tüp bebek tedavisyle ilgili merak ettiğiniz herşey burada

Konusu 'Tüp Bebek Özel Bölüm' forumundadır ve ruyamelexgxim tarafından 8 Aralık 2007 başlatılmıştır.

    8 Aralık 2007
    Konu Sahibi : ruyamelexgxim
  1. ruyamelexgxim

    ruyamelexgxim Aktif Üye Üye

    Katılım:
    8 Şubat 2007
    Mesajlar:
    809
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    86
    TÜP BEBEK TEDAVİSİ (ART)KISACA NEDİR?

    Tüp bebek tedavisi uygulanacak hastalara kadın yaşı,yumurtalık rezervi, kan hormon değerleri ve boy/kilo oranına göre uygun bir tedavi protokolü belirlenmektedir.

    Uzun tedavi protokolünde önce yumurtalıkları baskılayıcı hormonlar burun spreyi veya cilt altı iğnesi şeklinde yaklaşık 10-12 gün süre ile uygulanır.Hastanın adet görmesi ile birlikte tedavinin ikinci bölümüne geçilir ve ortalama 8-10 gün süreyle yumurta gelişimini sağlayacak hormon tedavisi uygulanır.

    Kısa tedavi protokollerinde ise yumurta gelişimini sağlayacak ilaçlara adetin 2. veya 3. gününden itibaren başlanmakta,yumurtalığın kendi salgıladığı hormonları kontrol etmeye yönelik baskılayıcı ilaçlar ise tedavinin ileri günlerinde eklenmektedir.

    Hastalar kan hormon düzeyleri ve vajinal ultrasonografi ile izlenerek foliküller uygun büyüklüğe ulaştığında insan koryonik gonadotropini yani halk arasında bilinen adıyla yumurta çatlatma iğnesi verilir ve 33-36 saat sonra da yumurta toplama işlemi yapılır.Bu işlem hastaların ağrı duymaması için anestezi altında yapılmakta ve ortalama olarak 10-15 dakika sürmektedir.

    Yumurta toplanmasından sonra 2-6 gün içinde seçilecek embriyolar rahim ağzı geçilerek ince bir kateter yardımı ile rahim içine transfer edilecektir. Embriyo transferi ağrısız bir işlem olup ultrasonografi eşliğinde uygulandığı için hastalarımız tarafından da izlenebilmektedir. Embriyo transferini takiben yaklaşık olarak 30-45 dakika yatak istirahatı sonrası hastalarımız evlerine gönderilmektedir.

    ÇOCUK SAHİBİ OLAMAYAN ÇİFTLERDE TEK TEDAVİ YÖNTEMİ TÜP BEBEK MİDİR?

    Çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerde detaylı bir inceleme ile problemin nereden kaynaklandığı aydınlatılmalı, tedavi gerekliliği belirlenmeli ve çiftin en kolay şekilde gebelik elde etmesini sağlayacak olan tedavi yöntemi belirlenerek çifte sunulmalıdır. Tedavi yöntemleri; yumurtlama uyarısı ve takibi, aşılama ve tüp bebek tedavisidir. Uygun şartlara sahip olan çiftlerde, ilaçlarla yumurta gelişiminin sağlanmasını takiben spermin belirli işlemlerden geçirilerek rahmin içerisine verilmesi anlamına gelen "intrauterin inseminasyon" (aşılama) tedavisi ile gebelik elde edilebilir.

    KISIRLIK TEDAVİSİ İÇİN NE ZAMAN BAŞVURULMALIDIR?

    Genel olarak eslerin herhangi bir korunma yöntemi uygulamadan ve düzenli cinsel ilişkiye girmelerine rağmen 1 yıl boyunca gebe kalamaması durumunda doktora müracat etmeleri önerilir. Ancak günümüzde daha geç yaşlarda evlenme oranı arttığından kısırlıkla ilgili şüphesi olan erkeklerin üroloji uzmanına müracaatı önerilir. Mutlaka çiftler eşleri ile birlikte muayeneye gelmelidirler. Erkeklerde genel fiziksel muayenenin yanı sıra bazı hormon tetkikleri, gerekli ise genetik incelemeler ve mutlaka geçmişte yapılmış dahi olsa merkezimizde semen analizinin tekrar incelenmesini gerekmektedir.

    BAŞVURUDAN SONRA UYGULAMAYA GEÇİŞ SÜRESİ NE KADARDIR?

    Kadın ve erkeğin ön incelemelerinin yapılması için kadının adetin 2-3. günü ve erkeğin de 3-5 günlük cinsel perhizde olduğu dönem en uygundur. İlk değerlendirme yapıldıktan sonra istenilen test sonuçları görülerek hastayla birlikte uygun tedavi seçeneğine karar verilerek tedavinin hastanede geçen süresi 15 gündür.

    TÜP BEBEK TEDAVİSİ NE KADAR SÜRER?

    Tüp bebek tedavisi; yumurta gelişimi, yumurtaların toplanması ve döllenmesi, embriyo gelişimi ve embriyo transferi aşamalarından oluşan bir süreçtir. Bu tedavi süresi boyunca kadının hastanede yatmasını gerektirecek bir uygulama gerçekleştirilmemektedir. Yumurta gelişimi süresince çoğu zaman gün aşırı ve nadiren günlük kan tahlili ve ultrasonografı incelemesi takipleri sürdürülecek, takip boyunca hastanede geçirilecek zaman mümkün olduğunca kısa tutularak çiftlerin günlük hayatının ve programlarının etkilenmemesine çalışılacaktır. Yumurta toplama ve embriyo transferi işlemleri ise hastanede yatmayı gerektirmeyen, oldukça kolay işlemlerdir.

    TÜP BEBEK UYGULAMASI İÇİN YAŞ SINIRI VAR MIDIR?

    Adetinizin 3. gününde yapılan hormon testleri ve ultrasonografide görülen yumurtalık kapasitesi yumurtalık fonksiyonlarınızın uygun olduğunu gösterir ise 45 yaşına kadar tüp bebek işlemi uygulanabilmektedir. Ancak 38 yaş ve üstü kadınlarda uygulama yapılırken preimplantasyon genetik tanı yöntemi ile embriyolarınızın kromozomlar yönünden normal olup olmadığının araştırılması önerilmektedir.

    KADIN YAŞI BAŞARIYI ETKİLER Mİ?

    Ne yazık ki evet! Öyle ki günümüzde erkek kısırlığının her tipine geniş bir tedavi imkanı sağlanmasına karşılık tedavide ortaya çıkan en büyük engel kadın yaşının ileri olmasıdır. Kadının yaşı ve buna bağlı az yumurta elde edilmesi başarıyı etkileyen en önemli faktördür. Ancak yumurtalık kapasitesinin iyi olduğu kabul edilen 40 yaş ve üstü kadınlarda preimplantasyon genetik tanı uygulanarak %30-35 civarında gebelik elde edilmektedir.

    TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE BAŞARI MEVSİMLERE GÖRE DEĞİŞİR Mİ?

    Tüp bebek uygulamaları uzun yıllardır gerçekleştirilmektedir. Bu yıllar içerisinde elde edilen tecrübeler, tedavi başarısının aylara veya mevsimlere göre fark göstermediğini ortaya koymaktadır.

    TÜP BEBEK UYGULAMALARI KAÇ KEZ TEKRARLANABİLİYOR?

    Tedavinin bilinen bir sınırı olmamakla birlikte 7-8 uygulama yapılabilir. Her uygulama arasında en az 3 ay ara verilmelidir.

    TÜP BEBEK UYGULAMALARINDA TÜPLERİN AÇIK OLMASI GEREKLİ MİDİR?

    Hayır. Toplanan yumurtalar sperm ile döllendikten sonra oluşan embriyolar rahim içine yerleştirilir. (Yumurtalar vajinal yolda ultrosonografi eşliğinde toplanır.) Dolayısıyla tubaların açıklığının bir önemi yoktur ,fakat tuba içerisinde bir sıvı birikimi söz konusu ise bu sıvının rahim içine akışı embriyo tutunmasını etkileyeceğinden ya tuba çıkarılmalı ya da uterus ile bağlantısı kesilmelidir.

    TÜP BEBEK GEBELİKLERİNDE DÜŞÜK RİSKİ DAHA YÜKSEK MİDİR?

    Hayır. Kendiliğinden oluşan veya tüp bebek yöntemleri ile elde edilen gebeliklerin yaklaşık %15'inin düşükle sonlandığı bilinmektedir. Kendiliğinden oluşan gebeliklerde erken dönemdeki düşükler bazen birkaç günlük adet gecikmesi ve bunu takip eden normalden biraz fazla miktarda bir adet kanaması olarak algılanabilir. Oysa yapılacak kan tahlilleri bunun bir gebelik kaybı olduğunu gösterecektir. Tüp bebek uygulamalarında gebelik sonuçları çok erken dönemden itibaren kan tahlilleri ile takip edildiğinden, her dönemdeki gebelik kayıpları kesin olarak tanımlanmaktadır. Bu durum da düşük oranlarının daha yüksek olduğu gibi yanlış bir kanıya sebep olmaktadır.

    SİGARA ÇOCUK SAHİBİ OLMAYI ETKİLER Mİ?

    Uzun süreli ve yüksek sayıda sigara kullanımının üreme sistemi ve hormon aktivitesini olumsuz etkilediği düşünülmektedir.Etkinin özellikle yumurtalıklar düzeyinde olabileceği ve sigaranın adet düzensizliği, infertilite ve erken menopoz gibi önemli sonuçlara yol açabileceği bilinmelidir.Gebelik oluştuğunda da fetusda gelişme geriliği ve düşük doğum ağırlığına yol açabilir.

    UYGULAMALARIN MALİYETİ NEDİR?

    Tüp bebek ve mikro enjeksiyon uygulamalarının paket ücret olarak maliyeti tedavinin başlangıcından bitimine kadar 2700 USD + KDV olarak belirlenmiştir. Bu fiyata ilaçlar dahil değildir. İlaç maliyetleriyle ilgili bilgiyi merkezimizi arayarak. öğrenebilirsiniz. Paket içeriği ile ilgili detaylı bilgiyi telefonlardan merkezimizi arayarak öğrenebilirsiz.


    İNFERTİLİTEDE ÖN TESTLER VE ANA TESTLER

    İnfertilitenin tanı ve tedavisi için yapılması gereken testler kadınlar için ;kan grubu,tam kan sayımı,hormon testleri olarak FSH,LH,estradiol(adet kanamasını ikinci ya da üçüncü günü),TSH,serbest T4,prolaktin, mevcut enfeksiyonların veya bağışıklığın önceden tanımlanması için HBsAg, antiHBs, antiHCV, Rubella IgM-IgG,Toxoplasma IgM-IgG testleridir.Gerekli görüldüğü takdirde diğer sistemik hastalıklara ait tetkikler,mikrobiyolojik ve genetik testler de ilave edilebilir.Tüpleri ve rahim iç boşluğunu değerlendirmek için rahim filmi (histerosalpingografi) çekilmelidir. Erkekler için ise;spermiogram,kan grubu,HBsAg,antiHBs,antiHCV,gerekli durumlarda hormon testleri(FSH,LH,total testosteron,prolaktin ve TSH) ve genetik testler yapılmalıdır.


    KULLANILAN SPERM VE YUMURTALAR EŞLERİN KENDİSİNE Mİ AİTTİR ?

    Kesinlikle evet. Bu işlemler için aranan şartlardan birisi de resmi nikah belgelerinin tarafımıza ulaştırılmasıdır. Hangi nedenle olursa olsun sperm üretmeyen erkek veya yumurta geliştiremeyen çiftler tedaviye kabul edilmez. Tedavilerde kullanılacak üreme hücreleri kesinlikle resmi nikahlı eşlerin kendi hücreleridir.

    BU TEKNİKLERLE BAŞARI ŞANSI NE KADARDIR?

    Tüp bebek tedavisinde başarı şansını çiftin özelliklerine göre belirtmek gerekir. Çünkü tüp bebekteki başarı şansını yumurtalık kapasitesi, yaş faktörü, ciddi erkek faktörü gibi bir çok parametre etkilemektedir. Embriyo transfer edilen çiftlerde 37 yaş altı, yumurtalık rezervi iyi bir bayanda başarı şansı %55 iken, 40 yaş üzerinde bu şans %30'lar civarındadır. Bu yaş gurubunda yüksek genetik anomali oranı olabileceği için preimplantasyon genetik tanı uygulamaları yapılmamakta ve böylece genetik olarak belirlenmiş normal embriyo transfer edilerek gebelik şansı arttırılmaya çalışılmaktadır.


    BU TEDAVİLER SONRASI ANORMAL ÇOCUK DÜNYAYA GETİRME RİSKİ VAR MIDIR?

    Tedavi ile doğan bebekler ile normal yolla doğan bebekler arasında fiziksel ve zihinsel gelişim açısından fark bulunmamıştır.

    ART’DE HAZIRLIK İÇİN KULLANILAN İLAÇLAR:

    Folik asit eksikliğinde bebeklerde nöral tüp defekti adını verdiğimiz ,bebek sağlığını olumsuz etkileyen çok önemli bir sorun oluşabilmektedir.Bu durumun önemi, gebelikten birkaç ay önce başlanacak folik asit kullanımı ile bu durumun önlenebilir olmasıdır.Bu nedenle tedavinin hazırlık döneminde folik asit preparatları veya folik asit içeren vitaminler kullanılmaktadır.

    Rahim ağzında veya menide bulunabilecek mikropların tedavisi tüp bebek tedavisinde başarı şansını arttıracaktır.Bu nedenle hazırlık döneminde hem kadın hem de erkeklere antibiyotik kullanımı önerilmektedir.

    ART TEDAVİSİNE BAŞLAMADAN ÖNCE YAPILAN SEROLOJİK TESTLER

    Tüp bebek tedavisine başlamadan önce hem kadın hem de erkeğe yapılacak bazı kan tetkikleri çiftin sağlıklı bir bebek elde etmesinde büyük önem taşır.

    Bu testler:HbsAg,anti-Hbs,anti-HCV,anti-HIV(l+ll),Rubella lgG,Toxoplazma lgG

    Yapılacak tetkiklerle çiftlerdeki mevcut enfeksiyonlar tanımlanabilmekte , bebeğin hemen doğum sonrası korunması için böylece önlemler alınabilmektedir.

    Hepatit B ve rubella yani kızamıkçık gibi enfeksiyonlara karşı bağışıklığın saptanması ise tedaviye girmeden önce, gereken durumlarda hastaya aşı uygulanmasına imkan verir ve bağışıklığın teyid edilmesini takiben hastanın tedavisi başlatılır.

    Bu incelemeler tedaviyi gerçekleştirecek sağlık personelinin korunması ve çiftten elde edilecek sperm veya embriyoların dondurulması sırasında bulaşmanın önlenmesi için önlemler alınması bakımından da önemlidir.

    ART TEDAVİSİNE BAŞLAMADAN ÖNCE YAPILAN MİKROBİYOLOJİK TESTLER

    Hastanın ilk muayenesi , alt genital yani üreme sisteminin enfeksiyonlar yönünden değerlendirilmesi için de önem taşır.Rahim ağzından alınacak kültür, direkt yayma,mikoplazma kültürü ve klamidya antijen tespiti ile detaylı bir tarama yapılabilir. Mevcut enfeksiyonlar hem infertilite tedavisi, hem de çiftlerin genel sağlığı için önem taşımaktadır.

    Bu enfeksiyonlar vajina florasını bozmakta ve rahim ağzının doğal akıntısında da olumsuz değişikliğe yol açmaktadır. Mikoplazma ve klamidya enfeksiyonları infertiliteye sıklıkla eşlik ettiği için ,gerekli tedavinin yapılması tüp bebek tedavisinde başarıyı da arttıracaktır.

    ART TEDAVİSİ VE İLAÇ KULLANIMI

    Çocuk isteği ile tüp bebek merkezlerine başvuran ailelerde ilk görüşmede ayrıntılı bilgi alınırken, geçirilmiş ve halen mevcut hastalıklar da öğrenilir.Böylece hastaların arzu edilen gebeliğe en sağlıklı şekilde başlamaları planlanır;mümkünse öncelikle mevcut hastalığın tedavisi ve iyileşmenin sağlanmasını takiben infertilite tedavisine başlanır.Bu şekilde gebelikte bazı ilaçların kullanılması nedeniyle bebeğe verilebilecek zararlar da önlenmiş olur.Ayrıca infertilite tedavisi sırasında kullanılacak bazı ilaçların folikül ve yumurta gelişimi üzerine olumsuz etkileri olabileceği de bilinmektedir.Bu nedenle hastaların ilaç kullanımı mümkün olduğunca en aza indirilir.

    Depresyon gibi bazı hastalıkların tedavisi ise hem tedavinin kolay uygulanmasını sağlamakta ,hem de başarı şansını arttırmaktadır.

    Bazı kronik hastalıklarda ise infertilite tedavisinin hastalığın alevlenme dönemleri geçtikten sonra başlatılması ve sürekli kullanılan ilaçların ilgili branşlardaki meslektaşlarımızla konsülte edilerek, infertilite tedavisini ve muhtemel bir gebeliği öngörerek planlanması doğru olacaktır.

    KULLANDIĞINIZ İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ VAR MIDIR?

    İlaçların enjeksiyon yolu ile kullanımlarında, enjeksiyon yerinde küçük morluklar ve rahatsızlıklar görülebilir. Burun spreyleri ve cilt altı iğneler ise yorgunluk, kas ve eklem ağrıları ve geçici menopozal yakınmalara benzer şikayetler oluşturabilir. Gonadotropinler, yumurtalıkların aşırı uyarılmalarına neden olabilirler. Bu şekilde ortaya çıkan tabloya " Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu denir. Bu sendrom, polikistik overlere sahip fazla sayıda yumurtası olan bayanlar için risktir. fakat bunu engellemek için bu hastalarda hmümkün olan en düşük doz ile tedavi gerçekleştirilmektedir. Bu durumun çok ciddi şekillerinde hastaneye yatarak tedavi görmeyi gerektiren tıbbi problemler oluşabilir.

    KÖTÜ YANITLI OLGULARI NASIL ÖNCEDEN ANLIYORUZ?

    Tüp bebek tedavisinin başarısında, elde edilen yumurtaların yeterli sayı ve kalitede olmasının önemi büyüktür.Yumurtalıklardaki yumurta sayısının ve yumurta sayısını etkileyen durumların bilinmesi, hastanın tedaviye vereceği cevabın nasıl olacağını önceden anlamamıza yardımcı olur.Kadın yaşının 35 ve üzerinde olması,aşırı kilo,sigara kullanımı,daha önceden geçirilmiş yumurtalık ameliyatları,geçirilmiş iltihabi hastalıklar, endometriosis,yumurtalık kistleri ,adet kanamasının 2. ya da 3.günü yapılan FSH düzeyinin 10 mIU/ml ,estradiol düzeyinin 75 pg/ml nin üzerinde olması,daha önceki tedavilerinde alınan kötü yanıt , kullanılan ampul sayısının fazlalığı ,rahim iç zarıyla ilgili problemlerin tespiti tedaviye kötü yanıt verecek hastaların saptanmasında yol göstericidir.

    TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE UYGULANAN UZUN VE KISA PROTOKOLLER NEDİR?

    Tüp bebek uygulamalarında kullanılan uzun ve kısa protokoller hastaya göre değişmektedir. Uzun protokol (long protokol) olarak belirtilen kullanım bir yandan eşit düzeyde ve aynı büyüklükte follikül gelişimini sağlarken, diğer taraftan LH denilen yumurtlamayı tetikleyen hormonun erken ve bizim kontrolümüz dışında yükselmesini önler. Bu tedavi protokolü daha çok yumurtalıklarındaki yumurta sayısı yeterli olan veya beklenenden daha fazla yumurta gelişebilecek hastalara uygulanır. Uzun protokolün diğer bir avantajı tedavi zamanının istenilen şekilde programlanabilmesidir.

    Uzun protokolde tedaviye adetin 21. günü başlanır, ortalama 10-12 gün süre ile yumurta baskılayıcı ilaçlar kullanılıp, yeni adetin 3. günü yumurta geliştirmeye yarayan diğer ilaçlara başlanır ve yumurta çatlatma iğnesine kadar her ikisine de devam edilir.

    Kısa protokol (short protokol) ise yumurtalık cevabı zayıf olan hastalarda tercih edilebilir. Ayrıca zaman problemi olan hastalarda tedavinin daha kısa sürede kolayca tamamlanmasını sağlamak amacı ile de kullanılan bir protokoldür. Adetin 3. günü yumurtayı geliştiren ve büyüten ilaçlara başlanır ,adetin 6-7. günü ya da yumurta belli bir büyüklüğe eriştiğinde ise çatlamayı önleyici ilaçlara başlanır. Yumurta çatlatma iğnesine kadar her iki tedaviye devam edilir.

    Bizim merkez olarak tercihimiz yumurtalık rezervi normal olan ve herhangi bir zaman kısıtlaması olmayan hastalarda öncelikle uzun protokol ile başlamaktır. Ancak her iki protokol ile pek farklı olmayan gebelik sonuçları elde edilmektedir.


    MİKROENJEKSİYONUN TÜP BEBEK YÖNTEMİNDEN FARKI NEDİR?

    Tüp bebek yönteminde, vücut dışına alınan sperm ve yumurtalar laboratuvarda özel bir ortamda bir araya getirilerek döllenmenin kendiliğinden oluşması beklenir. Hareketleri ve dölleme kapasitesi yetersiz, az sayıda ve şiddetli şekil bozukluğu gösteren spermler yumurtayı kendiliğinden delerek döllenmeyi sağlayamazlar. Bu durumda spermler yumurta içine enjekte edilerek döllenme sağlanır. Bu işleme mikroenjeksiyon adı verilir.

    ANTAGONİSTLER DAHA MI İYİDİR?

    Son yıllarda geliştirilen ve kullanıma giren antagonistler, yumurtlamayı uyaran hormonun erken yükselmesini önlemek için tüp bebek tedavisinde sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır.Antagonist tedavisinde,tedavi süresi daha kısadır ,daha az dozda yumurta uyarıcı iğnelere gerek duyulur, antagonist enjeksiyonu bırakıldıktan kısa bir süre sonra hipofiz bezi eski fonksiyonunu kazanır, sıcak basması, vajinal kuruluk,isteksizlik gibi şikayetlerle karşılaşılmaz,analog dediğimiz iğnelerin uzun süre kullanımına bağlı gelişen aşırı yumurtalık baskılanması ya da alevlendirici etkiler görülmez.Gebelik sonuçları ise klasik protokol ile elde edilen sonuçlarla benzerlik göstermektedir. Özellikle kötü ya da yüksek cevaplı hastalarda avantaj sağlamaktadır.

    OVER KİSTLERİN İVF'E ETKİSİ NEDİR?

    Tedavi öncesi yumurtalıklarında kist saptanan hastalarda, kistin çapı 3 cm ‘den küçük ise ve kandaki estradiol hormon düzeyini yükseltmemişse tedaviye başlanabilir.Tedavi öncesi yumurtalıkları baskılamak için kullanılan analog dediğimiz iğnelerin kullanımı sırasında,bu iğnelerin alevlendirici etkisi sonucu basit kistler görülebilir.Bu kistler 3 cm’den küçük ama kandaki hormon düzeyi yüksekse kullanılan analog süresi uzatılır,3 cm’den büyük ise ,iğnenin kullanım süresi uzatıldığı halde küçülme sağlanamazsa ,bir iğne yardımıyla bu kist sıvısı çekilebilir.Yumurtalıkta yer kaplayan kitlenin mekanik etkisi ortadan kaldırılır. Kist aspirasyonu yapılan bu hastalardan daha fazla sayıda yumurta elde edilebilir.

    TİB NEDİR VE HANGİ TESTLERİ YAPIYORUZ?

    TİB (tekrarlayan implantasyon başarısızlığı), daha önce 3 veya daha fazla kereler yapılan tüp bebek denemeleri ile iyi embryolar transfer edilmesine rağmen gebe kalamama durumunda kullandığımız bir terimdir. Bu gibi olgularda genellikle altta yatan sebep olabilecek bazı durumları ortaya koymak için birtakım testler uygulamaktayız.

    Çiftin ikisinden de istenen periferik karyotip dediğimiz genetik testler ile muhtemel kromozom problemini araştırmak

    Rahim iç duvarı dediğimiz endometrium tabakasını değerlendirmek için rahim filmi (HSG) çekmek veya histeroskopi denilen operasyonu gerçekleştirmek

    Kadına ait muhtemel kan pıhtılaşma sorunlarını ortaya koymak için pıhtılaşma mekanizmaları ile ilgili birtakım kan testleri istemek

    Prolaktin hormonu problemlerini ve tiroid bezi kaynaklı sorunları ortaya koymak için PRL ve TSH testleri istemek

    yeni bir deneme öncesi değerlendirilmesi gereken noktalardır.

    ENDOMETRİAL KO-KÜLTÜR (YA DA İNGİLİZCE ORJİNAL ADIYLA CO-CULTURE) NEDİR , KİMLERE UYGULANIR VE BAŞARISI NEDİR?,

    Endometrial Ko-kültür (Yapay rahim içi uygulaması),

    Yapay rahim içi uygulaması, tekrarlayan tüp bebek tedavilerine rağmen gebe kalamayan, embriyoları yavaş veya kötü gelişim gösteren çiftlerde yeni bir umut. Adetin 21. günü rahim içinden alınan ufak bir doku örneği laboratuvar koşullarında üretilerek yapay bir rahim içi dokusu oluşturuluyor ve embriyolar bu doku içinde büyütülüyor.

    Bu uygulama sırasında kadının kendi rahim içi (endometrium) hücreleri kullanıldığından sarılık, AIDS ve diğer riskli durumlar ekarte ediliyor. Endometrial hücreler embriyo gelişimine zarar vermiyor, gelişiminin devamını sağlıyor ve büyüme şansını arttırıyor. Embriyo gelişimi için gerekli olan faktörler ve proteinler yönünden oldukça zengin olan ko-kültür sıvıları içerisinde bulunan büyüme faktörleri ve besleyici maddeler embriyo gelişimini destekliyor. Ayrıca ortamda oluşan antioksidanlar embriyo için zararlı olabilecek artıkları embriyo çevresinden uzaklaştırıyor.

    Tüp bebek için kullanıma hazır olarak sunulan yapay kültür ortamlarında bu proteinler ve büyüme faktörleri oldukça sınırlı bulunuyor. Bu nedenle tekrarlayan tüp bebek tedavisinde başarısız olgularda ko-kültür hazır satışa sunulan kültür sıvıları için bir alternatif oluşturuyor.

    Endometrial ko-kültür uygulaması İstanbul Memorial Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nde daha önce 3 ila 10 kez arasında başarısız ART denemesi olan ve gebelik elde edilememiş 40 vakada uygulanmış ve 15 vakada gebelik elde edilmiştir. Gebelik şansı çok düşük olan bu hastalarda elde edilen %37 gebelik oranı ko-kültür çalışmalarının başarısını ve geleceğe yönelik ümit verdiğini göstermektedir.

    ASSISTED HATCHING (AHA) KİMLERE VE NASIL UYGULANIR?

    Assisted hatching (AHA) :Embriyonun rahim duvarına tutunmasını kolaylaştırmak için, etrafını saran zarın inceltilmesi ya da açıklık oluşturulması işlemidir.35 yaş ve üzerindeki olgulardan elde edilen embriyolara,embriyoyu saran zarın kalın olduğu durumlarda,yavaş bölünen embriyolara,daha önceki denemelerinde iyi kalitede embriyo transferine rağmen gebelik elde edilememiş veya FSH hormonu sınırda ya da yüksek olan olgulara (12 mIU/ml ve üzeri),embriyo biyopsisi yapılacak embriyolara,dondurma-çözme sonrası elde edilmiş embriyolara AHA uygulanır. AHA kimyasal,mekanik ya da lazer yöntemiyle yapılabilir.Bu işlemin özellikle kalın zarla çevrili ve yavaş gelişen embriyolarda,embriyo ile rahim duvarı arasındaki uyumu sağladığı ve tutunmayı arttırdığı düşünülmektedir.

    POLİPLER, ENDOMETRİOMA, MYOMLARIN TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE ÖNEMİ NEDİR?

    Polip dediğimiz rahim iç duvarı yani endometrium kaynaklı iyi huylu yapılar boyutları doğrultusunda öneme sahiptir. Genellikle 1.5 cm altındaki poliplerin tedavi başarısına etki etmediği kabul edilmektedir. Bu boyutun üzerinde polip varlığında ise histeroskopi denilen bir işlem ile bu yapının tedavi öncesi çıkarılması gerekmektedir.

    Endometrioma ya da çikolata kisti olarak bilinen yapılar yumurtalıklarda yer alan ve yumurtalık kapasitesini yani yumurta sayısını ve gelişimini etkileyebilen yapılardır. Fakat tedavi yaklaşımında bu kistlerin boyutu önem taşımaktadır. Genellikle 3 cm.nin altındaki endometrioma kistleri ameliyat gerektirmemektedir. Daha büyük olanlarda ise her hastada ameliyat düşünülmeyebilir. Yumurtalıkların ultrason ile değerlendirmesi, hastanın yaşı ve varsa daha önceki denemeleri göz önüne alınarak ameliyat kararı verilmelidir.

    Myom rahimin kas tabakasından kaynaklanan genellikle iyi huylu bir tümördür. Myom varlığında öncelikle myomun yeri, özellikle endometriuma yakınlığı ve de endometrial kavite denilen embryonun yerleşeceği yerin bütünlüğünü ve düzgünlüğünü bozup bozmadığı önemlidir. Eğer endometrial kaviteye baskı yapıyor ve embryonun yerleşimini engelleyecek yerde ise mutlaka tedavi öncesi histeroskopi ile çıkarılmalıdır. Endometriuma zarar vermeyen myomların ise boyutu önemlidir ve genellikle 7 cm üzeri myomların çırarılması düşünülebilir. Bu boyuttaki myomlar gebelikte büyüme yaparlarsa sorun oluşturabileceği için cerrahi gerekmektedir. Fakat eğer kadın yaşı ileri ise, yani 38 yaş üzeri ise, yine zaman kaybetmemek için ameliyat öncelikli olmayıp ,hemen tedaviye geçilebilir. Özetle, myom varlığında myomun yeri, büyüklüğü, kadın yaşı ve varsa önceki tedavileri göz önüne alınarak ameliyat kararı verilmektedir. Genellikle myom ameliyatlarından 4-6 ay sonra tedaviye geçilmelidir.

    TEKRARLAYAN DÜŞÜKLER NASIL TANIMLANIR?TEDAVİSİ VAR MIDIR?

    3 ya da daha fazla gebelik kayıpları tekrarlayan düşükler olarak tanımlanır. Tekrarlayan gebelik kayıplarında sebebe yönelik araştırma,tanı ve tedavi amaçlı yapılması gereken testler ve uygulamalar şunlardır: Metabolik ve bağışıklık sistemini ilgilendiren hastalıkların tanımlanması için, açlık kan şekeri,oral glikoz yükleme testi,HBA1c ,antikardiolipin IgM-IgG,Lupus antikoagulan,homosistein,aPTT,protein S ve C,TSH,serbest T4 ve prolaktin hormonları bakılmalıdır.Genetik araştırma için kromozomların sayısal ve yapısal bozukluklarını ortaya koymak amacıyla kromozom analizi (periferik karyotip),trombofili paneli,mümkünse düşük materyalinin genetik tetkiki yapılmalıdır.Rahim iç boşluğunun incelenmesi amacıyla da; rahim içine serum verilip ultrason eşliğinde daha iyi görüntülenmesini amaçlayan SIS yöntemi ve rahim içinin optik bir cihaz yardımıyla incelenmesini,yer kaplayan bir kitlenin olup olmadığının tespitini ve gerekirse rahim iç dokusundan örnek alarak mikroskopik düzeyde araştırılmasını sağlayan histeroskopi uygulanabilir.Yine rahim iç boşluğunu ve tüplerin durumunu değerlendirmek için rahim filmi çekilebilir(histerosalpingografi). Yapılan bu tetkik ve uygulamalardan sonra sebep bulunabilirse buna yönelik tedavi ya da tüp bebek tedavisi programı dahilinde preimplantasyon genetik tanı (PGT) ve destekleyici tedavi (düşük moleküler ağırlıklı heparin,yüksek doz folik asit,multivitamin,bebek aspirini vb) planlanır. İlk üç aylık dönemde görülen düşüklerin % 50-60 ‘ı, 3-6 aylık dönemdeki kayıpların % 20-25’i, 6-9 aylık dönemdeki kayıpların % 5-10 ‘nunda embriyoda kromozomal bozukluk saptanmıştır. Klinik olarak çiftlerde bulgu olmamasına rağmen embriyo düzeyinde görülebilen bu bozuklar preimplantasyon genetik tanı (PGT ) ile saptanabilir. PGT, tekrarlayan gebelik kayıplarında kromozom bozukluklarının tanımlanması ve normal embriyoların transferi ile devam eden gebeliğin sağlanması ve sağlıklı bir bebeğin dünyaya getirilmesi amacı ile henüz embriyolar transfer edilmeden uygulanabilen bir tekniktir. Merkezimizde bu yöntem başarı ile uygulanmaktadır.

    SIS (SALİN İNFUSİON SONOGRAFİ, RAHİM İÇİNE SIVI VERİLEREK YAPILAN ENDOMETRİUM DEĞERLENDİRMESİ), HSG (HİSTEROSALPİNGOGRAFİ, RAHİM FİLMİ), H/S (HİSTEROSKOPİ, ENDOMETRİUMUN GÖZLE GÖRÜLEREK İNCELENMESİNİ SAĞLAYAN BİR TÜR OPERASYON) ; KİMLERE, NEYE GÖRE, NASIL, NE ZAMAN YAPILIR VE ÖNEMİ NEDİR?

    SIS (salin infusion sonografi), ultrason ile yapılan muayene sırasında rahim iç duvarı dediğimiz endometrium ile ilgili şüpheli bir görünüm, polip ya da myom görüntüsü olduğunda, ultrasonografi eşliğinde rahim içine sıvı verilerek yapılan bir işlemdir. İnce bir kateter yardımıyla verilen sıvının etkisi ile rahim iç duvarı kaynaklı myom, polip ve yapışıklıklar hakkında bilgi edinilebilmektedir. Bu işlem anestezi gerektirmemekte ve ciddi bir ağrı oluşturmamaktadır. Genellikle adet bittikten sonraki bir hafta içinde yapılması önerilmektedir.





    HSG (histerosalpingografi, rahim filmi), yapılan değerlendirmeler sonucu sperm problemi olmayan çiftlerde, kadının tüpleri ile ilgili bir sıkıntı olup olmadığını ortaya koymakta birinci derecede kıymetli bir tetkikdir. Rahim filmi yine rahim içine verilen bir sıvının tüplerden geçişi sırasında çekilen bir tür röntgen filmidir. Rahim filminde verilen sıvı yağlı veya su bazlı olabilmektedir. Bu teknik bir konu olup filmi çeken kişinin kararıdır. Rahim filmi çekimi sırasında da ciddi bir ağrı, acı olmamaktadır. Bazen, özellikle ilişki esnasında sıkıntısı olan hanımlarda, anestezi gerekebilmektedir. Rahim filmi ile tüplerin geçirgenliğinde, yapısında problem olup olmadığı anlaşılabildiği gibi rahim iç duvarı kaynaklı problemler de tespit edilebilmektedir. Genellikle adet bitimi sonrasındaki ilk 3-4 gün film çekimi için en uygun günlerdir.

    H/S (histeroskopi), rahim içinin gözle görülerek incelenmesini sağlayan bir tür operasyondur. Anestezi eşliğinde veya lokal anestezi ile muayenehane şartlarında yapılabilen küçük bir operasyondur. Fakat büyük bir polip veya myom varlığında ameliyathane şartları gerekebilir. Rahim içine sıvı verilerek (sis) veya ultrason ya da rahim filmi ile, rahim içinde bir problem tespit edildiğinde ya da şüphede kalındığında, mutlaka tüp bebek tedavisi öncesi histeroskopi ile rahim içi görülmelidir. Özellikle rahim içi yapışıklıkların, poliplerin veya rahim içi kaynaklı myomların teşhis ve de aynı anda tedavisinde yani çıkarılmasında tek yöntem histeroskopidir. Histeroskopide, ucunda optik bir cihaz olan ince bir alet ile rahim ağzından geçilerek rahim içi gözle görüntülenmektedir. Bu sırada tespit edilen problemli yapılar ortadan kaldırılabilmektedir. Genellikle işlemden 2-4 saat sonra hasta klinikten ayrılıp evine dönebilmektedir. Bu işlem için de en uygun zaman adet bittikten sonraki bir haftalık dönemdir.

    LAPAROSKOPİ NE ZAMAN, KİMLERE YAPILIR?
    Laparoskopi, göbekten bir iğne ile girilerek karın içinin gözlenebildiği endoskopik bir ameliyattır. Tüplerle ilgili sıkıntı olan hastalarımızda tüplerdeki hasarı ve problemi ortaya koymada altın standart denilen en iyi yöntemdir. Genellikle yine adet bitimini takiben bir hafta içinde ve anestezi altında yapılır. Hastanede 4-6 saat kalındıktan sonra eve gidilebilir. Fakat tüplerle ilgili ciddi problemler varsa, örneğin büyük bir hidrosalpenks çıkarılmış veya karın içi çok yapışık olarak tespit edilmiş ise, bu gibi durumlarda bir gece hastanede yatış ve gözetim önerilmektedir. Yapılan değerlendirmeler neticesi hiçbir problem tespit edilmeyen çiftlerde de laparoskopi ile tüplerin durumu kesin olarak ortaya konabilir. Yani laparoskopi, çocuk sahibi olmak için başvuran ve yapılan testlerde problem tespit edilemeyen çiftlere, rahim filmi ile tüplerinde problem olduğundan şüphelenilen çiftlere, rahim filmi veya ultrason ile büyük hidrosalpenks tespit edilen ve bu yapıların çıkarılması gereken kadınlara önerilen ve faydası olduğu ortaya konan endoskopik bir ameliyattır. .

    IVM (IN VITRO MATURASYON) VÜCUT DIŞINDA OLGUNLAŞTIRMA NEDİR? KİMLERE UYGULANABİLİR ?

    IVM’ de kısa süreli yumurtalıkları uyaran hormon ilacı uygulanması ile veya hiç ilaç kullanılmadan toplanan olgunlaşmamış yumurtaların dış ortamda (laboratuvarda) olgunlaştırılarak döllenmesi ve daha sonra uygun gelişim evresine ulaştığında rahim içine transfer edilmesi esasına dayanır. IVM halen dünyada az sayıda merkezde uygulanmaktadır.

    En önemli kullanım alanı ilaçlara aşırı cevap veren polikistik over sendromlu kadınlardır. Bu durumda ilaç kullanılmadan IVM ile tüp bebek yapılması ve böylelikle aşırı hassas yumurtalıklara sahip olan kadınlarda ovarian hiperstimülasyon sendromu (OHSS) adı verilen sendromun da ortaya çıkmasını engellemek amacı ile ortaya atılmıştır.

    Polikistik over sendromlu kadınlar tüp bebek tedavisinde kullandığımız yumurtalıkları uyaran ve gonadotropin adı verilen ilaçların etkisine aşırı hassas olup ovarian hiperstimülasyon sendromu (OHSS) adı verilen ve ciddi yan etkileri olabilen, bazen de hastaneye yatırılarak tedavi gerektirebilen bir komplikasyona meyillidir. İlaçlar ile yumurtalıklar uyarılmadan tüp bebek tedavisi yapıldığı zaman ise OHSS riski ortadan kalkmaktadır. IVM’in üstünlüğü bu riskin ortadan kalkmasının yanında ilaç kullanımının olmaması(veya çok az olması ) ve dolayısıyla maliyetlerin düşmesidir. Ama buna karşın IVM ile elde edilen gebelik oranları ilaç ile yapılan klasik tüp bebeğe oranla daha düşüktür.

    Yukarıda bahsedildiği gibi IVM aslında çok kısıtlı bir hasta gurubunda kullanılması gereken bir uygulamadır. Özellikle yumurtalıklarının zayıf olması yüzünden defalarca deneme yaptırmış ama başarıya ulaşamamış ve ümitsizce her yeniliğin peşinden koşan tüp bebek hastalarının bu yöntemden başarı beklemesi pek doğru görünmemektedir.

    OBEZİTE (ŞİŞMANLIK) ÇOCUK SAHİBİ OLMAYI ETKİLER Mİ?

    Vücut tartısının boya göre normalden fazla olması vücut kitle indeksi ile belirlenir.BMI:kg/m2 olarak hesaplanır.Bu değerin >30 kg/m2 olması durumunda kadınlarda düzenli yumurta gelişiminin olumsuz etkilenebileceği ifade edilmektedir. Tüp bebek uygulamalarında da bu olgularda yumurtalıkların hormon ilaçlarına cevabı daha az olmakta ve az sayıda folikül gelişmektedir.

    Ayrıca yağ dokusunun vücuttaki dağılımı da önemlidir.Artmış bel /kalça çevresi oranı yani santral (merkezi) obezite bazı hormonal düzensizlikler ve insülin direnci ile birlikte olduğunda gebe kalmayı da olumsuz etkiler. Bu duruma örnek olarak polikistik over sendromu verilebilir.Bu hastalarda düzenli yumurta gelişimi fazla kiloların verilmesi ile yeniden başlayabilmekte ve kendiliğinden gebelikler de oluşabilmektedir.

    Gerekirse endokrinolojik konsültasyonla ,diyetisyen eşliğinde yapılacak uygun diyet ve egzersiz ile kilo verdikten sonra tedaviye başlanması hem gebelik şansını arttıracak, hem de hastaları gebelikte oluşabilecek obeziteye bağlı sorunlardan da koruyacaktır.Bunlar arasında hipertansiyon,gebelikte gözlenen diyabet, iri bebek ,zor doğum ve doğum sonrası bebeğe ilişkin bazı sorunlar sayılabilir.
     
  2. 8 Aralık 2007
    Konu Sahibi : ruyamelexgxim
  3. ruyamelexgxim

    ruyamelexgxim Aktif Üye Üye

    Katılım:
    8 Şubat 2007
    Mesajlar:
    809
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    86
    METFORMİN (GLUKOFAJ, GLİFOR, GLUKOFEN) KULLANIMI NE ZAMAN GEREKLİDİR?

    Metformin şeker hastalığının tedavisinde uygulanan bir ilaç olmakla birlikte, kadınlarda en sık infertilite nedenlerinden biri olan polikistik yumurtalık sendromunda da (Bkz:pCOS) insülin duyarlığını arttırmak amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu hastalarda yüksek kan insülin düzeyleri, artmış insülin direnci,aşırı tüylenmeye yol açan yüksek androgen hormonları bu ilacın ortalama 2 aylık kullanımı sonrası düzelmekte ; hastaların düzenli adet görmesi ve normal yolla hamile kalması da mümkün olabilmektedir.

    Metforminin ülkemizde bulunan formları glifor,glucophage,glukofen,gluformin şeklindedir.Yemeklerle birlikte günde 3 kez 500 mg. veya günde 2 kez 850 mg. alınması önerilmektedir.İlaca başlamadan önce karaciğer ve böbrek fonksiyonları kontrol edilmelidir.Oluşabilecek iştahsızlık,bulantı ,ishal gibi yan etkiler genellikle bir hafta içinde azalır.

    Metformin kullanımına tedavi süresince ve gebeliğin 8-10.haftalarına kadar devam edilmektedir.Bu ilacın kullanımı sonrası anormal bebek doğumuna ilişkin bilgi bulunmamaktadır.

    EMBRİYONUN İYİ GELİŞİM KRİTERLERİ NELERDİR?

    Mikroenjeksiyon yada tüp bebek işleminden;

    16-20 saat sonra (1.gün) döllenme tespit edilir.
    48 saat sonra (2.gün) 3-4 hücreli embriyolar izlenir.
    72 saat sonra (3.gün) 6-8 veya daha fazla hücre içeren embriyolar izlenir ve hücreler arası birleşme başlar.
    4.günün sabahında hücre sayısı net sayılamamakta, morula dönemine ulaşan embriyolar oluşmaktadır.
    5. veya 6. gündeki embriyoya blastosist adı verilir ve hücre sayısı 60’tan fazladır.

    Bu kriterlere sahip olan embriyolar normal gelişen embriyolar olarak değerlendirilir.

    EMBRİYO SEÇİMİNİ NASIL YAPIYORUZ ? ÇOĞUL GEBELİĞİ NASIL ÖNLÜYORUZ ?

    Embriyo transferi genellikle döllenmeden sonraki günde yani 2. gün ile 5. gün arasında yapılabilir. Transfer edilecek embriyoları seçerken hekim, embriyolog ve hastanın birlikte kaç adet embriyo transferi yapılacağına karara vermesi gerekir. Bu kararı verirken öncelikle ülkemizdeki yönetmeliklere göre eğer geçerli bir sebep yoksa transfer edilecek embriyo sayısının 3 ile sınırlandırıldığını belirtmekte yarar vardır. Kötü embriyo gelişimi ve ileri anne yaşı gibi durumlarda bu sayı artabilir. Merkezimizde geçerli olan kriterlere göre daha önceden başarısız denemeleri olmayan, en iyi kalite (top quality) denilen embriyolara sahip ve 35 yaşından genç kadınlarda iki adet embriyo verilmesi prensibi benimsenmiştir.

    Bu sayı kadının yaşı arttıkça, daha önceki başarısız denemelerin varlığında ve transfer edilecek embriyoların kalitesinin istenen özelliklerde olmadığı durumlarda artabilir; ancak 4’den fazla embriyo verilmesinin gebelik şansını arttırmadığı bilindiğinden çok nadir durumların dışında bu sayının üstüne çıkılmamaktadır.

    Ayrıca embriyolarda genetik araştırma yapıldığında sonuçlar sayıyı kısıtlayıcı da olabilmektedir. Örneğin HLA (doku uyumluluğu) uyumu açısından araştırma yapılan hastalarda bu incelemelerin sonuçlarına göre embriyo sayısı belirlenmektedir.

    EMBRİYOLARIN HANGİ GÜNDE TRANSFER EDİLECEĞİNE NASIL KARAR VERİLMEKTEDİR?

    Kadının yaşı, hangi nedenle tüp bebek tedavisi yapıldığı, varsa daha önceki denemelerinin sonuçları, embriyo gelişim özellikleri, preimplantasyon genetik tanı yapılıp yapılmayacağı, elde edilen yumurta sayısı, gelişen embriyo sayısı ve embriyonun günlük gelişim hızı gibi kriterlere bakarak hangi günde transfer yapılacağına karar verilmektedir. En erken 2. günde ;en geç ise 6. günde olmak üzere 2, 3, 4, 5 ve 6. günlerde transfer yapılabilmektedir.
    EMBRİYOLARI BLASTOSİST DÖNEMİNE KADAR BEKLETMEYE NASIL KARAR VERİLİR, YARARLARI NELERDİR?

    Elde edilen yumurta sayısı, kalitesi, döllenmiş yumurtanın (zigot) özellikleri, embriyonun günlük gelişme ve bölünme hızına göre embriyoları 3.günden daha sonraki günlere kadar büyütebilmek mümkündür. Doğal gebeliklerde embriyonun rahim içine ulaştığı dönem blastosist dönemidir. Rahim içi bu dönemdeki embriyoyu daha rahat kabul etmekte ve embriyo-rahim içi uyumluluğu bu dönemde en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Bu nedenle blastosist dönemine ulaşmış 5. veya 6. gün embriyolarının transferi hem rahim içi tutunmayı arttırmak , hem de daha az sayıda embriyonun rahim içine yerleştirilmesine imkan sağlanarak çoğul gebelik riskinden korunmak amacı ile uygulanabilir.

    GENETİK TANI AMAÇLI BİYOPSİ İŞLEMİNİN EMBRİYONUN İLERİ GELİŞİMİNE ZARARI VAR MIDIR?

    Biyopsi işlemi embriyonun 7 veya daha fazla hücre (blastomer) içerdiği dönemde uygun teknik şartlarda ve tecrübeli kişiler tarafından yapıldığı zaman embriyonun ileri gelişimine zarar vermemektedir.

    TRANSFER EDİLMEDEN ÖNCE EMBRİYOLARA İŞLEM YAPILIYOR MU?

    Embriyoların gelişiminin 3. gününde "Assisted Hatching" ( traşlama, soyma ) işlemi rutin olarak kullanılmaktadır. Bu işlemi 35 yaş üzeri, bazal hormon değerleri yüksek olan, önceki uygulamalarda iyi embriyo transferine rağmen gebelik oluşmayan ve yumurtanın zarının kalın olduğu durumlarda, içerisindeki istenmeyen artıkların temizlenmesi gereken olgularda ve genetik araştırma yapılması için biyopsi alınacak vakalarda uygulanmaktadır
    TRANSFER EDİLEN EMBRİYOLARIN İYİ KALİTEDE OLMASINA RAĞMEN TUTUNAMAMA SEBEPLERİ NELERDİR?

    İyi kalitede 2-3 embriyo transferine rağmen tekrarlayan başarısızlıklarda daha ileri tetkikler ile çiftler araştırmalıdır. Kadın ve erkeğin genetik incelemesinin yapılması, endokrin hastalıkların araştırılması(diabet ,tiroid fonksiyon bozuklukları v.b.) , kanda pırtılaşmayı artırıcı faktörlerin varlığı, rahim içinin histeroskopi veya histerosalpingografi (rahim filmi) ile değerlendirilmesi gibi. Fakat yaklaşık %20-25 hasta grubunda herhangi bir neden saptanamaz. Araştırılan faktörlere rağmen bir neden bulunamayan olgularda daha ileri immünolojik incelemeler (her iki partner için de ) gerekmektedir.

    EMBRİYOLAR DONDURULABİLİYOR MU?

    Merkezimizde embriyoların dondurulma işlemi, transfer için gerekli olan sayıdan daha fazla ve iyi kalitede embriyo elde edilmesi durumunda uygulanmaktadır. Transfer edilen embriyolar ile benzer kalitede en az 3-4 adet embriyonun daha mevcut olması durumunda dondurma işlemi yapılmaktadır. Ayrıca yumurtalıkların tedaviye aşırı cevap verdiği , ciddi OHSS yani ovarian hiperstimülasyon sendromunun gelişme riskinin yüksek olduğu durumlarda ve tedavi sırasında endometriuma(rahim iç zarı) ilişkin , gebelik şansını azaltabilecek önemli bir sorun saptandığında embriyoların tümü dondurulabilir(total freezing).Yapılacak uygun tedavi sonrası dondurulan bu embriyolar rahim içi hazırlanarak tansfer edilir.

    Embriyolar l. ve 5. günler arasında dondurulmaktadır. Dondurulan embriyolar merkezimizde, Sağlık Bakanlığı'nca yayınlanan yönetmelik gereğince 3 yılı geçirmemek şartıyla saklanmaktadır.
    TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE CİNSİYET BELİRLEYEBİLİR MİYİZ?

    Hayır; bu yöntem Türkiye'de kanunlarla kesin olarak yasaklanmıştır. Ancak cinsiyete bağlı geçiş gösteren kalıtımsal hastalık durumu söz konusu olabilir. Bu durumda PGT ile cinsiyet tayini yapılabilir.

    SPERM ÖRNEĞİ EVDEN VEYA DIŞARIDAN GETİRİLİRSE RİSK OLUŞUR MU?

    Örneğin verildiği andaki jel kıvamından sıvı duruma geçmesi vücut ısısında (37°) daha hızlı ve sağlıklı olmaktadır. Sperm hareketliliği vücut ısısında gerçek değerini gösterdiği için en doğru değerlendirme dışarıda bekletilmemiş örneğe yapılabilmektedir. Normal şartlarda merkezimizde hazırlanmış olan özel bir odada verilecek sperm örneği oda ısısında 20 dakika bekletildikten sonra değerlendirilmektedir. Çok zorunlu hallerde örnek evden getirilecek ise koltuk altı veya avuçlar arasında, vücut ısısında tutularak, 10 dakikayı aşmayacak sürede merkeze ulaştırılmalıdır.

    SPERM DEĞERLENDİRMESİ NASIL YAPILIR?

    Meni örneği 3-4 günlük bir cinsel perhiz sonunda temiz bir cam ya da plastik kaba, dışarı kaçırmadan ve tercihen masturbasyon yöntemi ile alınmalıdır . Örneklerin 2 saat içinde incelenmeleri gerekir. 2-3 haftalık aralıklarla en az 2 sperm örneği almak ve birbirlerini destekleyen örnekleri temel almak en doğru yöntemdir. Normal bulunan örneklerde tekrara gerek yoktur.

    Semen analizi WHO referans değerleri:

    Volüm: ≥ 2.0 ml.

    pH ≥ 7.2

    Sperm yoğunluğu: ≥ 20 milyon/ml.

    Total sperm ≥ 40 milyon

    Motilite (hareket) ≥ % 50 ( a+b motilite) ya da % 25 ( a motilite)

    Morfoloji (şekil) ≥ % 15 (strikt kriter)

    Vitalite(canlılık) ≥ % 75

    Lökosit < 1 milyon

    MAR testi(Partiküllere yapışıklık gösteren sperm oranı) < % 50

    IBT (Partiküllere yapışıklık gösteren sperm oranı) < %50



    Sperm hareketliliği 4 grupta sınıflandırılır

    +4 :İleriye doğru hızlı hareket (a)

    +3 :Yavaş,doğrusal olmayan hareket (b)

    +2 :Yerinde hareket (c)

    +1 :Hareketsiz (d)



    Spermin hareketi, özellikle orta kısım ve kuyruğun anatomik ve fonksiyon açısından sağlam olması ile ilişkilidir.Enfeksiyonlar,kuyrukla ilgili anormallikler,varikosel,alkol,antisperm antikorlar,immotil silia sendromu gibi hastalıklar sperm hareket bozukluğuna sebep olabilir.

    Sperm sayı ve hareketi kadar morfolojisi de döllenme için önemlidir.Normal şartlarla döllenmenin olması için normal şekildeki sperm yüzdesi ortalama % 30 bulunmuş, % 15 in altına düşmesi halinde dölleme hızının azaldığı görülmüştür. IVF tedavisinde normal sperm oranı % 14 ün üzerinde iken döllenme oranı % 88, % 4-14 iken % 63, % 4 ün altında ise % 7.6 oranındadır.

    Semen analizi sonuçlarına göre 4 değişik durum ile karşılaşabiliriz:

    1. Tüm parametreler normal

    2. Azoospermi (spermatogenetik elemanların olmaması,örnekte sperm bulunamaması)

    3. Sperm sayı, motilite ve morfolojisinde yaygın anormallikler

    4. Seminal özelliklerden birine spesifik izole problemler.
     
  4. 8 Aralık 2007
    Konu Sahibi : ruyamelexgxim
  5. ruyamelexgxim

    ruyamelexgxim Aktif Üye Üye

    Katılım:
    8 Şubat 2007
    Mesajlar:
    809
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    86
    ARKA ARKAYA 2. VEYA 3. SPERM ÖRNEĞİ ALINMASINA BAZI DURUMLARDA NEDEN GEREK DUYULUYOR?

    Sperm sayısının çok yetersiz bulunduğu vakalarda daha fazla sperm elde etmek için bazen birden fazla numune alınması gerekebilir. İlk örnekte sperm taşıyıcı kanallarındaki (vaz deferensler) spermler alınmaktadır. İkinci örnekte ise epididimal kanallardaki daha az beklemiş spermin elde edilmesi mümkündür. Daha yüksek oranda hızlı hareketli sperm elde edilmesi ihtimali ile ikinci veya nadiren üçüncü örneğe ihtiyaç duyulmaktadır. Bu uygulama sperm sayısı ve hareketliliği çok kısıtlı olan erkeklerde yapılmaktadır.
    SEMEN ÖRNEĞİ VERİRKEN EJAKÜLATIN BİR KISMI KAYBEDİLİRSE DEĞERLENDİRME AÇISINDAN RİSK OLUŞTURUR MU?

    Verilen meni örneğinin ilk kısmı daha fazla sperm hücresi içerdiğinden çok önemlidir. Eğer örneğin ilk kısmı sperm verme esnasında dışarıya akar veya kaybedilir ise bu durum laboratuar görevlilerine mutlaka iletilmeli, mümkünse örnek verme işlemi tekrarlanmalıdır.

    SPERM ÖZELLİKLERİ VE SAYISI NEDEN FARKLI ZAMANLARDA DEĞİŞİKLİK GÖSTERMEKTEDİR?

    Semen parametrelerini etkileyen bir çok faktör vardır. Geçirilen hastalıklar, kullanılan ilaçlar, kimyasal ve çevresel faktörler sperm özelliklerini etkilemektedir. Bu nedenle hastanın vereceği bilgi doğrultusunda gerekirse 3-4 hafta ara ile en az iki sperm örneğinin değerlendirilmesi ve bu örneklerin ortalamasına göre karar verilmesi merkezimizde benimsenmiş olan yöntemdir.
    SPERM TETKİKİNDE SPERM SAYISININ ÇOK AZ OLMASI VEYA SPERM BULUNMAMASI DURUMUNDA NE YAPILMAKTADIR?

    Öncelikle ürolog tarafından erkek değerlendirilir. Gerekli olan hormonal ve genetik inceleme (kromozom analizi, Y kromozomu mikrodelesyonu, CFTR mutasyonu gibi) yapıldıktan sonra kadının tedavi için hazırlanması aşamasına geçilir. TESE, TESA, MESA, PESA sperm elde etmek için uygulanacak yöntemlerdir. Üreme hücrelerine rastlanmamışsa tedaviye son verilir.

    SEMEN ANALİZİNDE HİÇ SPERM BULUNMAYAN HASTALARDA NEDENLER NELERDİR?

    "Azospermi" dediğimiz semende hiç sperm çıkmaması durumunda genel olarak iki türlü neden olabilir:

    1- Testiste sperm yapımı azalmıştır veya yoktur .

    2- Sperm yapımı vardır , ancak çıkısı sağlayan kanallarda problem mevcuttur.

    Bu iki neden hastanın muayenesi ve hormon incelemeleri sonucunda tespit edilebilir. Son yıllarda erkek kısırlığında yeni genlerin öneminin ortaya çıkmasıyla genetik inceleme çok önem kazanmıştır.

    TESTİKULER SPERM YAPIM AZLIĞINA BAĞLI KISIRLIK OLGULARINDA TEDAVİ NASIL UYGULANMAKTADIR?

    Beyinden salgılanan ve sperm yapımını sağlayan hormon düzeyi yüksek ve testis boyutları küçük olan hastalarda testisten sperm bulunarak mikro enjeksiyon yöntemi ile biyolojik olarak baba olmaları mümkündür. Merkezimiz Türkiye&#8217;de testis spermi kullanarak ilk gebelik ve canlı doğumu gerçekleştirmiştir. Geçmişte çoklu biyopsi yöntemi ile rastgele testisin çeşitli bölgelerinden dokular alınarak sperm bulunmaya çalışılıyordu. Merkezimizde yine Türkiye&#8217;de önderliği yaparak ,mikroskop altında yeni bir cerrahi yöntemle testis sperm araştırması yapmaktayız. Dünyada ilk olarak NY Cornell Tıp Fak. uygulanan bu yöntemi başarı ile merkezimizde uygulamaktayız. Yeni operasyon tekniğinde testisin tek bir kesi ile tamamen açılması ve dokunun mikroskop ile 20 kat büyütülerek sperm yapımı olan bölgelerin tespiti ve o bölgelerden doku örneklerinin alınması şeklinde yapılmaktadır. Dolayısıyla eskiden uygulanan yönteme göre başarı şansı daha yüksektir ve daha fazla sayıda sperm elde etmek mümkün olmaktadır. Hastanın doku kaybı mikro cerrahi yöntemde çok az olmaktadır. Bu da operasyondan testislerin en az zarar görmesini sağlayarak, testislerin testosteron hormon salınımını minimal etkilemektedir. Mikroskop altında yapılan mikrocerrahi yöntemin diğer bir avantajı testis dokusunu çevreleyen kapsüldeki damar yapısının görülerek, testisi besleyen damarlara zarar vermeden kesi yapılmasıdır. Bu operasyon böylece olası komplikasyonları minimal düzeye indirgemektedir.

    Eski operasyon yöntemi ile başarılı olunamamış ve bazı genetik veya yapısal nedenlere bağlı sperm yokluğu olan hastalarımızda bu yöntemle %55-65 gibi yüksek oranlarda sperm bulmaktayız.

    MİKRO TESE NEDİR?

    Toplumda çocuğu olmayan çiftlerde erkek kısırlığı bu oranın yaklaşık yarısını oluşturur. Bir başka deyişle infertil çiftlerin yaklaşık yarısında erkek faktörü sorun olabilmektedir. Azospermi (hiç sperm olmaması), retrograd ejekülasyon (geriye doğru spermlerin boşalması) gibi erkege bağlı olgular yanında kadına ait yaş faktörü gibi durumlarda beklenmeden tedaviye başlamak gerekebilir.

    Tüp bebek tedavisi erkeklerin menisinde sperm olmasa da çocuk sahibi olmasına olanak vermiştir. Ancak bu işlemin yapılması, hastanın testislerinde sperm üretiminin az da olsa varlığını gerektirir. Yani spermlerin hastanın testislerinden elde edilmesi gerekir. Testislerden sperm elde edilmesi hastanın durumuna göre farklı metodlar uygulanarak yapılır.

    Semen analizinde hiç sperm saptanmayan erkeklerde testis biyopsisi uygulanabilir. Bu işlemle sperm yokluğunun sebebinin ne olduğu ortaya konulur. Diğer bir deyişle bu yöntemle spermin testiste yapılamadığı için mi , yoksa tıkanıklık nedeniyle mi semende görülemediği ortaya konulur.

    TESE sperm yapımında şiddetli bozukluk olan olgularda testisin içindeki sperm üreten küçük odakları bulmak için başvurulan bir yöntemdir. Testisten birkaç odaktan birkaç milimetre boyutunda parçalar alınarak sperm varlığı araştırılır.

    Mikrotese ise mikroskop altında sperm üretilen tüplerden sperm bulma işlemidir. Bu yöntemle tıkanıklığa bağlı olmayan yani sperm yapımında problem olan olgularda %36-%68 arasında sperm bulma şansı vardır.

    Mikrotese yöntemi ile daha az testis dokusu ile her biyopside sperm bulma şansı artar. Yani klasik TESE işlemine göre bu şans daha yüksektir. Ayrıca diğer bir avantajı biyopsi yapılırken testis dokusu bölgesindeki damar yaralanmalarını en aza indirir ve küçük parçalarda embriyoloğun daha kolay sperm bulmasına yardımcı olur
    CERRAHİ YÖNTEMLE SPERM ALMA İŞLEMİNDE GENEL ANESTEZİ KULLANILIYOR MU?

    Testisten sperm bulma işlemi lokal ve genel anestezi altında olmak üzere iki şekilde uygulanabilir. Lokal anestezi ile yapılan uygulamalar iğne ile testisten sperm elde etme (PESA-TESA) veya küçük bir kesi ile testis dokusunun çıkarılması (TESE)dır. Bu yöntemler testiste sperm yapımından emin olunduğunda ve tıkanıklığa bağlı olarak menide sperm görülmemesi durumlarında seçilebilecek yöntemlerdir.

    Merkezimizde testiste sperm yapımı bozukluğu ile menide sperm görülmeyen hastalara &#8220;mikroskop eşliğinde testisten sperm bulunması işlemi&#8221; (Microdisection TESE) uygulan-maktadır. Bu yöntemle yapılan operasyonda genel anestezi kullanılmaktadır. Operasyon mikroskobu kullanıldığında hastanın uzun süre hareketsiz olarak yatması lokal anestezi ile güç olduğundan genel anestezi tercih edilmektedir.

    Mikroskop eşliğinde yapılan operasyonun daha önce uygulanan çoklu testis biyopsi yöntemine göre birçok üstünlükleri vardır. Operasyon mikroskobu ile x20 büyütmede testis içerisindeki yapılar çok detaylı bir şekilde incelenerek sperm yapımı olan bölgelerden örnek toplanmaktadır. Testis kesisi sırasında mikroskop ile damarlanmanın az olduğu bölgeler seçilerek kesi yapılır, bu da operasyon sırasında meydana gelecek kanamayı en aza indirir. Ayrıca testisin beslenmesini sağlayan damar yapısının korunmasını sağlar. Çok az doku çıkarıldığından (çoklu biyopsiye göre 70 kat az) kanda testosteron hormon seviyesinde azalmaya neden olmaz.
    ERKEK KISIRLIĞINDA GENETİK İNCELEMENİN ÖNEMİ:

    Son yıllarda genetik alanında ilerlemeler erkek kısırlığının nedenleri hakkında çok önemli bilgiler elde etmemizi sağlamıştır. Seks kromozomlarından Y kromozomu üzerindeki genlerdeki silinmeler vücut yapısı ve fonksiyonları normal olmasına rağmen, testiste sperm yapımının azalması veya hiç sperm yapılmaması gibi duruma yol açmaktadır. Aynı şekilde yine seks kromozomlarındaki sayı anomalileri ,örneğin en sık görülen 47 XXY Klinefelter sendromu gibi genetik hastalıklarda da testis gelişimi yetersiz kalmış ve sperm yapımı azalmış olabilir. Ayrıca testislerden sperm taşıyan kanalların doğuştan olmaması halinde testiste normal sperm üretimi olmasına rağmen çıkış imkanı olmadığı için menide sperm görülmez. Bu da genetik olarak Konjenital Bilateral Vas Deferens Agenezisi (CBAVD) denilen bir hastalığa bağlıdır.

    Merkezimizde erkek infertilitesi için dünyada uygulanan tüm genetik incelemeler yapılmaktadır.

    SPERM FISH VE TUNEL TEST NEDİR?

    Tekrarlayan düşükleri olan çiftlere veya spermde morfolojik kusuru olan hastalara uygulanabilen tanısal testlerdir. Sonuçları açısından farklı değerlendirilirler. Sperm FISH uygulamasında hazırlanan spermler Floresan boya ile işaretlenerek bazı kromozomlar açısından incelenir. Burada amaç spermlerin ne oranda genetik materyal açısından hatalı olduğunu belirlemektir. Eğer bu oran artmış ise uygun spermlerin seçimi tek başına yeterli olamayacak, beraberinde embriyoların genetik olarak taranması gerekecektir.

    TUNEL test ise spermdeki genetik materyalin kromozomal bozukluğunu değil, ipliksi yapının (kromatin) bütünlüğünü inceler. Bazen sperm sayısal olarak normal olsa dahi çeşitli etkiler nedeniyle kısmi veya tam dejenerasyon gösterebilir, bu test ile böyle bir durumun varlığı belirlenebilir. Bu durum TUNEL testi ile belirlenmişse, spermdeki DNA fragmantasyonuna (genetik materyaldeki parçalanma) testis dışındaki kanallarda yol açabilecek olumsuz etkiler araştırılmalıdır ve bazen gerekli durumlarda TESE işlemi uygulanabilir.

    ICSI UYGULAMASINDA DE NOVO (YENİ OLUŞUM) KROMOZOMAL BOZUKLUK RİSKİ ARTIYOR MU?

    ICSI yani mikroenjeksiyon uygulaması şekil, hareketlilik gibi kriterlerle seçilen spermin yumurta içerisine mekanik olarak verilmesiyle yapılır. Bu durum, döllenme için doğal olarak gerçekleşmesi gereken bazı basamakların atlanmasına neden olur ve embriyolarda anne veya babadan kalıtılmayan yeni kromozomal bozuklukların oluşumuna neden olabildiği düşünülmektedir. Bu bozukluklar 23 çift kromozomda sayısal veya yapısal olarak ortaya çıkabilir. Sayısal bozukluklarda kromozomların tek kalması (monozomi) veya üç tane olması (trizomi) gözlenebilirken, yapısal bozukluklar kromozomlar arası parça değişimi (translokasyon), mikrodelesyon, duplikasyon olarak gözlenir. Ancak bu problemlerin büyük kısmı gebeliğin erken döneminde düşükle sonlanabilir ve pek azı canlı doğuma ulaşır. Düşüklerin nedenleri arasında genetik bozukluklar önemli bir yer tutar ancak bunun haricinde de birçok etken vardır. Günümüzde mikroenjeksiyon uygulamalarının minor doğumsal kusurları artırıp artırmadığı tartışılmaktadır.

    PREİMPLANTASYON GENETİK TANI İŞLEMİ NEDİR VE HANGİ ÇİFTLERDE UYGULANMAKTADIR VE AVANTAJLARI NELERDİR?

    Günümüzde genetik hastalıklar gebelik sırasında veya doğumdan sonra tanımlanabilmektedir. Ancak bebekteki muhtemel genetik hastalıklar ultrasonografi, amniosentez gibi yöntemler ile gebeliğin ancak dördüncü ayında belirlenebilmekte ve ciddi bir anormallik saptanması durumunda gebelik 5. ay civarında sonlandırılmaktadır. Bu durum anne ve baba adayını psikolojik ve fiziksel olarak çok olumsuz etkilemektedir.

    Son yıllarda genetik bilimindeki gelişmeler henüz gebelik oluşmadan, tüp bebek yöntemleriyle laboratuvar ortamında geliştirilen embriyolar üzerinde genetik inceleme yapılmasına ve seçilmiş olan sağlıklı embriyoların anne adayının rahimine yerleştirilmesine imkan tanımaktadır. Bu yönteme gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı-PGT) adı verilmektedir.

    Gebelik öncesi genetik tanı, anne ve baba adayından elde edilen yumurta ve sperm hücrelerinin laboratuvar ortamında döllendirilmesi sonucu gelişen embriyolardan bir adet hücre alınması ile gerçekleştirilmektedir. Genetik tanı için Floresence İn Situ Hibridizasyon (FISH) veya Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) adı verilen özel yöntemler kullanılmaktadır. Doğacak bebekte monozomi veya trizomi (Down sendromu ve diğer trizomiler) gibi sayısal kromozom bozukluklarının ve tek gen hastalıklarının (Hemofili, Akdeniz anemisi, kistik fibrozis, muskuler distrofiler gibi) tanısı PGT ile mümkündür. Böylece hastalık taşımayan, sağlıklı embriyoların anne adayına transferi ile sağlıklı bebeklerin doğması sağlanmaktadır.

    Gebelik öncesi tanı:

    &#8226; Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftlerde,

    &#8226; Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftlerde,

    &#8226; HLA genotyping (doku tiplemesi) yapılması amacı ile,

    &#8226; Genetik predispozisyon(eğilim) gösteren hastalıkların tanımlanmasında

    &#8226; Yardımcı üreme teknikleri için kabul edilmiş ileri yaş grubundaki kadınlarda (37 yaş ve üzeri),

    &#8226; Tekrarlayan erken gebelik düşükleri olan çiftlerde,

    &#8226; Çok sayıda uygulanmasına rağmen yardımcı üreme teknikleri ile gebelik elde edilememiş veya düşüklerle gebeliklerini kaybetmiş olan çiftlerde,

    &#8226; Şiddetli erkek kısırlığı ile birlikte görülen kromozom bozuklukları veya genetik hastalıklarda uygulanmaktadır.



    DÖLLENEN YUMURTALARIN (EMBRİYOLAR) RAHİM İÇİNE YERLEŞTİRİLMESİNDEN ÖNCE ANORMAL OLUP OLMADIĞI ANLAŞILABİLİR Mİ?

    Evet. Preimplantasyon genetik tanı uygulanarak kromozom bozukluğu taşıyan embriyolar seçilip sadece sağlam olanlar transfer edilebilmektedir.

    FOLLİKÜL SAYISI TEDAVİDE ÖNEMLİ MİDİR?

    Yumurtalıklardaki yumurta sayısı ,tedavi sonucu alınacak yanıtla doğrudan ilişkilidir.Ultrason yardımıyla yumurtalıklardaki yumurtalar sayılır ve yumurtalık rezervi belirlenir.Buna göre yüksek,normal sınırda ve kötü cevaplı hastalar saptanır.Bu ayrımı yapmak önemlidir ,çünkü verilecek tedavinin nasıl olacağı (uzun ya da kısa tedavi) ve başlangıç iğne dozu buna göre ayarlanacaktır.

    GEBELİK OLUŞMADAN ÖNCE GENETİK PROBLEMLER KONUSUNDA ALINABİLECEK ÖNLEMLER VAR MI?

    Evet. Preimplantasyon Genetik Tanı yöntemi bu amaçla uygulanmaktadır. Bu yöntemle kalıtsal hastalıklar yönünden riskli ailelerde tüp bebek işlemi uygulanarak elde edilen embriyolar incelenip hastalık taşımadığı saptanan sağlıklı embriyolar transfer edilmektedir.Kadın yaşının ileri olması ile (35-45 ) başarı oranı azalmakta, gebelik elde edildiğinde ise düşükle sonlanabilmektedir. Yaşla birlikte yumurtalarda kromozom bozukluklarının artması sebebiyle tüp bebek tedavisi yapılacak olan çiftlerden elde edilen embriyolar üçüncü güne ulaştıklarında biyopsi yapılmaktadır. Elde edilen bir veya iki adet hücrenin moleküler tanı yöntemleri kullanılarak birkaç saat içinde değerlendirilmesini takiben sağlıklı embriyolar ayrılmakta ve transfer edilmektedir. Yaşla birlikte en çok artış gösteren ve yaşamla bağdaşabilen kromozom bozuklukları (Trizomi 13,16,18,21,22,15,17 ve X,Y ) hakkında bilgi vermektedir. Bu yöntemle yeterli embriyo elde edilen ileri yaş kadınlarda gebelik oranı arttırılabilmekte ve düşük riski azaltılmaktadır.

    EMBRİYOLARDA GENETİK İNCELEME KİMLERE ÖNERİLMEKTEDİR?

    Tüp bebek programına alınan her çiftte embriyoların genetik olarak incelenmesine gerek duyulmamakta, buna karşın belirli özelliklere ve risklere sahip olan çiftlerde bu inceleme önerilmektedir. Bu özellikler şu şekilde sıralanabilir:

    1. Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftlerde,
    2. Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftlerde,
    3. Yardımcı üreme teknikleri (tüp bebek) için kabul edilmiş ileri yaş grubundaki kadınlarda (37 yaş ve üzeri),
    4. Tekrarlayan erken gebelik kayıpları-düşükleri olan çiftlerde,
    5. Bir çok kez yardımcı üreme teknikleri uygulanmasına rağmen gebelik elde edilememiş veya düşüklerle gebeliklerini kaybetmiş olan çiftlerde,
    6. Şiddetli erkek kısırlığı ile birlikte görülen kromozom bozuklukları veya genetik hastalıklarda,
    7. HLA genotyping (doku tiplemesi) yapılması amacı ile,
    8. Genetik predispozisyon gösteren hastalıkların tanımlanması için .


    PREİMPLANTASYON GENETİK TANININ AVANTAJLARI NELERDİR?

    1. Gebelik şansını artırmakta, düşük şansını azaltmaktadır.
    2. Ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmaları sağlanmaktadır.
    3. Aile, gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan korunmaktadır.
    4. Talasemi gibi hastalıklarda doku tiplemesi ile doğacak olan bebek ailenin hasta çocukları için tedavi imkanı sağlamaktadır.
    5. Gebelik öncesi tanı; hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri ile karşılaştırıldığında çok daha faydalı ve ucuz bir tanı yöntemidir.
    BİYOPSİ İŞLEMİ İLE EMBRİYODAN BİR HÜCRE ALINMASI BEBEĞE ZARAR VERİR Mİ?

    Hayır. Günümüzde biyopsi işlemi için son derece gelişmiş teknikler uygulanmaktadır. Ayrıca biyopsi nedeniyle embriyodan bir hücre alınması embriyonun gelişmesini etkilememektedir. Bu nedenle embriyodan hücre alınması gerek işlem nedeniyle gerekse bir hücrenin eksilmesi nedeniyle bebeğe zarar vermemektedir.

    KROMOZOM ANALİZİ NORMAL OLAN ÇİFTLERİN EMBRİYOLARINDA DA GENETİK HASTALIKLAR GÖRÜLEBİLİR Mİ?

    Evet. Çiftlerden alınan kan hücrelerinden yapılan genetik testlerde kromozom yapısı normal bulunabilir. Ancak embriyo genetik yapısının yarısını anneye ait yumurta hücresinden alırken diğer yarısını da babaya ait sperm hücresinden alır. Bu nedenle vücut hücrelerinin genetik yapısı normal olmasına rağmen bazı çiftlerde sadece üreme (yumurta veya sperm) hücrelerinde görülebilen kromozom bozuklukları bulunabilir ve bu bozukluk embriyolara aktarılabilir. Gebelik öncesi genetik tanı ile embriyolarda oluşan bu tür genetik bozukluklar saptanabilmektedir.

    AKRABA EVLİLİĞİNİN GENETİK HASTALIKLARIN ORTAYA ÇIKMASINDAKİ ETKİSİ NEDİR?

    Akraba evlilikleri, aralarında kan yakınlığı olan kişiler arasında yapılan evliliklerdir. Akrabalık derecelerine göre en yakını 1.derece akraba evliliği dediğimiz kuzen evlilikleri olup teyze, hala, amca ve dayı çocuklarının arasında yapılan evliliklerdir. Yurdumuzda akraba evliliği oranı % 21- 40 oranında olup bölgelere göre değişmektedir. Genel olarak toplumda doğan her 100 çocuğun 2-3 ünde çeşitli sebeplerden kaynaklanan anomaliler saptanır. Bu risk akraba evliliği yapmış olan çiftlerde %4-5 oranına kadar yükselebilmektedir.

    GENETİK AÇIDAN RİSK TAŞIYAN KİŞİLER KİMLERDİR?

    Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftler

    Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftler

    Yapısal olarak vücudunda anomaliler saptanan

    Mental retardasyonlu(zeka geriliği) çocuk öyküsü

    Cinsiyet gelişimi anomalileri

    Gelişme geriliği ve boy kısalığı

    Yakın akrabalarında (1. kuzen gibi) genetik bir hastalık öyküsü çiftler

    Tekrarlayan düşükleri ve ölü doğumları olan çiftler

    37 yaş üzerindeki kadınlar

    Bir çok kez yardımcı üreme teknikleri uygulanmasına rağmen gebelik elde edilemeyen çiftler

    Bu çiftlerde, öncelikle bir genetik uzmanı tarafından ayrıntılı aile öyküsü alınmalı ve aile ağacı çıkartılmalıdır. Ailede düşünülen hastalık için ve varsa önceki gebelikler için ayrıntılı bilgilerin alınması gereklidir. Hasta çocuklar ve aile bireyleri muayene edilmeli ve gerekli testler istenmelidir. Tüm bu işlemlerden sonra hastalığın tanısı konmuş veya genetik neden saptanmış ise çiftlere saptanan problemler ile ilgili ayrıntılı bilgi verilir. Genetik hastalığın neden olabileceği problemler, sonuçları, yeni gebeliklerdeki riskler, gebelik öncesi ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda aile aydınlatılır. Çiftlerin bir kısmında preimplantasyon genetik tanı önerilebileceği gibi bazı hastalarda da prenatal dönemde genetik tanı uygulanması önerilir.

    İNFERTİLİTE'NİN OLUŞMASINDA GENETİK FAKTÖRLERİN ROLÜ NEDİR?

    Günümüzde çiftlerin yaklaşık %15 inde azalmış fertilite saptanmaktadır. Bu olguların büyük bir kısmında neden erkek infertilitesidir. Erkek infertilisinde özellikle sperm bulunmayan kişilerde sebep Y kromozomu mikrodelesyonlarına bağlı sperm üretiminin azalması veya kistik fibrozis transmembran regülatör (CFTR) gen mutasyonlarına bağlı oluşan konjenital vaz deferens yokluğu ile karakterize obstrüktif azospermidir. Bunların yanısıra cinsiyet kromozomlarındaki sayısal anomaliler ve yapısal kromozom bozuklukları da spermatogenezde, dolayısıyla da fertilizasyonda problemlere neden olur. Ayrıca hipogonadotropik hipogonadizme neden olan KAL (X e bağlı kalıtılan Kallman sendromu), DAX1 (X e bağlı kalıtılan Konjenital Adrenal Hipoplazisi), GNRHR (GnRH sekresyonunda bozukluk) ve PC1 (prohormon convertase 1 ) gen mutasyonları ile Androjen Reseptör gen mutasyonları spermatogenezis yetmezliği ile birlikte gözlenebilir.

    Ayrıca sekonder infertil olarak adlandırılan tekrarlayan gebelik kayıpları veya ölü doğum öyküsü olan çiftlerde bazı genetik bozukluk taşıyıcılığı gözlenebilir.

    GEBELİK OLUŞTUKTAN SONRA GENETİK PROBLEMLER TANIMLANABİLİR Mİ?

    Evet. Gebelikte uygulanması gereken bazı tarama testleri mevcuttur. (11-14 .hafta tarama testi - ikili test - üçlü test ...) Bu tarama testleri gebelikteki genetik risk hakkında bize bilgi verir. Böyle bir risk belirlendiğinde 11-14. haftada fetusun eşinden biyopsi yapılarak veya 16- 20 haftada bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınarak bebeğin kromozom analizinin yapılması mümkündür. Ayrıca ultrasonografi de bu konuda bize yardımcı olmaktadır.

    STRES TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE BAŞARIYI OLUMSUZ ETKİLER Mİ?

    Duygusal stres ve infertilite arasındaki ilişki bir çok araştırmada ele alınmıştır.Bazı yazarlar anksiete ,eşler arası güven eksikliği ve depresyon ile &#8216;fonksiyonel infertilite&#8217; yani kadın ve erkekte belirgin bir sorun olmadığı halde gebeliğin oluşmadığı infertilite arasında bir ilişki olduğunu düşünürlerken diğer araştırıcılar bu görüşe katılmamaktadır.

    Stresin beyinden salgılanan hormonların salınımını bozabildiği veya embriyonun rahime tutunmasını olumsuz etkileyen bağışıklık sistemine ilişkin sorunlara yol açabildiği düşünülmektedir.Ancak bu muhtemel nedenlere rağmen stresin tüp bebek tadavini olumsuz etkisini gösteren kesin bir delil yoktur.Tüp bebek tedavisinde başarıda en önemli belirleyici embriyo kalitesidir.Bu bilginin çiftlere verilmesi tüp bebek tedavisi sırasında yaşadıkları yoğun duygusal baskıyı azaltabilir. Psikolojik danışmanlık ve gerekirse çiftlere birlikte veya ayrı ayrı psikoterapi yapılabilir.

    ERKEN YUMURTALIK YETMEZLİĞİ (PREMATÜR OVER YETMEZLİĞİ ;POF) NEDİR?

    Daha önce düzenli adet gören bir kadının 6 ay süreyle adet görmemesini takiben birer ay aralıklarla iki kez bakılan serum FSH düzeylerinin 40 IU/L ve üzerinde saptanması erken yumurtalık yetmezliği olarak tanımlanır. Bu tablonun 40 yaşından önce görülme sıklığının %1, 30 yaşından önce görülme sıklığının ise %0.1 olduğu bildirilmektedir. Genç yaşta gözlenen erken yumurtalık yetmezliğinin nedenleri ile ilgili çok sayıda teori öne sürülmektedir: Yumurtayı çevreleyen granüloza adı verilen hücrelere karşı oluşan otoantikorlar, yumurtaların hızlı tükenmesine yol açan (apopitotik)süreç, kullanılan kemoterapi-radyoterapi ve genetik yatkınlık öne sürülen mekanizmalar arasındadır.Erken yumurtalık yetmezliği saptanan kadınların %4-5&#8217;inde aile öyküsü mevcuttur ve yapılan genetik(karyotip)incelemelerinde sayısal ve yapısal anomali görülme sıklığında artış olduğu bilinmektedir. Bu durumda olan bir kadının kendi yumurtası ile gebe kalması mümkün değildir.Aile öyküsünde bu durum mevcutsa, ailedeki diğer genç kadınların bu konuda bilinçlendirilmesi ve çocuk istemi varsa bu konuda ileri yaşları beklemeden plan yapmaları konusunda bilgilendirilmeleri önem taşır.

    Menopoz sonrası ortaya çıkan ve kadının yaşam kalitesini olumsuz etkileyen sorunlar artık çok iyi bilinmektedir.Örneğin bir kadının ileri yaşamı sırasında osteoporoza bağlı kemik kırığı ile karşılaşma riski %50&#8217;dir;ayrıca kalp damar sistemi hastalıkları da menopoz sonrası kadınlarda önemli bir sağlık sorunudur.Erken yumurtalık yetmezliği olan kadınlar yaşam süreleri boyunca bu yönden büyük risk altındadır. Gelişebilecek tüm olumsuz koşullardan korunmak için yaşam tarzlarını düzenlemeleri ve gerekli tetkikleri yaptırarak uygun tedavileri uygulamaları konusunda desteklenmeleri büyük önem taşımaktadır.


    SPERM MIKNATISI: SPERM HYALURONAN BAĞLANMA TESTİ (HBA) NEDİR?

    Kadın yumurtasını çevreleyen hücreler yüksek oranda hyaluronan adlı bir madde içerir.Doğal yolla meydana gelen hamilelikte fonksiyonel yeterliliği olan sperm seçiminde hyaluronanın önemli rolü olduğu düşünülmektedir.Hareketli ve olgun bir sperm hyaluronan ile özel reseptörler aracılığı ile bağlanmaktadır.

    Sperm morfolojisi yani şekli ve kromozom bütünlüğünün de birbiriyle ilgili olduğu düşünülmektedir.

    Spermin morfolojik özelliklerini,olgunluk düzeyini ve kromozom bozukluklarını tespit etmek amacıyla bir tanı testi olarak üretilmiştir.Ancak teste ilişkin yapılan çalışmaların sonuçları henüz tüp bebek tedavisinde kullanılmasını sağlayacak yeterlilikte değildir.Ayrıca bir çalışmada spermin dölleme kapasitesini belirlemede standart semen analizinde kullanlan strikt morfoloji kriterlerine üstünlüğü olmadığı gösterilmiştir. Bu nedenle bu konu ile ilgili basında çıkan ve bu testin kullanılması ile yüksek gebelik elde edilebileceğine ilişkin haberleri temkinle karşılamak doğru olacaktır.

    SPERM ANALİZİ İÇİN SPERM VERMEDE GÜÇLÜK YAŞAYAN HASTALAR NE YAPABİLİR?

    Lütfen bu konuda doktorunuz ile iletişime geçin. Size gerekli öneri ve yardım sağlanacaktır. OPU günü yaşanabilecek stres nedeniyle sperm veremezseniz bile telaşlanmayınız, gerek duyulursa lokal anestezi ile testislerden sperm alınması mümkündür.

    TÜP BEBEK TEDAVİSİ ÖNCESİ RAHİM FİLMİ (HİSTEROSALPİNGOGRAFİ) ÇEKİLMESİ GEREKLİ MİDİR ?

    Hayır.Eğer kadın üreme organlarına(rahim, yumurtalıklar,tüpler)veya barsak gibi karın içi organlarına ilişkin bir operasyon veya iltahaplı bir kadın hastalığını daha önce geçirmediyseniz gerekli değildir. Ancak sizi muayene ederek ultrasonografi ile değerlendiren doktorunuz bir sorundan şüphelenerek gerekli olduğunu düşünürse rahim filmi çektirmenizi sizden isteyebilir .

    YUMURTALIKLARDAKİ HER FOLİKÜL BIR YUMURTA IÇERIYOR MU ?

    Bazen yumurtalıklarda çok sayıda folikül mevcutsa ultrasonografi ile yapılan takipte tümünü saymak mümkün olmayacaktır. Bu durumda görülenden daha fazla sayıda yumurta elde edilebilir. Ancak folikül takibinde yalnızca bir ya da iki folikülün mevcut olduğu durumlarda ise yumurta elde edilemeyebilir.

    ELDE EDILEN HER YUMURTA TÜP BEBEK YA DA MIKROENJEKSIYON YÖNTEMI İLE MUTLAKA DÖLLENİR Mİ?

    Ortalama döllenme oranı % 70-75 olarak gerçekleşmektedir. Bazı çiftlerde daha yüksek oranda döllenme gerçekleşirken, nadiren de yumurta veya sperme ait nedenlerle hiç döllenme olmayabilir.

    TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE KULLANILAN HORMON İLAÇLARI KANSER RİSKİNİ ARTTIRIYOR MU?

    Yumurtalıkların uyarılmasının meme ve yumurtalık kanserinde risk artışına neden olabileceği ileri sürülmekle birlikte bu durum henüz kanıtlanmamıştır. İnfertilitenin kendisi de her iki kanser türü için risk faktörü olduğundan bazı araştırmalarda gözlenen risk artışının daha çok infertiliteye yolaçan nedenlerden kaynaklanabileceği düşünülmektedir.Ayrıca genetik faktörler de önem taşır.Ailesinde meme veya yumurtalık kanseri olan kadınların ayrıntılı olarak incelenmeleri ve gerekli tetkiklerin yapılmasını takiben tüp bebek tedavisine başlamaları uygun olacaktır. Bu konudaki çalışmalar ve uzun süreli takipler halen devam etmektedir. IVF tedavisi alan ve gebe kalamayan kadınların normal yıllık jinekolojik kontrollerini ve meme muayenelerini (gerekirse meme ultrasonu veya mammografi de yapılarak) ihmel etmemeleri önerilir.

    TÜP BEBEK TEDAVİSİ HANGİ DURUMLARDA İPTAL EDİLEBİLİR?
    1. Yumurtalıkların cevabı yetersiz olabilir ve tedaviden fayda görmeyeceğiniz düşünülürse hekiminiz tedavinizi yarıda keserek işlemi iptal edilebilir.

    2. Yumurtalıklar içinde gelişmiş folikül olmasına rağmen yumurta toplama günü içlerinden yumurta elde edilemeyebilir. Bunun sebebi genellikle yumurta toplama işleminden önce yumurtaların zamansız olarak çatlamasıdır. Bu istenmeyen durum genellikle yumurtalık rezervi azalmış ileri yaştaki bayanlarda görülebilir. Çok nadiren de foliküllerin içinde yumurta olmayabilir (boş folikül sendromu). Bu durum ise hastaların %1&#8217;inden daha azında görülür.

    3. Elde edilen yumurtalar döllenmeyebilir. Bu durumun görülme sıklığı mikroenjeksiyon uygulamalarına bağlı olarak azalmakla birlikte , hastaların %2-5&#8217;inde anormal yumurtalara veya spermlere bağlı olarak döllenme gerçekleşmeyebilir.

    4. Döllenen yumurtaların hiçbiri bölünmeyebilir. Bu durum da oldukça nadirdir ve genelde az sayıdaki ve kötü kalitedeki yumurta varlığında gözlenir.

    5. Azospermik erkekte ameliyat ile sperm bulunamayabilir. Böyle bir durumda tedavi yumurta toplama işleminden hemen önce iptal edilir.

    6. PGD yapılan olgularda normal bir embryo bulunamayabilir. Bu durumda da embryo transferi yapılmaz.

    7. PGD ve HLA analizi yapılan embriyolarda embriyo sağlıklı olsa da HLA uyumu yoksa transfer yapılmaz.


    HLA-G NEDIR? GEBELİK SONUÇLARI ÜZERINE NASIL BİR ETKİSİ VARDIR?

    HLA-G,embriyo tarafından salgılanan bir antijendir. Protein yapısında olan bu antijenin ,gebelik oluştuktan sonra embriyoyu annenin bağışıklık sisteminden koruduğu ve anne ile bağlantıyı sağlayan plasenta hücreleri tarafından salgılandığı bilinmektedir. Bu protein , embriyonun geliştiği kültür sıvılarında da tespit edilebilmiştir.Bu antijeni salgılayan embriyolarla, salgılamayan embriyoların transfer edilmesinden elde edilen gebelik sonuçlarına yönelik çeşitli çalışmalar mevcuttur.Bu çalışmaların çoğunluğunda elde edilen sonuçlar, HLA &#8211; G salgılayan embriyoların rahim duvarına tutunma şansının ve devam eden gebelik oranının daha yüksek olduğu yönündedir.Ayrıca gebelik kayıplarının da bu proteinle ilgili olabileceğine yönelik araştırmalar mevcuttur.Merkezimizde bu konuyla ilgili araştırma başlatılmış olup, halen çalışmamız devam etmektedir. Elde edeceğimiz sonuçlara göre embriyonun HLA &#8211;G proteinini salgılaması tayin edilerek , transfer edilecek embriyoların seçiminde kullanılabilir.


    OHSS (OVARIAN HIPERSTIMULASYON SENDROMU) NEDİR?

    Yumurtaların gelişmesi için yapılan hormonal tedavi sırasında kullanılan ilaçlara bağlı olarak ve genellikle yumurtalıkları polikistik özellikte olan kadınlarda tedaviye aşırı yanıt verme sonucunda gelişebilen bir yan etkidir.Bu durum tedavi tamamlanmadan erken dönemde (son olarak yapılan olgunlaştırma iğnesinden 3-7 gün sonra)oluşabileceği gibi tedavi sonrası geç dönemde de (12-17 gün sonra)ortaya çıkabilir. Ön bulgular; karın ağrısı,kilo alımı,karın çevresinde artış ve yumurtalıklarda büyümedir.OHSS&#8217;nin derecesine göre,bulantı,kusma,gerginlik,ishal,karın içinde ve akciğerlerde sıvı toplanması,nefes almakta zorluk,idrar miktarında azalma,düşük tansiyon,karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulma ,yaygın ödem,damar içinde pıhtılaşmaya eğilim ,vücutta sıvı ve elektrolit dengesinde bozulma ve hipovolemi görülebilir.OHSS&#8217;nin derecesine göre tedavi planlanır,çoğunlukla istirahat,ağrı kesici,proteinden zengin diet ve dengeli sıvı alımıyla bu durum düzeltilebilir; ancak daha ağır formlarda hastaneye yatırmak gerekebilir.Hastanede takip edilen hastalara damar yolu açılarak sıvı ve albumin takviyesi yapılır,bulantı ve ağrı kesici ilaçlar verilirve pıhtılaşmaya karşı önlem almak için de tedaviye kan sulandırıcıbir ilaç olan heparin eklenir.Günlük kilo takibi,karın çevresi ölçümü yapılır;tedavinin etkinliği ve sıvı-elektrolit takibi için günlük kan testleri alınır.Karın içinde sıvı birikiminin fazla olduğu durumlarda karın içindeki sıvı bir kateter yardımıyla çekilebilir (parasentez).Genellikle 10-14 günlük bir dönemde iyileşme sağlanır ancak gebelik oluştuğu takdirde bu süre 3 haftayı bulabilir.

    TÜP BEBEKTE HER VAKA İÇİN AYNI İLAÇ TEDAVİLERİ VE DOZLARI MI KULLANILIYOR?

    Tüp bebek tedavisinde yumurtaları büyütmek için yapılacak olan hormon tedavisi kişiye göre değişiklik gösterir. Yumurtalık rezervi az olan kadınlarda tedavi için gerekli olan ilaç dozu daha yüksektir. Bu vakalarda yumurtalıkları önceden baskıladığımız uzun protokolleri genellikle tercih etmekteyiz. Uzun tedavi protokolleri yerine kısa süren tedaviler tercih edilir. Seçilecek tedavi şekli ve ilaç dozunu etkileyen bir başka faktör kadının kilolu olmasıdır. Vücut kitle indeksi yüksek olan kadınlarda verilecek hormon dozunun arttırılması gereklidir. Kilolu kadınlarda düşük doz ilaç verilmesi yumurta seçimini geciktirir veya az yumurta seçilmesine yol açar. Ancak vücut kitle indeksi yumurta rezervi birlikte değerlendirilmeli ve doz bireysel olarak ayarlanmalıdır. Kadın yaşının ileri olması durumunda da tedavi şekli ve dozu değişmektedir. İleri yaştaki kadınlarda kısa protokollerle birlikte daha yüksek hormon dozlarına ihtiyaç duyulmaktadır.

    TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE BAŞARIYI OLUMSUZ YÖNDE ETKİLEYEN FAKTÖRLER NELERDİR?

    Tüp bebek tedavisinde başarıyı olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörler, kadın yaşının 38 yaş üzerinde olması ve yumurtalık rezervinin ciddi olarak azalmış olmasıdır. Tüplerde tıkanmaya bağlı sıvı birikmesi (hidrosalpenks) rahim içi tabakanın ince olması ve hormon tedavisine rağmen kalınlaşmaması da tedavinin başarısını azaltır. Yumurtalıklardaki uzun süreli büyük çukulata kistleri yumurtalık rezervini kötü yönde etkiler ve dolayısı ile başarı şansını azaltır. Bunların yanında nadir görülen çok şiddetli sperm şekil bozuklukları döllenme ve embriyo kalitesini azaltarak başarı oranını düşürür. Ayrıca sigara tiryakiliği de yumurtalık rezervi ve kalitesini kötü yönde etkilemektedir.


    TÜP BEBEK TEDAVİSİ İÇİN HORMON İLAÇLARI KULLANILIRKEN YAKIN KONTROL YAPILMASININ ÖNEMİ NEDİR?

    Tüp bebek tedavisi sırasında kadının belirli zamanlarda ultrasonografi ve hormon testleri bakılarak yakın takibi başarıyı arttırmaktadır. Özellikle yumurta rezervi çok yüksek veya çok az olan kadınlarda ultrasonografi yanında E2, LH ve progesteron hormonlarının belirli günlerde bakılması önemlidir. Rezervi azalmış ileri yaştaki kadınlarda tedaviye başlandığında FSH hormonuna bakılması tedaviye başlanıp başlanmaması konusunda fikir verir. FSH yüksek bulunan kadınlarda o ay tedaviye başlamak yerine FSH&#8217;yı baskılayarak ilaçlar verilip bir başka ay tedaviye başlanması daha doğrudur. LH ve progesteron hormonları gelişen yumurtaların henüz olgunlaşmadığı dönemde yükselir ise gebelik şansı azalacağından tedavinin iptali gerekebilir.

    E2 hormonu çok yükselmiş ise birkaç gün ilaç verilmeden takip edilip E2 değerinin düşmesi sağlanabilir. Böylece yaşam tehdit eden yumurtalık aşırı uyarılması sorunu engellenebilir. Yumurta olgunlaştırıcı iğne verileceği gün LH hormonu çok yükselmişse yumurta toplama zamanı değiştirilebilir veya progesteron hormonu yükselmiş ise gebelik şansının azalacağı bilgisi verilerek o ayki tedavinin o ayki tedavinin iptal edilmesi çift ile tartışılabilir. Ayrıca aynı gün rahim iç tabakası ölçümü yetersiz ise o ay embriyolar dondurularak saklanabilir.

    TÜP BEBEK TEDAVİSİ SIRASINDA YUMURTALAR ERKEN DÖNEMDE ÇATLAYABİLİR Mİ? SEBEPLERİ NELERDİR?

    Özellikle kısa tedavi protokolleri kullanıldığında nadir olarak yumurtalar toplanmadan önce çatlayabilir. Bu durum daha çok tedavisi yakın takip edilmeyen vakalarda ortaya çıkar. Tedavi sırasında günlük ultrasonografi ve hormon değerlendirmesi yapılması bu nedenle önemlidir. Yumurta olgunlaşmasında önemli bir hormon olan LH&#8217;nın erken dönemde kritik seviyelere yükselmesi yumurtaların erken çatlamasında en önemli rolü oynar. LH hormonu pik değerlere ulaştığında yumurta toplama işlemi daha erken yapılmalıdır, aksi halde yumurtalar erken çatlayabilir. hCG verileceği gün ve hCG ertesi günü yapılan hormon incelemeleri bu durumu belirlememize ve yumurta toplama zamanını ayarlayabilmemiz veya tedavi tümüyle iptal etmeyi tartışmayı sağlamakta yardımcı olur.

    TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE YUMURTALIKLARIN AŞIRI UYARILMASI NE DEMEKTİR? RİSKLERİ NELERDİR VE NASIL ÖNLENEBİLİR?

    Yumurtalıkların aşırı uyarılması, tedavi sırasında estrojen hormonunun aşırı düzeyde yükselmesi ve yumurtalıkların aşırı büyümesi ve çok sayıda follikül seçilmesi ile seyreder. Hafif ve orta düzeyde olan hiperstimülasyon genellikle hastane tedavisi gerektirmez iken, şiddetli hiperstimülasyon mutlak hastane tedavisi gerektirir. Şiddetli hiperstimülasyon nadiren yaşam tehdit eden boyutlara ulaşır. Ancak hormon dozlarının iyi ayarlanması yakın takip bu durumun görülmesini çok büyük oranda engeller. Merkezimizde hiperstimülasyon oranı %1&#8217;in altında izlenmektedir.

    TÜP BEBEK TEDAVİSİNİN NADİR GÖRÜLEN RİSKLERİ NELERDİR?

    Yumurtalıkların aşırı uyarılması en önemli riski oluşturur. Hiperstimülasyon denen bu durumun şiddetli olması halinde hastane tedavisi gerekir. Ancak hangi vakaya ne kadar ilaç dozu verileceğini iyi ayarlayabilen bir merkezde bu oran çok düşüktür. Ayrıca yumurta toplama işlemine bağlı nadiren karın içine kanama veya enfeksiyon oluşabilir. İdrar torbası, idrar borularına ait zedelenmeler ise çok daha nadir olarak ortaya çıkabilmektedir.