Son Yaprak

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve Exorcist tarafından 28 Ağustos 2006 başlatılmıştır.

    28 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Exorcist
  1. Exorcist

    Exorcist Pantolonlu Bulut Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    805
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    286
    Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokağının neredeyse
    tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur
    bir tuğla yığınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları bulunmaktaydı.
    Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu.

    Günlerden bir gün kız arkadaşlardan biri zatürree hastalığına yakalandı.
    Genç kız günden güne eriyordu. Bir gün, arkadaşı resim yaparken
    o da yatağında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu...

    Geriye doğru sayıyordu; "Oniki" dedi, biraz sonra da "onbir"; arkasindan
    "on", sonra "dokuz"; daha sonra, hemen birbiri ardina "sekiz" ve "yedi".
    Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?
    Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre ötedeki
    tuğla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüş,
    yaşlı mı yaşlı bir asma, tuğla duvarın yarı boyuna kadar tırmanmıştı.

    Dönüp arkadaışna "Neyin var?" diye sordu. Hasta kız fısıltı halinde" altı" dedi.
    "Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardı.
    Saymaktan başıma ağrı giriyordu. Ama şimdi kolaylaştı.
    İşte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi."
    "Beş tane ne?" diye sordu arkadaşı. "Yapraklar, asmanın yaprakları.
    Sonuncusu da düşünce, ben de mutlaka gideceğim. Hissediyorum bunu."

    Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba götürdü.
    Fakat o: "İşte bir tanesi daha gidiyor. Hayır, çorba filan istemiyorum.
    Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da düştüğünü
    görmek istiyorum.. Ondan sonra ben de gidecegim." diyerek cevap verdi.

    Genç kız uykuya daldığında arkadaşı da alt katta ki yaşlı ressama
    ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı adama.
    Yukarı çıktığında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen
    arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş
    gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yağan yağmur ve şiddetle esen
    rüzgârdan sonra, bir asma yaprağı hâlâ yerinde duruyordu.

    Sapına yakın tarafları hâlâ koyu yeşil kalmakla birlikte, testere ağzı gibi
    tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sarı rengi gelmiş olan yaprak,
    yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yiğitçe asılmış duruyordu.

    "Bu sonuncusu" dedi hasta kız."Geceleyin mutlaka düşer diye düşünmüştüm.
    Rüzgârı duydum. Bugün düşecektir, o düştüğü an ben de öleceğim."
    Ağır ağır geçen gün sona erdiğinde onlar, alacakaranlıkta bile, asma
    yaprağının duvarın önünde sapına tutunmakta olduğunu görebiliyorlardı.

    Derken şiddetli yağmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar aydınlanır
    aydınlanmaz, genç kız hemen perdenin açılmasını istedi. Asma yaprağı
    hâlâ yerindeydi. Genç kız, yattığı yerden uzun uzun yaprağı seyretti. Sonra
    arkadaşına seslendi. "Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan
    olduğumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yaprağı orada tuttu.

    Ölümü istemek günahtır. Şimdi biraz bana çorba verebilirsin." dedi.
    Akşamüstü gelen doktor ayrılırken; şimdi alt kattaki bir hastaya
    bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree.
    Yaşlı adamcağız çok ağır bir durumda, kurtulma umudu yok ama
    daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor dedi.

    Ertesi gün doktor : "Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız." dedi.
    O gün öğleden sonra arkadaşı artık iyileşmiş olan arkadaşına alt kattaki
    yaşlı adamı anlattı. Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan sonra ölmüş.

    Hastalandığı günün sabahı kapıcı onu, odasında sancıdan kıvranırken
    bulmuş. Pabuçları, elbisesi baştan aşağı sırılsıklam, her yanı buz gibi bir
    haldeymiş. Öyle korkunç bir gecede nereye çıktığına akıl sır erdirememişti
    kimse. Sonra, hâlâ yanık duran bir gemici feneri, yerinden sürüklene
    sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine
    karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve sağa sola saçılmış bir kaç fırça
    bulmuşlar. O zaman o son yaprağın sırrı da çözüldü. Rüzgâr estiği zaman
    bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı ressamın şaheseriydi. Yaşlı adam,
    son yaprağın düştüğü gece oraya bir yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı.



    O.Henry