Sus Söyleme

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve realist tarafından 6 Eylül 2007 başlatılmıştır.

    6 Eylül 2007
    Konu Sahibi : realist
  1. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    Sus Söyleme


    Yakışıklı genç adam, İstanbul’da, Sultan Ahmet Meydanında bir bankta oturmuştu. Hava güneşli, kuşlar da, insanlar da cıvıl cıvıldı. İçindeki neşe, genç adamın dudaklarında dans eden bir ıslığa dönüşmüş, hafif bir sesle çalıyordu.

    Genç adam, içindeki yaşama sevinciyle çevreye bakınırken, biraz uzağındaki ağacın altındaki banka yeni gelen genç kızı gördü. İlk andan itibaren genç kızın yüzünün güzelliği ve bu güzelliği daha da artıran gülümseyişi dikkatini çekmişti. Kızın gülümseyişine dalmışken çevrede yayılan şarkıya da ilk defa dikkat etmişti. Gözlerini kızdan ayırmadan şarkıyı dinlemeye başladı;

    Mazi yalanmış sanki, sanki bir rüya gördüm.
    Yâr aşkıyla geçti de beyhude ömrüm,
    Yâr gitti gurbete, gitti ah! gitti de
    Boş şimdi ellerim, dertlidir gönlüm

    Gözümde yaş, saçımda ak, gerisi yalan
    “Gün bu gündür anca yâr’le yaşanan”
    Eksildi takvimler, geçti ömrüm, geçti
    Çektiğim ‘ah!’larım elimde kalan

    “Gün bu gündür anca yâr’le yaşanan” cümlesi, genç adamın aklına çakılıp kalmıştı. “Bu günü değerlendiremezsen, sevdiğinle yarının belki de hiç olmayacak” diye düşündü.

    Yakışıklı olduğunu düşünüyordu. Okuduğu edebiyat fakültesinden de destekli güzel cümlelerle kıza açılması gerektiğine karar verdi. Kendi kendini bir daha ikna etti; “Şimdi cesaret etmezsen, bir daha hiç göremeyeceksin”.

    Genç adam cesaretini topladı, ayağa kalkıp, genç kızın yanına doğru yürüdü. Genç kız, yanına gelen genç adamı gördüğünde de gülümsemeye devam ediyordu. Genç adam, genç kızın meraklı ama neşeli bakışları altında hemen konuşmaya başladı;

    -Merhaba, ben Hüseyin. Kusura bakmayın rahatsız ediyorum ama inanın güzelliğinizin ve gülümseyişinizin ihtişamı, güzel çiçeklerin kokusunun, bir kelebeği etkilemesi gibi beni cezbetti.

    Hüseyin, genç kızın gülümseyişinin arttığını fark etti. Bunun üzerine konuşmasına devam ederken, genç kızın yanını eliyle göstererek ‘oturabilir miyim?’ gibilerden işaret etti. Hüseyin’ın el işaretleriyle izin istemesini fark eden genç kız, biraz daha yana çekilerek oturacak yer açtı. Hüseyin, sevinçle otururken konuşmasına devam etti;

    -İnanın sizi gördüğüm şu kısa sürede, güller için feryat eden bülbülleri anladım, ilk görüşte aşkı anladım, gecelere mehtaba karşı dalan âşıkları anladım. Bundan sonra mehtaba bakarken, gözümde sizin hayalinizi canlandıracağım, yıldızlarla konuşup, sizden haber soracağım. Yeter ki bana bir ümit veriniz, bir gülümseyiniz…

    Hüseyin cümlelerinin bu kısmına gelince durdu, ümit dolu bakışlarla genç kıza baktı. Genç kız da bir an durdu sonra gülümsemesine rağmen başını iki yana salladı. Tam bir şey söyleyecekti ki, Hüseyin atıldı, parmağıyla ‘Sus’ işareti yaparak;

    -Susunuz, lütfen söylemeyiniz. Bir olumsuz cümleniz yıkar beni, kalbim perişan olur. Oysa... oysa… ‘Hayır’ demediğiniz sürece bir umut kuşu yüreğimde çırpınıp duracaktır. Bir gün ‘Evet’’, duyma ihtimaliyle sesinize kulak vereceğim. Her rüzgârda, hatta serçelerin sesinde haber bekleyeceğim.

    Genç kız, yine başını iki yana salladı, konuşacakken yine Hüseyin, olumsuz cevap vereceğini düşünerek engelledi;
    -Hayır… hayır susunuz, söylemeyiniz. Yıkmayınız ümit dünyamı, tüm kapıları kapatmayınız. ‘Kalbinizi kazanmak! ‘ uzak ülke, olsun şimdilik tek ümidim sizle tanışmak, arkadaş olmak. Fakat öyle korkuyorum ki reddinizden.

    Hüseyin, genç kızın Sultan Ahmet Meydanı’nda bulunmasından eski eserlere, Osmanlı sanatına düşkün olabileceği ihtimalini çıkardı. Eski şiirlerden, divan şiirinden hatırlamaya çalıştı ama heyecandan aklına sadece birkaç kelime geliyor, bildiği şiirleri bile tam hatırlayamıyordu. Aklına gelen kelimelerden cümleler kurmak için çabaladı;

    -Seher vakitlerinde uyanıp, bad-ı sabahtan soracağım seni. Bülbül yanarken gül sevdasına, benim ahım karışacak feryadına. Reddederseniz inanın rastlamazsanız ben kadar bedbahtına.

    Aceleyle cebinden çıkardığı kağıda adını, telefonunu yazdı. Fırsattan istifade konuşmak isteyen genç kızı yine susturdu

    -Susunuz, söylemeyiniz fermanımı, bir hayır sözüyle kanar içimde güller kanar, fırtınalar kopar, gönlümde nice yangınlar çıkar. Bir gün, belki bir gün ‘Evet’ derseniz olurum anca bahtiyar.

    Hüseyin, uzattığı kağıdı, nerdeyse zorla genç kızın eline tutuşturdu;

    -Sizi daha fazla rahatsız etmeyeceğim, dönüp gideceğim sizsiz kapkara olan hayatıma, ömrüme. Önce alınız bu kağıdı, son ümidim olarak bekleyeceğim, benimle tanışmak isterseniz ismim ve telefonum var burda. Hoşçakalınız.

    Cümlesi biter bitmez ayağa kalktı ve hızlı adımlarla uzaklaştı.
    Geride şaşkın halde kalan genç kız bakışlarında buruk bir gülümseyiş, epey uzaklaşan gencin arkasından mırıldandı;

    -He didn't let me tell something that I can't speak Turkish (Söyletmedi ki, ben Türkçe bilmem)