tarihimizi bilmiyoruz galiba. bakın soykırımı asıl biz yaşamışız!

Konusu 'Türk ve Türkiye Tarihi' forumundadır ve sel tarafından 28 Temmuz 2008 başlatılmıştır.

    28 Temmuz 2008
    Konu Sahibi : sel
  1. sel

    sel İkimiz ve oğlumuz Pro Üye

    Katılım:
    31 Ocak 2008
    Mesajlar:
    9.452
    Beğenildi:
    99
    Ödül Puanları:
    153
    BU UNUTULUR MU?



    (Unuttuk Maalesef…


    Birinci Dünya Savaşı'nda
    [FONT=Times New
    Roman]İngilizlere,

    150 bin askerimiz esir düştü.
    Bu askerlerden bir kısmı da [FONT=Times
    New
    Roman]Mısır'ın[/FONT]

    İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na
    Hapsedildi.
    Kampın tam adı,
    'Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-I Harbiye Kampı' idi.
    Bu kampta,
    [FONT=Times New
    Roman]1918'de[/FONT]

    Filistin Cephesinde esir düşen 16. Tümen'in 48. Alayı'na bağlı
    Osmanlı Askerleri
    [FONT=Times New
    Roman]Tutuluyordu.[/FONT]

    12 Haziran 1920'ye kadar
    iki yıl boyunca
    Her türlü işkence, eziyet, ağır hakaretler ve aşağılamaya maruz kaldılar.
    İnsanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi…
    Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların
    Yalan yanlış çevirileri ve
    kışkırtmaları nedeniyle,
    kampların İngiliz komutanları,
    azılı Türk Düşmanı haline
    [FONT=Times New
    Roman]gelmişlerdi.[/FONT]

    Savaş bitmişti.
    Ancak,
    Kamptaki ağır koşullar nedeniyle
    ölenler dışındaki askerleri
    Teslim etmek,
    İngilizlerin işine
    [FONT=Times New
    Roman]Gelmiyordu.[/FONT]

    Çünkü,
    olası yeni bir savaşta,
    Bu askerlerin
    Yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından,
    İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.
    Çözüm
    Toplu katliamdı…
    [FONT=Times New
    Roman]Askerlerimiz,[/FONT]

    Mikrop kırma bahanesiyle,
    süngü zoruyla
    Dezenfekte havuzlarına sokuldu.
    Ancak;
    Suya normalin çok üzerinde
    'krizol' maddesi
    [FONT=Times New
    Roman]katılmıştı..[/FONT]

    Mehmetçik,
    Suya daha ayağını soktuğunda,
    aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu.
    Ancak,
    İngiliz Askerleri,
    dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı.
    Mehmetçikler,
    Bellerine kadar gelen suya başlarını sokmak istemediler.
    Ancak,
    Bu kez İngilizler havaya
    (başlarının üzerine)
    ateş etmeye başladı.
    [FONT=Times New
    Roman]Askerlerimiz,[/FONT]

    ölmemek için,
    [FONT=Times New
    Roman]çömelerek başlarını suya soktular.[/FONT]

    Ancak,
    başını Sudan kaldıran artık göremiyordu.
    Çünkü gözleri yanmıştı…
    Dışarı çıkanların halini gören
    sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi
    Ve 15 000 (15 bin) askerimiz
    kör oldu.
    Bu vahşet,
    25 Mayıs 1921 tarihinde
    TBMM.' de görüşüldü.
    Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler
    Bir önerge vererek,
    Mısır'da esirlerin
    Krizol banyosuna sokularak,
    15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini,
    Bunun faili olan
    İngiliz doktor,
    Garnizon Komutanı ve
    Askerlerin
    cezalandırılması için,
    TBMM' nin teşebbüse geçmesini istediler.
    Ancak,
    Yeni kurulan devletin bin türlü derdi vardı.
    Ağır sorunlarla uğraşan TBMM' de
    Bu hesap sorma işi
    Unutuldu gitti.
    Ama onlar
    [FONT=Times
    New
    Roman]Unutmuyorlar…[/FONT]

    Kendi ihanetlerini bile
    soykırım ambalajına sarıp,
    dünya kamuoyuna
    [FONT=Times New
    Roman]Sunuyorlar.[/FONT]

    En üzücü olanı da
    [FONT=Times New
    Roman]Malum birilerinin, [/FONT]

    Bu karalama kampanyalarına
    çanak tutması…


    ERMELİLER SOYKIRIM YAPILDI DİYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR.


    BİZİM


    TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK.!!!

    [/FONT]
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 19 Kasım 2008
  2. 28 Temmuz 2008
    Konu Sahibi : sel
  3. hxixstory

    hxixstory Aktif Üye Üye

    Katılım:
    11 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    30
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Ne kadar yazık ki bu böyle...Bizim sevgili (!) bir yazarımızda çıkıp Türkler ermeni soykırımı yaptı demişti. Tarihimizi bilemiyoruz ne kadar yazık ki ama sor hangi ünlü kimin sevgilisi hangi manken nereye tatile gitmiş 1 ayda 16 kilo veren şarkıcı kiminle yakalanmış hepsini biliriz.
     
  4. 29 Temmuz 2008
    Konu Sahibi : sel
  5. neslihan cansel

    neslihan cansel Popüler Üye Üye

    Katılım:
    22 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    124
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Evet çok haklısın.
    bizim toplumumuz hep böyle magazinsel ve belden aşağı şeylerle uğraşıyor.Hiç bir zaman kendi gerçeklerimize odaklanmıyoruz.Daha çok sorunlardan kaçan bir yapımız var.
     
  6. 12 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : sel
  7. tiramisu

    tiramisu Aktif Üye Üye

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    148
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Ortaasya, Kafkasya ve Ortadoğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.

    Geçmişte Osmanlı devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Osmanlı devletini parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri kullanmışlardır.

    Tarihte olduğu gibi günümüzde de, Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler bulunmaktadır. Bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykırımla suçlayan anıtlar dikilmekte, bazı ülkelerde de soykırım iddiasını tanımaya yönelik kararlar parlamento gündemlerine getirilmekte, hatta kimi ülke parlamentolarında kabul edilmektedir. Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken bu konular, siyasetçilerin elinde çıkar aracı haline dönüştürülmektedir.

    Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu’nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu’ya girişlerinden sonra Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici anlayış ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar süren devir, “Ermenilerin altın çağı” olmuştur. Osmanlı devletinin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her vatandaşına sağladığı imkanlardan gayr-i müslimler içinde en çok faydalananlar Ermeniler olmuştur. Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve devlete bağlı, milletle kaynaşmış ve anlaşmış olduklarından dolayı "millet-i sadıka” olarak kabul edilmişlerdir. Bu çerçevede Türkçe konuşan, ayinlerini bile Türkçe yapan bu topluluktan devlet kademelerinde önemli görevlere yükselenler, hatta Bayındırlık, Bahriye, Hariciye, Maliye, Hazine, Posta-Telgraf, Darphane Bakanlıkları, Müsteşarlıkları yapanlar olmuştur. Hatta Osmanlı devletinin meseleleri üzerinde Türkçe ve yabancı dillerde eserler de yazmışlardır.

    Ancak Osmanlı devletinin zayıflamaya başladığı dönemlerde, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesi baş gösterince, Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma başlamıştır. Batılıların özellikle misyoner din adamı kisvesinde, Osmanlı devleti içine soktuğu provokatörlerin faaliyetleriyle Ermeniler; dini, kültürel, ticari, sosyal ve siyasi açılardan Türk toplumundan uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Böylece, çoğu defa Türklerin zararlı çıktığı trajik olaylar başlamış, Doğu Anadolu’da başlatılan ve İstanbul’a kadar yayılan isyan hareketlerinde binlerce Türk ve Ermeni hayatlarını kaybetmiştir.

    Birinci Dünya Savaşı sırasında ise; Osmanlı askeri olarak düşmanlara karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan Ermenilere karşılık, Ermenilerin önemli bir kısmı düşman kuvvetlerinin yanında Türklere karşı savaşmıştır. Cephe gerisinde de komitacı Ermeniler kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliamlara girişmişler, yüz binlerce Müslüman’ın hayatına kastederek Doğu Anadolu’yu bir harabe haline çevirmişlerdir.

    Devletin bunları yatıştırmak ve durdurmak için aldığı tedbirler istismar edilmiş ve dış devletlerin tahrik ve vaatleriyle Ermeniler, bin yıl refah içinde yaşadıkları ülkeyi parçalamaya çalışmışlardır.

    Anadolu dışında kurulan Hınçak, Taşnak, Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi, Silahlılar Cemiyeti, Ermenistan’a Doğru Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti ve Karahaç Cemiyeti gibi örgütler, halkı silahlı ayaklanmaya sevk etmişlerdir.

    Osmanlı devleti, Birinci Dünya Savaşı içinde, Ermeni isyanının yoğun olduğu Doğu Anadolu’da, bir yandan cephede Rus ordularıyla ve Rusların yanında yer almış olan Ermeni kuvvetleriyle savaşmak zorunda kalmıştı. Diğer yandan da cephe gerisinde Türkleri katleden, Türk köy ve kasabalarını yakıp yıkan, ordunun ikmal tesislerine ve konvoylarına saldıran Ermeni çeteleri ile mücadele etmek zorunda kalmıştır.

    Ayrıca hem cephede hem de cephe gerisinde savaşmak durumunda bırakılmasına rağmen, 9-10 ay, cephe gerisindeki önemli tehlikeyi “mahalli tedbirlerle” çözüme ulaştırmaya çalışmıştır. Bu arada, 24 Nisan 1915’te, cephe gerisinde faaliyette bulunan Ermeni komitecilerine yönelik bir operasyon yapmış ve vatana ihanet eden 2345 komiteciyi tutuklamıştır.

    Komitecilerin dışında özellikle Rus sınırına yakın bölgelerdeki Ermeni halkın da devlete isyan halinde olduğunu görünce, son çareye başvurmuş ve bölgedeki Ermenilerden sadece isyan hareketine karışanları savaş bölgesinden alıp, ülkenin emniyetli bölgelerine “sevk ve iskâna”, o dönemdeki ifadesiyle “tehcir”e tabi tutmuştur. Bu uygulama ile aynı zamanda her şeyden önce cephe gerisinde iç savaş ortamında bulunan Ermeni halkın can güvenliği sağlanmıştır. Çünkü Ermenilerin bölgedeki Türklere yaptıkları katliam ve mezalimin karşılığını müslüman halk da vermeye başlamıştı.

    Ermenistan ile bir takım siyasi ve ekonomik çıkarlar için Ermenileri kullanan bazı devletler, yer değiştirme uygulamasını ve 24 Nisan’daki tutuklamaları bir “soykırım” gibi göstermek ve dünya kamuoyunu bu konuda ikna etmek için yoğun bir propaganda faaliyetine girişmişlerdir(1).

    Oysa Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Osmanlı devletini işgal eden devletlerden İngilizler, aralarında Osmanlı siyasi ve askeri liderleriyle önde gelen aydınların da bulunduğu 143 kişiyi “Ermeni olaylarında savaş suçu işledikleri” gerekçesiyle tutuklayarak Malta adasına sürmüş ve hapsetmiştir. Suçlamalarla ilgili olarak Osmanlı, ABD ve İngiliz arşivlerinde geniş çaplı araştırmalar yapılmıştır. Buna rağmen, Malta’daki tutuklular hakkında iftiraları kanıtlayacak deliller mahkemeye sunulamamıştır. Sonuç olarak Malta'daki tutuklular, kendilerine hiçbir suçlama dahi yöneltilmeden ve duruşma yapılmadan 1922'de serbest bırakılmışlardır.

    Ancak Türkleri sözde soykırımla suçlama gayretleri durmamış; Malta’daki yargılama sürecinde İngiliz basınında Osmanlı Hükümeti’ni sözde soykırım ile suçlayan ve bu konuyu ispata yeltenen bazı uydurma belgeler yayınlanmıştır. Söz konusu belgelerin General Allenby komutasındaki İngiliz İşgal Kuvvetleri tarafından Suriye'deki Osmanlı Devlet Dairelerinde ortaya çıkarıldığı iddia edilmiştir. Ancak, İngiliz Dışişleri Bakanlığı tarafından sonradan yapılan soruşturmalar, İngiliz basınına verilen bu belgelerin İngiliz ordusu tarafından ele geçirilen belgeler olmayıp, Paris'teki Milliyetçi Ermeni Delegasyonu tarafından müttefik delegasyonlara gönderilen yazılar olduğu anlaşılmıştır(2).

    Bütün bu gerçeklere rağmen, sözde soykırım iddialarını gündemde tutmak için olağanüstü gayret sarf eden Ermeni komiteleri, terör eylemlerine yönelmişlerdir. 1965'ten sonra, çeşitli ülkelerdeki Ermenilerin, Türkiye aleyhine başlattıkları karalama kampanyasıyla dünya ve Türkiye kamuoyunda varlığını hissettiren sözde Ermeni Sorunu, 1970'li yıllardan itibaren yurtdışındaki Türk temsilciliklerine yönelik terör eylemlerine dönüşmüştür.

    Gurgen (Karekin) Yanikan adlı bir yaşlı Ermeni’nin 27 Ocak 1973'de ABD'nin Santa Barbara kentinde, Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir'i katletmesiyle başlayan "Bireysel Ermeni Terörü", 1975'den itibaren tıpkı 1915 öncesinde olduğu gibi "Örgütlü Ermeni Terörü"ne dönüşmüştür. Yurtdışındaki Türk görevliler, diplomatlar, elçilikler ve kuruluşlarına yönelik Ermeni saldırıları, kısa sürede hızlı bir tırmanma göstererek yoğunluk kazanmıştır.

    Ermeni teröründe, Türkiye’deki iç huzursuzluğun zirveye çıktığı 1979 yılından itibaren büyük bir artış gözlenmeye başlanmıştır. Ermeni teröristler, 21 ülkenin 38 kentinde, 39'u silahlı, 70'i bombalı, biri de işgal şeklinde olmak üzere toplam 110 terör olayı gerçekleştirmişlerdir. Bu saldırılarda 42 diplomatımız ile 4 yabancı hayatını kaybederken, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi de yaralanmıştır(3).

    Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980’li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine girmişlerdir. 1984 yılında PKK sahneye çıkarılmış ve Asala-Ermeni terörü geri plâna çekilmiştir. Belgeler, Bekaa ve Zeli kamplarında ASALA ile PKK militanlarının birlikte eğitim gördüklerini ortaya koymuştur.

    Türk güvenlik güçlerinin PKK terörü ile mücadelede başarı sağlamasının ardından Ermeni komiteleri, sözde iddialarını Ermenistan devletinin açık desteği ve Ermeni Diasporası aracılığıyla sürdürmeye devam etmektedirler. Çeşitli ülke parlamentolarından “sözde Ermeni Soykırımı”nı kabul eden yasaların ve önerilerin çıkmasını sağlamaya çalışarak, asılsız iddialarını dünya kamuoyuna kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.

    Amaçları, sözde iddialarını tüm dünyaya “tanıtmak”, Türkiye’yi bu temelsiz iddiaları “tanımak” zorunda bırakmak, sözde soykırımdan dolayı Türkiye'den "tazminat" ve "toprak" almak ve "Büyük Ermenistan" rüyasını gerçekleştirmektir.

    DİPNOTLAR

    1) Osmanlıdan Günümüze Ermeni Sorunu, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2000.

    2) Yıldırım, Dr. Hüsamettin, Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Ankara 2000, s. 38 (PRO.FO. 13 Temmuz 1921, 371 / 6504 / E.8519)

    3) Şimşir, Bilal, Şehit Diplomatlarımız, Bilgi Yayınevi, Ankara 2000, 2 Cilt.
     
    Son düzenleme: 12 Ağustos 2008
  8. 12 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : sel
  9. EU1

    EU1 Guest

    Tarihimizi biliyoruz ama özenticilik ruhumuzu kaplamiş bişey demeye korkuyoruz.
    Ruslari gördünüz 9 askeri öldü, kocaman ülkeyi işgal etti.
    Insanlar milletine vatanina toprağina böyle sahip çikiyor.