Sürekliği hastalığı olan aşık olamaz mı

Konusu 'Ah Erkekler' forumundadır ve gxixzemlxix73 tarafından 11 Kasım 2007 başlatılmıştır.

    11 Kasım 2007
    Konu Sahibi : gxixzemlxix73
  1. gxixzemlxix73

    gxixzemlxix73 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2007
    Mesajlar:
    15
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Sürekli hastalığı olan sizce aşık olamaz mı yada sevilemz mi ,Bence Her bayan sevilmeye layıktır aşk bence bu tür şeyelere kulak asmaz diyordum ama ne zaman aşk kapıyı çalsa hastalığımı söylediğimde kapılar bir bir yüzüme kapandı NEDEN Yanlızlığa mahküm edilmemeliyiz bence suç bizim mi yaoksa erkeklerin mi
     
  2. 11 Kasım 2007
    Konu Sahibi : gxixzemlxix73
  3. RedRose

    RedRose Popüler Üye Üye

    Katılım:
    10 Nisan 2007
    Mesajlar:
    788
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    108
    tabikide her insanın sevmeye sevilmeye hakkı vardır bunun ayrımı yapılamaz hastasınız diyede öle birşeyiniz olamaz tam tersine hayata sımsıkı sarılısınız o kişiyle beraber bu sadece hastalıklada ibaret olmamalı bana göre suç sizin değil suçluda aramayın bence hasta olmak sizin seçiminiz değil aşk kapınızı birgün çalıcaktır elbet siz aramayın o size gelsin dimi ama hiçbirşeydende utanmayın :1hug:
     
  4. 11 Kasım 2007
    Konu Sahibi : gxixzemlxix73
  5. EU1

    EU1 Guest

    Tabiki Her Insanin Sevmeye Sevilmeye Hakki Vardir

    Kimse Sevgisine Engel Olamaz

    Hasta Yada Sağlikli Diye Sevgi Ayrim Tanimaz

    Ne Kanser Hastalari Var Sevgi Sayesinde Kendine Dönüyor Sağliğina Kavuşuyor

    Nice örnekleri Var Bunun Gibi .....

    Bence Senin Kismetin Tam Karşina çikmamiş
    Umutsuzluğa Kapilma Canim
    Umuyorum Sevgini Bilecek
    Değerini Anlayacak Kişi Muhakkak Karşina çikacak

    Ama Zamanla Oluyor Bu Işler
    Kismet Nasip Işleri

    Sağlikla Alakasi Yok..
    Ve Geçmiş Olsun

    Rahatsizliğin Neydi...
    çok Merak Ettimmm
     
  6. 11 Kasım 2007
    Konu Sahibi : gxixzemlxix73
  7. elisaa

    elisaa Minik Serçe Üye

    Katılım:
    31 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    4.431
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    106
    canım benim o halde senin karşına gerçekten aşkına ve sevgine layık biri çıkmamış. sevgi bu olamaz çünkü. sevgi ve aşkta bahanelere yer olmamalı
    bu nedenle sakın üzme kendini. umarım doğru insan en yakın zamanda çıkar karşına.
     
  8. 11 Kasım 2007
    Konu Sahibi : gxixzemlxix73
  9. gulsehri

    gulsehri Popüler Üye Üye

    Katılım:
    20 Nisan 2007
    Mesajlar:
    759
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Canim hic oyle dusunme,tabiiki herkesin sevmeye ve sevilmeye hakki var,hastaligin,kimi ne zaman ve nerede yakalayacagi belli olmazki,kim garanti verebilir yarin hastalanmayacagina,bu arada surekli olan hastaligin hakkinda bilgi verebilirmisin sakincasi yoksa.
     
  10. 12 Kasım 2007
    Konu Sahibi : gxixzemlxix73
  11. ertesigxuxn

    ertesigxuxn doğa'nın annesi Üye

    Katılım:
    27 Eylül 2007
    Mesajlar:
    917
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    canım çok üzüldüm kıyamam sana ama şöyle söyleyeyim şuana kadar samimi biri çıksaydı eğer karşına emin ol seni öyle kabul ederdi...emin ol seni seven sana değer veren biri çıkacaktır karşına..ben hep derim eşime eğer tedavisi olmayan bir hastalığa kapılmış olsaydın bile yine seni sevip evlenirdim...
    allah seni mutlu etsin hepa.s.
     
  12. 12 Kasım 2007
    Konu Sahibi : gxixzemlxix73
  13. jnaz

    jnaz Popüler Üye Üye

    Katılım:
    11 Ekim 2007
    Mesajlar:
    6.453
    Beğenildi:
    576
    Ödül Puanları:
    238
    canım benim demekki snin karşına karakteri sağlam biri çıkmamış malesef yarın kime ne olacağı bilinmez bende yakın bir zamanda siroz hastası olduğumu öğrendim ve ömür boyu ilaç tedavisi göreceğim ve nişanlıyım nişanlıma bunu da söyledim ve sürekli yanımdaydı zaten hatta geçenlerde yine burda bi doktor bebek sahibi olmamın çok zor olduğunu söyledi ve bunu da nişanlımla paylaştığımda bana o kadar kızdıki tabiki bebeğimizin olmasını isteriz ama kısmet bu yüzden seni bırakacağımı mı düşünüyosun dedi ve bir sürü azar işittim. inşallah sana layık biri çıkacaktır karşına
     
  14. 12 Kasım 2007
    Konu Sahibi : gxixzemlxix73
  15. gxixzemlxix73

    gxixzemlxix73 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2007
    Mesajlar:
    15
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    SLE hastasıyım yani bir çeşit romatizma canım teşekkür ederim yazın için ama kadersizim gibi geliyor
     
  16. 12 Kasım 2007
    Konu Sahibi : gxixzemlxix73
  17. gxixzemlxix73

    gxixzemlxix73 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2007
    Mesajlar:
    15
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Sistemik Lupus Eritematozus (SLE), sebebi bilinmeyen cilt, eklem, böbrek, kalp zarı, akciğer zarı gibi bir çok doku ve organ iltihabına bağlı çok sayıda bulgularla giden, değişik seyir gösteren ve çeşitli bağışıklık sistemi (immünolojik) anormalliklerle karakterize otoimmun, kronik sistemik bir hastalıktır.
    İlk kez 1833’de Fransız dermatologu Biett tarafından hastalık kronik dermatolojik bir rahatsızlık olarak tanımlanmıştır. Lupus terimi, latincede “wolf = kurt” anlamında olup lezyonun dokuyu tahrip edici özelliğini ifade etmektedir. Hastalığın sistemik olduğu 1872 yılında Kaposi tarafından fark edilmiştir. Hastalığın tanısında önemli bir bulgu olan “Lupus hücre” fenomeni 1948 yılında Hargraves tarafından tanımlandı. Daha sonra, otoantikor olan antinükleer faktörün, indirekt immunofloresan yöntemle 1957’de Frio tarafından gösterilmesi, SLE’nin otoimmun hastalık özelliğine ışık tutmuştur.
    ETİYOPATOGENEZ

    SLE hastalarında immun sistem her yönüyle anormaldir. Bu nedenle SLE patogenezinde hangi defektlerin esas olduğu bilinmemektedir. SLE’nin başlamasında ve devam etmesinde genetik olarak yatkın bireylerde çevresel faktörlerin rolü olduğu düşünülmektedir. Siyah ırkta, uzak doğuda ve Amerikan yerlilerinde, bazı ailelerde SLE sıklığında artma olduğu gösterilmiştir. Eğer bir aile bireyinde SLE varsa, tek yumurta ikizlerinde SLE gelişme riski yaklaşık %30 ve diğer birinci derece akrabalar için %5 artmıştır. Kalıtsal yatkınlık yanında, hasta ailelerinde otoimmun aktiviteyi yansıtan otoantikor pozitifliği ve supressör T hücre fonksiyonunda azalma genetik faktörlerin önemini desteklemektedir.

    Çevresel faktörlerin genetik yatkınlığı olan bireylerde immun düzenlenme bozukluğunu tetikleyerek rol oynadığı düşüncesi ağır basmaktadır. Bu faktörler içerisinde özellikle viruslar, UV ışığı ve ilaçlar sayılabilir.

    Prokainamid, hydralazin, diphenilhydantoin ve isoniazid gibi bazı ilaçlar antinükleer antikor yapımına neden olur ve klinik olarak lupusa benzer tablo görülebilir. Bu durum ilaca bağlı lupus veya lupus benzeri sendrom (lupus like syndrome) olarak bilinir. İnfeksiyöz ajanların çoğu immun stimülasyon ve sitokin üretimine sebep olurlar ve genetik yatkınlığı olan bireylerde lupusun ortaya çıkmasına neden olabilirler. SLE’de viral partiküllerin hücreler içinde görülmesi, antiviral antikorların yüksek olması, viral RNA ile reaksiyon veren anti RNA antikorlarının varlığı virusların rolünü kuvvetlendiren çalışmalardır.

    SLE’de, doğumsal olarak kompleman proteinlerinin eksiklikleri bulunabilir. Bunlar arasında C2 eksikliği diğerlerinden daha sık görülmektedir. Kompleman eksiklikleri infeksiyonlara hassasiyet oluşturarak hastalığın başlamasında kısmen rol alabilir. Ayrıca tanımlanmış olan otoantikor yığınıyla, B hücre (antikor yapan hücre) hiperaktivitesinin SLE patogenezinde esas olduğu sürpriz oluşturmayacaktır.

    Otoantikor aracılığı ile hastalık gelişmesinde iyi bilinen mekanizma, antijen antikor komplekslerinin dokularda depolanmasıdır. Depolanmalar özellikle damarlarda ve böbrekteki glomerüllerde gösterilmiştir. Hücre içi proteinlere ve nükleik asitlere karşı gelişen otoantikorlar ölü hücrelerden açığa çıkan antijenlere bağlanarak dolaşan immun kompleksleri oluştururlar. Antijen hakkındaki bilgilerimiz sınırlıdır ancak antikorun tipi sıklıkla IgG’dir. Immun komplekslerin dokularda depolanması kompleman aktivasyonuna ve iltihabi cevaba neden olur. Komplemanın C3a ve C5a komponentleri aracılığıyla iltihabi hücreler aktive olur, inflamatuar mediatörler salar, pıhtılaşma hücrelerinin aktivasyonu küçük pıhtı oluşumuna yol açar, reaktif oksijen metabolitlerinin üretimi, hidrolitik enzimlerin ve sitokinlerin salınımı direkt doku hasarına sebep olur. İmmun komplekslerin daimi varlığı, doku hasarının kronik olmasına yol açar. Klinik olarak damar iltihabı, kalp zarı iltihabı, akciğer zarı iltihabı, deri lezyonları ve böbrek iltihabı ile sonuçlanır. iltihaptan etkilenen organlarda skar oluşumu, fonksiyon kaybı görülür.

    SLE gelişmesinde kadın cinsiyeti de önemli bir risk faktörüdür. SLE’li hastalar ve lupuslu fare modellerinde gösterilen östrojen (kadınlık hormonu) ve androjen (erkeklil hormonu) metabolizmasındaki anormallikler, özellikle östrojenin patogenezdeki önemli rolü artık günümüzde ortaya çıkarılmıştır.

    GÖRÜLME SIKLIĞI

    SLE nadir bir hastalık değildir. Son yıllarda hassas immunolojik testlerin gelişmesi, özellikle antinükleer antikor(ANA), anti-DNA antikorları ve kompleman tayinleriyle hastalığın hafif formlarının tanınması, insidans ve prevalansda (görülme sıklığında) artışa yol açmıştır. Hastalık prevalansının yüz binde 15-50 olduğu rapor edilmiştir. Farklı coğrafik bölgelerde daha düşük veya yüksek riskli toplumlar vardır. Hastalık siyah ırkta, beyaz ırka kıyasla 3-4 katı daha fazladır.

    SLE her yaşta ortaya çıkabilirse de, en sık 13-40 yaşları arasında görülür. Hastaların %90’ı doğurganlık yaşındaki kadınlardır. Kadın/Erkek oranı 9/1dir. SLE, çocuklarda ve yaşlılarda da görülür. Kız çocuklarında erkek çocuklarına oranla üç katı fazladır.

    KLİNİK BULGULAR

    SLE’nin tipik başlangıcı sadece birkaç hastada görülür. Daha sık olarak hastalarda önceleri yorgunluk ve eklem iltihabı gibi bir veya iki bulgu vardır. Sonra SLE’nin diğer özellikleri gelişebilir. Hastalardaki tutulan organlar değişiktir ve tutulan organ sistemine göre hastalığın şiddeti değişir. SLE alevlenme ve düzelme ya da inaktif hastalık dönemleriyle karakterizedir. Tanı konduğunda çoğu hastada yorgunluk, ateş ve kilo kaybı gibi temel bulgular vardır. Şimdi bütün bu bulguları birer birer inceleyelim.

    SLE’li hastaların yaklaşık %90’ında ilk semptom artrit (eklem iltihabı) veya artralji (eklem ağrısı) dır. Çoğunlukla; simetrik, zaman zaman ortaya çıkan yumuşak doku şişliği ile birlikte artralji şeklindedir. Daha az sıklıkla poliartrit (birden fazla eklemin iltihabı) görülür. Tipik olarak el parmakları eklemleri, el bileği, dirsek ve ayak bilekleri tutulabilir. Çoğunlukla simetriktir. Sabah katılığı hastaların %50’sinde bulunur. Eklemdeki iltihabi bulgular geçici olabilir veya kronikleşebilir. SLE artritinde (romatoid artrit hastalığı için tipik olan) yıkıcı değişiklikler genellikle bulunmaz. Deformiteler muhtemelen kronik eklem tutulumuna bağlıdır.

    Tenosinovit hastaların %10’unda görülür.

    Kas ağrısı hastalığın başlangıcında hastaların 1/3’ünde bulunur,bir kısım hastada kas hassasiyeti vardır. Kas güçsüzlüğü ve kas dokusunda azalma da bulunabilir. Kortizon veya sıtma ilacı tedavisine bağlı kas hastalığı görülür.

    Deri, saç ve müköz membran anormallikleri SLE’nin ikinci en sık görülen belirtileridir (Hastaların %85’inde). SLE’de birçok değişik tipte deri belirtileri görülebilir. Her iki yanak ve burun köprüsünü kaplayan, burun ve dudak arası oluklarda görülmeyen, kelebek şeklindeki kırmızımsı döküntü (malar rash) güneş ışığına maruz kalmaksızın da olabilir. Ancak güneş ışığıyla artabilir. SLE’li hastalarda ikinci sıklıkta görülen kırmızımsı döküntü vücudun herhangi bir yerinde olabilen deriden kabarık döküntüdür. Hastalığın sistemik alevlenmesinden önce sıklıkla deri lezyonlarının alevlenmesi söz konusudur. Yukarıda sözü edilen lezyonlara ilaveten ürtiker, bül (içi serum dolu kesecikler), livedo retikularis (harita tarzı görünüm), pannikülit (cilt altı yağ dokusu iltihabı), saç dökülmesi gibi diğer deri belirtileri de görülebilir. Sıklıkla ağrısız olan ağız içi mukoza ülserleri, yumuşak ve sert damakta olur. Raynaud Fenomeni (soğukta el veya ayakta ortaya çıkan beyazlaşma, morarma ardında kızarma) , gangrene neden olabilecek kadar şiddetli olabilir.

    Hastaların %50-60’ında fotosensitivite (ışık duyarlılığı) bulunur.Güneş ışınları ile cilt lezyonlarında artış yanında sistemik bulgularda da artış görülebilir.

    Yaklaşık %50 hastada klinik olarak belirgin böbrek tutulumu olur. Böbrek yetmezliği SLE hastalarında önemli bir ölüm nedenidir. Her ne kadar ışık mikroskobuyla %30-40 vakada böbrek normal görünürse de, immunfloresans ve elektron mikroskobiyle incelendiğinde, SLE vakalarının hemen hepsi bir miktar böbrek tutulumu gösterir.

    Hastaların yaklaşık %20’sinde gö bulguları oluşur. Retinal (göz dibi) vaskülit sık değildir ancak körlüğe yol açabilir.

    SLE’de akciğer, kalp veya karın zarı ortaya çıkabilir. Akciğer zarı tutulumu hastaların %30-60’ında bulunur. Hastanın nefes almakla,öksürmekle artan yan ağrısı ağrısı vardır. Buna rağmen radyografik bulgu bulunmayabilir. Akut akciğer dokusu tutulumu, akciğerden kanama olmaksızın akut pnömoni şeklinde görülebilir. Lupus pnömonisi tanısı, infeksiyon etkeni dikkatle araştırıldıktan ve bulunamadıktan sonra konmalıdır.

    Kalp zarı iltihabı, akciğer zarı iltihabından daha az sıklıkla ortaya çıkar (%20-30). Otopsi çalışmalarında %60 bildirilmiştir. Klinik olarak kalp zarı iltihabı düşünülmediği halde EKG ile zar boşluğunda sıvı saptanabilir.

    Karın zarı iltihabı klinikte sık rastlanmadığı halde otopsilerde %60 olarak bulunmuştur. Akut olarak seyreden bulantı, kusma, yaygın karın ağrısı olan hastalardan karın zarı iltihabı ihtimali düşünülebilir.

    SLE’de kalbin tüm tabakaları da eşit derecelerde hastalığa katılır. Libman sacks endokarditi (kalbin iç tabakasının iltihabı) SLE’nin tipik kalp bulgusudur. Çoğunlukla sessiz olmasına rağmen otopsi çalışmalarında %30 oranında saptanmıştır. Lupusta kalp kapakçığı hastalığı da görülebilir. Damar bulgusu bulgu olarak da hastaların %10’unda daha çok bacaklarda damar içi pıhtılaşma gelişir.

    Sinir sistemi belirtiler de bu hastalarda oldukça değişiktir. Hastalarda psikoz, depresyon gibi bulgular yanında sara nöbetleri, beyin kanaması, geçici felçler görülebilir. Psikiyatrik bulgulardan depresyon, psikoz kortizon kullanımına da bağlı olabilir. Bu durumda ilacı kesmek gerekir.

    Hastaların %50’ sinde mide barsak sistemi bulguları saptanır. İştahsızlık, bulantı, kusma en sık olanlarıdır. Bu bulgular karın zarı iltihabına, bağırsağın damarsal hastalığına veya ilaç tedavilerine bağlı olabilir. Mide barsak tutulumu, yemek borusuna ait bulgular, barsağı besleyen damarların iltihabı, iltihabi bağırsak hastalıkları, pankreas iltihabı veya KC hastalığı şeklinde kendini gösterir.

    Hafif veya orta derecede dalak büyüklüğü hastaların %20’sinde saptanır. Klinik olarak hastalığın aktif olduğu dönemlerde, hastaların yarısında yaygın len bezi büyümeleri olur. Bu bulgu çocuklarda daha sıktır. Kan hücrelerine ait anormallikler de hastalığın aktivasyonuyla değişir. En sık bulgu kansızlıktır. Hastaların %10’unda önemli derecede kan hücre yıkımı görülür. Bunu dışında diğer kan hücrelerinde de anormallikler ve azalmalar görülebilir.

    ANA (antinükleer antikor), SLE için spesifik değildir. Pozitifliği SLE düşündürür. SLE’de ANA %95-98 pozitiftir. ANA ailesinden olan anti ds-DNA’ nın yüksek düzeyleri hastalık için spesifik kabul edilebilir. Hastaların %75’inde bulunur.

    Kompleman düzeyleri (C3 ve C4) aktif hastalarda düşük bulunur.

    Aktif böbrek hastalığında, idrarda proteinüri, granül yapıları ve hücreler, silendirler bulunur.

    TANI

    Eklem ağrıları ile birlikte multi sistem hastalığı olan kişilerde SLE’den şüphelenilmelidir.

    TEDAVİ

    Yeni tanı almış olan hastada genel tedirginlik hali gözlenir. Hastanın psikolojik desteğe ihtiyacı vardır. Tedavinin yanında hastalar uyku, dinlenme, güneş ışığından korunma, beslenme ve egzersiz gibi konularda ilgilendirilmelidir. Cerrahi müdahale, enfeksiyon, doğum, düşük yapma, psikolojik baskılar hastalığı alevlendirir. SLE iyileşme ve alevlenme dönemleriyle seyreden bir hastalıktır. Alevlenme dönemlerinde kortizon dışı antiromatizmal ilaçlar, sıtma ilaçları, kortizon ve immunsupresif (bağışıklı sistemini baskılayıcı) ilaçlar kullanılabilir.

    HASTALIĞIN GİDİŞİ

    Son yıllarda gelişen teknoloji ile hastalığın erken tanınması, tedavinin daha hızlı olması hastalığın gidişini iyi yönde etkilemiştir. Beş yıllık yaşam %97, 10 yıllık yaşam %93, 15 yıllık yaşam %83 bildirilmiştir. Hastaların %2-10’unda tam iyileşme olabilir.
     
  18. 12 Kasım 2007
    Konu Sahibi : gxixzemlxix73
  19. RedRose

    RedRose Popüler Üye Üye

    Katılım:
    10 Nisan 2007
    Mesajlar:
    788
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    108
    bu ne yahu kısaca anlatsaydın keşke bu kadar ayrıntıya girmeseydin bazı kelimeleri hiç anlamıyor hastalığın herneyse geçmiş olsun diliyorum ve hiçbir şekilde üzülme o suratına kapanan kapıların ardındaki kişiler yarın hastalık la ölmüceği ne malum :uhm: boşver Allah görüyor herşeyi