli...
    "Sus... Hersey cok güzel basladi ve müsaade ette güzel bir sekilde bitsin... Sana olan sevdami yüregimin en derin en ücra köselerinde ebedi saklayacagim... Gün gelirde bu gönül baskasina tutulursa ki, buna inanmiyorum, bilki senin sevgin yüregimde hapistir... Asla cikmayacaktir... Kendi mutlulugum icin bir baskasinin mutluluguna gölge düsüremem. Bunun vicdan azabi beni yok eder... Sana minnettarim, cünkü beni mutlu ettin... Söyledigin her söz, yazdigin her kelime ile bana dünyanin en büyük saadetini yasattin. Insan olmanin suuruna ancak eristim... Kendi mutlulugundan vazgecmek ugruna dahi olsa bir baskasini mutlu etmeyi basariyorsan insan olduguna inanabilirsin... Ailene dön Hakan... Unut beni... Hic bulusmamis olalim burada... Hic yazismamis olalim seninle... Hic sevmemis ol beni... "
    Daha fazla konusamiyacagina inaniyordu... Sustu caresiz... Gözlerini sürekli genc adamdan kaciriyordu...
    "Git artik... N´olur git... Git... Git..."
    Hakan yenilgiye ugramis komutan edasiyla yerinden dogruldu... Sevmisti gercek manada ama kader ayri yazmisti iki genc insani... Karisini ve cocuklarini düsününce utaniyordu kendinden fakat Nazliyi görünce vazgecemiyordu...
    "Son defa, ama son defa, Elveda diye diye, icimden kal demeni bekledim, kal demeni bekledim..."
    Sarkinin sözlerini kirik bir gönülle mirildaniyordu Hakan... Nazli onun asik oldugu sesini duydukca, kelimeler hancer olup kalbinin derinliklerine saplaniyordu... Tekrar "Git" diyebildi sadece... Sonra haykirdi... "Giiiiiiiiiiiiiiiiiittttt...."
    Hakan caresiz uzaklasti genc kizin yanindan... Yaptigi bir hataydi, biliyordu... Fakat hatasinin bedelini bukadar agir ödeyecegini bilememisti... Hem ödüyor hemde ödetiyordu...
    Nazli islak gözlerle genc adamin arkasindan bakarken aglayarak sesizce "Gitme..." diyebildi son olarak... ​


    SON