Taciz, şiddetin en ağırı.

Konusu 'Kadın'a Dair' forumundadır ve Elif tarafından 17 Mart 2009 başlatılmıştır.

    17 Mart 2009
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.595
    Beğenildi:
    5.125
    Ödül Puanları:
    438
    İnsanoğlunun istemediği söz, hal ve davranışa engel olamadan maruz kalması şiddetin en ağırıdır. Zira insan, istemediği, hoşlanmadığı bir durumla karşı karşıyadır ve fazlasıyla yara alabilir.

    Yaşanan bir çok taciz vakalarında kişilerin benlik değerlerini çok düşük hissettikleri, kendilerine saygılarının azaldığı, tüm bu duygularla baş edemediklerinde kendilerini suçlar duruma geldikleri, bilinen klinik gerçeklerdendir.

    Aynı zamanda tacizde bulunan insanların ruh sağlığı da normal boyutlarında değildir. Her ne kadar “Tahrik unsuru var” cümlesini sıkça duyuyor olsak da, bu, tacize haklı gerekçe sunmaz ve durumu normalleştirmez.

    Taciz, aynı zamanda kişinin kendi sınırlarını bilmediği gibi, başkalarının sınırlarını da kabul etmemesidir. Tacizde düpedüz sınırların ihlâli vardır. Kişinin kendi bedeni en çok sahiplendiği sınırlarıdır. Başkasının bedenine dilediğiniz gibi davranamazsınız. Orada sizin için yasaklar ve cezalar bulunmaktadır. Fakat psikolojik olarak ruh sağlığı yerinde olmayan insanlar tüm bu gerçeklikleri, yasakları dikkate almadan sadece dürtüsel ve içgüdüsel davranabilmektedirler.

    Yine bilinen klinik gerçeklerden biri de tacize defalarca uğramış insanların bu problemleri çözemedikleri takdirde, sonunda saldırı düzeyinde taciz olmasa da, fark etmeden başkalarını taciz ya da tahrik edebildiğidir.

    Yapılan araştırmalarda bedeni üzerinden ticaret yapan insanların çoklukla geçmişlerinde taciz, ihanet ve tecavüz olayı yaşadıkları bilinmektedir. Mağdur, kendisine yapılanla baş edemediği, yaşadığı acı dolu tecrübeyi engelleyemediği için çatışmalarını, öfkelerini artık ötekilere yönlendirerek kendini ve başkalarını cezalandırmaya başlar.

    Tüm bu durumlar toplumun ahlâkî değerleri ve normları için son derece tehlike arz ettiğinden gerek hukukî, gerekse toplumsal açıdan bize düşen vazife, onların mahremiyetlerini muhafaza ederek ısrarla kamuoyuna ifşa etmemektir. Zira kişi zaten yeterince psikolojik, fizyolojik olarak darbe almıştır. Bu tür olayların ifşası kişinin ağır utanma duygusu yaşamasına sebep olmaktadır. Medya, ortaya atılan herhangi bir iddiadan yola çıkarak ispatlanmamış olayı bu derece yüzeyde tartışarak, aslında topluma zarar vermektedir. Bu tür hassas konularda medyaya düşen görev, toplumu olumlu bazda doğruya yönlendirmesidir. Sadece rating uğruna yapılan programlar ve sahnelenen durumlar hiç de hoş olmayan görüntülere sebep olarak anormal olanlar normale dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Toplum olarak hem kendi mahremiyetimize, hem ötekilerinin mahremiyetine son derece duyarlı olmamız gerekmektedir.

    Hem bireysel, hem toplumsal anlamda bu problemlerin en doğru çözümü, her zamanki gibi eğitimden geçmektedir

    Alıntı:Bizim Aile dergisi