Tüylenmenin nedenleri ve adet görmemenin sebepleri

Konusu 'İstenmeyen Tüyler' forumundadır ve sodi-certila tarafından 19 Eylül 2008 başlatılmıştır.

    19 Eylül 2008
    Konu Sahibi : sodi-certila
  1. sodi-certila

    sodi-certila evli-mutlu-çoçuklu olucak Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.301
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Adet görememe
    14 yaşına kadar ikincil seks karakterlerinin (meme büyümesi, koltuk altı ve kastıkta tüylenme) gelişmemesi veya ikincil seks karakterleri gelişmesine rağmen 16 yaşına rağmen ilk adetin görülmemesi veya normal adet gören kadında 3 siklus boyunca adet olmaması amenore olarak adlandırılır.

    Adet görememe (amenore), primer (birincil) ve sekonder (ikincil) amenore olarak 2 şekilde olabilir. Hayatında hiç adet görmemiş ise buna primer amenore, daha önceden düzenli adet gören kadında adetin kesilmesine de sekonder amenore adı verilir.



    Adet görememenin (amenore) sebepleri nelerdir?

    Normal adet görebilmek için kadında 4 farklı kompartmanın normal olması gerekir. Bu kompartmanlardan herhangi birinde bir anormallik adet görememe ile sonuçlanabilir. Bu kompartmanlar:

    1. Uterus ve vajina

    2. Yumurtalık (over)

    3. Hipofiz bezi

    4. Hipotalamus










    1. kompartmana yani rahim ve vajinaya ait anormalliklerde ya hormonlara yanıt verecek bir organ (rahim) yoktur, ya endometriyum yani rahim iç zarı anormallikleri vardır ya da rahimde adet kanaması olmasına rağmen vajinadaki anormallik nedeniyle dışarı akış yolu bulamaz. Bazen kızlık zarı tamamen kapalı olabilir (imperfore kızlık zarı). Bu durumda da adet kanı dışarı akmadığı için adet görülmeyebilir.

    Rahime ait anormallikler arasında yumurtalıklar olmasına rağmen rahmin ve vajinanın üst kısmının doğumsal olarak gelişmemesi bulunur (Müllerian agenezi).

    Ayrıca, bazen genetik olarak erkek olan bireylerde erkeklik hormonu androjene karşı duyarsızlık olduğundan testosteron etkisi ile gelişmesi gereken erkek dış genital organları gelişmez ve dış genital yapı dişi görünümde olur (Androjen duyarsızlık sendromu). Bunlarda kısa ve kör bir vajen vardır ama iç genital organlar yoktur.

    Bir diğer rahim anormalliği rahim iç zarında daha önce geçirilmiş kürtajlar sonucu oluşan yapışıklıklardır (Asherman sendromu). Bu durumda adet kanaması ya çok az olur ya da olmaz.

    2. kompartman yumurtalıktır. Yumurtalıkta doğum sırasında 2 milyon olan yumurta ergenlikte 400 bine düşer ve tükenmesi ile kadın menopoza girer. Bazen doğumsal olarak yumurtalıklar gelişmeyebilir ya da gelişse de genetik bir bozukluk (Turner sendromu) sonucu doğuma kadar bir şekilde tükenebilir. Bazen de yumurtalıklarda yumurta olsa da hipofiz bezi hormonlarına cevapsızlık olabilir (resistan over sendromu). Tüm bu durumlarda yumurtalıklardan estrojen ve progesteron salgılanmayacağından rahim iç zarının (endometriyum) uyarılması dolayısıyla adet görme mümkün olmaz. Bazı durumlarda da yumurtlama olmaz (anovulasyon), bu durumda az da olsa estrojen vardır ama progesteron olmadığı için kanama olmaz.

    3. kompartman beyinin altında yer alan hipofiz bezidir. Buradan yumurtalıkları uyaran FSH ve LH isimli hormonlar (gonadotropinler) salgılanır. Bunların salgılanmasını bozan hipofiz bezi tümörleri (örneğin prolaktin hormonunun aşırı salgılanmasına yol açan hipofiz adenomları) da FSH ve LH düzeylerini baskılayacağından yumurtlamayı dolayısıyla yumurtalıktan estrojen ve progesteron salgılanmasını önleyecek ve adet görülmeyecektir.

    4. ve en üst kompartman hipotalamustur. Bu beyindeki bir bölgedir. Buradan hipofiz bezinden FSH ve LH hormonlarını salgılatıcı hormonlar (gonadotropin salgılatıcı hormonlar) salgılanır. Hipotalamus nedenli adet görememe nedenleri arasında genetik bazı anormallikler yanında aşırı egzersiz, stres, üzüntü, ani kilo kaybı, hava değişimi gibi faktörler gonadotropin salgılatıcı hormon salgılanmasını etkileyerek amenoreye neden olur. Anoreksia nervosa olarak bilinen ve aşırı kilo vermeye bağlı amenore ile birlikte başka rahatsızlıkların da olduğu durum hipotalamus kökenli amenore nedenleri arasındadır.



    Adet görememenin sebebi nasıl saptanır, ne tetkikler yapılır?

    Özellikle sekonder (ikincil) amenorede ilk olarak ekarte edilmesi gereken durum gebeliktir. Gebelik ekarte edildikten sonra hormon testleri yapılmalıdır. Hormon testlerinde ilk bakılacak olanlar Tiroid hormonları ve prolaktin hormonlarıdır. Bunun dışında diğer hormonlarda amenorenin sebebinin ortaya çıkmasında faydalı olabilir. Klasik yaklaşımda FSH ve LH bakılması daha sonraya bırakılırken bu aşamada sebebin daha ortaya çıkmasını sağlayabilir ve hastadan 2 kez kan alınmasına gerek kalmaz. FSH ve LH’ın yüksek olması 2. kompartmanın yani yumurtalığın anormalliğini (erken menopoz, resistan over sendromu, yumurtalıkların genetik olarak gelişmemesi) gösterir.

    Gebelik, prolaktin aşırı salgısı ve tiroid hastalıkları hormon testleri ile ekarte edildikten sonra 2. adımda yapılacak olan hastaya progesteron vermektir.

    Progesteron ile kanama oluyorsa şunları anlayabiliriz: 1. kompartman yani rahim ve vajina normaldir; hastanın estrojeni de vardır ama yumurtlama olmadığından progesteron salgılanmamaktadır. Kanama olmuyorsa ya rahim ve vajende anormallik vardır ya da estrojen yoktur.

    Progesteron ile kanama olmazsa o zaman estrojen ve progesteron birlikte ardışık olarak verilir. Eğer estrojen ve progesteron ile kanama oluyorsa o zaman rahim ve vajinanın normal olduğu anlaşılır. Bu durumda hipotalamusa bağlı bir adet görememe durumu söz konusu olabilir. Kanda FSH ve LH düzeylerinin düşük olması da bu tanıyı destekler.

    Estrojen ve progesteron ile kanama olmuyorsa o zaman rahim ve/veya vajinada bir anormallikten şüphelenilmelidir.
     
  2. 19 Eylül 2008
    Konu Sahibi : sodi-certila
  3. sodi-certila

    sodi-certila evli-mutlu-çoçuklu olucak Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.301
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Tüylenme (hirsutismus)Normalden fazla tüylenme esas olarak 2 şekilde olabilir. Normalde kadın vücudunda erkek tipi olmayan kıllardaki genel artışa hipertrikozis adı verilirken erkek tipi tüylenmeye hirsutism denir.


    Hipertrikoziste örneğin kollarda olan ancak kadınlarda genellikle daha ince ve açık renk olan kılların artması ve renginin koyulaşması söz konusudur. Hirsutism yani erkek tipi kıllanmada ise kadınlarda normalde görülmeyen lokalizasyonlarda, örneğin çenede, meme çevresinde ve göğüs aralarında, göbek altında orta hatta ve uylukların iç kısımlarındaki kıllarda sertleşme, kalınlaşma ve renklerinde koyulaşma olur. Hipertrikozis genellikle ailesel yatkınlık gösterir. Hirsutismus ise daha çok erkeklik hormonları olarak bilinen ve kadınlarda düşük düzeylerde bulunan androjenlerin kanda artışına veya kanda normal olsa bile kıl foliküllerinin androjenlere olan duyarlılığında artışa bağlıdır.

    Kıl follikülllerin sayısı genetik özelliklerle belirlenir. Aslında avuç içi ve ayak tabanı dışında bütün deride bulunur, ancak bunların büyük kısmı çok ince ve açık renkli olduğundan rahatsızlık vermez. Kıl gelişimi döngüsel bir patern izler. Gelişme, dinlenme ve dökülme evreleri vardır. Tüm vücuttaki kıllar için bu döngü söz konusudur ancak kıl folikülünün yerine göre bu döngülerin uzunluğu farklılık gösterir. Örneğin, ön koldaki kıl foliküllerinin döngüsü çok yavaştır ve bize hiç uzamıyorlarmış gibi gelir. Buna karşın saçlarda bu döngü daha hızlıdır. Saçlardaki bazı kıl folikülleri gelişme, bazıları dinlenme bazıları da dökülme evresindedir. Zamanı gelen dökülmekte ama yenileri hızla büyüdüğü için saç sürekli uzuyor gibi davranır. Bütün foliküller eş zamanlı davrandığında dökülme izlenir. Böyle bir durum gebelikte veya emzirme döneminde geçici olarak ortaya çıkabilir. Hormonların etkisiyle bütün foliküllerde senkronizasyon (eş zamanlılık) olduğundan hasta saçlarının hızla döküldüğünü görür ve panikler ancak bu durum geçicidir.



    Yüzümde ve vücudumda aşırı tüylenme var, cildiye doktoruna mı, jinekologa mı gitmeliyim?

    Tüylenme (hirsutismus) birçok nedene bağlı gelişebilir. Genellikle, multidisipliner bir durum olarak kabul edilir. Yani, birden fazla uzmanlık dalını ilgilendirebilir. Hirsutismus ile ilgili olabilecek uzmanlık dalları arasında Kadın Hastalıkları ve Doğum, Endokrinoloji (hormonlarla ilgilenen iç hastalıkları uzmanlığı) ve Cildiye sayılabilir.

    Çeşitli jinekolojik hormonal bozukluklarında hirsutismus oluşabilir. Bunlardan en sık görüleni polikistik over sendromudur ve özellikle Akdeniz ülkeleri ile birlikte bizim toplumumuzda önde gelen hirsutismus sebepleri arasındadır. Tüylenme şikayetiniz olduğunda özellikle adet düzensizlikleri de varsa bunun jinekolojik olma olasılığı daha yüksektir. Bu durumda jinekolog tarafından yapılan araştırmalarla sebebin jinekolojik sebepli hormon bozukluğu sonucu olup olmadığı araştırılır ve gerekirse uygun tedavi verilir. Eğer, jinekolojik kökenli hormonal bir sebep bulunamazsa diğer hormonal bozukluklarla ilgili olarak Endokrinoloji ile ve gerekirse Cildiye ile konsülte edilebilir.



    [
     
    Son düzenleme: 19 Eylül 2008
  4. 19 Eylül 2008
    Konu Sahibi : sodi-certila
  5. sodi-certila

    sodi-certila evli-mutlu-çoçuklu olucak Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.301
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Polikistik Over Sendromu nedir?
    Polikistik over sendromu sık rastlanılan bir durumdur. Özellikle adet düzensizliği, tüylenme şikayeti olanlarda ve çocuk sahibi olamayanlarda sıklıkla polikistik over tanısı konulur.

    Polikistik over denilmesinin sebebi yumurtalıkların (overlerin) tipik görünümünden dolayıdır.

    Ultrasonda da yumurtalıkta 8-10 mm’den küçük çok sayıda kistik yapı görülür ve yumurtalıklar normalden daha büyüktür. Aslında bu olgularda temel problem yumurtlamanın olmamasıdır (anovulasyon). Bu nedenle bu kadınların bir kısmı çocuk sahibi olamama nedeniyle başvurur.

    Normalde her adet siklusunun başında içinde yumurta içeren bir çok folikül gelişir. Bu foliküllerden bir tanesi daha fazla gelişirken diğerleri kaybolur. Polikistik over sendromunda ise bu foliküller belli büyüklüğe kadar büyür ama hormonal bozukluklar nedeniyle daha fazla gelişemez ve yumurtlama olmaz. Bunun sonucunda bu, gelişemeyen ama tamamen de kaybolmayan, foliküller ultrasondaki tipik görünümü oluşturur.

    Aslında, polikistik over görünümü ikincil bir olaydır yani sebep değil sonuçtur. Hastalığın sebebi yumurtalıklardaki kistler değildir. Yumurtlama bozukluğu sonucu overlerdeki tipik görünüm olur. Bu nedenle, bazı hastaların algıladığı şekilde “Benim yumurtalıklarımda kist varmış o yüzden tüylenmem varmış, ya da çocuğum o yüzden olmuyormuş” şeklindeki ifadeler aslında yanlıştır. Polikistik over aslında organik değil fonksiyonel bir bozukluktur. Bir kısır döngü söz konusudur. Yumurtlama bozukluğu normalde estrojen hakimiyeti olan foliküllerde androjenik bir ortam oluşmasına neden olurken androjenik ortam da yumurtlama bozukluğuna yol açar. Ancak, bu kısır döngüyü başlayan gerçek sebep tam olarak bilinmemektedir.



    Polikistik over sendromu belirti ve bulguları nelerdir?

    Hiperandrojenizm (androjen hormonlarının yüksekliği): Androjenlerin yüksekliği hastalarda tüylenme (özellikle yüzde dudak üzeri ve çenede, göğüs çevresinde, göbek altında ve uyluk iç yüzlerinde) yanında aknelere (sivilceler) ve erkek tipi saç dökülmesine neden olur.

    Kronik anovulasyon: Hastalarda yumurtlamanın olmamasıdır. Buna bağlı olarak hastalarda düzensiz ve seyrek adetler, istenmesine rağmen gebelik olmaması gibi durumlar ortaya çıkar. Gebe kalamama polikistik over sendromunda her şart değildir. Bazı hastalar hiç bir sorun yaşamadan hatta polikistik over olduklarını fark etmeden de gebe kalabilirler. Bu nedenle, bekar iken tanı konulan olgularda mutlaka çocuk sahibi olmada sorun yaşayacağını söylemek mümkün değildir. Ayrıca, bebek istemeyen kadınlar polikistik over sendromu olmalarına rağmen korunmalıdırlar. Çünkü bu hastalarda zaman zaman kendiliğinden yumurtlama olabilmektedir.

    Ultrason görünümü: Ultrasonda tipik olarak çok sayıda küçük kistçikten oluşan görünüm vardır. Over boyutları artmıştır. Ayrıca, overin stroma denilen orta bölümü kalınlaşır. Polikistik over sendromunda bu görünüm tipik olmasına karşın tanı koydurucu değildir. Diğer belirti ve bulguların da olması gereklidir. Bunun dışında normal kadınların da bir kısmında ultrasonda overler polikistik görünümde olabilir.

    İnsülin resistansı (direnci): Son 10-15 yılda polikistik over sendromu hastalarının bir kısmında vücutta şeker metabolizmasını düzenleyen insüline karşı dokularda bir direnç olduğu yani dokuların insüline beklenen cevabı vermediği gösterilmiştir. Bu hastalarda insülin düzeylerinde artış ve/veya kan şekerinin insüline oranında azalma gözlenir. İnsülin direnci daha çok kilolu hastalarda görülür. İnsülin direnci olan bir kısım hastada tipik bir bulgu ciltte akantozis nigricans denilen siyah üzeri kadife gibi olan lekelerdir.

    Gonadotropin (yumurtalık uyarıcı hormonlar) düzeylerinde anormallik: Normalde bu hormonlardan FSH düzeyi LH düzeyine göre daha yüksek iken bu hastalarda bu tersine döner ve LH yükselir.

    Uzun dönem riskleri: Polikistik over sendromlu hastalarda hipertansiyon, kalp damar hastalıkları ve diyabet riski artar. Ayrıca meme kanseri riskinde az da olsa bir artış söz konusudur. Endometriyum (rahim iç zarı) kanseri riski de artmıştır ancak bu tedavi görmeyen hastalar için söz konusudur. Polikistik over sendromunda yumurtlama olmadığından progesteron hormonu salgısı olmaz. Buna karşın düşük miktarlarda sürekli salgılanan ayrıca, yağ dokusunda androjenlerden dönüşen estrojen endometriyumu sürekli uyarır ve kanser riskini artırır. Estrojeni karşılamak üzere progesteron verilmesi ya da hastanın doğum kontrol hapı kullanması bu riski azaltır.



    Polikistik over sendromu tedavisi nasıl yapılır?

    Tedavi hastada görülen belirtilere, belirtilerin şiddetine, hastanın yaşına ve çocuk isteyip istemediğine göre farklılık gösterir. Ancak, hastalığı tamamı ile ortadan kaldırabilecek etkili bir yöntem yoktur.

    Problem androjen yüksekliğine bağlı tüylenme, sivilce oluşumu ve adet düzensizliği ise doğum kontrol hapları faydalıdır. Doğum kontrol haplarının da özellikle progesteron komponentinin antiandrojenik yani androjenlere direkt etkisi de olan tipleri tercih edilir. Bazı durumlarda doğum kontrol hapına antiandrojenik özelliği olan ilaçlar da eklenebilir. Hirsutismus bölümünde anlatıldığı gibi sertleşmiş siyah kılların geri dönüşümü yoktur. Bu nedenle, tedavinin faydasını ancak belli bir süre sonra (6-12 ay) görmek mümkün olabilir.

    Hastanın sadece adet düzensizliği var tüylenme şikayeti yoksa yine doğum kontrol hapları faydalı olabilir. Ayrıca, bunun yerine karşılanmamış estrojene bağlı rahim iç zarı kanseri riskini önlemek için adet siklusunun belli günlerinde (16-25. günler) kullanacağı şekilde progesteron da verilebilir.

    Yumurtlama düzensizliğine bağlı çocuk sahibi olamama (infertilite) sorunu varsa yumurtlamayı artırıcı ilaçlar verilebilir. Bazı doktorların genç kızlarda bu tür yumurtlamayı artırıcı tedaviyi uygulandıkları gözlenmektedir. Ancak, bu yaklaşımın bir anlamı yoktur. Bu tedavi sendromu tamamen ortadan kaldırmayacaktır bu nedenle geçici bir tedavi olduğundan ancak infertilite sorunu olanlarda kullanılmalıdır.

    İnsülin direnci olan olgularda tedaviye oral (ağızdan alınan) antidiyabetik bazı ilaçlar da (metformin vb) eklenebilir. Bu yaklaşım hastaların sıklıkla kafasını karıştıran bir durumdur. Şeker hastalığı tanısı olmamasına rağmen neden diyabet ilacı kullandıklarını sıklıkla sorgularlar. Bu ilaçlar dokularda insüline duyarlılığı artırır, ayrıca kilo verilmesine yardımcı olarak tedavinin başarı şansını artırır. Kilo verme çok ileri olmayan olgularda bazen hiç bir ilaç tedavisine gerek kalmadan şikayetleri azaltabilmektedir, bu nedenle kilolu hastaların kilo vermeleri istenir.

    Şikayetleri yoğun olan ilaç tedavisine yanıt alınamayan olgularda cerrahi yaklaşım da söz konusudur. Laparoskopik olarak over üzerinde koter ile (yakarak) delikler açılır (ovarian drilling). Bu androjen salgılayan yumurtalık dokusunun bir kısmını harapladığından işlem sonrası androjenlerde hızlı bir düşüş sağlanır. Ancak, yumurtalık çevresinde yapışıklıklara yol açma riski olduğundan seçilmiş olgularda uygulanmalıdır.
     
  6. 19 Eylül 2008
    Konu Sahibi : sodi-certila
  7. sodi-certila

    sodi-certila evli-mutlu-çoçuklu olucak Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.301
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Prolaktin Hormon Yüksekliği (Hiperprolaktinemi), Nedenleri ve Sonuçları
    Prolaktin göğüslerde süt üretiminin uyarılmasını sağlayan hormondur. Kanda yükselmesi en tipik belirtisi göğüslerden süt gelmesidir. Ayrıca, kanda düzeyleri arttığında yumurtlama bozukluklarına yol açtığından adet düzensizliği ve kısırlık gibi şikayetlere neden olur. Bazı olgular tüylenmede artış ile de başvurabilir.

    Prolaktin hipofiz bezinde üretilen hormonlardan biridir. Hipofiz bezinde üretilen diğer hormonlar kadında yumurtalıkları, erkekte testisi uyaran FSH ve LH, tiroid bezini uyaran TSH, böbrek üstü bezini uyaran ACTH ve vücutta büyümeyi uyaran büyüme hormonudur (GH). Her bir hormon için belirli hücre grupları vardır ve spesifik hormonları üretirler. Bir nedenle, bu hücre grupları aşırı hormon üretebilirler. Örneğin ACTH’ın aşırı salgılanması Cushing sendromu denilen hastalığa, büyüme hormonunun aşırı salgılanması ise erişkinlerde kemiklerde aşırı gelişmeye yol açan akromegali denilen bir hastalığa neden olur.

    Prolaktin hormonunun aşırı salgılanması ise yukarıda bahsedilen şikayetlere (göğüslerden süt gelmesi, adet düzensizliği, kısırlık, tüylenme) neden olabilir. Hipofiz bezinde prolaktin salgılayan hücreler aşırı çalıştığından boyut ve sayı olarak da artar ve bir çeşit tümöral gelişim gösterirler. Bu tümöral gelişim prolaktinoma (veya prolaktin adenomu) olarak adlandırılır. Bir çeşit tümör olmasına rağmen kanser davranışı göstermezler. Sadece aşırı hormon salgılanması nedeniyle çeşitli hormon bozuklukları ve kitlesel olarak büyüdükleri için oluşan kitleye ait belirtiler görülür.

    Prolaktin adenomu 1 cm’den büyük ise makroadenom, 1 cm’den küçük ise mikroadenom olarak adlandırılır. Bu ayırımın önemi makroadenomlarda hormonal belirtiler yanında kitlesel belirtilerin de gözlenebilmesidir. Hipofiz bezinin yakın komşuluğunda görme siniri vardır ve prolaktin adenomu 1 cm’den büyük ise bu sinire bası yaparak görme alanında bozukluğa (hasta yan tarafı göremez) neden olur. Mikroadenomlarda ise bu risk çok azdır. Bu nedenle, özellikle prolaktin hormonunun kanda aşırı yükseldiği durumlarda makroadenom varlığını araştırmak için hipofizi görüntülemek amacıyla röntgen, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans inceleme yapılmalıdır.

    Göğüslerden süt gelmesi sadece prolaktin yüksekliğinde mi olur?

    Hayır. Göğüslerden süt gelmesi (galaktore) çok çeşitli nedenlerle oluşabilir. Estrojen hormonu fazlalığı (doğum kontrol hapları, östrojen salgılayan kistler vb), emzirme, stres, tiroid hormon bozuklukları, çeşitli tümörlerin prolaktin salgılaması ve bazı ilaçlar da prolaktin yükselmesine veya direkt etki sonucu göğüslerden süt gelmesine neden olabilir.

    Bazen hiç bir neden bulunmaksızın ve prolaktin düzeyleri normal olsa da galaktore olabilir. Bu olgularda sebep muhtemelen prolaktin hormonunun biyoaktivitesinin artmasıdır, yani hromon düzeyleri aynı olmasına rağmen prolaktinin süt bezlerindeki etkisi daha fazladır.

    Tedavi

    Tedavinin planlanmasında prolaktin hormonunun kan düzeyleri, makroadenom olup olmadığı ve hastanın şikayetleri, önem taşır.

    Normalde prolaktin hormonunun kandaki üst sınırı 25 ng/ml’dir. Ancak, bir çeşit stres hormonu yani streste de salgılanabilen bir hormon olduğu için hormon değerleri çeşitli faktörlerden kolaylıkla etkilenip yüksek bulunabilir. Örneğin hastanın tok olması, yumurtlama dönemine yakın olması ve hatta kan alınırken damar yolunun bulunmasında zorlanılması bile prolaktin düzeylerinin yüksek bulunmasına neden olabilir. Bu nedenle, prolaktin düzeyi 25 ng/ml’nin üstünde bulunduğu olgularda teyit etmek için bir kez daha kan alınması gerekebilir. Ancak, prolaktin düzeyleri aşırı yüksekse (100 ng/ml’nin üstü) bunun çevresel faktörlere bağlı olması olasılığı zayıftır ve bu olgularda hipofiz makroadenomu bulunma riski yüksektir. Bu nedenle, bunlarda hipofizin görüntüleme yöntemleri ile araştırılması gerekir. Makroadenom varsa tedavi edilmelidir.

    Hastanın tek şikayeti göğüslerden süt gelmesi (galaktore) ise ve hasta bundan çok şikayetçi değil ise tedavi şart değildir. Ancak, hastayı rahatsız eden boyutlarda galaktore, adet düzensizliği varsa, kısırlık şikayeti varsa veya prolaktin düzeyleri aşırı yüksek ise o zaman tedavi edilmelidir.

    Tedavide esas olarak 2 yöntem vardır: Tıbbi ve cerrahi tedavi. Cerrahi tedavi ancak, prolaktinin aşırı yüksekliği ile beraber makroadenom olması (1 cm’den büyük tümör) ve/veya görme bozuklukları olması durumunda önerilir. Diğer durumlarda ilaç tedavisi uygulanır
    http://www.basakkadin.com/ure.htm alıntıdır
     
  8. 19 Eylül 2008
    Konu Sahibi : sodi-certila
  9. sodi-certila

    sodi-certila evli-mutlu-çoçuklu olucak Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.301
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
  10. 19 Eylül 2008
    Konu Sahibi : sodi-certila
  11. sodi-certila

    sodi-certila evli-mutlu-çoçuklu olucak Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.301
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    B]Tüylenmenin (hirsutismus) sebepleri nelerdir?[/B]

    Hirsutismus öncelikle hormon salgılayan (endokrin) organlardaki anormalliklere bağlı olarak oluşabilir. Bu organlar; yumurtalık (over), böbrek üstü bezi (adrenal) ve hipofiz bezidir.

    Yumurtalık kaynaklı hirsutism sebepleri arasında en sık görülen polikistik over sendromu’dur (detaylı bilgi için bakınız polikistik over sendromu). Bunun dışında hipertekozis denilen bir durumda da yumurtalıklardan aşırı androjen salgısı sonucu tüylenmede artış olabilir. Bu hastalarda tüylenme yanında ses kalınlaşması, büyük dudakların normalden fazla büyümesi gibi erkeksi yönde (virilizan) değişiklikler de olabilir. Ayrıca, yumurtalık kökenli androjen hormonu salgılabilen tümörler de hirsutismusa neden olabilir.

    Böbrek üstü bezi kaynaklı hirsutismus sebepleri ise konjenital adrenal hiperplazi, Cushing sendromu ve yine androjen salgılayan böbrek üstü bezi tümör’leridir. Konjenital adrenal hiperplazi, hormon yapımı sırasında görev yapan bazı enzimlerin genetik olarak vücutta bulunmaması veya normalden az bulunması sonucu hormon yapım yolunun daha çok androjen hormon yapımına eğilim göstermesi sonucu olur. Cushing sendromu ise esas olarak vücutta herhangi bir nedenle kortizon hormonunun aşırı salgılanmasıdır. Kortizol artışı ve obesite ile birlikte kas güçsüzlüğü, deride incelme, potasyum eksikliği, hipertansiyon, diyabet ve hirsutism ile karakterize bir hastalıktır. Bazen dışarıdan aşırı verilen kortizona bağlı olarak da oluşabilir.

    Hipofiz bezi kaynaklı hirsutismus nedenleri arasında Cushing hastalığı ve prolaktinoma bulunur. Hipofiz bezinden kortizon yapımını uyaran hormonun (ACTH) aşırı salgılanması da böbrek üstü bezinden kortizon salgılanmasını artırarak Cushing sendromunun bir alt grubu olan Cushing hastalığı’na neden olur. Ayrıca, prolaktin hormonunun aşırı salgılanmasına yol açan prolaktinoma denilen hipofiz tümörleri de indirekt olarak yumurtlama sorunu oluşturarak veya direkt yolla androjen yapımını artırarak tüylenmede artışa neden olabilir.

    Aşırı tüylenmenin bir diğer sebebi de hastanın aldığı ilaçlardır. Bazı ilaçlar örneğin endometriozis tedavisinde kullanılan danazol isimli ilaç, ayrıca androjen içeren çeşitli ilaçlar kadında kullanıldığında tüylenme sebebi olabilir. Bazı hormonal doğum kontrol ilaçları da (progesteron içeren) tüylenmede artışa neden olur. Sık sorulan sorulardan biri doğum kontrol haplarının tüylenme yapıp yapmadığıdır. Doğum kontrol hapları ilk kullanıma sunulduğunda içeriklerindeki progesteronun androjenik özellikleri de olduğundan tüylenme şikayetine yol açabilmekteydi. Ancak, yeni jenerasyon doğum kontrol haplarında androjenik özellikler taşıyan progesteron hormonu kullanılmadığından bu risk yoktur. Hatta, hirsutismusa yol açan polikistik over sendromunda tedavi alternatiflerinden biri de doğum kontrol haplarıdır.

    Son olarak, bazı hastalarda hirsutismusun sebebi saptanamaz. İdiopatik hirsutismus olarak gruplandırılan bu hastalarda herhangi bir ilaç kullanımı öyküsü olmadığı gibi kanda androjen düzeyleri de normaldir. Bunlarda artmış tüylenmenin sebebinin kıl foliküllerinin androjen hormonlara duyarlılığının fazla olmasıdır.



    Hirsutismusta tanı nasıl konur?

    Bunun için doktorunuz öncelikle tüylenmenizin derecesini değerlendirmek için muayenenizi yapacaktır. Klinik olarak hirsutismusun olması kanda androjenlerin yüksek olduğunu veya kıl foliküllerinin androjenlere aşırı duyarlılığın olduğunu gösterir. Öncelikle androjenlerin yüksek olup olmadığı değerlendirilir. Bunun için androjen hormonlarına bakılır. Eğer normalse o zaman idiopatik hirsutismus söz konusudur (kılların androjene aşırı duyarlılığı). Bazı androjen hormonlar yumurtalığa bazıları da böbrek üstü bezine özgüdür. Ancak her zaman kesin ayırım yapılamayabilir. Androjen hormonların çok yüksek düzeylerde olması tümöre bağlı olduğunu düşündürür.

    Ultrasonla yumurtalıklarınızın değerlendirilmesi de hirsutismusun sebebinin saptanmasında faydalıdır. Ultrasonda yumurtalıklardaki polikistik over görünümü ya da androjen salgılayabilecek bir kist ya da tümör yol gösterici olabilir ama kesin tanıyı koydurmaz. Ayrıca, tanıyı destekleyecek veya detaylandıracak başka testler de yapılır. Polikistik over sendromunda kan insülin düzeyi ve glikoz/insülin oranı, FSH ve LH düzeyleri tanıyı destekleyen testlerdendir. Konjenital adrenal hiperplazi ve Cushing sendromu için de özgün bazı testler vardır. Bu testler daha çok Endokrinoloji uzmanının denetiminde yapılmalıdır. Böbrek üstü bezinde tümörden kuşkulanılan olgularda tomografi ya da manyetik rezonans görüntüleme yapılabilir.
     
  12. 19 Eylül 2008
    Konu Sahibi : sodi-certila
  13. sodi-certila

    sodi-certila evli-mutlu-çoçuklu olucak Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.301
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Tüylenme nasıl tedavi edilir?


    Tedavi öncelikle sebebe yöneliktir. Eğer androjen salgılayan bir yumurtalık veya böbrek üstü bezi tümör söz konusu ise bu tümörün çıkarılması önceliklidir. Bu tümörlerin bir kısmı iyi huyludur ancak bazıları habis olabilir. Böbrek üstü bezi kaynaklı ve hipofiz kaynaklı hirsutismus olgularında da spesifik tedavi metotları uygulanır.

    Polikistik over sendromunda ise androjenleri baskılayacak tedavi uygulanabileceği gibi çocuk sahibi olmak isteyenlerde yumurtlama tedavisi de uygulanabilir. Ayrıca, bu hastalarda insülin hormonuna karşı bir direnç bulunması nedeniyle bir diyabet ilacı olan Metformin de faydalı olabilir (Bakınız polikistik over sendromu). Sebebi bulunamayan idiopatik hirsutismus olgularında da androjenlerin baskılanması ve kıl foliküllerine direkt etkili tedaviler kullanılabilir.

    Hirsutismus tedavisinde önemli noktalardan biri tedavi süresidir. Unutulmaması gereken, kıl foliküllerinin belirli ömürleri olduğudur. Androjenlerin etkisiyle kalınlaşmış ve koyulaşmış kılların geri dönüşümü yoktur. Bu nedenle, tedavinin etkisinin görülmesi için bu kalınlaşmış kılların yaşam siklusunun bitmesi beklenir ve bu da 6 ay veya hatta daha fazla sürebilir. Yeni çıkacak tüyler daha ince ve açık renkli olacağından tedavinin etkisi ancak bundan sonra ortaya çıkar. Tedavi yapılmadan epilasyon gibi bir yöntemle tüylerin yok edilmeye çalışılması faydalı olmayacaktır, çünkü yeni çıkan tüyler de androjen etkisinde olacağından yine aşırı tüylenme gözlenecektir. Ancak, tedaviye başladıktan bir süre sonra yapılan epilasyon başarılı sonuç verir. Bu süre tedaviniz sırasında doktorunuz tarafından belirlenir.
     
  14. 20 Eylül 2008
    Konu Sahibi : sodi-certila
  15. sodi-certila

    sodi-certila evli-mutlu-çoçuklu olucak Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.301
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Hirsutismus tedavisinde önemli noktalardan biri tedavi süresidir. Unutulmaması gereken, kıl foliküllerinin belirli ömürleri olduğudur. Androjenlerin etkisiyle kalınlaşmış ve koyulaşmış kılların geri dönüşümü yoktur. Bu nedenle, tedavinin etkisinin görülmesi için bu kalınlaşmış kılların yaşam siklusunun bitmesi beklenir ve bu da 6 ay veya hatta daha fazla sürebilir. Yeni çıkacak tüyler daha ince ve açık renkli olacağından tedavinin etkisi ancak bundan sonra ortaya çıkar. Tedavi yapılmadan epilasyon gibi bir yöntemle tüylerin yok edilmeye çalışılması faydalı olmayacaktır, çünkü yeni çıkan tüyler de androjen etkisinde olacağından yine aşırı tüylenme gözlenecektir. Ancak, tedaviye başladıktan bir süre sonra yapılan epilasyon başarılı sonuç verir. Bu süre tedaviniz sırasında doktorunuz tarafından belirlenir.
     
  16. 23 Eylül 2008
    Konu Sahibi : sodi-certila
  17. sodi-certila

    sodi-certila evli-mutlu-çoçuklu olucak Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.301
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    lazer risklidir herkezde her zaman aynı sonuc alınamıyor hormonal bir bozukluk varsa bir süre sonra kıl kökleri tekrar canlanıcak.çok fazla değilse ben size iğneli yapın derim.en güzeli bir dermatoloğ-jinekolog ve endokrin böl.bir uzmana danışmak.hormonal tedavinizi bence sürdürün başka dr danışarak
     
  18. 25 Eylül 2008
    Konu Sahibi : sodi-certila
  19. sodi-certila

    sodi-certila evli-mutlu-çoçuklu olucak Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.301
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Güzelliğe düşen gölge: Aşırı tüylenme
    Güzelliğin ve estetiğin vazgeçilmez ön koşulu olarak görülen pürüzsüz bir teni gölgeleyen aşırı tüylenmenin birçok nedeni var. Uzmanlar bu nedenlerin kalıtımdan, hormonal faktörlere, ilaçlardan, kötü huylu tümörlere kadan uzanabildiğine dikkat çekiyorlar.***Binlerce yıldır sağlıklı, tüysüz, pürüzsüz bir teni güzelliğin tarifini yapan sanatçılar neredeyse vazgeçilmez bir koşul olarak görmüşler. Öyle yazıp, öyle resmetmişler güzelliği.

    Tabii kaçınılmaz olarak aynı anlayış kadınlar için de geçerli olmuş. Bugün kendisini güzel hissetmek isteyen her kadın cildinin , tüysüz bir görünümde olmasını istiyor. Ama ne yazık ki, her kadın bu kadar şanslı değil. Başta hormonal olmak üzere birçok faktörün yarattığı kıllanmalar kadınların ciddi bir stres altına girmesine, ikili ilişkilerinin, toplumsal yaşamlarının olumsuz etkilenmesine neden oluyor.

    Vücuttaki kılların artışının hem estetik hem de sosyal açıdan sorun yarattığını vurgulayan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Opr. Dr. Erkan Sarı (*) bu şikayetlerle hergün yüzlerce kadının iç hastalıkları, endokrinoloji polikliniklerine ve estetik merkezelerine başvurarak çare aradığını belirtiyor. Dr. Sarı'nın verdiği bilgiye göre sorunun anlaşılabilmesi için önce vücuttaki normal kıl yapısının bilinmesi gerekiyor. Vücuttaki tüyler vellüs ve terminal kıllar olmak üzere ikiye ayrılıyor. Vellüs denilen tüyler çocukların yüzelerini kaplayan ince ve renksiz tüyler. Terminal kıllar ise daha kalın ve renkli olup seks hormonlarına bağımlı (erkeklerin çene ve karnında) veya bağımsız (kirpik ve kaşlar) olmak üzere gelişiyorlar. Erkeklik hormonları (androjen) seks hormonunun etkili olduğu alanlarda vellüsleri, terminal kıl haline çevirebiliyor.

    Kadınlardaki aşırı tüylenmenin tıp dilindeki adının "hirsutizm" olduğunu söyleyen Opr. Dr. Erkan Sarı, "Bu genelde androjene bağlı olarak gelişir. Genç kadınların ortalama yüzde 25-35Õinde karın alt bölgesi, memebaşı kenarları ve dudak üst bölgelerinde terminal kıl bulunur. Birçok kadında yaşla bu kıllarda artış gözlenir" diyor.

    Hirsutizm androjene bağlı ve bağımsız olarak iki gruba ayrılıyor. Androjene bağımlı tip hirsutizmde kıllanma, erkekte kıllanma görülen bölgelerde artıyor ve daha çok erginlikle ortaya çıkıyor. Opr. Dr. Erkan Sarı, genellikle bu tip hastalıkla altta önemli bir sorun saptanmadığını belirterek, "Androjende hafif bir artmaya veya ciltte androjene karşı gelişen aşırı hassasiyete bağlı olarak bu bozukluk belirir. Androjene bağımlı olmayan hirsutizm ise vücudun herhangi bir bölgesinde kıllanma artışı ile kendini gösterir" diye konuşuyor. Bu durumun ya kıl köklerinin kan dolaşımındaki androjen hormonlara aşırı duyarlı olmasına ya da böbreküstü bezleri veya yumurtalıklardan androjen hormon üretiminin artmasına bağlı olduğunu belirten dermatoloji uzmanı Dr. Tülin Mansur (**) ise şöyle konuşuyor: "İlk durumda kanda hormon miktarı artmamıştır, ancak kıl kökleri bu normal düzeydeki hormona aşırı cevap vererek normalden hızlı uzar ve kalınlaşırlar. Böyle kişilerde kıllanma ergenlikle birlikte başlar, 30'lu yaşlara kadar artar, daha sonra o düzeyde kalır. İkinci durumda ise kanda androjen hormon miktarı artmıştır; kıllarda çoğalma ergenlikten önce veya sonra başlayabilir.

    Bu hormonal bozukluğun en sık karşılaşılan nedenleri; yumurtalık veya böbreküstü bezlerindeki kistler, hücre çoğalması veya iyi ya da kötü huylu tümörlerdir. Bu hastalarda androjen hormon fazlalığından kaynaklanan adet düzensizlikleri, deride aşırı yağlanma ve sivilcelenmeler, ses kalınlaşması, göğüslerde küçülme, saç dökülmesi, kötü kokulu terleme gibi belirtiler de bulunabilir. Eğer bu belirtiler oldukça hızlı bir şekilde ortaya çıkarsa ve kandaki hormon düzeyi çok yüksekse kötü huylu tümörlerden kuşkulanmak gerekir.

    Aşırı tüylenmeye bazen çeşitli nedenlerle kullanılan danazol, anabolik steroidler, kortizon, progesteron, fenitoin, diazoksid, siklosporin, streptomisin, minoksidil gibi ilaçlar da yol açar. Bunların bir kısmı androjen etkisine sahip, bir kısmı da kıl büyümesini doğrudan uyaran ilaçlardır. İlaçlara bağlı tüylenme genellikle kalıcı değildir ve ilacın kesilmesinden sonra birkaç ay içinde geriler. Çok daha nadir olarak böbreküstü bezleri ve yumurtalıkların hormon salgılamasını düzenleyen, hipofiz adı verilen bir bezin aşırı çalışması vushing ve akromegali gibi hormonal hastalıklara ve bu hastalıkların bir belirtisi olarak aşırı tüylenmeye yol açabilir. Hipofiz bezinin prolaktin adı verilen bir hormonu fazla miktarda salgılaması, hipotiroidi ve şişmanlık da tüylenme nedenleri içinde yer alır."

    Teşhis nasıl konuluyor?
    Hirsutizmin nedenleri araştırılırken önce altta herhangi bir hastalık yatıp yatmadığının incelenmesi gerekiyor. Opr. Dr. Erkan Sarı, araştırma yapılırken dikkat edilmesi gereken konularda şunları söylüyor:"Bu konuda ilaçların özellikle doğum kontrol haplarının kullanmaya başlandığı yaş sorulmalıdır. Ayrıca hastalarda aile hikayesi, adet düzeni, şişmanlık hikayesi, kıllanma yanında saçın ön bölgelerinde dökülme, ses kalınlaşması gibi belirtiler sorgulanmalıdır. Kanda en fazla bulunan androjen testosterondur. Testosteron cilte etki göstermek için 5 alfa redüktaz adı verilen bir enzime ihtiyaç duyar. Yapılan çalışmalarda hirsutik kadınlarda diğer kadınlara göre bu enzimin daha fazla olduğu gösterilmiştir. Tüm bu saptamalara rağmen hirsutik kadınlarda çoğu zaman altta bir hastalık saptanamamaktadır.
    Düzenli adet gören ve muayenesinde herhangi bir hastalık belirtisi olmayan kişilere genelde hormonal inceleme gereksizdir. Fakat kıllanma yanında adet düzensizliği mevcut ise kan alınıp serum testosteron, prolaktin, progesteron, LH ve FSH düzeyleri incelenmelidir. Hirsutizm kadınlarda ciddi psiko-sosyal sorunlar yaratan bir kozmetik problemdir. Bu olay bir hastalık olmadığı için yapılacak tedavilerin kişiye yarar ve zararı çok iyi hesaplanmalıdır. Tedavi yaklaşımı iki yönlüdür: 1 Kılların mekanik olarak ortadan kaldırılması: Hafif kıllanma artışı olan hastalarda mekanik olarak kılların yok edilmesi yeterli ve güvenlidir. Traşlama, görünen kılların geçici olarak ortadan kaldırılması için en kolay yöntemdir. Birçok kişinin iddiasının aksine traş ile kılların büyümesi hızlanmaz. Elektroliz ise bölgesel kıllanma için güvenli bir yöntem olmasına rağmen pahalı ve uzun süreli bir tedavi gerektiren bir yöntemdir.2 İlaç tedavisi: İyi bir ilaç tedavisi ile terminal kıllar daha ince ve daha renksiz bir hale gelebilmektedir. Hafif kıllanması olan genç bayanlarda ilaç tedavisi çok iyi sonuç vermektedir. Ne yazık ki ilaç tedavisi tam bir iyileşme sağlamamakta ve kimi zaman tekrarlamasını önlemek için hayat boyu sürdürülmesi gerekebilir."

    Değişik dalların işbirliği gerekiyor. Dr. Tülin Mansur ise tedavide amacın, mümkünse nedenin örneğin örneğin kist veya tümörün ortadan kaldırılması olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor:"Eğer bu mümkün değilse androjen hormon artışının ilaçlarla baskı altına alınmasıyla yeni kıl artışlarının önlenmesi; bunun yanısıra da mevcut kılların vücuttan uzaklaştırılmasıdır. Tedavi cerrahi, jinekoloji, endokrinoloji, dermatoloji, kozmetoloji gibi birçok dalın işbirliğini gerektiriyor. Hormonal tedavide kullanılan ilaçlar androjen hormonların böbreküstü bezi ve yumurtalıklardan salgılanmasını veya kıl köküne etki etmesini engelleyerek kılların aşırı çoğalmasını baskılar.
    Glukokortikoidler, oral kontraseptifler, bromokriptin, spironolakton, siproteron asetat bu ilaçlar içinde en çok kullanılanlardandır. Bu ilaçların önemli yan etkileri olabileceğinden mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gereklidir. Tüylenme artışında gözlenebilir bir değişiklik elde edilebilmesi için tedaviye en az 6 ay-1 yıl devam edilmesi gerekir. Mevcut kılların tek başına hormonal tedaviyle ortadan kalkmayacağı bilinmelidir; bu nedenle tedavi epilasyon veya diğer depilatuar yöntemleri de gerektirir. Androjen hormon fazlalığına bağlı olmayan aşırı tüylenme durumlarında ise hidrojen peroksitle ağartma, ağda, depilatuar kremler, elektroliz veya laserle epilasyon gibi hastanın tercih ettiği yöntemlerden biri kullanılabilir."

    http://hastarehberi.com/kadinhast/kadin8/asirituylenme.htm alıntıdır