Tarihin skandal davası : Alfred Dreyfus

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve UzmaN tarafından 19 Kasım 2008 başlatılmıştır.

    19 Kasım 2008
    Konu Sahibi : UzmaN
  1. UzmaN

    UzmaN Popüler Üye Üye

    Katılım:
    19 Şubat 2007
    Mesajlar:
    5.097
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    146
    TARİHİN SKANDAL DAVASI : Alfred Dreyfus


    Bu dava öyle bir davaydı ki, Fransa'da Üçüncü Cumhuriyet'in siyasal ve toplumsal tarihine damgasını vurmuştu. Ve sanıktan hakime uzun yıllar boyunca haksızlıklarıyla aklımızda kalacak bu dava bir çok olayın tartışılmasına ve başlamasına zemin hazırladı.

    [​IMG]

    Dokuma fabrikatörü varlıklı bir Yahudi'nin oğlu olan Alfred Dreyfus, 1882'de Politeknik Okulu'na girdi. Daha sonraları subay olmaya karar verdi ve 1889'da yüzbaşılığa kadar yükselme başarısına ulaştı. Savaş Bakanlığı'nda çalışırken, Paris'teki Alman Askeri ataşesine Fransız ordusunun sırlarını satmakla suçlanınca dananın kuyruğu da kopmuş oldu. Ortada ne somut bir neden, ne de açık seçik kanıtların olmaması onun doğal olarak suçlamayı reddetmesi demekti; ama Savaş Konseyi, bir el yazısı karşılaştırmasına ve kurallar çiğnenerek zanlının avukatlarına gösterilmeden yargıçlara verilen bir gizli dosyaya dayanıp, Dreyfus'e ömür boyu sürgün ve rütbesinin geri alınması cezasına çarptırıldı. 22 Aralık 1894'te Fransız Guyanası açıklarındaki ünlü ceza yerleşmesi Şeytan Adasında yaşam boyu hapse mahkum edildi.

    [​IMG]

    [​IMG]


    Oysa Dreyfus yalnızca bir kuşkunun kurbanıydı; Yahudi olduğundan, kuşku çekmesi de o dönem için doğaldı. Gerçekten Eduard Drumont'un 1886'dan başlayarak Lo Franse Juive(Yahudi Fransa) adlı kitabıyla ve La Libre Parole (Özgür Söz) adlı gazetesiyle yaptığı Yahudi düşmanlığı propagandası, soylular ile Katolik ve kralcı büyük burjuvalar arasında yayılmıştı. Söz konusu propaganda, eski dinsel temele dayandırılmamıştı; Drumont, Yahudi inanışına karşı çıkmıyor, ama Yahudilerin kozmopolit ve açgözlü olduklarını ileri sürüyor, yurtseverlik ve onur duygularından yoksun olduklarını savunuyordu. Kısacası Dreyfus daha maç başlamadan 1-0 yenik durumdaydı.

    [​IMG]
    "Dreyfus, avukatı ile davayı tartışıyor."

    [​IMG]
    "Dreyfus dava esnasında..."

    Yetersiz kanıtlara dayanan yargılamada izlenen yöntem de çok olağandışıydı. Dreyfus'ün suçlamayı reddetmesine ve ailesinin de yılmadan kendisini desteklemesine karşın hem kamuoyu hem de koyu Yahudi düşmanı bir kesimin başını çektiği basını, mahkeme kararını ve cezayı olumlu karşıladı. Özellikle Eduard Drumont'un sözkonusu olay hakkındaki çalışmaları Dreyfus'ü Fransız Yahudilerinden beklenebilecek bir sadakatsizliğin simgesi olarak göstermesine neden oldu.

    Dreyfus'ün söz konusu propagandanın da etkisiyle hüküm giyip Guyana'daki Şeytan Adasına sürülmesinden sonra da genelkurmaydan bilgi sızması sürünce, Fransız Haber Alma Servisi bir başka subaydan kuşkulandı: Macar kökenli, sefahat düşkünü, borca batmış komutan Binbaşı C.F(Walsin) Esterhazy. Üstelik bilgi sızışını soruşturan Yarbay Georges Picquart, casusluk olayına Esterhazy'in karıştığını ve Dreyfüs'ün suçlanmasına neden olan mektubun onun el yazısıyla kaleme alındığını ortaya koyan kanıtlar buldu. Bu nedenle Picquart'ın görevinden alınıp Tunus'a gönderilmesi üzerine , elde edilen bulguların üst makamları çok tedirgin ettiği kanısı yaygınlaşmaya başladı. Dreyfus'ü destekleyenlerin arasına gazeteci Joseph Reinach, Georges Clemanceau, senatör Auguste Scheurer-Kestner ve Emile Durkheim gibi kişilerinde katılmasıyla Dreyfus davası tam bir kurtlar sofrasına dönüşmüştü.

    [​IMG]


    Bu arada Esterhazy'in bir takım kanıtlar uydurup söylentiler yayması, Dreyfus'ün yazdığı öne sürülen mektubu bulan Binbaşı Hubert Joseph Henri'nin yeni sahte belgeler düzenleyip birtakım belgeleri ise hasıraltı etmesi, olayı inanılmaz ölçüde karmaşıklaştırdı. Dreyfüs'ün, Paris'in Yahudi çevrelerinde etkili olan Dreyfus ailesi , davayı iyice kamuoyunun gözleri önüne sermede zorlanmadı. Esterchazy'i yüzbaşı Dreyfus'e yüklenen suçların gerçek suçlusu olarak gösterdi. Ama 1898'in ilk günlerinde divan-ı harbe çıkarılan Esterchazy çoktan aklanması düşünülmüştü bile. Üstelik sahte kanıtlar olduğunu öne süren Picquart'da tutuklanmıştı. Bütün bunlar olunca kızılca kıyametin alametleri de gerçekleşmiş oldu.

    13 Ocak 1898'te ilerici görüşleriyle tanınan romancı Emile Zola 'nın, Clemenceau 'nun gazetesi L'Aurore'un manşetinde "J'accuse"( SUÇLUYORUM)" başlıklı bir açık mektup yayınlaması iyice ortalığı karıştırdı. Aurore'nin o günkü baskısı 200 bin sattı. Zola, orduyu Dreyfus'le ilgili karardaki yanlışlığı örtbas etmekle ve Savunma Bakanlığı'nın emriyle Esterhazy'yi aklamakla suçluyordu.

    Zola'nın mektubu yayımlandığında Dreyfus Davası, kamuoyunda büyük bir ilgi uyandırmış ve Fransa'yı iki karşıt kampa bölmüş bulunuyordu. Sorun, Dreyfus'ün suçluluğu ya da suçsuzluğu gibi kişisel boyutları çoktan açmıştı. Davanın yeniden görülmesine karşı çıkan milliyetçi ve otoriter Dreyfus karşıtları olayı, ülkenin düşmanlarının orduyu küçük düşürme çabası olarak değerlendiriyor, konuya uluslararası sosyalizm ve Yahudilik karşısında bir ulusal güvenlik sorunu, Fransa ile Almanya arasında bir çıkar çatışması gözüyle bakıyorlardı. Dreyfus'ün aklanmasını isteyenler ise onun mahkum edilmesini, kişi özgürlüğü ilkesinin ulusal güvenliğe feda edilmesi, Cumhuriyetçi sivil otoritenin çatışması olarak görüyorlardı. Parlemantoda büyük gürültü kopuyor, Milliyetçilerin baskısıyla hükümet Emile Zola hakkında dava açıyor, taşrada Yahudi düşmanı ayaklanmalar çıkıyordu. Buna karşılık Dreyfus Davası'nın yeniden görülmesini isteyen dilekçe, Anatole France, MarcelProust ve pek çok başka aydınla birlikte 3 bin kişi tarafından imzalandı. Şubatta sorgusu yapılmaya başlayan Zola, yayın yoluyla iftiradan suçlu bulundu ve bir yıl hapis ve 3000 Frank para cezasına çarptırıldı ancak o hüküm giymemek için İngiltere'ye kaçtı.

    Ama bir yıl içinde, Dreyfus yanlıları güç kazandı. Binbaşı Henri'nin sahtekarlık yaptığını itiraf ettikten sonra Ağustos 1898 sonunda intihar etti. Esterhazy panik içinde Belçika'ya, oradan Londra'ya kaçtı. Artık Dreyfus ailesinin davanın yeniden görülmesi isteği geri çevrilemezdi.

    Rene Waldeck-Rousseau başkanlığındaki yeni hükümet Haziran 1899'da göreve başladı ve olayı sonuca bağlamaya karar verdi. Yeniden yargılanmak için Şeytan Adasından getirilen Dreyfus, Rennes'de divan-ı harp önünde çıkarıldı. Fakat bütün gelişmelerden haberiz olmuşlarcasına mahkeme, Dreyfus'ü tekrar suçlu buldu. Ama araya giren Cumhurbaşkanı Loubet sorunu çözmek için Dreyfus'ü affetti. Dreyfus af kararını kabul etmekle birlikte, suçsuzluğunu kanıtlamak için sonuna dek çaba gösterme hakkını da saklı tuttu.

    [​IMG]
    "Dreyfus'un Ailesi"

    1904'te Dreyfus'e yeniden yargılanma hakkı tanındı ve Temmuz 1906'da sivil bir temyiz mahkemesi onu aklayarak hakkındaki bütün eski mahkumiyet kararlarını bozdu. Parlemanto Dreyfus'ün eski görevine dönmesine karar verdi. Dreyfus de 22 Temmuz'da resmen orduya döndü ve Legion d"honneur nişanıyla ödüllendirildi. Orduda kısa bir süre daha görev yapan Dreyfus, binbaşılığa yükseldikten sonra kendi isteğiyle yedeğe ayrıldı. 1. Dünya Savaşı'nda tekrar göreve çağrıldı ve yarbay rütbesiyle bir cephane birliğini komuta etti. Savaştan sonra ne yaptığı ise bilinememektedir. Dreyfus'un bu olayları kendi ağzından anlatmak için yazdığı "Five Years of My Life" ise halen Fransa'da ilgi duyulan kaynak kitapların arasındadır.

    [​IMG]
    Mezarı..


    Fransa tarihine L'Affaire(Olay) adıyla geçen Dreyfus Davası, Fransa'yı iki kampa ayırmış, aşırı sağcılarla ve solcularla kamuoyuna duruşma çerçevesini aşan kampanyalara yürütme olanağı vermiş bir davadır. Sağcı milliyetçiler bu fırsattan yararlanarak rejimi sarsmaya ve yıkmaya çalışmışlar , Kilise düşmanı solcular da Kilise'ye saldırmışlardır. Bu dava çerçevesinde gelişen çalkantıların keskinleştirdiği siyasal ve devlet işlerinin ayrılması gibi sarsıcı önlemlerin alınmasına, Fransa'yı ,sağdaki militaristler arasında 1914'e hatta daha sonrasına değin etkisi altında tutacak bir bölünmenin doğmasına yol açtı.

    (İçerik-Alıntıdır)