Türk Cephesinde Ezan Sustu

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve nbatur55 tarafından 16 Ocak 2008 başlatılmıştır.

    16 Ocak 2008
    Konu Sahibi : nbatur55
  1. nbatur55

    nbatur55 baldan tatlı can kızım... Üye

    Katılım:
    23 Ekim 2007
    Mesajlar:
    513
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    Türk Cephesinde Ezan Sustu




    Çanakkale cephesinde savaş inanılmaz olaylarla devam ediyordu. İngilizler ve Fransızların başını çektiği itilaf devletleri, sömürgelerinden getirdiği Avustralya, Senagal, Hint askerleriyle beraber Türk askerlerine saldırıyor, siperlere bombalar yağdırıyordu. Özellikle denizden savaş gemilerinin top atışı desteği, bütün cesaretine rağmen Türk askerlerini çok zor durumda bırakıyordu.



    Türk komutanlar, sonunda öleceklerini, herhangi bir yardım gelmesinin mümkün olmadığını düşünüyordu. Bu düşüncelere rağmen bir adım geri atmak, bir adım geri çekilmek akıllarının ucundan bile geçmiyordu.



    Kan ve barut kokuları arasında savaş meydanına akşamın karanlığı çökerken, Yüzbaşı Tayyar, siperlerine çekilmiş, kimi fırsattan istifade uyumaya çalışan, kimi dertli dertli sıla türküsü söyleyen askerlerine baktı. Vedalaşmak üzere olduğu dostlarına son bakışları gibi bir hüzün gözlerindeydi.

    Bu gam ve hüzün dolu atmosferde yüzbaşı Tayyar, yanındaki üsteğmen Hakkı`yla durumu tartışıyordu;

    -Cephanemiz ne kadar dayanır?

    -Eğer düşman yaklaşmaz, sadece top atışına devam ederse, yarın da yeter komutanım.

    -Düşman, sinmiş siperine, denizden ateş açan gemilerinin bizi yok etmesini bekliyor. Göğüs göğüse, mücadeleye fazla yaklaşmıyor.

    -Evet komutanım, süngü savaşı şimdi işimize gelir ama süngü savaşında da İngilizler, Fransızlar ön cephede sömürgelerini kullanıyorlar.

    -Avustralyalılara mı?

    -Hayır komutanım, sadece Avustralyalıları değil.

    -Zenci Fransızları mı?

    -Komutanım, zenci Fransızlar sandıklarımızın bir kısmı Senegal`liler miş.

    Komutan şaşkınlıkla bakarken üsteğmen Hakkı devam etti;

    -Bunları esir aldığımız bir Hintli`den öğrendik.

    -Hintliden mi? Şu "Kötü muamele yapmadığımız halde, öğleden sonra bir ağlama tutturdu, susturamadık, ağlayıp duruyor" dediğiniz Hintli esir mi?

    -Evet komutanım

    Komutan güldü;

    -Sakın bizde Hintçe bilen biri olduğunu söyleme

    -Hayır komutanım. Hintli müslümanmış, Çerkeşli Hafız, Hintli'nin ağlarken Arapça bir şeyler söylediğini duymuş, o konuşmuş.

    -Maşallah şu bizim Hafız tekbir getirmeye ara verip tercümanlığa mı başladı? Çağır bakalım neler öğrenmiş.

    **** **** ****

    Erlerden Çerkeşli Hafız'ı bulup komutanın karşısına getirdiler;

    -Emredin komutanım

    -Anlat bakalım Hafız, neler öğrendin Hintli esirden.

    -Komutanım, kendisi müslümanmış. Bizi öğle namaz kılarken görünce ağlamaya başlamış.

    -İyi ya, müslümanlara esir düştü korkmaması gerektiğini söyleyip sustursaydın.

    -Esir düştüğü için ağlamıyor ki komutanım. İngilizler, "İstanbul'daki müslümanlara Almanlar saldırıyor. Almanlara karşı savaşacağız" diye kandırmışlar. "Müslümanlara karşı savaştım, belki de öldürmüşümdür" diye ağlıyor.

    -Hakkı, söyle askerlere de getirsinler bakalım Hintli esiri. Sen kal Hafız, söyle bakalım, düşmanlarımız ön saflarda hep müslümanları mı sürüyor, doğru mu bu?

    -Evet komutanım, Hintli de söyledi, dün sabah da süngü çatışmamızda, önde ya zenciler vardı, ya da Hintliler.

    Komutan, üstteğmen Hakkı'ya döndü;

    -Cephanemizin azaldığını biliyorlar ki, dün sabahtan beri uzaktan taciz ateşiyle bize cephane harcatmaya çalışıyorlar.

    -Komutanım, eğer cephanemizin bitmek üzere olduğunu anlarlarsa yine piyade hücumuna kalkacaklardır. Bu gün askerlere mermilerde tasarruf yapmalarını söylediğimizden, top atışı ve makineli tüfeğimizi gün boyu kullanmadığımızdan cephanemiz tamamen bitti sanabilirler, yarın saldırma ihtimalleri çok yüksek.

    -Hımm, bu saldırı da askerlerimiz ne kadar dayanabilir?

    -Kurşunları paylaştırdık, keskin nişancılara fazla kurşun versek de çoğuna ya iki kurşun düştü ya da hiç.

    -Hiç mi !.... Kurşunu olmayan askerimiz mi var?

    -Var komutanım

    Hintli esiri getirmişlerdi, komutan Çerkeşli Hafıza seslendi;

    -Öncelikle, sadece gözetim altında olduğunu, korkmaması gerektiğini söyle. Bizim esirlere kötü davranmadığımızı söyle.

    Hafız, komutanın söylediklerini çevirirken, Hintli atılıp yüzbaşının ellerine sarıldı;

    -Ne istiyor bu, inanmadı mı söylediklerimize.

    Hafız;

    -Müslümanlara karşı savaştığı için çok üzülüyormuş komutanım. Beni vurun, diyor.

    -Sustur şunu, ağlamasın artık. Olan oldu, yardım etmek istiyorsa sorularımıza cevap versin. Düşmanın asker durumunu, silahlarının, cephanesinin durumunu ne kadar biliyor, bize onu söylesin.

    **** **** ****

    Yüzbaşı, esiri sorgulama sonunda uygun bir çözüm bulamamıştı. Normal şartlarda erleri daha fazla telef etmemek için geri çekilmeliydi ama bu askerlerin görevi gemilerden kıyıya çıkacak düşmanı engellemekti. Geri çekilirlerse, karaya çıkacak düşman karada hızla ilerleyebilecekti, durdurmak çok daha zor olacaktı. Biliyordu ki, son asker de şehit olana kadar bir adım geri atmamalı, son askerin son mermisine kadar düşmanı oyalamalıydılar.

    **** **** ****

    Yüzbaşı'yı uyku tutmamış, muhtemelen son geceleri olan bu gecede sabaha kadar bir çadırda dolanmış, bir siperlerdeki askerlerinin yanına gitmişti. Nöbetçi olmayan askerlerin çoğu uyuyordu. Siperde büzülmüş yatan daha gencecik Tokat'lı Ali'nin üstüne paltosunu bıraktı. Arkadaşlarına "uyandırmayın" diye işaret edip çadırına döndü.

    Askerlerinin yüzü gözünden gitmiyor, sanki çoktan ölmüşler gibi içi yanıyordu.

    **** **** ****

    Kendisi gibi üzgün bir edayla bir o yana bir bu yana dolanan üsteğmen Hakkı'ya baktı;

    -Düşman cephesine baktın mı?

    -Baktım komutanım.

    -Hareketliliği görmüşündür.

    -Evet komutanım, çok sayıda fenerle koşuşturuyorlar.

    -Piyade saldırısına hazırlanıyorlar. Allah'tan ümit kesilmez ama ….

    -Bizim ümidimiz inşallah ya şehit ya gazi olmaktır komutanım. Allah şu ana kadar gazi olmayı nasip etmedi ama şehitlik yakın, hakkınızı helal ediniz komutanım.

    -Helal olsun Hakkı, helal olsun. Hazırlan, askerimize moral vermek için önde savaşalım.

    Dışarı çıktılar, yüzbaşı;

    -Tan ağarınca saldıracaklardır, askerleri uyandırın, gafil avlanmasınlar.

    O esnada Hafız'ın sesi duyuldu, eğitim aldığı belli olan sesiyle saba makamında, kulakları geçip kalplere vuran bir ezan okuyordu.

    Yüzbaşı, ezan okuyan Hafızın yanına vardı, huşu ile ezanın bitmesini bekledi. Ezan bitince namaza gitmeden komutanının karşısına geçti;

    -Emredin komutanım.

    -Oldu mu Hafız bu ezan?

    Hafız telaşlandı;

    -Yanlış mı okudum komutanım.

    -Hayır yanlış okumadın ama bütün müslümanlar duydu mu?

    Hafız sağına soluna baktı, siperdekiler de dahil tüm arkadaşlarının duyduğuna emindi. Komutan onun arkadaşlarına bakışına güldü;

    -Onları demiyorum be Hafız, Hintli'yi duymadın mı? Karşıda da müslümanlar varmış.

    Hafız ne yapacağını bilmez şaşkın beklerken, komutan içinde artan bir ümitle sesini yükseltti;

    -Koş hafız, ne kadar sesi güzel askerimiz varsa topla, koş. Hintli'yi de unutma, abdest alıp gelsinler.

    Hafız koşarak arkadaşlarını toplar, Hintli esir de gelmişti. Komutanın emriyle sıra sıra dizildiler ve gür sesleriyle sabah ezanını okumaya başlarlar.

    **** **** ****

    Ezan devam ederken yüzbaşı ve üsteğmen dürbünle düşman cephesini incelemek için siperlerin olduğu kısma giderler. Yüzbaşı düşmana baktığında sevinçle üstteğmene sarılır; "Senegallilerle Hintliler toplanmış bağrışıyorlar, herhalde müslümanlara karşı savaştırıldıklarını anladılar."

    Onların bu sevinci devam ederken, gemilerden top atışı başlar. Atışlardan biri sonunda ezan okuyan askerlerin ortasına düşer. Ezan sesi kesildiğinde yüzbaşı ve üsteğmen askerlerinin yanına koştular.

    **** **** ****

    Komutanından gelen sesin ezan olduğunu, müslümanların ortak çağrısı olduğunu öğrenen İngiliz topçu 5-6 atış sonunda ezan okuyanları vurmayı başarmanın sevinciyle naralar atıyordu; "- Ezan sustu, Türk cephesinde ezan sustu."

    Kıyıda isyan eden müslüman askerlerine bakan komutan öfkeyle söylendi; "Ezanı susturmakta geç kaldık. Müslüman askerler çok fazla, ortalık daha fazla karışmadan hemen gitmeliyiz. Çabuk, kıyıdaki askerlerin hepsini toparlayın gemilere çekiliyoruz."

    **** **** ****

    İtilaf kuvvetleri güçleri, sömürge askerlerini de alarak alel acele gemilere bindiler, onlar uzaklaşırken yeniden ezan sesi gelmeye başlamıştı.

    **** **** ****

    Yüzbaşı Tayyar, yerdeki şehit arkadaşlarının üzüntüsüne rağmen, toz duman arasından doğrulup ezana devam eden askerlerine baktı. Hafız`ın sesini duyamayınca bakındı, Hintli esirle yanyana şehit olduğunu fark etti. Yüzbaşı, 'Bu sabah şehit olurum' diye abdest almıştı, yürüdü, Hafız'la Hintli'nin naaşları arasına dikildi. Gözyaşlarını tutamamasına rağmen yüz ifadesindeki metanetle dimdik durdu, askerlerine katılıp ezan okumaya başladı