taş...

Konusu 'Komik Yazılar' forumundadır ve nbatur55 tarafından 8 Ocak 2008 başlatılmıştır.

    8 Ocak 2008
    Konu Sahibi : nbatur55
  1. nbatur55

    nbatur55 baldan tatlı can kızım... Üye

    Katılım:
    23 Ekim 2007
    Mesajlar:
    513
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    - İnsanları sevmiyor musun?

    İhtiyar çayından bir yudum aldıktan sonra kendisine baktı.

    - Genel bir soru mu?

    - Evet

    - Seviyorum

    - O halde niye tek başına yaşıyorsun?

    - Kendimi de seviyorum. Zaman zaman kendimi başkasıyla paylaşmak istemiyorum.

    - Ama sevgi paylaşmaktır diyorlar.

    - Doğru. Fakat herşey paylaşılmaz. Çünkü paylaşmak, parçalamak değildir.

    - Anlayamadım!.

    - İnsanlarla paylaştığın bir değer, insanlarla paylaştığın bir güzellik, bu paylaşmadan sonra bölünüyorsa, bu paylaşmadan sonra değer ve anlamı küçülüyorsa, bu paylaşmak değil parçalamaktır.

    Genç adama göre ilginç ve gizemli cevaplardı bunlar. Cebinden sigara paketini çıkardı.

    - Sigara içer misin?

    - Bıraktım

    Bir sigara çıkararak yaktı. Çayından da bir yudum alarak bardağı masanın üzerine koydu.

    - Ben insanları sevmiyorum!.

    Söylediği söze kendisi de şaşırdı!. Ne olmuştu kendisine!. İnsanların sorularına cevap vermek istemezken, bu ihtiyara sorusuz cevap veriyordu.

    - Genel bir cevap mı bu?

    - Evet, genel

    - O halde bir insan olarak kendini tanımıyor, kendini sevmiyorsun.

    İhtiyarın bu teşhisini hiç beğenmemişti. Bu kesin kanıya nereden ve nasıl varmıştı ki! Fakat yine de düşündü, yine de düşündü kendisini sevip-sevmediğini!..

    Aklı ve duyguları karıştı.

    Açık ve net bir cevap bulamadı sorusuna. Buna rağmen ihtiyarın teşhisini cevapsız bırakmak istemedi.,

    - Kendime değer veriyorum

    İhtiyarın yüzünde ilk kez bir şaşkınlık ifadesi gördü. Onun neden şaşırdığını düşündü. İhtiyar şaşırmakta haklıydı. Bu ihtiyara göre kendisine değer verdiğini söyleyen birisi intihara gidiyordu. Kendisini anlamaktan aciz olan bu ihtiyarın, acizliğini yüzüne vurmak istedir.,

    - Beni anlayamazsın!.

    - Önemli olan bir insanın kendisini anlaması, doğru anlamasıdır.

    Bu sefer ikisi de şaşırmıştı. İhtiyar sözlerine devam etti.,

    - Kendisini anlayan, doğru anlayan bir insan, bence anlaşılır bir insandır.

    İhtiyarın bu bilgiç edası canını sıkmıştı. Bu nedenle cevabını çürütmek istedi.,

    - Neden sigara içtiğimi anlıyor musun?

    - Evet

    Hiç sigara içmeseydin anlayabilir miydin?

    - Hayır

    Biraz sustu ve ilave etti.,

    - Ne demek istediğimi anladın değil mi?

    - Evet

    Rahatlamıştı. Güzel bir örnekle meramını güzelce anlatmıştı. Sigara içmeyen bir insan, sigara içen bir insanın psikolojisini nasıl anlayamazsa, bazı olayları, bazı duyguları yaşamayan bir insan da, o duyguları yaşayan bir insanı anlayamazdı.

    Sigarasını bu keyif ile içine çekti.

    Konuşmanın kontrolü kendi elindeydi. İhtiyara belli bir seviyeden bakıyor ve istediği soruyu, istediği rahatlıkla sorabiliyordu.,

    - Kaç yıldır buradasın?

    - Sekiz yıldır. Fakat sürekli değil. Her yılın üç-dört ayı.

    - İnzivaya mı çekiliyorsun?

    - Halvet veya inzivanın hassas gerekçeleri vardır. Ben bu gerekçelere sahip değilim.

    Pek anlayamamıştı bu cevabı.,

    - Neden?

    İhtiyar derin bir nefes alıp verdikten sonra tane tane konuşmaya başladı.,

    - Bak genç adam!. Bu sorgulayıcı tavrın pek hoş değil. Daha birbirimizi hiç tanımıyoruz. Sen ise bir amir edasıyla bana sorular yöneltiyorsun!. Bütün bunlar burada misafir olmanın bir bedeliyse, ben geceyi karşıda, karşı ağacın dibinde geçirmeyi yeğlerim.

    Bu sözleri hiç beklemiyordu. Öylece ihtiyara baktı. Her nedense bu ihtiyara acıdığını hissetti. Ev sahibi bu ihtiyar değil de, kendisiydi sanki. Evi kendisine bırakarak, karşı ağacın dibine gitmekle uyarmıştı kendisini.

    Hafifçe gülümseyerek "Afedersin" dedi.

    İkisi de susmuştu. İhtiyar adam kalkarak kendisine bir bardak çay daha koydu. Çayını alarak sandalyesine oturdu. Bu ihtiyarla birçok ortak noktası vardı. insanları sevdiğini söylemişti ama insanlardan rahatsız oluyor gibiydi. İhtiyarla yaptığı konuşmaları zihninden geçirdi.

    Bazı şeyleri daha iyi anlamaya başlamıştı.

    Veda tepesinden atlayacağını söylediği zaman tepki göstermemesinin nedenini de bulmuştu sanki!.

    Herhalde bu ihtiyar da yaşamaktan bıkmış,

    bu ihtiyar da yaşamaktan usanmıştı. Belki o da ölmek istiyordu, ölmek istiyordu ama o bir müslümandı. Allah inancı, onun bu isteğini engelliyordu. Sormadan edemedi.,

    - Yaşamaktan bıktın mı?

    - Sadece yorulduğumu hissediyorum.

    - Ölmek istiyor musun?

    İhtiyar, genç adamın gözlerine baktı. Bu sorunun ne anlama geldiğini, bu soru ile ne kastedildiğini görmek istiyordu.

    - Hayır

    - Doğru mu söylüyorsun!.

    İhtiyar bu ithamlı soru karşısında kızmadı.

    - Sen yalan söyler misin?

    - Gerekirse

    İster misin bu gecelik bir anlaşma yapalım, birbirimize hiç yalan söylemeyelim.

    Genç adam bir an duraksadıktan sonra cevap verdi.,

    - Tamam. Şimdi söyle, ölmek istiyor musun?

    - Ölümden korkmuyorum, ölümden kaçmıyorum fakat ölmek de istemiyorum.

    - Neden?

    - Çünkü yaşamamın bir gayesi, bir anlamı var.