Ulu Önder Atatürk'ten anılar

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve ressam1970 tarafından 11 Haziran 2007 başlatılmıştır.

    11 Haziran 2007
    Konu Sahibi : ressam1970
  1. ressam1970

    ressam1970 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    17 Mart 2007
    Mesajlar:
    660
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    Atatürk'ün) En sevdiği hikayelerdir. Arada kendi anlatır, arada baskasna anlattırır, hep gülermiş. (F. R. ATAY)
    Yeşilaycı bir profesör bir konferans veriyor. Bir ara dinleyicilere sormus:
    "Bir eşegin önüne iki kova koysanız. Biri su dolu, biri rakı. Hangisini içer?"
    Cevabı kendi veriyor: "Tabii suyu."
    Gene bitirmiyor soruyor: "Neden?"
    Arkadan bir bekri söz alıyor. Yüksek sesle cevaplıyor.
    "Eşekliğinden."
    Atatürk bu cevaba bayılıyor. Gülüyor, gülüyor.
    Bir akşam Orman çiftliğinde yanında erkanı, açık havada oturuyorlar.
    Rakılarını yudumluyorlar. Biraz ilerde 15-16 yaşlarında bir çiftçi çocuk çalışıyor. Atatürk el edip, çağırıyor. Soruyor:
    "Söyle çocuk: Bir eşegin önüne iki kova koysan. Biri rakı dolu, biri su. Hangisini icer?"
    Anadolu tosunu yutkunuyor. Bakıyor. Gazi Paşa Hazretlerinin ve yanındaki muhterem zevatın önünde rakı kadehleri. Devletin en büyükleri...Esas vaziyetine geçiyor:
    "Rakıyı kumandanım!"
    Atatürk kahkahayı basıyor. Herkes şaşkın. Ata onlara dönüyor. Muzip:
    "Aman beyler! Neden diye sormayın!"
     
  2. 11 Haziran 2007
    Konu Sahibi : ressam1970
  3. ressam1970

    ressam1970 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    17 Mart 2007
    Mesajlar:
    660
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    ATATÜRK’Ü AĞLATAN OLAY
    (alıntıdır)
    “Ben İnsan Değil miyim?”

    Yıl 1922. 14 Ocak gece yarısı. Mustafa Kemal’in özel treni Eskişehir’e doğru gidiyor. Bu yolculuk bir kamuoyu yolculuğu olacak ve Gazi, savaş sonrası Anadolu’sunda bazı şehirlerin nabzını yoklaya yoklaya İzmir’e gidip annesini görecek. Ve Latife’yi.

    Ama o gece çok sıkıntısı var Mustafa Kemal’in ve bir türlü uyku tutturamıyor.

    Ali Çavuş kompartımanın kapısı önünde sigara üstüne sigara içiyor. Kapıya dayanmış karanlığı seyreder ken bir yandan da kendi kendine mırıldanıp duruyor.

    “Bu işin bu kadar çabuk oluvereceğini hiç düşünmedim.

    İşte, sonunda şifreli telgraf geldi. Zübeyde anamızı yitirdik. Peki, ne duruyorum. İçeri girip onu uyandırmalıyım. Ama işe bak, giremiyorum. Kıyamıyorum paşama. Nasıl derim ki: ‘Anamız öldü paşam!’ diyemem. Onun yüreği anası için atar. Hep söyler. Vatanı kurtarmakla anasını kurtarmak aynı anlama gelir onun için. Kapıyı açsam, telgrafı uzatsam, ‘Paşam sen sağ ol’ desem ‘Eyvah demez mi?’ ‘Koca vatanı kurtardım ama anamı kurtaramadım demez mi?"

    Ali Çavuş, anlattığına göre birden yerinden sıçramış. İçeriden bir ses geliyor. Mustafa Kemal sesleniyor.

    Çavuş kompartıman kapısını açıp selam duruyor:

    “Emret Paşam”.

    Mustafa Kemal yatağa oturmuş soruyor telaş ile:

    “Ne demeye kapıda bekliyorsun sen?”

    “Uyku tutturamadım da Paşam”

    “Annemden bir haber var mı?”

    “Az önce bir telgraf geldi dediler, şifreyi çözünce size sunacaklar.”

    “Boşuna kıvranma Ali, benden de saklamaya çalışma. Ben haberi aldım.”

    Ali Çavuş bir şey yokmuş gibi durmaya çalışıyor ve merakla soruyor:

    “Ne olan, ne haber aldın ki paşam? Hayır haber inşallah.”

    Mustafa Kemal usul usul anlatıyor.

    “Az önce dalmışım, rüyamda yeşil bir ovada anamla el ele geziniyorduk. Hep olduğu gibi bana birşeyler anlatıyordu. Birden bir fırtına çıktı. Bir sel bastırdı, anamızı aldı götürdü. Hiçbir şey yapamadım. Hiç, hiç!..”

    Çavuşu bir titremedir almıştı. Derken.. Mustafa Kemal emri verdi:

    “Çocuk! Al getir şu telgrafı, hemen!”

    Ali Çavuş kompartımandan çıkar çıkmaz, çözümü getiren görevliyle karşılaştı.

    “Ver onu” dedi. “Paşamız bekliyor.”

    Kağıdı aldı, içeri girdi, selam durdu ve: “Sen sağol paşam” dedi.

    “Millet sağ olsun.”

    Gözünden iri bir damla göz yaşı akıvermişti. Çavuş “Ağlama paşam” diye yalvardı.

    “Neden? Ben insan değil miyim? Anam öldü. Ben buna ağlarım. Ama, Anavatan kurtuldu. Bununla da te selli bulurum. Benim için ikisi bir.”

    İşte ben bunun için:

    ‘Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini’ diye cevap vermedim mi Namık Kemal’e? Birden Mustafa Kemal ile Ali Çavuş birbirlerine sarıldılar ve açık açık, hıçkırıklarla, içli içli ağlıyorlardı.
     
  4. 11 Haziran 2007
    Konu Sahibi : ressam1970
  5. ressam1970

    ressam1970 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    17 Mart 2007
    Mesajlar:
    660
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    Atatürk Duygusuz Bir İnsandı Diyenlere İthaf Olunur"

    Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına
    rasladık. Atatürk attan inerek bu ihiyar kadının yanına sokuldu.

    - Merhaba nine

    Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;

    - Merhaba dedi.

    - Nereden gelip nereye gidiyorsun? Kadın şöyle bir duralayıp,

    - Neden sordun ki, dedi. Buraların sabısı mısın? Yoksa bekçisi mi?

    Paşa gülümsedi.

    - Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin
    malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip
    nereye gittiğini söyleyecek misin? Kadın başını salladı.

    - Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç
    bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim mıhtar bana
    bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.

    - Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?

    - Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da.... Benim iki oğlum
    gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez
    görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi
    Paşa. Bende gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı
    Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan
    belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.

    - Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadını birden yüzü
    sertleşti.

    - Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim
    vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını
    onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi
    istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur dölünün köpeği olmaktan onun
    sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol
    paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen
    efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı
    bulacağım yeri deyiver. Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok
    duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek,

    - Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır... Benim köylüm,
    benim vefalı Türk anamdır bu. Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum
    anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni
    buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.

    Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere
    fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi
    de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul
    gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın
    ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket
    çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e
    uzattı;

    - Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana
    hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.

    Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi.

    Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;

    "Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün.
    Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun."
     
    visnereceli_ bunu beğendi.
  6. 11 Haziran 2007
    Konu Sahibi : ressam1970
  7. ressam1970

    ressam1970 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    17 Mart 2007
    Mesajlar:
    660
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    Kıbrıs'ı verelim de kurtulalım diyenlere Atatürk'ten bir anı:

    Günlerden birgün İtalyan büyükelçisi Ata ile görüşmek ister ve huzura davet edilir. O günün muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra büyükelçi: '' Ekselans dün Roma ile yaptığım bir görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem söylendi.'' der. Odada bir an sessizlik olur. Ata büyükelçiye birşeyler daha ikram eder ve iki dakika odadakiler ile başbaşa bırakır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması ve belinde tabancası vardır. Doğru masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasını ister ve Çakmak'a:'' Paşa İtalyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlar hazır mıyız?'' der. Fevzi Çakmak durumu anlar ve '' Biz hazırız Paşam. '' diye yanıtlar. Ata büyükelçiye döner ve: '' Biz hazırmışız, hükümetinize söyleyin isterlerse Hatay'ı gelip alabilirler.
     
  8. 11 Haziran 2007
    Konu Sahibi : ressam1970
  9. ressam1970

    ressam1970 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    17 Mart 2007
    Mesajlar:
    660
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    Atatürk'e bir köylünün cevabı

    Tarihimiz sayisiz savaslarla doludur. Biz bu savaslardan baskaldirip ne memleketi imar edebilmisiz, ne de kendimiz refaha kavusmusuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuzda oldugu kadar düsmanlarimizdadir da. Çünkü basta moskoflar olmak üzere düsmanlarimiz hep söyle düsünürlerdi :

    - Türklere rahat vermemeli ki, baska sahalarda ilerleyemesinler...

    Bunun için de sik sik basimiza belalar çikarirlar, savaslar açarlar, Balkan milletlerini istiklal diye kiskirtirlardi.

    Biz böyle durmadan savasirken de o zamanlar askere alinmayan gayri müslimler durmadan zenginlesirlerdi.

    Onlarin neden zengin, bizim neden fakir kaldigimizi bir köylü, Atatürk'e verdigi kisa bir cevap ile gayet veciz olarak izah etmistir.

    Atatürk, mMersin'e yaptigi seyahatlerden birinde, sehirde gördügü büyük binalari isaret ederek sormus :

    - bu kösk kimin ?
    - kirkor'un...
    - ya su koca bina ?
    - yargo'nun
    - ya su ?
    - salomon'un...
    Atatürk biraz sinirlenerek sormus :

    - onlar bu binalari yaparken ya siz nerede idiniz ? Toplananlarin arkalarindan bir köylünün sesi duyulur :

    - biz mi nerede idik ? Biz Yemen'de, Tuna boylarinda, Balkanlarda Arnavutluk daglarinda, Kafkaslar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savasiyorduk pasam...

    Atatürk bu hatirasini naklederken :

    - hayatimda cevap veremedigim yegane insan bu ak sakalli ihtiyar olmustur, der dururdu.
     
    visnereceli_ bunu beğendi.
  10. 11 Haziran 2007
    Konu Sahibi : ressam1970
  11. ressam1970

    ressam1970 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    17 Mart 2007
    Mesajlar:
    660
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa’ya gidiyordu. Kalabalik bir halk kitlesi iskelede etrafini çevirmis bulunmakta idi. Bir kadinin, elinde bir kagitla Atatürk’e yaklastigi görüldü. Ihtiyar, zayif bir kadindi. Ata’nin yolunu keserek titrek bir sesle:
    - beni tanidin mi ogul? Dedi. Ben sizin Selanik’te komsunuzdum. Bir oglum var; devlet demiryollarina girmek istiyor. Siz onu alsinlar dediniz. Fakat müdür dinlemedi. Oglumu yine ise almamis..ne olur bir kere de siz söyleseniz.
    Atatürk’ün çelik bakisli gözleri samimiyetle parladi... Elleriyle genis jestler yaparak ve yüksek sesle :
    - oglunu almadilar mi? Dedi. Ben tavsiye ettigim halde mi almalidar? Ne kadar iyi olmus... Çok iyi yapmislar... Iste Cumhuriyet böyle anlasilacak...
    Kadin kalabaligin içinde kaybolmustu. Ve Atatürk adeta vecd (çosku) dolu bir sesle:
    - iste Cumhuriyetten bekledigimiz netice... Diyordu.
     
  12. 11 Haziran 2007
    Konu Sahibi : ressam1970
  13. ressam1970

    ressam1970 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    17 Mart 2007
    Mesajlar:
    660
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    Atatürk bu engin insanlik duygusu ile milletlerin istiklali prensibine olan gönülden saygi ve bagliligini izmir’e girdigi sirada da göstermisti... O’na İzmir’de Karsiyaka’da bir ev hazirlanmisti ki, bu evde isgal esnasinda Yunan krali Konstantin’de kalmisti... Evin sahibinin oglu ile hazirlikta çalisanlarin bazi yakin akrabasi Yunanistan’da esir bulunuyorlardi; isgal esnasinda, bütün Türkler gibi çok izdirap çekmislerdi; içlerinden yaraliydilar ve yunanlilardan öç almak atesiyle yanip tutusuyorlardi. Bu duygularin etkisi altinda evin dis merdiveninin üzerine, muzaffer baskomuta’ninin basip geçmesi için, ipek bir düsman bayragi sermislerdi...
    Atatürk yere serili bayragin önünde durmustu; etrafinda bulunan kadin-erkek izmirliler, kendisini içeriye girmeye davet ediyor, gözleri yaslarla dolu:
    “buyurunuz, geçiniz, bizim öcümüzü yerine getiriniz. Yabanci kral bu evden içeri, bizim bayragimiza basarak girmisti; siz lütfedin, bu karsilikla o lekeyi silin. Burasi bizim sehrimizdir, bu ev sizin evinizdir, bu hak sizindir” diye yalvariyorlardi.
    Hiçbir durumda benligini ve sagduyusunu kaybetmeyen civanmert insan; kendilerine en tatli bakis ve sesi ile:
    “o, geçmiste hata etmis; bir milletin iskitlalinin timsali olan bayrak çignenmez, ben onun hatasini tekrar edemem,” cevabini vermisti ve ancak bayragi yerden kaldirttiktan sonra beyaz mermerlere basarak içeri girmisti...
     
  14. 11 Haziran 2007
    Konu Sahibi : ressam1970
  15. ressam1970

    ressam1970 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    17 Mart 2007
    Mesajlar:
    660
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    Bu milletvekilliği ayrıcalığını hiç beğenmedim

    Atatürk bir sabah florya’dan dolmabahçe sarayina dönüyor. Yesilköy istasyonunun önünden geçerken birdenbire otomobili durduruyor ve basyaver’e:
    - sorunuz, tren var mi? Diye emir veriyor.
    O sirada tren hemen hareket etmek üzeredir, hep birlikte otomobilden inip yanindakilerle trene biniyor. Karar ani verildigi ve tatbik edildigi için bu trene binis hemen kimsenin nazari dikkatini çekmiyor. Bir müddet sonra, her seyden habersiz olan kondüktör ata’nin bulundugu kompartimana geliyor. Kafileyi görünce çekilmek istiyor. Ata hemen sesleniyor;
    - vazifeni yap! (yanindakileri göstererek) bu efendilere niçin bilet sormuyorsun?
    Yanindakiler cevap verirler.
    - pasam biz mebusuz. Tren bileti almayiz. Parasiz seyehat ederiz.
    Ata hayretle:
    - bu imtiyazi hiç begenmedim, der. Çok ayip ve acayip bir kaide. Çok güzel halkçilik!
     
  16. 11 Haziran 2007
    Konu Sahibi : ressam1970
  17. ressam1970

    ressam1970 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    17 Mart 2007
    Mesajlar:
    660
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    Kurtdereli...

    Atatürk, ünlü güreşçi Kurtdereli'ye ödül olarak 1000 liralık bir İş Bankası çeki veriyor. Altını Kemal Atatürk diye imzalıyor, zaten çeklerde resmi de var. Pehlivan çeki İş Bankası' na götürüyor; kendisine 1000 lirayı ödüyorlar. Muazzam bir para.

    Ama Kurtdereli hala bekliyor. "Ne bekliyorsun pehlivan?" diye sorduklarında çeki beklediğini söylüyor.
    "Parayı aldın, çek bizde kalacak" diyorlar.
    "O zaman alin 1000 liranızı, verin çekimi" diyor. "Onda Atatürk'ümün imzası var." Ve parayı iade edip Atatürk imzalı çeki sevgiyle cebine yerleştirerek gidiyor
     
  18. 12 Haziran 2007
    Konu Sahibi : ressam1970
  19. ressam1970

    ressam1970 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    17 Mart 2007
    Mesajlar:
    660
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    On yıl sonra...

    Samsun’dan havza’ya gidiyorduk. Altimizda, birinci dünya harbi’nden kalan benz marka bir otomobil vardi. Söför de Türk degildi. Yola çiktik, biraz sonra motorda bozukluk oldu ve araba durdu. Otuzalti yasinda zaferler kazanan kumandan Mustafa Kemal Paşa’nin ne demek oldgunu arkadaslari bilirler. Kizdi ve asabilesti. Söförü azarladi ve kendisi makinayi harekete geçirmege ugrasti. Tabi muvaffak olamadi.
    Ben, doktor Refik Saydam ve Kazim Dirik bir kösede duruyorduk. Dogrusu, içimizden neden ise karistigina hem üzülüyor, hem sinirleniyorduk. Içimizden geçeni anlamis gibi bize bakti ve dedi ki:
    - on sene sonra sizinle, kendi yaptigimiz yollarda, Türk söförleri bizi istedigimiz yerlere götürecekler!
    Biz sustuk. Içimizden geçenlerin ne oldugunu bilmem anlatmak lazim mi? Aradan tam on yil geçti. Ben birinci umumi müfettis idim. Diyarbakir’a gelmisti. Bir yolda giderken gene otomobil bozuldu. Kafile durdu. Beni yanina çagirdi ve Türk söförle islemeye baslayan makineyi isaret etti:
    - vaadimi yerine getirdim!