Şubat 2009 Bebeklerinin 2. Babalar Günü....

Konusu 'Şubat Anneleri' forumundadır ve nestle76 tarafından 18 Haziran 2010 başlatılmıştır.

    18 Haziran 2010
    Konu Sahibi : nestle76
  1. nestle76

    nestle76 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.048
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    Kızlar anneler gününde filan hep bir başlığımız oldu..ama bu babalar günü geldi çattı..sanki babalar bu yıl biraz öksüz kaldı...içim el vermedi açtım yeni bir başlık...mesajlarımızı, fotolarımızı, duygularımızı paylaşalım istedim...hem kendi babalarımız için hem de çocuklarımızın babaları için....
     
    Son düzenleme: 18 Haziran 2010
  2. 18 Haziran 2010
    Konu Sahibi : nestle76
  3. nestle76

    nestle76 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.048
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    Ey dedemin oğlu, oğlumun dedesi...

    Hayat, akıp giden bir nehir gibi... Asla geriye dönüşü olmayan bir nehir. Bazen kıyısında durup seyredersiniz çaresiz. O gider. Bazen nehir sizsinizdir. Siz gidersiniz...
    Gün gelir kuruyunca görünür nehrin yatağı. Taşları, tümsekleri, inişleri, çıkışları, kederleri, sevinçleri sular çekilince fark edersiniz. Nehir kuruyunca... Saat durunca...
    Herkesin bir babası vardır. Herkesin dedesinin oğlu, oğlunun dedesi...
    Sizden önce geldiği dünyadan -muhtemelen- sizden önce giden. Siz kıyısında durursunuz o nehrin. O gider...
    Bir gün nehir kuruyunca fark edersiniz, akıp giden suyun altındaki inişleri, çıkışları, sevinçleri, kederleri.. Yaşanmış, yaşanmamış...
    Nehir kuruyunca... Saat durunca... Her baba, dedeyle torun arasında bir yerde durur. Hep hayatın ortasındadır yeri.
    Bir şeyleri devralır, bir şeyleri bırakır kalanlara... Genleri ve soyları...
    Çok az insan için mal mülktür devralıp bıraktığı. Pek çok insan için korkaklık ve cesaret, yılgınlık ve metanet, bencillik ve fazilettir.
    Bırakır da, kimi devraldığı korkaklıkları cesarete, kimi bencillikleri fazilete, kimi yılgınlıkları metanete dönüştürerek gider. Ya da tersine.
    Sonuçta orta yerde duran için zor zenaattir emanetçilik... Aldığınız gibi bırakmak değildir çünkü aslolan.
    Nehrin dibinde tortular bırakmadan akıp gitmektir. Cesarete, metanete ve fazilete doğru.
    Yarın Babalar Günü... Anneler için Anneler Günü'nde yazılanlar, Babalar Günü'nde yazılamaz...
    Doğuran, emziren ve büyüten annelik ne kadar evrensel ve genelse, dünyaya getirme sürecinin başlangıç anı dışında pekala ortada görünmemesi mümkün olabilen babalık, o kadar tekil ve özeldir.
    Herkesin anneye ilişkin duyguları az-çok benzeşir ve örtüşür...
    Oysa herkes babasını kendi beyninde ve kendi yüreğinde yaratır ve yaşatır.
    Anne sevgilerinin paralel yolculuklarına karşın, baba sevgilerinin sokakları zikzaklarda kesişir ya da uzaklaşır.
    O nedenle özeldir herkesin babası.. Bağışlayın ama o nedenle 'özel'dir bu Babalar Günü yazısı...
    Ben, nehrin suları çekilince gördüm babamı. Kurumuş nehir yatağındaki özlemlerini, kederlerini ve acılarını, ömrün saati durunca gördüm. Hayatın orta yerinde, devraldıklarını bırakma kavgasındayken nelerden vazgeçtiğini, neleri terk ettiğini, nelere veda ettiğini...
    Geriye kalan, güneşli bir ilkbahar sabahı önüme sessiz sedasız bırakılıp giden metanet, cesaret ve fazilet mirasının 'evrak-ı metrukesi'ydi.
    Hayatımın bundan sonraki kısmını talihli bir 'mirasyedi' olarak geçireceğimi o saat anladım. Ve ne yazık ki ona bir kuru teşekkür bile edemedim. ışte bu Babalar Günü yazısı o nedenle yazılmıştır.
    Anne sevgisi olağanüstü güzeldir de, genelde 'peşinat'la alınır.
    Baba sevgisi, vadesi uzun borçlara bırakılır. Ama vadenin son ödeme tarihini bilen var mı ki? Bir gün nehrin suları ansızın çekiliverir.
    Ömrün saatinde yorulur akreple yelkovan. Kendinizi birden uzun bir selvinin önünde bulursunuz.
    Kim icat etmişse Babalar Günü'nü iyi etmiş. Bugünün hakkını verin. Hayatın orta yerinde size metanet, cesaret ve fazilet emanetlerini taşıyan emanetçiye teşekkür edin... Vadesi geçmeden.
    Ben kestirememiştim vadeyi.
    Ondandır, ödenmemiş bir borcun yükünü taşıyarak geçiyor ömrüm.
    Ödenmemişti, ödenememişti çünkü. Çünküsünü, sararmış kağıtlarda artık solmakta olan bir şiirin hicranında buldum, yıllar sonra...
    Madem ki bu yazı özeldir, o gönül yarasını da paylaşmanın ne zararı var.


    '3 Mayıs 72'de beraat ettim../ 4 Mayıs 72'de babamı kaybettim../ 5 Mayıs 72'de teyakkuza geçirip her yanı,/ 6 Mayıs 72'de astılar üç genç adamı../ Velhasıl,/ O yıl,/ Acının tuzlu denizine bastılar,/ Yaraları kanayan/ O güzelim baharı...'


    ışte böyle...
    Bir tarih daha düşeyim mi? 1 Mayıs 72 tarihli gazeteler yazıyor: 'Babalar Günü bundan böyle her haziranın üçüncü pazarı Türkiye'de de kutlanacak.'
    Hadi yüreğim, ha gayret, ha...
    Olmadı baba... Yetişemedin... Yetişemedik... Şimdi... Otuz iki yıl sonra, ben... Duydun mu?

    ALı KIRCA....
     
  4. 18 Haziran 2010
    Konu Sahibi : nestle76
  5. nestle76

    nestle76 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.048
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    Babalar ve çocuklar




    Evlatlar açısından babalık üç döneme ayrılır:
    ılki "Benim babam gibisi yok" dönemidir.
    Babamızın her şeyi bildiğini, herkesi yenebildiğini, her engeli aşabildiğini düşünür, buna yürekten inanırız.
    ıkinci dönem biraz daha büyüyüp, başkalarının babalarıyla tanıştığımız ve kendimizinkiyle kıyasladığımız dönemdir:
    "Falancanın babası oğluna şunu almış", "Filanca kızına şöyle davranmış" diye yakınır çocuklar...
    Üçüncü dönem "Eksiği, fazlası vardı, ama çok iyi adamdı" dönemidir. Bu cümleyi genellikle bir pişmanlık ifadesi izler:
    "Keşke hayatta olsaydı da boynuna sarılabilseydim, akıl danışabilseydim."


    * * *


    Babalar açısından evlatla ilişkiler de üç döneme ayrılabilir:
    ılki "Yavruma canım feda" dönemidir. Her baba, bebeğini ilk kucağına aldığında avucunu dolduran sıcaklığı başka hiçbir sevginin yaratamayacağına inanır. Artık çocuğu için yaşayacaktır.
    ıkinci dönem "Hiç vaktim yok ki" dönemidir. Bebeklik devrinin tatlı neşesi yerini uykusuz gecelere, dur durak bilmez bir ilgi talebine bırakır ve baba yeniden işlerine gömülür. Ömrünü adamaya söz verdiği evlatla akşam sofrada ya da televizyon karşısında birlikte olabilir ancak...
    Ve son dönem:
    Artık evladını sevmeye vakti vardır, lakin seveceği evlat çoktan yuvadan uçmuştur. Bir zamanlar cıvıl cıvıl şakıyan çocuk odasının derli toplu sessizliğine bakıp "Keşke ona daha çok vakit ayırabilseydim" diye iç geçirir.



    * * *


    ıkinci dönemi yaşayan babalar ve çocuklara tavsiyem, üçüncüyü yaşamamak için birinciye dönmeleridir.
    "Keşke"leri aşmanın yolu, baba - çocuk ilişkilerinde balayı yıllarının heyecanını diriltmekten geçiyor.
    Ben bu duyguyu geçen hafta sonu bir göl kenarında yaşadım.
    Babam ve oğlumla yürüyüşe çıktık. "Diş perisi"nin getirdiği motoru yüzdürdük önce... Sonra kendi keşfettiğimiz dar patikadan geçip yüksekçe bir tepeye tırmandık ve yan yana oturup yukarıdan göle baktık.
    ışte üç kuşak bir aradaydık.
    Babam, en güçlüsüydü babaların... ve oğlum en yakın arkadaşım...
    Ayaklarım göldeydi... Bulutlara değdi başım...


    * * *


    Son zamanlarda hangi eve gitsem çocuk odasında yığınla oyuncak görüyorum.
    Oyuncaklar... çocuklarımıza ayıramadığımız vakitlere karşı verdiğimiz rüşvetler... Oysa oyuncaktan çok onları birlikte oynayacağı bir babaya ihtiyacı var çocukların... tıpkı babaların hediyeden çok, ziyaretine gelip onlarla dertleşecek çocuklara ihtiyacı olduğu gibi...
    3 yıl önceki babalar günü yazıma baktım; oğlumla yapmak isteyip yapamadıklarımı yazmışım. Şükür ki, bir kısmını yapabildim geçen 3 yılda:
    Dün balığa çıktık Ege'de...
    Bir düet kaseti kaydedemesek de, bir cümle ondan, bir cümle benden, bir masal yazdık birlikte...
    Ve nihayet bisiklete bindik geçenlerde... O, seleden tuttuğumu bilmenin verdiği güvenle bastı pedala... Birkaç metreden sonra elimi fark ettirmeden çektim ve bisiklette kendi başına gidişini seyrettim; ilk bisikletimi ve babamın seledeki elini anımsayarak...
    Öykünün sonrasını biliyorum:
    Pedala bastıkça bisiklet kanatlanacak ve artık seleden tutmaya ihtiyaç kalmayacak.
    Bir zaman sonra oğlum da ilk bisikletinin selesinden tutan o eli anımsayacak.
    Ve gün gelecek; seleden tutan, kendi eli olacak.
    Hayatın akışı böyle...
    Yeter ki, "keşke"ler olmasın finalde...
    Bütün babalara sevgilerle...


    CAN DÜNDAR
     
  6. 18 Haziran 2010
    Konu Sahibi : nestle76
  7. XIXBXSXA

    XIXBXSXA Aktif Üye Üye

    Katılım:
    30 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    814
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    ah aylincigim ne kadar güzel yazmış degil mi can dündar ne güzel ifade etmiş ortak duyguları....
    ben babama aşıgımdır..her dönem benim kahramanımdır,gururumdur arkamdaki koskocaman yıkılmayan dagımdır önderimdir,dostumdur..eşimde bile babamı aradım onun kadar başarılı olsun,onun kadar ailesine düşkün olsun ,onun kadar becerikli titiz olsungirişken dost canlısı...ben babamı çok ama çok seviyorum
    sevgili babacıgımın,sevgilim kocacıgımın erkek kardeşimin ve baba olmayı haketmiş tüm babaların günü kutlu olsun...cennetteki babalarında...
     
  8. 18 Haziran 2010
    Konu Sahibi : nestle76
  9. nestle76

    nestle76 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.048
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    evet şafakçım 2 yazıya da bayıldım...gerçekten annelik duygusu evrensel, sevgisi 3 aşağı 5 yukarı aynı ama babalık öyle değil cidden...kimi benim babam 1 tane der, kimi hayırsızın teki, kimi iskele babası, kimi babaların babası...benim duygularım biraz karışık olsa da bende babasını çok seven, bir yeri acıdığında baba diye ağlayanlardanım...oğlum da aynı benim gibi...dünyası baba...allah babalarında evlatlarında omuzlarından meleklerini eksik etmesin...tüm babaların babalar günü kutlu olsun...
     
  10. 19 Haziran 2010
    Konu Sahibi : nestle76
  11. serçecik

    serçecik Popüler Üye Üye

    Katılım:
    1 Ekim 2007
    Mesajlar:
    1.711
    Beğenildi:
    11
    Ödül Puanları:
    148
    “HAYALLER GERÇEK OLMAZ!”

    Elime alıp göğsüme yatırdığım şey, topu topu 51 santimetreydi. “İşte” dedim, kendi kendime “Hayal ettiğin şey bu”... Kafasını göğsüme yaslayıp, kımıl kımıl kımıldıyordu. O sırada başka bir faaliyet göstermemişti. Hatta bir süre sonra uyuyunca, kımıldanmaları da sona erdi. “Yaşıyor mu hala?” diye nefesini kontrol etme ihtiyacı duymuştum. Kızım ilk kez göğsümde uyuyordu. Uzun süredir baba olmayı hayal eden bir erkek olarak, hayallerimin gerçek olduğunu hissetmiştim, hatta emindim.


    İtiraf edeyim, sonraları zaman zaman “ben bunu mu hayal ettim be?” dediğim zamanlar da oldu. Örneğin, hayal ettiğim şeyin gazını çıkartması için benim yardımıma da ihtiyacı yoktu (hatta gazı bile yoktu) ... Günde 20 kere altının değişmesi de gerekmiyordu. Hayallerimde uykusuzluktan gözlerimin yanması, neden ağladığını bilmediğin bir yaratığın ciyak ciyak kulaklarımı parçalaması ve benim bu duruma çare bulamamam, gibi bir durum hayallerimin hiç bir köşesinde yer almıyordu.


    Mendebur, karımı da elimden almıştı. Ne zaman kafamı çevirsem annesinin memesinde “Cokur cokur” emiyordu... Emmediği zamanlarda ise gazını çıkartmak veya altını değiştirtmek için benim kucağıma geliyordu. Benim görevlerim bittiğinde, tekrar annesinin kucağına geçip, emmeye kaldığı yerden devam ediyordu. Tam karımla baş başa kaldım dediğim anlarda içerden “Haydi hemşerim acıktım!” veya “Altıma yaptım, ilgilenen yok mu?” anlamına gelen ciyaklamalar geliyordu. Eşim de “Hooop!” yavrusunun yanına tabii ki...


    Ben, güzel bir ilişki yaşayan karımı ve kızımı dışarıdan seyrediyordum sadece... Ha, bir de onların ayak işlerini görüyordum, biteviye...


    Evet anlamıştım artık “yalnızdım”!.. Bu iki kadın birlik olmuş, bana hayatımın kaç bucak olduğunu mahalle mahalle gösteriyorlardı. Baba olmak ne zordu be... “Kurduğun hayale bak, manyak herif” demiştim bir keresinde kendi kendime.


    Üstelik bu küçük düşman(!) için kaygılanıyordum da... Kaygılanmak da öyle böyle değildi. Günümün büyük zamanını, onun geleceğini düşünerek, büyüyünce karşılaşacağı badireleri atlatmasını kolaylaştırmak için, baba olarak neler yapmam gerektiğini düşünerek geçiyordu. Daha kızım 1 yaşında bile değildi ve benim onun geleceğine katkılar yapmam gerekiyordu.


    Baba olmanın keyifli yanlarını keşfettiğimde daha da acıdım kendime ve tüm babalara... İlk söylediği kelimenin “Baba” olması şeklinde gereksiz zaferlerin keyifleri veya hayatta kimseye yapamayacağım on bin tane şebeklikten sonra aldığım zoraki bir gülümsemeyle duyulan haz mıydı babalığın keyifli yanları yoksa... Allahım!..


    HAYALLERİM BU MUYDU YAHU?

    Derken kızım iki yaşlarına geldi. Ben bir süredir, her akşam ona masal anlatıyordum. En sevdiği masallar da içinde prenses ve prens olan masallardı. Ve o daima prensesle özdeşleştiriyordu kendisini. Ve bir gün o prensin kim olacağına da karar verdi: Prens bendim...


    Bir anda prens olmak insana “Ne oldum?” durumu yaşatıyordu. Kızım beni “Perens” diye çağırıyordu artık. “Baba” dediğinde garipsemeye başlamıştım. Bununla birlikte, o günlere kadar en büyük müttefiği olan eşim de bir anda “Kötü cadı” pozisyonuna geçiş yapmıştı bile... Eee, her masalda bir de kötü karakter olmalı değil mi?


    “SENİ SEVİYORUM BABACIĞIM!”

    Vay be, baba olmak keyifli bir hal almaya başlıyordu galiba...


    Birden, değişimler hızlanmaya başladı. Ufak ufak konuşmaların benim monoloğumdan çıkıp, sohbet haline gelmesi... Vizyona giren filmlere bakarken (isterse o hafta 8 Oscarlı bir film vizyona girmiş olsun) eğer bir çizgi film yoksa, canımın sıkılması... Uçurtma uçurmanın veya piknik yapmanın aslında çok da güzel aktiviteler olduğunun hatırlanması... Beraberce giyilecek kıyafetlere karar vermeler... Traş olurken kızımın “köpük operatörü” olarak bana yardım etmesi ve daha sonrasında öpücükleriyle kalite kontrolü yapıp, “Burada kalmış, burası batıyor” şeklinde rapor vermesi vs.vs.vs...

    Bu yazı giderek kızımla ilgili yaşadığım güzelliklere doğru kayıyor galiba... Eyvah!.. Şimdi yer sınırlamasının ne kadar da can sıkıcı bir şey olduğunu anladım. Bu kadar kısa bir yerde ben nasıl baba olmanın ne kadar keyifli, ne kadar yeri doldurulamaz, ne kadar da “ne kadar bir şey” olduğunu anlatabilirim...

    Kızım şu anda dört yaşında. En az 7-8 aydır haftasonu sabahları elinde çorabı ve hırkasıyla odama gelip, beni uyandırıyor (güne güzel bir başlangıç)... Anneyi uyandırmamaya çalışarak salona geçiyoruz (parmak ucu modu)... O günkü kahvaltıda krep mi omlet mi yemek istediğini söylüyor (lezzet)... O yumurtaları kırıyor ve karıştırma işlerini hallediyor, ben de ateş gereken yerleri hallediyorum. Sofranın hazırlanması tamamen ortak (işbirliği)... Anneyi kaldırıp, hep beraber kahvaltımızı yapıyoruz (iyi koca ve iyi evlat)... Annenin yoğun çalışması gereken bir haftasonu ise toplanması gereken masayı anneye bırakıp dışarı çıkıyoruz (uyanıklık)... Güzel bir tiyatro veya film bulup izliyoruz (sanatsal aktivite)... Karnımız acıkmışsa bir “bolkepçe aşevi” bulup, karnımızı doyuruyoruz (tutumluluk)... Gündüzü bir şekilde sonlandırıp evimize geri geliyoruz (kürkçü dükkanı)... Deliler gibi oyun oynuyoruz (dinlenme)... Annenin yaptığı süper leziz makarnalar eşliğinde, güzel bir çocuk filmi izleyip, koltukta uzanıyoruz (miskinlik)... Kızımın uyku saati geldiğinde odasına geçiyoruz ve ona bir hikaye kitabı okuyorum (edebiyat)... Uyku modundan çıkıp tekrar azma moduna geçme denemelerine, baba olarak karşı koymaya çalışıyorum (otorite denemesi)... En sonunda onu öpüp iyi geceler diliyorum. Ve beni yanaklarımdan öpüp üç kelime söylüyor: “Seni seviyorum babacığım”...


    Evet sahiden de hayaller gerçek olmuyormuş. Çünkü, ben böyle güzel bir şeyi hayal etmeye bile cüret edemezdim...haluk baylan
     
  12. 19 Haziran 2010
    Konu Sahibi : nestle76
  13. ozlemm78

    ozlemm78 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    29 Haziran 2009
    Mesajlar:
    770
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    yazılar cok gzl kızlar sağolun.
     
  14. 19 Haziran 2010
    Konu Sahibi : nestle76
  15. RANUNA

    RANUNA Popüler Üye Üye

    Katılım:
    11 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.148
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    baba olmayı hak eden bütün babaların gününü kutluyorum evlatları ile birlikde daha uzun seneler babbalar günü kutlamayı dliyorum.