Tüp bebek hangi şartlar altında caiz

Konusu 'Tüp Bebek Özel Bölüm' forumundadır ve 1BukeT tarafından 6 Şubat 2007 başlatılmıştır.

    6 Şubat 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  1. 1BukeT

    1BukeT Popüler Üye Üye

    Katılım:
    21 Eylül 2006
    Mesajlar:
    1.454
    Beğenildi:
    15
    Ödül Puanları:
    106
    Her evli çiftin hayalidir çocuk. Ama başkasının sperm ve yumurtasıyla çocuk edinmek, evlat edinmek mi? Çocuk edinmek için her yol mübah mı? Uzmanlar ne diyor?

    Her evli çiftin hayalidir çocuk. Çocuksuzluk ise adeta bir kâbus. Kısır çiftlerin önemli bir bölümü tüp bebek ve mikroenjeksiyon yöntemleriyle derman bulabiliyorlar dertlerine artık. Ancak, son dönemde bu uygulamalarla ilgili haberlerde bir tuhaflık seziliyor. Özellikle popüler kültürün ön plana çıkardığı "meşhur" isimlerin demeçleriyle aile mefhumu "ustaca" arka plana itilirken; evlilik dışı çocuk "erdem" gibi takdim ediliyor. Kimi tıp adamları mahzur görmese de, ahlakî kurallar bir hayli zorlanıyor.

    Leyla Kömürcü, manken ve oyuncu. 30 yaşında. Onu gündeme taşıyan husus, ABD'deki bir sperm bankasından satın aldığı erkek üreme hücresiyle hamile kalması… Bu uygulama için 25 bin dolar ödediği ifade ediliyor. Niçin böyle bir karar aldığını, 19 Ocak 2007 tarihli Hürriyet gazetesine şöyle açıklıyor: "Aldatılmak ve mutsuz evlilikler beni hep korkuttu. Evlenmemeyi kafama çocukluğumdan beri koymuştum. Ailemle bunu konuştum ve onları da ikna ederek bu kararı verdim."

    Leyla Kömürcü'nün başından boşanmayla sonuçlanan bir evlilik geçmiş. Tekrar evlenmeyi düşünmediği ve anneliği çok istediği için bu yola başvurmuş. Böylesi bir karar vermesinin altında erkeklere güvenini kaybetmesi yatıyormuş. Çocuğunun babasını kurallar gereği bilmiyor tabii ki. Belirlediği özelliklere sahip bir kişinin spermi takdim edilmiş kendisine. ABD'de çocuk, 18 yaşına ulaştığında sperm bankasından babasının kimliğini öğrenebiliyor.

    TAŞIYICI ANNELİK NORMAL Mİ?

    Çocuk babasını öğrendiğinde işin içine miras gibi tartışmalı konuları kapsayan hukukî boyut da giriyor. Konu bu yönüyle İngiltere'de çok tartışılıyor. Babası gizlendiğinde ise çocuğun dava açma hakkı beliriyor. Gerçek babasının amcası ya da gerçek annesinin teyzesi olduğunu öğrenen evlatlık çocukların yaşadığı travmaları toplum çok iyi biliyor. Acaba bir çocuk bilmediği birinden sağlanan sperm ya da yumurtadan meydana geldiğini öğrendiğinde neler hisseder? Kendimizi bu çocuğun yerine koymamız bile yeterli, girişilecek işlemin korkunçluğunu algılamaya.

    Topluma lanse edilen farklı düşüncelerden biri de taşıyıcı annelik. Bir çiftten elde edilen yumurta ve sperm laboratuar ortamında dölleniyor. Oluşan embriyo, taşıyıcı annenin rahmine yerleştiriliyor. Bir çiftin bebeğini, başka bir kadın rahminde taşıyor ve doğuruyor. Şu anda bir televizyon kanalında yayınlanan 'Bebeğim' adlı dizide de bu konu işleniyor. Rol gereği en yakın arkadaşının bebeğini karnında taşıyan oyuncu Özgü Namal'a göre olay heyecan verici; hatta kahramanlık!.. Gerçek hayatta da en yakın arkadaşı için her türlü fedakârlıktan kaçınmayacağını söylüyor. Ancak bu işlemin birbirini tanımayan kişiler arasında gerçekleşmesi gerekiyor.

    Sinema ve tiyatro oyuncusu Füsun Demirel, her iki olayın da ustaca işin içine karıştırıldığı bir senaryoyla uğraşıyor son günlerde. 24 yıldır Nurettin Şen ile evli 48 yaşındaki deneyimli tiyatrocunun, Hollanda'daki bir bankadan aldığı sperm ve bir arkadaşının verdiği yumurtayla hamile kaldığı iddia edildi bazı haberlerde. "Ben sadece anne olmak istiyorum. Tıbbın müsaade ettiği ölçüde ve tabii ki doğal yolla hamile kalmak isterim. Eşimle halen birlikteyim. Ayrıca onun çocuğunu taşımak isterim. Neden sperm alayım? Böyle bir şey olamaz." diyerek iddiaları kesin bir dille yalanlayan sanatçının boşandığının ileri sürülmesi de son derece manidar. "Çocuk istiyorsan eşe ne gerek var?" mesajı verilmek isteniyor sanki şuuraltlarına.

    Tıpkı başka bir haberde Amerikalı ünlü aktris Sharon Stone'nun "Bir erkeğin gelip sizi anne yapmasını beklemeyin. Bunun yerine evlat edinerek annelik duygusunu yaşayabilirsiniz." sözlerindeki gibi. Bu iki haberin 29 Ocak tarihli Sabah gazetesinde üst üste yayımlanması editör seçiciliğiyle açıklanabilir mi? Sharon Stone, haberde, bekârlığın çocuk yetiştirmek için engel teşkil etmediğini de söylüyor. Füsun Demirel de ses sanatçısı Nilüfer gibi evlatlığı düşünüyor. Ama son çare olarak.

    Bütün bu haberler, yardımcı üreme teknikleriyle çocuk sahibi olmada uyulması gereken tıbbî, etik ve dinî kurallar hakkındaki bilgilerin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor aslında. Uzmanların bu konuda yaptığı yorumlar da farklılık arz edince zihinler iyice allak bullak oluyor. Hal böyle olunca daha önce kişilerin veya çiftlerin sadece kendilerinin bildiği konuya dair 'kırmızı çizgi' ihlalleri alenen kamuoyuyla paylaşılıyor artık.

    Son zamanlarda sperm bankası aracılığıyla hamile kalan bekâr bayan ve evli çift haberleriyle dolu medyanın sayfa ve ekranları... Yumurta transferi de lanse ediliyor aynı zamanda. Taşıyıcı annelik ise konuya dair gündemin en popüler gelişmelerinden biri. Hekimlerin önemli bir kesimi, çocuk için kendi sperm ya da yumurtası elvermeyen çiftlerin başka şahıslardan üreme hücresi transferine soğuk bakmıyor. Genetik test, hijyen ve benzeri tıbbî hassasiyetlere riayet edilmişse, üreme hücresi transferine izin verilmesinden yanalar. Nitekim çıkış yolu arayan hastalarını da yurtdışındaki merkezlere bizzat yönlendiriyorlar. Üç büyük semavi dinde evlilik dışı birliktelik ve çiftler haricindeki kişilere ait hücrelerle üremenin yasaklanmasına rağmen, olayın sempatikleştirilmeye çalışılması bir hayli düşündürücü. Annelik ya da babalık duygusunu tatmanın "insan hakkı" boyutuna çekilmesiyle, olaya hukukî zemin oluşturulmak istenmesi de bir nevi 'sinsilik' içeriyor aslında.

    KISIRLIK VE ÜREME HÜCRESİ TRANSFERİ

    Tıp dilinde 'infertilite' denen kısırlık, bir hastalık türü. Evli çiftlerin yüzde 15'i bu sağlık probleminden muzdarip. Kısırlığın kaynaklanma oranı erkek ve kadında hemen hemen eşit; yüzde 40 civarında… Günümüzde kısırlığa yol açan problemlerin çoğu, bir şekilde kadından yumurta, erkekten de sperm sağlanabiliyorsa, klasik tedaviler ve yardımcı üreme teknikleriyle bertaraf edilebiliyor. Ancak tıp, yumurta ve sperm sıkıntısı yaşamamalarına rağmen, kısır çiftlerin yüzde 15'ine yardımcı olamıyor. Tetkiklere göre sapasağlamlar. Ama niçin üreyemedikleri belirlenemiyor.

    Yardımcı üreme teknikleri, 'tüp bebek' ve 'mikroenjeksiyon' diye ikiye ayrılıyor. Yapılan, normal yollarla bir araya gelemeyen sperm ve yumurta hücrelerinin laboratuar ortamında karşılaştırılmasıyla döllenmenin sağlanması. Kadının kanalları tıkalıysa tüp bebek uygulanıyor. Mikroenjeksiyonda ise problem büyük oranda erkekte. Spermler az sayıda ve hareketsiz. Bu yöntemde sağlıklı spermler seçilerek yumurtaya özel bir şırınga ile enjekte ediliyor. Her iki yöntemde de oluşan embriyolardan en iyileri anne adayının rahmine bırakılıyor. Bundan sonrasında tabii süreç devam ediyor. Müdahale söz konusu değil.

    EN BÜYÜK SPERM BANKASI DANİMARKA'DA

    Peki ya çiftlerden yumurta ya da sperm elde edilemiyorsa? Her ne kadar kök hücre çalışmaları ümit verse de, şimdilik bu çiftlere tıp yardımcı olamıyor. Önerilen tek çare başkasından sperm veya yumurta transferi. Binlerce çift, Türkiye'de yasaklanan bu işlemi, başta Belçika olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde yaptırıyor senelerdir. Birkaç yıldır Yunanistan'daki merkezlerin yolu tutuluyor. Son dönemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) merkez revaçta. Kıbrıs'taki üniversitelerde okumaya gelen kız öğrencilerin yumurtalarını satarak okul masraflarını çıkardıkları öne sürülüyor. Yumurta temininde teyze ve kız kardeşten de istifade ediliyor. Spermde ise amcadan. Olay, evlatlıkla özdeşleştiriliyor.

    Dünyada sperm ve yumurta transferiyle oluşan çocuk sayısı tahminen 1 milyonu aştı. Dünyanın en büyük sperm bankası Cryos. Danimarka'daki bankadan 35 ülkeye sperm ve yumurta ihraç ediliyor. Peki, bu yöntemle dünyaya gelenler birbirleriyle akraba iseler ne olacak? 2008 yılından sonra İnsan Yumurtlama ve Embriyoloji Merkezi (HFEA) isimli merkezin bu kişilere destek sağlayacağı dillendiriliyor. Türkiye'de sperm bankası kurmak ve yardımcı üremede başkasının sperm ve yumurtasını kullanmak ise yasak. Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Yönetmeliği'nde evli çiftlerin istifadesi için sperm bankasına müsaade edilmesi gündemde. Tabii ki bankada kocaya ait spermler saklanacak. Hâlihazırdaki mevzuatta gerektiğinde evli çiftin yararlanabilmesi kaydıyla kendilerine ait embriyo ve erkek testis parçasını dondurmak serbest.

    Türkiye yardımcı üreme tekniği konusunda bir hayli mesafe kat etti. Bunun tek sebebi, gösterilen yoğun ilgi. Öte yandan ülkemizde çocuksuzluk, çiftleri sosyal baskılarla da yüz yüze bırakıyor. 50'yi aşkın merkezdeki başarılı sonuçlar kısır çiftlerin yüzünü güldürüyor. Üstelik bir denemenin ücreti Avrupa ülkelerine nazaran ciddi manada ucuz. Bu sebeplerle yurtdışından çok sayıda çift Türkiye'ye gelerek uygulama yaptırıyor. Tüp bebeğin sağlık turizminde hatırı sayılır bir yeri var. Yasalar gereği ülkemizdeki tüp bebek merkezleri evli çiftlere kendi hücrelerinin kullanılması kaydıyla hizmet veriyor. Sperm ve yumurta problemi yaşayan çiftler mecburen yurtdışına çıkmak zorunda. Bu çiftler için son yılların en gözde tüp bebek merkezini KKTC'de Dr. Halil İbrahim Tekin işletiyor. Tekin, 20 Kasım 2006 tarihli Sabah gazetesindeki röportajda, "Yılda 1000 aileyi sperm bankasından sperm ya da başka bir kadından yumurta alarak çocuk sahibi yapıyoruz. Bunların yüzde 70'ini Türkler oluşturuyor." diyor. Tekin, aslında Türkiye'de de, çoğu tüp bebek merkezinde hastanın başkasından sperm getirmesine ses çıkarılmadığını; spermlerin genellikle akrabalardan sağlandığını ileri sürüyor. Başkasının yumurtasıyla gebelik vakalarının çoğaldığını da iddia eden Dr. Tekin'e göre yaptığı son derece normal.

    "Maalesef Türkiye'de hâlâ toplumsal baskı var. Böbrek problemi yaşadığımızda başkasının böbreğini takmaya laf etmiyoruz; ama iş başkasından yumurta, sperm almaya gelince tutucu kesiliyoruz." diyor. Aynı spermle döllenen çocukların evlenme ihtimaline karşı ise şöyle diyor: "Kontrollü ve hastalıklardan arınmış spermlerse sorun yok." Kardeşin kardeşle evlenme riski cevapta yok. Röportajı yapan, genlerle aktarılan 'katillik' gibi özelliklere dikkat çekiyor. Bu defa sperm alınan bankanın kalitesi ve hassasiyeti ön plana çıkıyormuş. Her önüne gelen bankaya sperm veremiyormuş.

    ÇUKUROVA SKANDALINA HAPİS CEZASI

    Dr. Tekin'in iddiasına örnek gösterilebilecek tek vaka Çukurova Üniversitesi'nde (ÇÜ) meydana geldi şimdiye kadar. ÇÜ Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmet Köker, 2006 Kasım'ının son haftası sonuçlanan davada görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldı. Cezanın üst sınırı 3 yıl. Köker, 5 yıl süreyle başkalarının spermleriyle çocuk sahibi olmak isteyen kadınları hamile bırakmak ve uygulamaya göz yummakla suçlanıyordu. 2003 yılında ortaya çıkan skandal sonrası Köker ve aynı servisteki 12 doktor. Adana 4'üncü Asliye Ceza Mahkemesi'nde 3 yıldır tutuksuz yargılanıyordu. Karar şu anda temyiz aşamamasında.

    Bazı evli bayanlar ise gelir elde etmek amacıyla yumurtalarını satıyor. Bunlardan biri de 24 yaşındaki Meryem Şen. 25 Ekim 2006 tarihli Vatan gazetesindeki habere göre Şen, KKTC'deki bir klinikle anlaşıyor. Bu garip ticaretten 4 bin dolar kazanmış. Ama sonrasında pişman olmuş. 9 yaşında bir kız çocuğu annesi olan Şen, yaşadıklarını ve gördüklerini şöyle özetliyor: "Maddi durumumuz çok kötüydü. Kıbrıs'ta böyle bir işin yapıldığını ve parayı peşin verdiklerini öğrendim. Eşim 'sen bilirsin' dedi. Yüzlerce kadın yumurta beklerken, yüzlercesi de yumurtasını satmak için merkezlere koşuyor. Hiç kimse karışmıyor."

    KARDEŞİNİN SPERMİNİ KULLANANLAR VAR

    Şen, donörlerde (vericilerde) öncelikle güzellik, boy, kilo, saç ve göz rengi gibi fizikî özelliklere bakıldığını; sağlık konusunun pek irdelenmediğini ileri sürüyor. Şu bilgiyi de burada zikretmekte fayda var. Yumurtasını satan kadınlar da, tüp bebek uygulanan bayanlar gibi hormon tedavisinden geçiriliyor. Yani sağlıklarını riske ediyorlar bir anlamda. Bu işlemi de yılda en fazla iki ya da üç defa yapabiliyorlar. Erkeğin sperm bağışlaması ise son derece kolay.

    Kaba bir hesapla her 50 erkekten birinin sperm durumunun eşinin yumurtasını döllemeye müsait olmadığını kaydeden Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aydın Arıcı'ya göre, başkasının sperminin kullanılmasına izin verilmeli. 18 Aralık 2006 tarihli Vatan gazetesindeki demecinde, "İran'da bile serbest" diyen Arıcı, şöyle düşünüyor: "Açıkçası önemli olan burada, kimseye zarar veren bir olay olmadığı için ve sonuçta bir çifti de mutlu edeceği için bence kanunların buna müsaade etmesi gerekiyor." Prof. Arıcı da akrabadan sperm transfer edildiğini iddia ediyor: "Duyduğum, gördüğüm, bildiğim, adam kardeşinden sperm istiyor. Sonra şırıngayla eşinin vajinasına enjekte ediyor mesela." Ayrıca, Yunanistan ve KKTC'deki sperm ve yumurta transferi olaylarını doğruluyor.

    1978'den beri yardımcı üreme tedavisi hizmeti sunan Belçika'daki merkezde çalışan Doç. Dr. Yücel Karaman, Türkiye'den yılda yaklaşık 10 bin çiftin çocuk özlemini bitirmek amacıyla yurtdışındaki merkezlere gidip sperm ve yumurta transferi talep ettiğini söylüyor. Karaman, Avrupa'daki uygulamaları yakından biliyor. Ona göre yasak, bir şeyi halletmiyor. Yunanistan ve KKTC'deki merkezler, Avrupa'dakilere oranla etik kurallara riayette daha az hassas davranıyor. Ayın üç haftasında Türkiye'de çalışan Karaman da İran'da yumurta transferinin serbest bırakıldığını kaydediyor.

    Acaba İslam dini yardımcı üreme teknikleri ve yakın gelecekte sonuçlanabilecek konuya dair muhtemel gelişmeler hakkında ne diyor? Sperm ve yumurta transferi evlatlık mantığıyla değerlendirilebilir mi? Taşıyıcı annelik masum mu? Fedakârlık kategorisinde ele alınabilir mi? Bazı hekimlerin İran'da serbest dedikleri olayın aslı ne? Bütün bu soruları Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem'e yönelttik. Prof. Yeprem, tıp etiği ve din arasındaki ilişkileri yakinen araştıran bir ilahiyatçı.

    -İran'da sperm ve yumurta transferinin serbest olduğu söylenerek Türkiye tutucu davranmakla suçlanıyor. Olayın aslı nedir acaba?

    İran'daki uygulamayı açıklayabilmek için dinimizin bu konuya nasıl baktığını ortaya koymalıyız. Biliyorsunuz tıpta ve diğer alanlarda yeni çıkan meselelerde İslam dininin görüşünü ortaya koyabilmek için ya Kur'an-ı Kerim'in açık naslarına ya da onun açıklaması mahiyetindeki sünnete müracaat edilir. Ama gerek Kur'an'ın gerekse sünnetin ifadelerindeki örnekler daha ziyade o dönemin örnekleriyle sınırlıdır. Değişen zaman içinde birebir örnek, hatta kıyas-ı fukaha dediğimiz kıyaslama yoluyla 'illet'i bulup, benzer olayda aynı illet varsa hükmü nakletmek şeklindeki bir içtihat da mümkün olmaz.

    -Neden?

    Çünkü örneği yoktur. O zaman yapılacak şey, İslam'ın temel prensiplerine irca etmek. Bu noktalarda İslam dininin 5 temel prensibi var: "Dini muhafaza, nefsi muhafaza, nesli muhafaza, malı muhafaza ve aklı muhafaza." Bu temel prensiplere irca etmek suretiyle özellikle tıp alanında ortaya çıkan yeni meselelere cevap aranır. İslam'ın nefsi ve nesli muhafaza temel prensibinde birtakım zaruri unsurlar var. Onlardan biri de nesep ve neslin devamı.

    -Neslin devamı neye bağlıdır?

    Neslin devamı aile birliğine bağlı. Hem nesebin hem de neslin sağlıklı olarak devam edebilmesi aile çekirdeğine bağlı. Çocuksa, çocuk sahibi olmak ailenin gayesidir. Bu da İslam dininin nesli muhafaza prensibine irca edilir. Eğer çocuk sahibi olamayan eşlerin durumu hastalık kabul ediliyorsa ki Dünya Sağlık Teşkilatı sağlığı 'insanın bedenen, ruhen ve sosyal bir varlık olarak tam iyilik halidir' diye tarif eder; zıddı hastalık halidir. Çocuk sahibi olmak, neslin devamı için önemli bir unsur olduğuna göre, olamamak bir hastalık. O zaman İslam dini nefsi muhafaza kaidesine göre de hastalığın tedavi edilmesini emreder. Eğer tıp dünyası çocuk sahibi olamamayı bir hastalık kabul ediyor ve bunun da tıbbî imkânlarla karşılanmasını mümkün görüyorsa İslam dini olarak bu imkânı kullanmak gereği ortaya çıkıyor. İslam'ın temel prensiplerinden birine uygun olan diğeriyle çatışıyorsa müşterek noktaları bulmak söz konusu. Fert olarak canın muhafazası, nefsin muhafazası, hastalığın tedavisi sağlanırken, diğer yandan neslin muhafazası prensibi de ihmal edilmemeli.

    ÇİFTİN KENDİ HÜCRELERİYLE TÜP BEBEK CAİZ

    -Yardımcı üreme tekniklerini İslam dini açısından Din İşleri Yüksek Kurulu nasıl değerlendiriyor?

    Din İşleri Yüksek Kurulu konuyu bütün detaylarıyla inceledi, alternatif üreme teknikliklerinin İslam dininin temel prensiplerinin çizdiği sınırlar içinde kullanılmasının meşru ve caiz olduğu sonucuna vardı. Bu sınırlar şunlar: Tüp bebek metodunda kullanılan malzemenin; bunlar yumurtadır, spermdir, daha ileri teknolojide (klonlamada) herhangi bir hücredir. Bebek imal etmek için kullanılan materyallerin evlilik birliği içinde nikâh altındaki çiftlerden temin edilmesi vazgeçilmez bir prensip olarak karşımıza çıkıyor. Bu uygulamalarda evlilik birliğini gereksiz kılacak herhangi bir yaklaşımın İslam'ın temel prensipleriyle bağdaşmayacağı muhakkak.

    -Biraz açar mısınız?

    Mesela evlilik birliği yokken sperm teminiyle çocuk sahibi olmak. Tıp bunu mümkün görüyor ve uyguluyor da. Ama İslam dini buna izin vermiyor. Çünkü bu, evliliği gereksiz kılan bir uygulamadır ve nesli muhafaza prensibine de aykırıdır. Diyoruz ki, kadın eş, yumurta sahibi olarak, yumurtanın döllendikten sonra yetişmesini sağlayacak rahim sahibi olarak zaruri bir varlıktır. Erkek eş de spermin temin edilmesi veya hiç spermi olmuyorsa ileri teknolojide klonlamada (İlerde olabilecek, zaten insan klonlamak şu anda bütün dünyada yasaktır. Çalışmalar devam ediyor, yarın bunun riskleri ortadan kaldırılırsa, erkek eşten de bir şekilde sperm temin edilmesi mümkün değilse, onun hücresiyle klonlamanın caiz olduğu sonucuna vardık.) hücre temin edilecek varlıktır. Bu yaklaşımda evvela aile sağlığı ve saadeti için bu yöntemlerin kullanılmasına tıp uzmanları gerek duyacaklar. Tabii önce ailenin kendisi ihtiyaç hissedecek buna. Çocuk sahibi olmak istiyoruz. Toplumumuzda öyle çevreler var ki, çocuk sahibi olmayı toplumun devamı için bir mecburiyet kabul ediyorlar.

    -Bir parantez açalım. Çift normal şartlarda çocuk sahibi olamıyor. Yardımcı üreme tekniklerine ihtiyaç söz konusu. İslam, mutlaka 'dene' diye zorluyor mu?

    Zorlamıyor tabii ki. Ama isterse, bu caiz değildir, diyemiyoruz. Çünkü neslin devamı İslam'ın prensibi. 'Bu takdir-i ilahidir, kadere baş eğeceğiz' denmesi gerekmiyor. Doktorlar buna tıbbî çare var diyorlarsa bu çareyi kullanma durumundayız. Yani bazı çevreler 'Allah'ın iradesine mi karşı geliyorsun?' diyor. Bu da Allah'ın iradesi. O bakımdan bu noktada geniş davranıyoruz.

    YUMURTA VE SPERM TRANSFERİ DİNEN YASAK

    -Genişlik nereye kadar? Yardımcı üremedeki bütün tekniklere cevaz var mı?

    Kısırlığın sebebi kimde olursa olsun, nesep kavramının devamı için hem anne hem de baba tarafından genetik yapı da düzgün devam etmelidir. Annenin özellikleri rahmindeki kendi yumurtasında devam ediyor. Eskiden nesebin baba tarafından devam ettirildiği sanılıyordu. Halbuki bugünkü biyolojik bilgilerimize göre en azından eşit devam ettiriliyor. En yeni bilgileri devreye sokarsak annenin daha hakim unsur olduğunu görüyoruz. 23 kromozom anneden, 23 kromozom babadan birleşiyor ama kromozom altı bir gen grubunun sadece anne yumurtasında bulunduğu tespit edildi. Bundan dolayı annenin yumurtalıklarında bir arıza varsa bir başka kadının yumurtalığından alınacak bir kök hücre ile kadının tedavi edilmesine cevaz vermiyoruz. Çünkü yumurtalığından kök hücre alınan kadının özellikleri tedavi edilen kadının yumurtalıklarına intikal edecektir. Bir başka kadından alınan yumurtanın anne adayına nakledilmesine de cevaz vermiyoruz.

    -Yumurtaya cevaz vermiyorsunuz; ama kök hücre biraz farklı değil mi?

    Az önce hızlı olarak iki şey söyledim. Birincisi, yumurta nakline cevaz vermiyoruz. İkincisi ise başkasının yumurtalığından alınan kök hücre ile rahmin tedavisine de cevaz vermiyoruz. O bile riskli. Bugün tıp anne rahminde gelişmekte olan ceninin gen alışverişine devam ettiğini gösteriyor. Hatta sütle beslenme sırasında bazı genetik özelliklerin süt yoluyla geçtiğini gösteriyor.

    -Baba açısından durum nedir peki?

    Babanın testisleri arızalıysa buradan özel bir cerrahi metotla sperm avına giriyorlar. Ondan da netice alınamadığında, sağlam birinin testislerinden alınan kök hücre ile tedaviye de, aynen anne yumurtasındaki gibi genetik yapıda değişiklik meydana geldiği için izin vermek mümkün olmuyor. Tüp bebek yönteminde embriyonun, zigot oluştuktan sonra 5 gün içinde anne rahmine nakledilmesi gerekiyor. Ama zigotun üçüncü gününden sonra hücrelerin aldığı multipotent denen şekil her organa dönüşebilen yapıyı arz ediyor. Oradaki kök hücreleri alıp kullanma konusunda ciddi problemler var.

    -Nedir bunlar?

    Biz insan varlığını zigottan başlatıyoruz. Zigot, yumurta ile spermin ilk döllendiği anda aldığı isim. Normal şartlarda bu anne karnında olurken, tüp bebekte laboratuar ortamında oluyor. İnsan orada başladığı için o ilk dört beş günlük safha da insanın gelişme safhalarıdır, canlı varlıktır, insandır; onun telef edilmesi insan öldürmeye eşdeğerdir. Din İşleri Yüksek Kurulu'nun görüşü budur. Annenin yumurtlayan tavuk haline getirilmesi de doğru değil.

    -Kök hücre konusunu açtığınız için sormalıyım. Anne rahmine bırakılmayan ve dondurulmayan fazla embriyoların kök hücre çalışmalarında kullanılmasına nasıl bakıyorsunuz?

    Prensip olarak, kullanılacak kadar embriyo oluşturulmalıdır. Sağlık Bakanlığı anne karnına en fazla üç embriyo yerleştirilmesine izin veriyor artık. Önceki sınır 7 idi. Beşiz, altız oluyor; hemen hepsi de ölüyordu. Uygun embriyo seçebilmek için 15-20 embriyo üretiliyor. İçinden üç tanesini seçiyorlar. Seçim sırasında dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var. Mesela, cinsiyet seçimine izin vermiyoruz. Embriyoların kız mı erkek mi olduğu hemen görülebiliyor. 'Kız çocuk istiyorum, erkekleri dışarıda bırakalım, rahme sadece üç kız embriyosu koyalım.' denemez. Ya da tersi. Genetik tanı işleminde embriyoya zarar verecek işleme de izin vermiyoruz. Hedef tek embriyo ya da yeterince embriyo için teknik gelişmeleri takviye etmek, çalışmaları hızlandırmak olmakla birlikte bugünkü teknolojide arta kalan embriyoları ya itlaf etmek ya da kök hücre çalışmalarında kullanmak gibi iki alternatifle karşı karşıyayız. Burada hiçbir işe yaramadan itlaf etmek yerine arta kalan embriyoların kök hücre çalışmalarında ve tedavilerinde kullanılabileceği sonucuna vardık. Bu iki şerden ehven olanı seçme.

    KADIN YUMURTASI TÜCCARLARI VAR

    -Bir kadının rahminin tedavisi için arta kalan embriyodan alınan kök hücrenin kullanılmasına izin var mı şu anda?

    Var; çünkü o kök hücreler embriyonik, bütün vücut hücrelerine dönüşme özelliği taşıyor.

    -Siz embriyodan değil de kadının rahminden alınan kök hücrenin başka kadının rahminin tedavisinde kullanılmasına izin vermiyorsunuz anlaşılan…

    30-35 tane kök hücre var bir embriyonun içinde. Bunları birinin karaciğerini tedavi etmek için kullanabiliriz. Kalbini ya da herhangi başka bir organını da. Laboratuar ortamında embriyo üretimine getirilen sınırlama etik olarak ortaya çıkacak büyük bir belayı önlemeye imkân veriyor. Arta kalanın kök hücre çalışmalarında kullanılmasına izin verildiği için Türkiye'de olduğunu zannetmiyorum. Diğer ülkelerden haberler geliyor. Hormonal tedaviye tabi tutulan genç bayanlardan 50-60 yumurta elde edip 1 milyar gibi cüzi bir para veriliyormuş. Sonra da bu yumurtalar yüksek fiyatlara satılıyormuş.

    -Hangi ülkeler bunlar?

    Doğu ülkelerinden bahsediliyor; Kore'den, Malezya'dan… Nikâh birliği altında ihtiyaçla sınırlı olarak alternatif üreme tekniklerini kısıtlamalardan serbest bıraktığınız takdirde kadınları embriyo fabrikası haline de getirebilirsiniz. Son derece gayri ahlâkî ve suç teşkil eden uygulamalara da açık olabilir bu. Mafyalar devreye girer, organ ticareti gibi. Bazı Uzakdoğu ülkelerinde kadınları hamile bırakıp hemen cenini ilk günlerinde alıp kullanma şeklinde de uygulamalar başlamış diyorlar. Tabii biz olaya dinimizin bakış açısıyla baktığımızdan İslam dininin sınırları içinde imkân görmüyoruz.

    -İnsanlar 'amcanın sperminin ya da teyzenin yumurtasının kullanılması' hususunda 'bu da evlatlık gibi bir şey' düşüncesine itilmek isteniyor…

    Bu düşünce evlatlıkla ilgili İslam dininin hükümlerini bilmemekten kaynaklanıyor. Evlat edinileni, edinenin çocuğu haline getirmiyor İslam. Hatta Kur'an'da onların bizzat anne ve babalarının adıyla çağırılmaları isteniyor. Batı hukukunda olduğu gibi evlatlık aldığında nesep itibariyle size bağlı olmuyor. Sizin öz çocuğunuz olmuyor. Annesi babası bellidir. Hâlbuki taşıyıcı annelikte genetik yapı birbirine karışıyor. Hiç benzer tarafı yok. İslam dininde nesep bellidir. Nesep nakledilmiyor. Sadece dünya hukukunda birtakım değişiklikler var. Biyolojik anne ve baba gibi kavramlar da ortaya çıkıyor.

    -Taşıyıcı annelikten önce teyzesinin yumurtası ya da amcasının spermiyle çocuk sahibi olunmasını izah eder misiniz?

    Burada birçok problem çıkar ortaya. Akrabalık kavramı ortadan kalkar. Annesinin yumurtasıyla çocuk doğuran biri hem kardeşini doğurmuş olur hem de kendi çocuğunu.

    -Zina manasına da geliyor mu bu?

    O manaya gelmiyor. Başka kavramlar bunlar.

    -Sonuç itibariyle veled-i zina olmuyor mu?

    Hayır, çünkü veled-i zina, zina fiilinden elde edilendir. Burada zina fiili yok. Yok, ama zina fiiliyle meydana gelen çocuktan daha büyük problemler ortaya çıkarıyor bu. Çünkü zina yoluyla elde edilen çocuğun annesi babası bellidir. Bunda dedesi babası olabilir, teyzesi annesi, hatta kendi kardeşini, dedesinin çocuğunu doğurabilir bir kişi. Teknik olarak adı zina değil ama İslam'ın nesli muhafaza prensibine külliyen aykırı.

    -Taşıyıcı annelik için cevaz var mı?

    Kesinlikle hayır.

    -Taşıyıcı annelikteki mahzur nedir peki? Kişi sadece rahminde başkasının embriyosunu taşıyor…

    Embriyoyu taşıyor; ama rahminde gen alışverişi var. Baskınlık her ne kadar yumurtanın sahibinde gibi görünse de karışma var. Sütkardeşliğinde de öyle. Bilim tespit etmiş durumda. Sütle dahi bir miktar genetik transfer var. -Şimdi İran'a gelebiliriz hocam…

    Genel prensipler İran için de geçerlidir. İran da Müslüman bir ülke. Biliyorsunuz Şii dünyada, Sünni dünyanın kabul etmediği bir mut'a nikâhı kavramı var. Her ne kadar harplerde Hz. Peygamber buna izin vermişse de, Sünni âlimler meşru bir nikah türü olarak görmüyorlar. Muvakkat evlilik yani. Bir saatliğine, bir günlüğüne, iki günlüğüne falan. Ücretini de ödemek suretiyle. Şia'nın mut'a nikâhına cevaz veren görüşü bu konuyu kolaylaştırıyor. Yoksa hiçbir İslam ülkesi nikah altında olmadan çocuk oluşumuna izin veremez.

    -Bu nikâh türü İran'da çok yaygın mı?

    Humeyni zamanında Saddam ile 8 yıl harp ettiler. Erkek nüfusunun iki katına çıktı kadın nüfusu. Hatta üç katına çıktı. Toplum olarak ikinci, üçüncü eşi alma mecburiyeti koydular. Genç kadınlar dul kaldı. Eşi harpte öldü. Yoksa fuhuş patlayacaktı toplumda. Normal karşılamıyorum şahsen. Mut'a nikahı sperm alma olayında da kullanılıyor. Batı ülkelerinde sağdan soldan sperm alıyorlar ya, İran'da sperm alacakları adamla nikahlanıyorlar, nikahlı eşine vermiş oluyor spermi. Belirli bir para veriyorlar, nikahlanıp sperm alıyorlar. Yumurta vermeyi de organ nakli gibi kabul etmişler İran'da. Suudiler ise yumurta vermeyi nikah birliği altında caiz görüyorlar. Kişinin eşlerinden biri diğerine yumurta verebiliyor yani.

    -Klonlamada dişinin hücresindeki çekirdek çıkarılıp, başka bir hücrenin çekirdeğiyle döllenme olayı söz konusu. Hz. İsa'nın yaratılışı böyle bir şeye işaret ediyor olabilir mi? İleride kadın erkeğe ihtiyaç duymadan çocuk doğurabilir mi?

    Kadının erkeğe ihtiyaç duymadan çocuk sahibi olmasının bizim inancımıza göre örneği bu olabilir. Tek bildiğimiz Hz. İsa'in herkesin bildiği bir babasının olmaması. Ama bu olay bir mucizedir. Bağlı bulunduğumuz kelam ekolünde bunun mahiyetinin kurcalanması gerekmez. Nasıl olduğunu bilmiyoruz, Allah böyle söylüyor. Nasıl olduğunun mekanizmasını keşfettiğimizde zaten o mucize olmuyor. O olayın nasıl olduğunu bulduğumuz zaman bilgi oluyor, mucize vasfı kalkıyor.

    -Bazı mucizeler, hedeflerin işaretlenmesi anlamına gelmez mi? Miraç'a yükselmek belki ışınlanma hedefinin işaretidir…

    Miraç olayını da bilmiyoruz. Bilgi değeri olarak Kur'an'da yok. Kesin bilgimiz yok. Zannî bilgimiz var. Hz. Ayşe, yatağı soğumamıştı diyor. Gayb ile bilgi katiyen bağdaşmaz. Bilginin bittiği yerde gayb başlar. Çünkü bugünkü bilgilerimizi, Kur'an'da bilmediğimiz şeyleri yorumlamakta kullanırsak risk burada bakın. Yarın bugünkü bilgimizin değişmesi halinde tarihte yapılmış hatalara devam etmiş oluruz. Bugün rahimdeki bırakın bilmemeyi, kız ya da erkek sipariş edilmeye başlandı. Gametler ya x, ya da y işaretlidir. Y işaretli gamet döllendiyse xy oğlan oluyor. X işaretli gamet döllendiyse xx kız oluyor.

    BU İŞLER NE TIBBEN, NE DE HUKUKEN ETİK...

    Türkiye'de ilk defa tüp bebek uygulamasını gerçekleştiren ve 18 Nisan 1989'da ilk tüp bebeğin doğmasına vesile olan Ege Üniversitesi'nden Prof. Dr. Erol Tavmergen, daha önce Aksiyon'a yaptığı açıklamada, yardımcı üreme tedavisinde başkasının sperm ve yumurtasının kullanılması konusunda şunları söylemişti: "Bazı ülkelerde yasal. ABD'de bazı eyaletlerde yasak, bazılarında serbest. Tıbben zor bir işlem değil. Ülkemizde olayın hukukî ve dinî boyutu var. Spermi ya da yumurtayı veren kişi acaba ne kadar sağlıklı? Yapılıyorsa tamamen kontrol dışı demek. Genetik geçici hastalıklar olabilir. Bazı kan ve metabolizma hastalıkları. Donör olan şahıs, ister sperm, ister yumurta versin, AIDS, Hepatit B ve C gibi bazı enfeksiyon hastalıkları taşıyor olabilir. Genetik hastalıkların bir kısmı bilinmeyebilir. Şizofreni gibi bazı akıl ve ruh hastalıkları da genetik yoldan aktarılıyor.

    Bir de miras hukuku var. Sperm ve yumurtayı bazen bildiğiniz şahıstan alıyorsunuz. Yarın öbür gün hak iddia edebilir bu çocuk. Çünkü genetik anne ya da babası. Ne kadar sözleşme yaparsanız yapın, dünyada bunun örnekleri, mahkemeler var. Genetik annelik, genetik babalık o çift ve donör olan şahısta bazı psikolojik sıkıntılara sebep olabiliyor. Kendi çocuğu olmayabiliyor; ama halbuki kendinden olmuş çocuklar var ortada. Veya kimlerin donör olabileceğini, kaç kişiye bağışta bulunabileceğini iyi ayarlamak lazım. Aksi takdirde belli bir toplum içinde aynı genetik materyale dâhil kardeş, yarı kardeş, üvey kardeş gibi ihtimaller de ortaya çıkabilecek. Bu gibi sakıncalar içeriyor. Tıbbî, hukukî, sosyal sorunlara yol açacağı belli."

    Tavmergen'in taşıyıcı anneliğe dair söyledikleri de bir o kadar ilginç: "Kadın, evlenmeden normal yollardan da çocuk sahibi olabilir. Partneriyle ilişkisini sadece buna dayandırır. Gebe kalır kaybolur. Benzer sorun bu. Kendi yumurtasını başka bir spermle bir başkasından doğurtturup çocuğu almaya kalkar. Sayısız permütasyon getirebilirim. Öyle acıklı bir durum ki, ebeveynler çocuk isteyen anne, ama kendi yumurtasından değil, çocuk isteyen baba kendi sperminden değil, genetik anne yumurtası kullanılan kadın, genetik baba spermi kullanılan adam, gebelik dolayısıyla anne taşıyıcı anne, çocuğa bakıcılık yapacak kadın anne, çocuğa bakacak baba yedi tane değişik sıfat sıraladım. Toplum bakımından da, hukuk bakımından da, sosyal açıdan da sorunlar var. Kimin ne hak iddia edeceği, psikolojik olarak neler hissedeceği, ilerde neler olacağı belli değil. Bu çocuk ileriki hayatında kime ne diyecek, kiminle nasıl olacak? Parçalanmış ailelerdeki soruları düşünün..."

    (Aksiyon)
     
  2. 6 Şubat 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  3. Kazen

    Kazen Babalar ve Oğulları Yönetici

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    12.370
    Beğenildi:
    17.192
    Ödül Puanları:
    488
    İşin hem hukiki hem dini tarafı eline sağlık.
     
  4. 6 Şubat 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  5. 1BukeT

    1BukeT Popüler Üye Üye

    Katılım:
    21 Eylül 2006
    Mesajlar:
    1.454
    Beğenildi:
    15
    Ödül Puanları:
    106
    rica ederim :)