Suskunlugu bilir misin?

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve roxett tarafından 20 Temmuz 2006 başlatılmıştır.

    20 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : roxett
  1. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108

    Suskunlugu bilir misin?
    Bir anda hayattan kopup nefis bir sessizlik senfoninin ortasında buluvermek kendini...
    Suskunlukları bilir misin?.. Ansızın kesilen konusmaların ardından kulaklarının nasıl da uğuldadığını?..
    Solukları duyarsın sadece... Kelimelerin eksik kaldığı anlarda susar insan...
    Seni öylesine seviyorum ki; bunu kelimelerle ifade edemiyorum ve susuyorum. Gözlerime bak anlarsın!
    Oradan bir pencere açıyorum, senden bana dogru; süzülebilirsin içeri istersen...
    ve penceremi açtıktan sonra susuyorum... Susuyorum, duyarsın!..
    Aslında ne çok sey söylenir susmalarda... Gerçek kendin olursun; tüm elbiselerinden yoksun çırılçıplak,
    aynen savunmasız bir bebek gibi... Aracı kullanmadan, kelimelerin bencilligine yakalanmadan...
    Susarsın...
    Bosluga konusursun susarak...
    Düsünceler on-ikiden vurur o zaman; tellere dokunmadan, havayı kullanmadan...
    Böyle susmalarda bulursun bir çok sorunun cevabını... Ve belki de kendini tanırsın.
    Hatta o müthis soru var ya, "ask nedir?"
    Onun bile cevabını bulabilirsin ama ifade edemezsin, susarsın!..
    Bilirim acı verir bazen susmak... Konuşmak istersin; kelimeler bogazına dügümlenir.
    Her sey bitmistir aslında...
    Ne kelimeler ne de suskunluk bir ise yarar artık.
    Zalim acı saplanmıstır en derine; duyulan sadece iç çekislerdir artık...
    Bir de; dilinin ucuna hücum eden ve dudak kalesine çarparak bozguna ugrayan kelimeler...
    Gözyası da suskunlugun meyvesidir. Dokunur acının üzerine; ılık, tuzlu bir ilaç gibi...
    Önce yakar, belki de acıyı azdırır. Ya sonra?..
    Uyusur kasılan gözlerin... Oradan kalbine damlar susan sesin...
    Sessizce, kimsesizce aglarsın; duyarlarsa gelirler ve beni yalnızlıgımla ayırırlar diye korkarsın,
    hıçkırıklarını bogarsın, susarsın!..
    Susarsın... Susarsın ama!!! Anlamsız sesleri duyumsamaya baslarsın bu sefer de...
    Bütün enstrümanlar vardır ama sef yoktur. Kelimeler pesi sıra çıkar, cümleler kurulur tumturaklı, anlamsız...
    Anlam yüklemeye çalıstıgın her cümle, bir öncekini daha da anlamsız hale getirmeye baslamıştır bile...
    sefsiz bir orkestradan bas döndüren bir senfoni bekleyemezsin ki!.. Sonra anlamsızlıkları sıralayıp,
    onlara sahte anlam elbiseleri giydirmeye baslarsın; rüküs olurlar.
    Cımbızla ararsın içlerinden anlamlı kelimeleri seçmek için...
    Karanlık bir odada bulmaya çalıstıgın bir ısık; göremezsin...
    Cam kırıkları gibi beynine saplanan kıymık kelimeler; kanatır, hissedemezsin...
    Yaslar hücum eder gözpınarlarına, aslayamazsın!..
    Ayna yazılar vardır; ruhuna çevrilmis... Bakmayı bilebilirsen kıymetli kelimeler...
    En kuytu köselerinde yapacagın bir gezinti kendine bile itiraf edemediklerini çıkarıverir günyüzüne...
    Karanlıga günes açar ve sersemce fikirlerin yere basmaya baslar.
    İste o zaman...
    Ne suskunlugun anlamı, ne seslerin karmasası kalır.
    Sadece, "beyazın üstüne siyah"..
     
    AmyWinehouse bunu beğendi.
  2. 21 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : roxett
  3. MsscooL

    MsscooL Guest

    Belki ellerine kan bulaşmaz; belki gözlerini yumar, kulaklarını tıkarsın; çığlıklar parçalanır duvarlarında...


    Kafanı çevirirsin yardım nidalarına ya da elvedalara...


    Hiçbir şey değişsin istemezsin; yolunu tutmuş, yükünü almışsındır; paylaşmayı bilmezsin...



    Kimsenin yerine koyamazsın kendini; ne anlamaya, ne anlamlandırmaya çalışmazsın bir şeyleri...



    Sevgiden, aşktan, dostluktan dem vurup, ortak olmazsın sorunlarıma...



    Her adım atışında çekersin kendini geri; “konuş!” derim, susarsın...



    Ya düşüncelerin yoktur kendine ait, ya korkarsın düşündüklerini söylemekten...



    Gerçekten var mısın, ihtiyacım olduğunda ortalıkta görünmezken...



    Nasıl inanırım sana; haklıya “haklı”, haksıza “haksız” diyemezken...



    Sessizlikte boğulurken sesim; ancak fısıldayarak söyleyebiliyorum: “sessizlik cinayettir!”



    Gidene “gitme” diyemeyenin, gelene “hoş geldin”’i ne kadar anlamlıdır bilemiyorum.



    Benim gibi konuşmayıp, benim gibi yazmayandan uzak durursam; nereye götürür beni bu tekdüzelik!



    Arada bir “saçmala!” desin biri, ölçüp biçeyim, düşüneyim üstünde; onun kadar sert, onun kadar umursamaz olmayayım; içim rahat olsun “yanılıyorsun” derken ve gülümseyeyim.



    Dikkatli oldugumdan dikkat isterim doğru; kaçınırim kötü söz söylemekten; anlamadan itham etmek istemem; tahammül gösteremem yargısız infazlara; her duyguma bir cümle bağlayabilirim istersem; ama öfkelenmeden yazamam, yazamam yazmasına da sövemem de kimseye...



    Sessizlik izin verir karşındakine, seni dilediğince yorumlaması için...



    Ve bazen, en fazla bağıranla, hiç sesi çıkmayanı ayıramam birbirinden...



    Ve merak ederim: “Ne saklıyorlar benden?”



    Belki gözlem yapıyorlar, belki veri topluyorlar; herkes bağırırken susmak, erdem sayılır belki; ya sessiz çoğunluğun bir parçası olmak?



    Ben ağlarken gülüyorsan anlayış gösterebilirim; ben ağlarken ağlıyorsan “dostum” diyebilirim, ben kalırken gidiyorsan “korkak” sanabilirim; ben severken itiyorsan, vazgeçebilirim senden ve ben sorarken susuyorsan, katlim vaciptir demektir; ölebilirim!



    Sessizlik cinayet işler bazen; ne bir tanık, ne bir kanıt bırakmaz arkasında; bazen bizim gibi sessiz, bazen tırnaklarını toprağa geçirerek, hayatımızdan çıkıp gider insanlar; bazen anlamamanın, bazen anlaşılmamanın acısını duyarlar.



    Ve fark etseler de, etmeseler de, kimse güvende değildir artık; oysa, güvende olmak için tercih edilir susmak!



    Ve vicdanımızın tek düşü olur; deliksiz uyumak!