Uzaya Asansör Olur mu

Konusu 'Bilim ve Teknik' forumundadır ve misty tarafından 24 Ocak 2008 başlatılmıştır.

    24 Ocak 2008
    Konu Sahibi : misty
  1. misty

    misty Popüler Üye Üye

    Katılım:
    10 Aralık 2006
    Mesajlar:
    1.532
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Uzay Asansörü: Yüz bininci kat lütfen

    Arthur C. Clarke önce dilimize çevrilmeyen “The Fountains of Paradise” kitabında, sonraysa bitmek bilmeyen Uzay Efsanesi dörtlemesinin son kitabı olan 3001’de garip bir fikirle çıkmıştı karşımıza. Dünyanın çevresine bir uzay asansörü kurulmuş ve uzay teknolojisine harcanan paradan önemli oranda tasarruf sağladığı için de oldukça başarılı olmuştu. İşin garibi asansör insan türünün rastladığı en sağlam maddeden, yani bilinen ismiyle elmas bilimsel ismiyle Kristalin Karbondan yapılmıştı. Gerekli elmas nereden mi bulunmuştu? Tabii ki Karbon devi Jüpiter’in göbeğinden kopup gelmişti. İşin elmas kısmı hala kurgu olsa da Uzay Asansörü kurgu olmaktan çıktı, gerekli bütçe bulunursa on yıla kadar evrene doğru uzanan bir asansörümüz olacak.

    [​IMG]
    Uzay Asansörü aslında gerçek olamayacak kadar parlak bir fikir, daha doğrusu insana “nasıl oldu da en kolay yolu gözden kaçırdık?” dedirten türden. Gerçi asansör konusunda insanlığın mantıklı bir özrü var: 35.000 kilometrelik bir gerginliğe dayanabilecek tek madde elmas ve yeterli elması bulmak mümkün değil. Ama artık gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz, bu gerginliğe dayanabilecek başka bir madde daha var ve ne mutlu ki önümüzdeki beş yılda asansöre yeterli olacak kadar üretilecek. Hatta adını da söyleyelim: Karbon Nanotüpleri.

    Baştan başlayalım, Uzay Asansörü’nün fikir babası zamanında değeri pek bilinememiş olan Rus mühendisi Yuri Arstsutanov. Kendisi Dünya ve Ekvatora uygun bir noktadan havada duran bir uyduya kablo çekmenin teorik olarak mümkün olduğunu savunmuş ve bilim dünyasının onunla alay etmesine neden olmuştu. Geçen yıllarsa Arstsutanov’u haklı çıkardı asansör teorik olarak zaten kusursuzdu, şimdiyse pratiğe geçmek üzere.

    E peki nasıl yapacaklar ki bunu?

    [​IMG]
    [/IMG]​
    Evet işin çetrefilli yanı da tam burası. Hazırlanan projeye göre asansörü oluşturacak kabloların ilkini taşıyan bir uzay mekiği 35.000 kilometre yükseklikte yörüngeye girecek ve Karbon üretilmiş bir kabloyu aşağı sarkıtacak. Dünya yüzeyinde kurulacak bir deniz üssüne inen kablo köprü yapımında kullanılan dokuma aletleriyle işlenmeye başlanacak. Bu dokuma aletleri 35.000 kilometreyi her gidiş gelişlerinde kabloya bir başka lif ekleyecek ve 3 yılın sonunda Karbon Nanotüpleri’nden oluşan dünyanın en uzun ve sağlam asansör kablosu ortaya çıkacak. Bu ilk Uzay Asansörü yirmi tona varan yükleri şu andaki maliyetlerinin çok çok azına uzaya taşıyacak ve böylece başka uzay asansörlerinin yapılmasına da ön ayak olacak.

    Tabii bu noktada karşımıza bir sorun çıkıyor, bu dokumacılar neyle çalışacak, daha doğrusu dokumacıların 35.000 kilometre yukarı çıkmasını sağlayacak olan enerji nasıl üretilecek? (aşağı inmeleri dört milyar yıldır tatil yapmayan Yer Çekimi nedeniyle çok daha kolay ne de olsa). Bu iş için bir kez daha bilim kurgu filmlerinden tanıdığımız bir başka teknoloji kullanılacak, kelimeyi söylüyorum, hazır mısınız? Tahmin edemediniz mi? Biraz daha uzatayım mı? Haha, tamam söylüyorum: LAZER.

    Evet Lazer, asansörün yer merkezine kurulacak olan bir Elektron Lazer ünitesi dokumacıların foto hücrelerine enerji akıtacak ve böylece kablonun dokunmasını sağlayacak. Kulağa inanılmaz geliyor değil mi? Ama projenin başındakiler pek böyle düşünmüyor.

    Eureka Scientific’den Bradley Edwards’a “Uzay Asansörü’nü inşa ederken zaman zaman oldukça zorlanacağımızı kabul ediyorum ancak projenin yapımını engelleyecek hiçbir fiziki ya da ekonomik sorun yok ve gerekli bütçeyle, asansörün bizim hayat süremizde devreye girmesi işten bile değil” diyor. Yani işin uzmanlarına göre asansör hayal değil hatta tersine bir gereklilik.

    İşin bir başka güzel yanı da Edwards’ın söylediklerinin bu kadarla kalmaması, ona göre 15 yıl sonra dünyadan uzaya her gün elli tonluk ağırlık taşınabilir ve bu “ağırlık”ların içinde uzayı kendi gözleriyle görmek isteyen yeni nesil turistlerde olabilir.

    Kulağa gitgide daha iyi geliyor değil mi? Dahası da var.

    Daha ne var ki?

    [​IMG]
    [/IMG]​
    Eveet geçelim Uzay Asansörü’nün yararlarına, ne de olsa yararları sayılmadığında sadece iyi bir fikir gibi geliyor kulağa. Uzay Asansörü’nün kuşkusuz en büyük yararı uzay harcamalarında devrim yaratacak kadar büyük bir azalmaya neden olacak olmasıdır. Bilindiği gibi bir mekiğin uzaya gitmesini yani yer çekimini yenip atmosferden dışarı çıkmasını sağlamak bütün uzay operasyonlarının en pahalı kısmı. Bu aşamada harcanan enerjinin çok pahalı olması bir yana söz konusu operasyonun tamamiyle güvenli olmadığını kanıtlayan Challenger gibi facialarda hala aklımızda. Uzay Asansörü ise şu andaki uygulamalarla karşılaştırıldığında evden bakkala gitmek kadar hatta mutfağa gidip su içmek kadar güvenli. Tamam yukarı çıkmak aşağı yukarı bir hafta yani biraz uzun sürüyor ama ne önemi var ki? Manzarası oldukça iyi.

    Uzay Asansörü üzerine son bir notsa projenin ilk aşamasını oluşturan “ip sarkıtma” deneyinin iki kere yapılmış olması. İlk deney 1992’de Atlantis mekiğinden 21.000 kilometre aşağıya bir ağırlık sarkıtılmasıyla başlamış, tutukluk yapan bir mekanizma nedeniyle yarım kalmıştır. İkincisiyse 1996’da yapılmış, bu sefer ip ve ağırlık aşağı inmeyi başarmış ancak deney, geri dönüş sırasında sorun çıkaran yanlış yalıtılmış bir elektrik kablosu nedeniyle tamamlanamamıştır.

    Görüldüğü gibi daha önceki deneyler pek başarılı olmuş sayılamaz ama bu sefer hem gerekli madde hem de gerekli istek ortada, 15 yıl sonra atmosfer civarında görüşmek üzere.

    Kaynak:Bilimnet


     
  2. 17 Şubat 2014
    Konu Sahibi : misty
  3. cimocimo

    cimocimo Aktif Üye Üye

    Katılım:
    29 Mayıs 2012
    Mesajlar:
    77
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    28
    panik atağımın birini de orada geçirmek isteemem :KK70: