Tarihin akışını değiştiren kadınlar

Konusu 'Türk ve Türkiye Tarihi' forumundadır ve EU1 tarafından 14 Mayıs 2007 başlatılmıştır.

    14 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : EU1
  1. EU1

    EU1 Guest

    -TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİREN ANNELERDEN ÖRNEKLER-
    Türk-Moğol İmparatorluğunun kurucu Cengiz Han'ın annesi Ulun Hatun'un dirayeti ile koca bir imparatorluğun temellerini attığını anlatan Eğilmez, ''Kocası Hegüsay Bahadır, kimi kaynaklara göre 1055, kimilerine göre de 1058 yılında öldüğünde Cengiz Han henüz 10-12 yaşlarındadır. Kocasının ölümüyle obası dağılmaya başlayınca Ulun Hatun dirayetini göstermiş ve oba idaresini ele almıştır'' diye konuştu. Obasını dağılmaktan kurtaran Ulun Hatun'un çocuklarını da Türk örf ve ananelerine göre yetiştirdiğini kaydeden Eğilmez, ''Bir anne olarak Ulun Hatun çocuklarına ve obasına sahip olarak imparatorluğun kurulmasına sebep olmuştur. Cengiz Han, en güçlü dönemlerinde bile yaşlanan annesine saygıda kusur etmemiş, ayrıca her önemli olayda ona danışarak fikrini almıştır'' diye konuştu.
    -ANADOLU'NUN KAPILARININ TÜRKLERE AÇILMASINA SAĞLAYAN ANNE-
    Selçuklu Devleti'nin kuruluş aşamasında üvey kardeşlerden İbrahim Yınal'ın Tuğrul Beye karşı isyan ettiğini anlatan Eğilmez, isyankarı yakalamak için peşine düşen Tuğrul Bey'in, Hemedan'da hiç beklemediği bir anda Yınal'ın orduları tarafından sıkıştırıldığını anlatarak, şöyle devam etti: ''Tuğrul Bey kendisini ortadan kaldırmak isteyen kardeşine karşı birçok kişiden yardım ister. Malazgirt Zaferi'nin ünlü komutanı Alpaslan'ın annesi Altuncan Hatun'un, topladığı orduyla Tuğrul Bey'le birleşerek İbrahim Yınal'ı yendikleri tarihi kaynaklarda yer alıyor. Tuğrul ve Çağrı beyler daha sonra Selçuklu Devleti'ni sağlam temeller üzerine oturturlar. Altuncan Hanım olmasaydı belki de Selçuklu Devleti yıkılacak ve Anadolu'nun kapılarını Türklere açan Alpaslan büyük zaferi yaşayamayacaktı.''
    -TAHT MÜCADELESİNİ SONA ERDERDİ-
    Selçuklu Sultanı Melikşah'ın eşi Terken Hatun'un, eşinin ölümü sonrası ortaya çıkan taht mücadelesini sona erdirdiğini anlatan Eğilmez, oğlunu tahta çıkararak devletin devamlılığını sağlayan anne hakkında şunları söyledi: ''Kendine ait ordusu bile olan Terken Hatun, Selçuklu idaresinde çok etkin bir yere sahipti. Melikşah tarafından büyük saygı ve sevgi gören Terken Hatun birçok meseleyi kendi divanında görüşüp, Melikşah'ın onayına sunmuştur. Birçok devlet adamı ve komutan yetiştiren Terken Hatun, Melikşah'ın ölümünden sonra başlayan taht mücadelesinde çok etkin bir rol oynamıştır. 1092 tarihinde küçük yaştaki oğlu Mahmud'u sultan ilan etmiş ve saltanatının devamı için büyük mücadele vermiştir. Bir suikasta kurban giden Terken Hatun'un yetiştirdiği emir ve komutanlar Selçuklu Devleti'nin sonraki döneminde önemli işlere imza atmışlardır.''
    -KRALI, ANNESİ KURTARDI-
    Alman Kralı Şarlken tarafından esir alınan oğlu, Fransa Kralı 1. Fransuva'yı kurtarmak için Kanuni Sultan Süleyman'a mektup yazan annesi Düşes Dangolen'in de tarihin akışını değiştiren ünlü annelerden olduğuna dikkat çeken Eğilmez, ''Düşeş Dangolen, Kanuni Sultan Süleyman'a mektup yazıp yardım istemeseydi belki de Kaptan-ı Derya Barboros Hayreddin Paşa, Fransa'nın Akdeniz kıyısındaki şehri Nice'e giderek Şarlken'in donanmasını yenip, Fransa Kralı Fransuva'yı kurtaramayacaktı. Bir anne olarak Düşeş Dangolen tarihin akışı değiştirmiştir'' diye konuştu.
    -ÇAĞ DEĞİŞTİRDİ-
    Osmanlı Sultanı 2 Murad'ın eşi Hüma Sultan'ın 29 Mart 1432'de Edirne'de yaptığı doğumun insanlık tarihi açısından çok önemli olduğunu da anlatan Eğilmez, ''Hüma Sultan'ın dünyaya getirdiği Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethederek Orta Çağ'ı kapatıp Yeni Çağ'ın başlamasına neden oldu. Tarih içindeki en önemli annelerden birisi de Hüma Sultan'dır'' diye konuştu.
    -ÇOCUKLARINI BIRAKIP DÜŞMANIN ÜZERİNE KOŞTU-
    Kahraman Türk kadının simgelerinden olan Nene Hatun'da 2 çocuğunu evde bırakarak, düşmana karşı çarpışmak üzere Türk askerinin yardımına koşmasıyla büyük bir kahramanlık destanının yazılmasına öncü olan kadınlardan biri olarak dikkat çekiyor. ''Efsane Kadın Nene Hatun'' romanının yazarı Talat Uzunyaylalı, 1877 yılının 8-9 Kasım tarihlerinde Rus ordularının Top Dağı'ndaki Aziziye Tabyaları'na saldırı haberinin şehre ulaşması sonrası Nene Hatun'un 3 aylık kızı ile 4 yaşındaki oğlunu evde bırakarak baltasıyla düşmana karşı çarpışmak üzere tabyalara koştuğunu anlattı. Erzurum halkıyla birlikte Rus askerine karşı kahramanlık destanı yazanlar arasında Nene Hatun'un ön plana çıktığını kaydeden Yaylalı, ''Nene Hatun 93 Harbi'nin simgesi olmuştur'' diye konuştu.
     
  2. 18 Haziran 2007
    Konu Sahibi : EU1
  3. EU2

    EU2 Guest

    ''Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu kadınının üstünde kadın çalışmasını zikretmeye imkan yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını "Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim" diyemez.''

    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


    Onlarda bizlerle aynı kanı taşıyan kadınlar! İşte Türk Kadınları!! Vatanı ve milleti için yaşamış-ölmüş kadınlar! Hepsinin ruhlarına birer fatiha okuyalım arkadaşlar....


    NENE HATUN
    1857-1955
    Erzurum’un Pasinler ilçesine bağlı Çeperler Köyü’nde dünyaya gelen Nene Hatun,henüz 20 yaşında bir gelinken 1877-1878 yılları arasında yapılan Türk-Rus Savaşı’nda (93 Harbi) Aziziye Tabyası’nı sopayla,taşla, kazma, kürekle savunanlara katılarak cesurca savaştı.Daha sonra oğlunu Çanakkale Savaşı’nda şehit verdi. 1954 yılında 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Nurettin Baransel Paşa’nın gayretleriyle kendisine “3. Ordunun Nenesi” ünvanı verilip, cüzi de bir maaş bağlandı ve 1955 yılında anneler gününde “Yılın Annesi” seçildi. Erzurum manevraları sırasında Amerikan Generali Ridgway bu yüce insanın elini öptü. Nene Hatun bir kahramanlık ve analık sembolü olarak 98 yaşına kadar yaşadı.



    HALİDE ONBAŞI (EDİP ADIVAR)
    (1884-1964)
    1919'da Sultanahmet Meydanı'ndaki mitingde halkı işgallere karşı uyandırmak için yaptığı etkili konuşma sonrası hakkında tevkif kararı çıktı.1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı.İstanbul Hükümeti tarafından Mustafa Kemal ile birlikte hakkında ölüm kararı verilen altı kişiden biriydi. Mustafa Kemal onu Garp Cephesine tayin etti. Kendisine önce “onbaşı” , sonra da “üstçavuş” rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde yaşadı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü Başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekildi ve 1964'te öldü. Değerli kahramanımız Kurtuluş Savaşını ve Türk kadınlarının mücadelesini anlatan ve Türk klasikleri arasına giren pek çok esere imza atmıştır.




    NEZAHAT ONBAŞI
    Eşini yitiren 70. Alay Komutanı Hâfız Hâlid Bey, 8 yaşındaki kızı Nezahat'ı kimseye emanet edemeyip, yanına almıştı. Küçük Nezahat Çanakkale cephesinde muharebe havasına alışmış, Alay İzmit'e nakledildiğinde talimlere katılarak mükemmel at binmesini, silah kullanmasını öğrenmiş ve 12 yaşında "onbaşı" rütbesini almıştı. Babasının yanında cepheden cepheye koşmuş, çarpışmalara girmiş ve 100'den fazla düşman askeri öldürmüştü.
    Nezahat Onbaşı 30 Ocak 1921 yılında T.C.’nin İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmesi önerilen ilk vatandaşıdır ve bu öneri TBMM’ de hararetle kabul edilmiş, ancak Kurtuluş Savaşı’nın hengamesi içinde işleme konulamamış, daha sonra da kararın yerine getirilmesi unutulmuştu. TBMM’nin “Şükran Belgesi’ne” 65 yıl sonra 78 yaşında bir nine iken kavuşmuştu.



    ŞERİFE BACI
    1921 yılı Kasım ayında İnebolu'ya önemli miktarda savaş malzemesi gelmişti. Malzemenin bir an önce Kastamonu'ya iletilmesi gerekti. Cepheye gidemeyip de köylerinde kalan yaşlılar sakatlar, kadınlar, Menzil komutanlığının malzeme taşınması haberi üzerine kağnılarla yola çıktı. İnebolu'dan kağnılara yüklenen cephaneler Kastamonu'ya doğru yol aldı. Bu cephane kollarında hep kadınlar vardı. Bunlardan biri de Şerife Bacıidi. Şerife Bacı top mermileri ıslanmasın diye kazağını mermilerin üzerine örtmüş, yavrusu ölmesin diye üzerine abanmış ve soğuktan ölmüştü, ama ölene kadar vücut sıcaklığını yavrusuna vermişti. Bugün Kastamonu'da şanına layık güzel bir anıtı var (yandaki resim_ Şehit Şerife Bacı Anıtı). Kastamonulular şehit Şerife Bacı’nın adını her yerde yaşatıyorlar.





    FATMA SEHER ERDEN
    (ERZURUMLU KARA FATMA)
    1888’de Erzurum’da doğdu. Subay Suat Derviş Bey ile evlenip Balkan Savaşı’na katıldı.I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesine gitti.1919'daki Kongre günlerinde, Mustafa Kemal'le bizzat görüşebilmek için Sivas'a gitti.Bu görüşmenin ardından, Milis Müfreze Komutanı olarak Batı Cephesinde görevlendirildi. 300 kişiyi aşkın birliği ile Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde Mehmetçikle birlikte destanlar yazdı. Büyük Taarruz’un ilk günlerinde General Trikupis‘in birliğine esir düşmüşse de, kaçarak yeniden müfrezesinin başına geçmişti.Kahraman kadın Kurtuluş Savaşı’ndan sonra “üstteğmen” rütbesi ile emekli oldu. Emekli maaşını Kızılay’a bağışladı. 1954 yılında TBMM kendisine yeni aylık tespit etti.



    HALİME ÇAVUŞ (KOCABIYIK)
    Kastamonulu Halime Çavuş, uzun yıllar Halim Çavuş zannedildi. Kurtuluş Savaşı’na giderken erkek kılığına girdi, erkek gibi traş oldu, saçını kazıttı ve kimseye kadın olduğunu söylemeden Türk askerinin arasına karıştı. Gün geldi savaş bitti, ancak o ne asker üniformasını çıkardı ne de her sabah traş olmaktan vazgeçti. Savaş sonrası Mustafa Kemal Paşa tarafından Ankara’ya çağrıldı. O’nun “ Seni yollamıyorum, bizim kızımız ol” önerisine “Annem babam beni bekler” şeklinde cevap veren Halime Çavuş, “Ben ana-babaya itiatli evlada saygı duyarım” diyen Mustafa Kemal Paşa tarafından çeşitli hediyeler verilerek tekrar evine yollandı ve kendisine maaş da bağlandı.



    HAFIZ SELMAN İZBELİ
    Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kadınlar Kolu kurucularından ve Kastamonu’da ilk kadın meclisi üyesi, sıkı bir Atatürk hayranı ve kendi deyimiyle bir “Cumhuriyet kadını” idi…Kurtuluş Savaşı sırasında Kastamonu’ daki kadınları toplamış, asker için çorap, kazak, fanila ördürüp cepheye göndermişti. Asker Kastamonu’ya geldiğinde hepsini yolda karşılayıp doyurmuştu. Mustafa Kemal’in Kastamonu’ya geldiği sırada İzbeli Konağı’nı ziyaret ettiği ve karşılıklı kahve içtikleri söylenmektedir.



    GÖRDESLİ MAKBULE HANIM
    1921’de eşi Ustrumcalı Ali Efe ile birlikte Milli Mücadelede çete savaşlarına katılmıştı. 17 Mart 1922’de Akhisar Sungurlu hududu üzerinde bulunan Koca Yayla’da elinde silah düşmanla en ön safta savaşırken başından vurularak şehit edilmişti. Henüz 21 yaşındaydı.




    ÇETE EMİR AYŞE
    Yunan askeri Aydın’a doğru geldiğinde iki arkadaşı ile birlikte Menderes’in diğer tarafına geçmeye çalışan Emir Ayşe, arkadaşlarının kayıktan düşüp boğulması sonucunda geri dönmüş ve Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek almış, dağa çıkmış, Yörük Ali Efe’ye katılmıştı. Aydın’ın kurtuluşu olan 7 Eylül tarihine kadar Yunanlılarla savaşmıştı. Savaş sonrası Atatürk İstasyon Meydanı’nda Çete Emir Ayşe’nin de aralarında bulunduğu kahramanlara İstiklal Madalyası takmıştı. “Savaştım Yunana karşı, elimde kalan en değerli şey Atatürk’ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyasıdır” demişti.



    TAYYAR RAHMİYE
    Adanalı Rahmiye Hanım 9.Tümenin 1920 yılında Fransızlar ile yaptığı muharebeye müfrezesiyle katılmıştı. Başlıca görevi, keşif ve cephe gerisinde kundakçılık yapmaktı. Osmaniye yakınındaki demiryolu tünelini o patlatmıştı ve bölgedeki düşmanın cephane ikmalini büyük sekteye uğratmıştı. 1920’de Fransızlara karşı harekete geçildiği sırada askerlerde bir duraksama olunca “Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olarak yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz?” demiş ve aynı muharebede ateş hattında kalan iki arkadaşını korumak için ileriye atıldığında şehit olmuştu.



    TARSUSLU KARA FATMA (ADİLE ONBAŞI)
    Asıl adı Adile olan, Adile hala, Adile Onbaşı diye bilinen kahraman silah arkadaşları arasında “Kara Fatma” olarak anılırdı. 8-10 kişilik milis kuvvetiyle Afyon Savaşı’na katılmış, Tarsus’un kurtarılmasında da büyük yararlılıklar göstermiştir.



    KILAVUZ HATİCE
    Adana’da Fransızlar’a karşı verilen mücadelede yer alan ve milis kuvvetlerine katılan Kılavuz Hatice, 8 Mayıs 1920’de milli kuvvetler Pozantı’da taarruza başladığında, kritik bir duruma düşen Fransızları kandırarak kılavuzluk etmişti. Hatice, kılavuzluk yaptığı Fransızlar’a yanlış yol göstererek Karboğazı’ na sokmuştu. Boğazda sıkışan Fransızlar, Türk askerine esir düşmüştü.




    SAİME HANIM
    Milli Mücadele döneminde 15 Mayıs 1919’da Kadıköy’de düzenlenen mitingde yer almış, mitingden sonra tutuklandıysa da kaçarak mücadeleye katılmış, yaralanmış ve İstiklal Madalyası almıştı. Savaştan sonra İstanbul Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapmıştı
    .


    YİRİK FATMA
    Gaziantep’te Fransızlara karşı verilen savaşta (1920/1921) çete teşkilatına katılmak isteyen Yirik Fatma gelmesini istemeyenlere karşı «Benim kanım, sizinkinden daha mı şirindir?» cevabını vermiş ve çetecilerle birlikte yola çıkmıştı.



    NACİYE HANIM
    20 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul Üsküdar’da düzenlenen mitinge katılan ve söz alan kahramanımız bu mücadelede kadınların da erkeklere yardım edeceği konusunda teminat vermişti.



    FAİKA HAKKI
    1919’un Kasım ayında Erzurum Kız Lisesi Müdiresi Faika Hakkı, Muradiye Camii’nde toplanan kadınlara hitaben yaptığı konuşmada, onları etkin protestolarda bulunmaya çağırmıştı. Onun teklifi ile İstanbul’u işgal etmiş olan İtilaf kuvvetleri temsilcilerine ve ABD Senatörlerine tepki telgrafları çekilmişti.



    SULTAN HANIM
    Adana bölgesinde çarpışan partizan müfrezesi geçici olarak Toros Dağlarından geri çekilirken, inekleriyle beraber onlara katılmış, çete dağda kaldıkça ineklerinin sütüyle onları beslemişti. Müfrezedekiler onu sevgiyle “anne” diye çağırmıştı.



    SÜREYYA SÜLÜN HANIM
    Van doğumlu Süreyya Hanım Erek kasabasında 500 kişilik bir çeteye katılmış, 1,5 aylık bir çatışmadan sonra yaralanınca Erzurum’a dönmüştü.


    NAZİFE KADIN
    9 Mart 1922’de Çanakkale Bigadiç civarını kuşatan Yunan ordusu Komutanı Nazife Kadın’dan bilgi istemiş, ancak o bilmediğini, bilse bile asla söylemeyeceğini ifade etmiş, bunun üzerine Yunanlılarca fırına atılarak şehit edilmişti.




    DOMANİÇLİ HABİBE
    Kurtuluş Savaşı sırasında cahil evladının düşmana yol gösterdiğini duyunca İnegöl’e inmiş, bir kurşunla oğlunu yere serip ardına bakmadan geldiği dağlara geri dönmüştü.


    SATI ÇIRPAN
    Millet mekteplerinde okuma yazmayı öğrenen Satı Hanım, Kurtuluş Savaşı’nda cepheye sırtında mermi taşımıştı. 1934 yılında Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermesiyle meclise giren ilk 18 kadın milletvekilinden biri olmuştu.



    BİTLİS DEFTERDARININ HANIMI
    Kahramanmaraş’ta düşmana karşı verilen mücadelede en fazla yararlılık gösterenlerin arasında bulunmaktaydı. Kayabaşı Mahallesi’nde 8 düşmanı öldürmüş, daha sonra erkek elbisesi giyerek milis kuvvetlerine katılmıştı.
    İnönü Savaşlarına Katılan ve Madalya Alan 12 Kadından İsimleri Tespit Edilenler:Ali kızı Alime, Hacı Osman kızı Fatma, Besim kızı Şükriye, Musa kızı Fatma, Veli Onbaşı kızı Ayşe, Molla İbrahim kızı Fatma, Ali kızı Ayşe, Molla Hasan kızı Fatma…



    VE…
    Cepheye kimi zaman kağnısı ile kimi zaman sırtında erzak,giyecek ve mermi taşımış, yaralı askerlerin tedavisini üstlenmiş , bir taraftan mitinglere, protestolara katılıp halkı işgal kuvvetlerine karşı harekete geçirmeye çabalamış, yeri gelmiş eline tüfeği alıp mücadeleye katılmış belgelerde adına rastlanmayan daha binlerce eli öpülesi, kahraman Türk kadını…

    HEPSİNİN RUHU ŞAD OLSUN
     
  4. 22 Haziran 2007
    Konu Sahibi : EU1
  5. PANDORA_AMAZON

    PANDORA_AMAZON Aktif Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    191
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    Kahraman Türk Kadınları


    IPAR HAN:

    Doğu Türkistan 1759 yılında Çinliler tarafından işgal edildi.Kahraman Uygurlar 42 kez işgalci Çinlilere karşı bağımsızlık mücadelesi verdi.Çinliler Ruslardan yardım istemek zorunda kaldı.
    Dönemin Doğu Türkistan Hanı olan Cihangir Han şehit edildi.Mücadele bayrağını Cihangir Han’ın eşi Ipar Han devraldı.Çinliler tarafından esir alınan Ipar Han Pekin’de canına kıydı.
    Saygıyla anıyoruz.

    DİLŞAD HATUN:

    18.yy’da Doğu Türkistan’da Çinlilere karşı mücadele etti.Cihan Bey’in hanımıdır.Eşi ile birlikte yıllarca Çinlilere karşı savaştı.Eşi Cihan Bey, Çinliler tarafından kahpece öldürüldü.Dilşad Hatun Pekin’e gitmesi için hile ile ikna edildi.Eşinin öldürüldüğünü henüz bilmiyordu.Bu acılı haberi Pekin’e vardığında öğrendi.Artık tek amacı vardı.Halkının ve kocasının intikamını almak.İmparatoru öldürme planları yapmaya başladı.Sarayda imparatorun karşısına çıkarıldığında eğilmedi.İmparator’un annesinin emriyle öldürüldü.Bu kahraman Türk kadınının mezarının Kaşgar’da olduğu sanılıyor.Hakkında Japonlar sinema filmi çevirmişlerdir.
    Saygıyla anıyoruz.

    BÜYÜKE HATUN:

    Tohtamış Han’ın torunudur.Yıllarca Ruslara karşı savaştı.Esir düştüğünde, iffetini korumak için kendi hançeri ile canına kıydı.
    Saygıyla anıyoruz.

    SÜYÜM BİGE HATUN:

    Mirza Haza Han’ın eşidir.1598 yıllarında Rus çarı İvan’a karşı savaşmıştır.Çocuğunun adı Ottamış Han’dır.Kocası ölünce Ruslara karşı mücadeleye devam etti.Bir gece baskınında Ruslara esir düştü.Moskova’da kahrından vefat etti.Aynı zamanda şairdi.
    Saygıyla anıyoruz.

    EMİNE BANU:

    Kırım Hanı Kerim Giray’ın eşidir.Yirmi askeri ile Ruslara kök söktüren bu kahraman Türk kadını aynı savaşta vefat etmiştir.
    Saygıyla anıyoruz.

    TOMRİS:

    Sakaların ve Peçeneklerin hakanı idi.Oğlu ile birlikte ordularının başında,İran şahı Kirus’a karşı savaştı.Aynı savaşta oğlunu kaybetti.Savaşı Tomris Han ve ordusu kazandı.Savaşta İran şahı Kirus’ta öldürüldü.
    Saygıyla anıyoruz.

    NENE HATUN



    93 Harbi" adıyla bilinen Türk-Rus savaşı günlerinde, 1877 yılının 7 Kasım gecesi, kalabalık bir ermeni çetesi Erzurum'un Aziziye Tabyaları'na gizlice girerek uyumakta olan Türk askerlerini kahpece katletmiş, hemen ardından da Rus ordusu Aziziye'yi işgal etmişti.

    Acı haber Erzurum'a tez ulaştı. Camii minarelerinden yankılanan "Moskof Aziziye'ye girdi" sesleriyle birlikte harekete geçen Erzurum Türkleri kadın erkek, genç yaşlı, çoluk çocuk demeden vatan toprağını korumak için Aziziye'ye doğru sel gibi akmaya başladılar. Silahı olan silahını kapmıştı, olmayan da eline ne geçtiyse...

    1857 yılında Erzurum'un Pasinler İlçesi'ne bağlı Çeperli Köyü'nde dünyaya gelen Nene Hatun henüz 15 gündür Erzurum şehir merkezinde bulunmaktaydı. Sokaktaki gürültüler üzerine uyandıklarında kocası odunluktaki baltayı kapmış ve eğer Erzurum işgal edilecek olursa, esir düşmektense kundaktaki bebeğini ve kendisini öldürmesini Nene Hatun'a vasiyet ederek dışarı fırlamıştı.

    Tüm Erzurum düşmana karşı tek yürek, tek bilek halinde şahlanmışken, Nene Hatun durur mu? Kundaktaki birkaç aylık bebeğine sarılıp öptükten sonra, belki de bir daha göremeyeceği yavrusunu evde tek başına bırakarak mutfaktaki satırı alıp, tabyalara doğru olanca gücüyle koşan kalabalığa katıldı ve Mecidiye'yi aşıp Aziziye'ye vardığında, düşmanın kulakları sağır eden tüfek ateşleri altında yaralanana, ölene bakmadan ileri atılarak satırıyla önüne çıkan her Rus'u devirmeye başladı.

    93 Harbi'nin komutanı Gazi Muhtar Ahmet Paşa da olayı haber almış ve askerlerini Moskof üzerine göndermişti. Erzurumlular bir koldan, Ahmet Paşa'nın askerleri diğer koldan çarpışarak o gün orada bir destan yazdılar. Gün ışıdığında tek bir köpek sağ kalmamış, vatan toprağı kurtulmuştu.

    Mutluydu Nene Hatun... Süngü darbeleriyle parçalanmadık yeri kalmamasına ve yanı başında savaşan 16 yaşındaki kardeşi Hasan'ın "Abla ağlama, anamız bizi bugün için doğurmuştu. Ben de babam ve dedem gibi şehitlik mertebesine yükselmeyi her zaman istemiştim. Moskof'u kovduk ya, gayrısına gam yemem!" diyerek son nefesini vermesine rağmen mutluydu... Çünkü O, "Vatan Sağolsun" inancıyla tüm acılara göğüs germesini bilen asil bir ırkın mensubuydu.

    Fakat ne yazık ki, yurt ve şeref uğruna mücadele eden her Türk evladının başına gelen, O'nun da başına geldi. Gösterdiği kahramanlıkla felaket günlerinin aşılmasında büyük pay sahibi olan Nene Hatun, uzun yıllar boyunca unutulmuşluğa terkedilmiş, vefatından bir yıl öncesine kadar kendi haline bırakılıp, çile ve sefalet dolu bir hayat sürmesi görmezden gelinmiştir. 1954 yılına dek sahip çıkılmayan Nene Hatun, bu tarihte 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Nurettin Baransel Paşa'nın gayretleriyle, aradan yarım asırdan fazla bir zaman geçtikten sonra yeniden hatırlandı ve kaldığı virane evde bir kez daha keşfedilerek kendisine "3. Ordu'nun Nenesi" ünvanı verilip, cüzi de olsa maaş bağlandı. 8 Mayıs 1955'te, Nene Hatun geç de olsa "Yılın Annesi" seçilerek ömrünün son deminde mutlu edilmiştir. Ancak, geç gelen bu saadet günleri uzun sürmedi ve 22 Mayıs 1955'te, 98 yaşındayken zatürre hastalığından vefat etti.

    Kabri, uğruna savaştığı toprakların bağrında, Aziziye Şehitliği'ndedir.

    AYŞE ÇAVUŞ
    Kurtuluş Savaşı’nın kadın kahramanlarından biri de Ayşe Çavuş’tur. Bu yiğit ruhlu Anadolu kadını, bir vesileyle Trabzon’dan geçerken burada neşredilmekte olan “İstikbâl Gazetesi”nin idârehanesine uğramıştır. O’nun hakkında bir hayli tafsilâta yer vermiş bulunan röportaj–haberin bir kesitini, adı geçen gazeteden biraz sadeleştirilmiş haliyle takdim edelim:
    Aslan yürekli bir kahraman
    Yazı işleri odasının kapısı açıldı. İçeri giren bir zabit: “–Ayşe Çavuş!” diye yanındakini tanıttı. Ayşe Çavuş, yakasına siyah kıvırcık kuzu postu konulmuş, sağ koluna çavuşluk rütbesinin resmi işareti olan iki kırmızı şerit takılmış, bir paltoyu giymiş, dizlerine kadar Anadolu’ya has üstü polatlı bir çorap çekmiş, başına koyu lâcivert bir başörtü sarmış, tepeden tırnağa kadar bir cengâver vaziyet ve tavrı ile neşeli ve güleryüzlü bir simâ ile hepimizi selamladı ve oturdu. Muhterem çavuş, vaziyete hemen hâkim olmuş, ruhunun büyüklüğünü bize hissettirmişti. Her haliyle harpten yahut harplerden girip çıkmış bir mücâhid ruhu taşıdığını belli eden bu yiğit tavırlı kadınla konuşurken O’nun bütün ruhunu saran harp menkıbelerini ve hele Yunan çarpışmalarını dinlerken, bu vücudun içinde bir arslan yüreğinin saklı bulunduğuna hükmetmemek mümkün değil Ayşe Çavuş o kadar nezih ve samimi ki, mûhitinde kimseye yabancılık hissini verdirmiyor. Dünyada, Yunanlılar’dan ve benzerlerinden başka herkes sanki O’nun ya kardeşi ya da evladı... Bununla beraber aklı ve fikri daima harpte. Beyanatı sırasında 28 yaşındaki oğlunun Demirci Muhârebesi’nde şehid düştüğünü naklederken gözlerinin önünde sanki o levhayı canlandırıyormuş gibi, nazarlarını sabit bir noktaya dikerek bir müddet düşündü, sonra, derin bir nefes alarak ilâve eyledi: “–Ah !.” dedi, “keşke birkaç oğlum daha olsaydı da, onlar da şehit düşeydi. Vatan yaşasın !.. yoksa...”. Nazarlarımızı ulviyet ve fazilete doğru çekip götüren bu manzara, aynı zamanda gözlerimizi yaşarttı. Ayşe Çavuş’a nereye ve niçin seyahat ettiğini sordum. Sade ve samimi bir ifadeyle şöyle anlattılar:
    Yunanla amansız mücadele
    “–Kırım’a gidiyordum. Oradan hicret etmişiz. Balkan Harbi, bizi oradan Bursa’ya hicret ettirdi. Daha sonra İzmir’e gelerek orada yerleştik. Ankara’da Ukrayna murahhas heyeti reisi Firunze ile görüşküm. O’nun işareti üzerine Kırım’ı görmek üzere gidiyorum. İnşaallah yakında döneceğim... Yunan İzmir’i işgal edince ben oğlum Ahmed ile beraber 800 atlı toplayarak dağa çekildim. Salihli etrafında dolaşıyorduk. Düşman Salihli’yi de alınca ben bu alçakları her halükârda kovup perişan etmeyi düşünüyordum. Fakat herifler kasabayı işgâl ettikten sonra hemen her tarafı tel örgülerle sarmış diplerine bombalar koymuştu. Bu engelleri atlatmak mesele idi. Bir akşam, arkadaşlardan Hasan Çavuş’a dedim ki, bana 5–6 çift manda ve iki kalın urgan bulabilir misiniz? Bu Hasan Çavuş ve hepten arkadaşlar, ateş gibiydi. Hem benim mandaları ne yapacağımı soruyorlar hem de tedârik etmek istiyorlardı. Zannediyorlardı ki, mandaları kesip ziyâfet vereceğim. Sağ olsunlar 6 çift mandayı da ipleri de buldular. Gece geç vakit idi, ben tel örgülere yanaştım. Kazıkların bir ikisini koparttırarak urganları mandalara bağlattım, hayvanları kasabaya doğru salıverdim. Kazıklar ve onlarla beraber tel örgüler, artık yerlerinden koparak mandaların peşinden sürüklenip gidiyorlardı. Arkasından biz de baskın veriyorduk. Kasabayı, öyle aldık ki, düşman bile nereden geldiğini anlamadı.
    Düşmanı tepeledik
    Hükûmet dairesine girdiğimiz zaman fazla ateş oldu. Burada üç şehid ile 6 yaralımız var. Fakat düşmanı temizledik. Canını kurtarabilenler esir oldu. Bu muharebede düşman, çok bomba ve mitralyöz bıraktı. Bunları hep aldık ve bunlarla yine onları tepeledik. Ondan sonra artık: Salihli, Demirci, Simav, Gördes, Kütahya ve nihâyet Sakarya muharebeleri başlamıştır. Gördes hattında ise Osman isminde ve on iki yaşında bir çocuk Kütahya’dan gelerek bize iltihak etmiştir. Çavuş rütbesini alan bu yavru asker, öyle harbetmiştir ki, nihayet ayağından yaralanmış ve bir gözü de sakat olmuştur.
    Torunlarımız şükranla anacaklar
    Sakarya harbinde Haymana cihetlerinde bulunuyordum. Oradan epeyce atlı topladım. Hele Sakarya’da öyle harbettik ki, koca dere Yunan leşleriyle doldu. Asker adeta köprü gibi üzerlerinden geçti. Bunu çocuklarımız ve torunlarımız daima şükranlarıyla yad eyleyecektir.” Gazete, daha sonra Ayşe Çavuş’un vatana ve millete olan sarsılmaz sadakatinden bahsediyor: “Çavuş’un bu bağlılık hissi ailesinin bütün fertlerine de sirâyet etmiş görünüyor. Diyor ki: “–Biz Sakarya’da harbederken Ankara’daki kızlarım (Ankara’da üç kızı vardı) belki korkarlar diye Paşa Hazretleri (Mustafa Kemal Atatürk) onları Kayseri’ye sevk etmek istedi. Fakat gitmediler. Dediler ki, “Biz Ankara’dan ayrılmayız. Şayet anamız şehid olursa yerine biz geçeceğiz, muhârebeye gireceğiz”. Dikkat ettik, çavuş bu sözleri büyük bir zevkle, derin bir iftihar hissi ile söylemişti. Bütün fertlerini fedâkârlık hissi doldurmuş bu aileden pek tatlı ve civanmert bir eda ile bahsetmiştir.
    Düğünü bozup da gelemem
    Ankara’ya ne vakit gittiğini sorduğumuzda, Çavuş bizi güldürmüştür. Demişti ki: Ben ilk silâha sarıldığım sırada Salihli’de harp ederken Mustafa Kemal Paşa haber almış beni Ankara’ya istedi. Ben o sırada muharebeden nasıl ayrılabilirdim. Haber gönderdim ki: “Ben şimdi düğünü bozup da gelemem.” Nihayet harpten sonra Ankara’ya geçtim ve Büyük Başkumandanımızla konuştum... Ayşe Çavuş, 58 yaşında olduğunu söylemekle birlikte dinç ve çok çevik görünüyor, gözlerinden cesaret saçılıyor; biri omzundan, diğeri diz kapağından, üçüncüsü de üstünden girip altından çıkmak üzere ayağından üç yarası olduğu halde bunlardan âdeta bir eğlence gibi pek hafif bahsedip geçmiştir. Bu muhterem kadın tekrar veda ederken Salihli’de aldığı Çavuşluk rütbesine alamet olarak taşıdığı çifte kırmızı şeritlere hürmetini ifade eder bir vaziyette, dirseğini ileri doğru biraz yükselterek bir selâm vermiştir

    Saygıyla Anıyoruz
    ALINTIDIR