TÜrk'Ün Kuran'dakİ Yerİ! BiliyormunuZ ???

Konusu 'Bunları biliyor muydunuz ?' forumundadır ve ..GkSu.. tarafından 8 Haziran 2010 başlatılmıştır.

    8 Haziran 2010
    Konu Sahibi : ..GkSu..
  1. ..GkSu..

    ..GkSu.. Türk Esirlik Kabul Etmez! Üye

    Katılım:
    30 Haziran 2009
    Mesajlar:
    3.104
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    TÜRK'ÜN KURAN'DAKİ YERİ


    Kuran-ı Kerim'de, gelecekte Islama hizmet edecek olan millet hakkında söyle buyruluyor:

    'Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah öyle bir millet getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; onlar mu'minlere karşı alçak gönüllüdürler, kâfirlere karşı onurlu ve güçlüdürler; Allah yolunda savaşırlar ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfüdür ki, onu dilediğine verir. Allah’ın lütuf ve ihsanı geniştir ve her şeyi bilendir.” Maide suresi 54.ayet.

    Bu ayette, ileride İslama hizmet edecek olan milletlerden birinin de Türk milleti olduğuna işaret edilmiştir. Bunun en büyük kanıtı Peygamber Efendimizin müjdesidir.

    'İstanbul elbette fetholunacaktır; onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir'

    Hadisi şerifindeki kumandan da Türk’tü askerleri de Türk’tü.

    Peygamberimizin bu müjdesine layık olabilmek için pek çok İslam kumandanı İstanbul'u kuşatmış, fakat almayı başaramamıştır. İstanbul’un alınması büyük Türk hükümdarı Fatih Sultan Mehmet’e ve onun kahraman askerine nasip olmuş, Fatih ve onun askeri Peygamberimizin müjdesine ve övgüsüne hak kazanmıştır.

    Türk Milleti Müslümanlık sayesinde Türklüğünü ve milli varlığını günümüze kadar koruyarak gelmiş, islamdan aldığı güç ve heyecanla dünyada büyük devletler, imparatorluklar kurmuş yüksek medeniyetler meydana getirmiştir. Müslüman olmayan Türkler ise varlıklarını koruyamamışlar. Türklüklerini kaybetmişler ve başka milletlerin kültürleri arasında eriyip gitmişlerdir.

    TÜRK'ÜN HADİSLERDEKİ YERİ

    1. HADİS. - Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: 'Şiddetli savaşlar vukua geldiği zaman Allah mevalinden (Arap olmayan Müslümanlar) öyle bir ordu gönderecek. İki atlarının cinsi yönünden Arapların en kıymetlisi ve silah yönünden onların en iyisi olup Allah, İslam dinini onlarla te'yid (takviye) edecektir.'


    2. HADİS.- Amr İbnu Avf (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: 'Müslümanların silahlarını koydukları yerin en yakını Bevlâ'da olmadıkça kıyamet kopmaz.'

    Aleyhissalâtu vesselam sonra: 'Ey Ali, ey Ali, ey Ali! ' diye nida etti. Hz. Ali) 'Annem babam sana kurban olsun, (buyurun ey Allah'ın Resulü!) ' dedi.

    Aleyhissalâtu vesselam: 'Muhakkak ki, sizler Beni Esfar'la (Rumlarla) savaşacaksınız. Sizden sonra gelecek Müslümanlar da onlarla savaşacaklar. Nihayet Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından korkmayan seçkin Müslümanlar olan Hicaz halkı onlarla savaşa çıkacaklar. Konstantin'i teşbih ve tekbirlerle fethedecekler. Onlar daha önce benzerini elde etmedikleri ganimetler elde edecekler. Öyle ki (dirhem ve dinarları sayıyla değil, kalkanla ölçerek taksim edecekler. Bu sırada biri gelip şöyle diyecek: 'Memleketinizde Mesih çıktı.' Bilesiniz bu haber yalandır, artık o haberi tutan (inanan) da pişmandır, terk eden (inanmayan) da pişmandır.'

    3.HADİS - Ebu Sâid (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: 'Sizler, gözleri küçük, yüzleri geniş-yuvarlak bir kavimle savaşmadıkça Kıyamet kopmayacaktır. Omların gözleri çekirge gözleri gibi olup yüzleri de kat kat deri ile kaplanmış kalkanlar gibidir. Kıl ayakkabılar giyerler, deriden mamul kalkanlar edinirler ve atlarını hurma ağaçlarına bağlarlar.'

    4.HADİS- Hz. Ebu Bekr (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki:'Ümmetimden bir kısım insanlar Dicle denen bir nehir yanında, Basra denen geniş bir düzlüğe inerler. Nehrin üzerinde bir köprü Oranın halkı (kısa zamanda) çoğalır ve muhacirlerin [Müslümanların j beldelerinden biri olur. Ahir zamanda geniş yüzlü, küçük gözlü olan Ben: Kantûra gelip nehir kenarına inerler. Bundan böyle (Basra) halkı üç fırkaya ayrılır:
    * Bir fırka sığır ve kır develerinin peşlerine takılıp (kır ve ziraat hayatına dönerler, bunlar) helak olurlar.
    * Bir fırka nefislerinin kurtuluşunu esas) alırlar (ve Benî Kantûm ile sulh yolunu) tutarlar. Böylece bunlar küfre düşerler.
    * Bir fırka da çocuklarını geride bırakıp onlarla savaşırlar, işte bunlar şehit olurlar.