SORUNLARI KAVRAMAK ve KAVRATMAK

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve yaren_76 tarafından 29 Mart 2007 başlatılmıştır.

    29 Mart 2007
    Konu Sahibi : yaren_76
  1. yaren_76

    yaren_76 mareşal Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.069
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    148
    SORUNLARI KAVRAMAK ve KAVRATMAK


    Günümüzde teknolojide, ekonomide, sosyal ve kültürel alanda yaşanan son derece hızlı değişime uygun olarak, kadının konumu da farklılaştı. Kadının her alanda yer almaya başlaması ile yasadaki hükümler sosyal gelişimin gerisinde kaldı. Sosyal, kültürel, ekonomik yaşamdaki gelişmeler, aile içinde de karı koca arasındaki rol ayırımını, eşitsizliği hergün biraz daha ortadan aldırmaktadır. Evlenmeden önce hukuken eşit konumda olan kadın evlendiğinde "koca ailenin reisidir, evlilik birliğini koca temsil eder, kadın kocasının soyadını taşır” etiketleriyle eşit olmayan bir durum karşısında kalır.

    Batı ülkeleri sosyal hayattaki gelişmeleri yakından izlemiş, yasalarda değişiklik yaparak eşitsizlik içeren maddeleri yürürlükten kaldırmıştır. Türk Medeni Kanununun Aile hukuku bölümünde yapılacak değişikliklerle kadın erkek eşitliği yasal olarak da yaşama geçirilmeye başlanmalıdır. Bu arada, ülkemizde Türk Medeni Kanunun da bazı değişiklikler yapıldığı (evlilikte elde edilen mal, mülk eşit olarak ikiye bölünebilmekte ve kadın isterse eşinin soyadına ilave olarak, kızlık soyadını kullanabilmek gibi değişiklikler)gözardı edilmemelidir.

    Sanayinin gelişmesi kadını evden çıkartıp, üretime soktu, tabi ki bu durum kadına, birtakım zorluklar getirmiştir. Kadın aile sorumluluklarını ön planda tuttuğunda, üretimin dışında kalmakta, üretime katkıda bulunmak istediğinde ise aile görevlerini tam olarak yerine getirememekte, bu durum karşısında sürekli ezilmektedir. Tabi ki kadının sosyal hayatta katılımının artması üretime katkıda bulunması sevindiricidir. Ancak, kadınlarımızın ev köleliğinden kurtulduğu noktada kadının üretime katkısı söz konusu olmalıdır.

    Evliliği serveti arttırmanın üstüne kuran aileler için çocuklar, mutlu ailenin meyvası olarak değil, soyu devam ettirecek, mal mülkü yönetecek, serveti büyütecek bir ürün olarak değerlendirilir, ona göre yetiştirilir. Öte yandan ekonomik ve sosyal açıdan özgür olmayan, ailesinin çevresinin baskısı altında olan genç kızların çoğu kurtuluşu evlilikte alır. Evlendiğinde aile baskısının yerini koca baskısı alır, bu kez kocasına bağımlı hale gelir.

    Her nekadar çalışan kadınların zorluğundan bahsetmiş olsam da, bu zorluklar birtakım gelişmelerle aza indirgenebilir. Kadın ve Erkeğin ekonomik özgürlüğü olduğu bir ilişkide veya ailede gerçek aşk; paranın önemini yitirdiği, para gücüne bağımlılığı, yarınından endişe duyulmadığı bir ortamda gerçekleşir. İşte o zaman insanlar hiçbir zaman bağımlılık duygusuna kapılmaz, evliliğini geçim dayanağı olarak görmeden yaşar ve mutlu olur.

    Kadınlara düşen görev, kendi sorunlarını, gerek çalışma yaşamında, gerek aile ilişkilerinde, gerekse toplumsal ilişkilerde karşılaştıkları sorunları kavramak ve kavratmaktır. Ayrıca sesini bulunduğu çevrede duyurmakla kalmayıp sivil toplum örgütlerinde yer almak suretiyle, çözümler aramalıdır.