Varis

Konusu 'Kardiyoloji - Kalp ve Dolaşım Sistemi Hastalıkları' forumundadır ve Elif tarafından 7 Mart 2009 başlatılmıştır.

    7 Mart 2009
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.595
    Beğenildi:
    5.125
    Ödül Puanları:
    438
    Varis bacaklardaki yüzeyel toplardamarların anormal şekilde genişleyerek cilt dışında görünür hale geçmesidir.

    Normal bir insan bacağındaki toplardamarlar bir pompa gibi çalışarak damar içindeki kan basıncını oldukça düşük seviyelerde tutarlar. Detaylı bilgi için tıklayın...

    Varis daha derindeki ana toplardamarlar içinde oluşan kaçaklar veya tıkanmalar sonucu gelişebileceği gibi damar duvarının doğuştan gelen zayıflığı sonucuyla, hormonal etkilerle veya doğumsal bazı hastalıklar neticesinde oluşabilir. Damar içinde artan kan basıncı zamanla yüzeyel toplardamarların anormal şekilde genişlemesine yol açar. Damar duvarının zayıf olduğu durumlarda düşük kan basınçlarında bile varis gelişebilir. Varis toplumda en sık karşılaşılan hastalıklardan biridir. Kimi zaman görülme sıklığı %30-40'lara dek yükselebilmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür ve hormonal nedenlerin bunun başlıca sebebi olduğu düşünülür. Genellikle 30-40'lı yaşlarda ortaya çıkıyor olsa da daha genç yaşlarda da görülebilir. Yakın akrabalarında (anne, baba, kardeş, büyükanne, büyükbaba gibi) varis olan kişilerde daha sık ortaya çıkar. Uzun süre hareketsiz şekilde ayakta durmayı ve çok sıcak ortamlarda bulunmayı gerektiren mesleklerde (fırıncılık, kuaförlük, hemşirelik gibi) varis bir meslek hastalığı olarak ortaya çıkabilir, çünkü uzun süre ayakta hareketsiz kalmak toplardamarlar içindeki basıncın yükselmesine yol açmakta ve çalışmayan baldır kasları bu basıncı düşürememektedir.


    Varis;

    ana yüzeyel damarlardan kaynaklananlar (trunkal varisler),
    bu damarın yan dallarından kaynaklananlar,
    ince cilt altı toplardamarlardan kaynaklananlar (retiküler venler) ve
    kılcal damarlardan kaynaklananlar (telenjiektazi)
    olarak farklı tiplerde görülür. Her tipin oluşum mekanizması ve tedavisi birbirinden farklılıklar gösterir.

    Ana yüzeyel damardan ve bunların yan dallarından kaynaklananlar büyük (kimi zaman 2-3 cm çapında) varis yumakları olarak görülürler ve genelde derin toplardamarlardaki yetmezlik, darlık, tıkanıklık gibi nedenlerle ortaya çıkarlar. Ana yüzeyel damardan kaynaklanan varisler baldırın ve uyluğun iç yüzünde veya baldırın arka-dış yüzünde, kıvrımlar şeklinde, bacak boyunca uzunlamasına görülürler. Yan dallardan kaynaklananlar bu iki alanı birleştirecek şekilde daha küçük çaplı varisler olarak karşımıza çıkarlar. Kimi zaman kasıkla diz arkası arasında uyluğun önünden veya arkasından çaprazlama uzanan varisler görülebilir. Bazen sadece diz arkasında yukarı veya aşağı doğru uzanabilirler. Kadınlarda özellikle hamilelikte ve doğum sonrasında vulva (kadınlık organı) etrafında varisler gelişebilir.

    İnce cilt altı toplardamarlardan kaynaklanan varisler başta diz arkası olmak üzere bacağın her yerinde görülebilirler. Derin toplardamardaki yetmezlik, damar duvarının zayıf olması, ailesel yatkınlık, hormonal nedenlerle oluşabilirler. Ciltten kabarık olmayan ancak cilt altında netlikle görülebilen yeşil renkli damarlar olarak görülürler.

    Kılcal damarlardan kaynaklanan varisler özellikle kadınlarda ve yaşlılarda sıktır. Bacağın herhangi bir bölgesinde oluşabilirler ve çok farklı şekillerde karşımıza çıkabilirler; kırmızı veya koyu mor renkte olabilirler, belli bir alanda yaygın olarak dağılmış veya bir odaktan başlayıp ağaç dalları gibi etrafa yayılmış olabilirler (caput medusa), uyluğun yan yüzünde, baldırda veya ayak bileğinin iç yüzünde (corona phlebectatica) bulunabilirler.

    Aynı anda birden çok tipte varis görülebilir ve tedavileri değişkenlik gösterebilir.



    Varisin bulguları nelerdir?

    Varis nedeniyle doktora başvuran hastaların büyük çoğunluğunda geliş nedeni gene varisin kendisidir. Daha çok estetik kaygılar nedeniyle doktora gelinmiş olsa da varisin bir hastalık olduğu unutulmamalıdır. Kimi zaman oldukça ileri boyutlara ulaşan varis beraberinde kimi ciddi komplikasyonları da getirebilmektedir (bacakta kapanmayan yaralar gibi). Her tür hastalıkta olduğu gibi varisde de tedavinin başarısını belirleyen ana unsur erken tanı ve erken-uygun tedavidir.

    Varise eşlik eden şikayetler şu şekilde sıralanabilir:

    Bacakta, özellikle ayak bileğinde şişme (giyilen çorabın izinin kalması). Şişme özellikle uzun süre ayakta kalındığında veya uzun süren yolculuklardan sonra belirgindir.
    Varisin üstünde veya genel olarak bacakda ağrı. Bu ağrı genellikle bacak yükseltildiğinde veya yüründüğünde hafifler niteliktedir.
    Baldırlarda ağırlık, yorgunluk, gerginlik, karıncalanma hissi. Bazen genel vücut yorgunluğu.
    Ayak tabanında yanma hissi.
    Uyurken bacakları sürekli hareket ettirme, yorganın dışına çıkarma isteği, uyku sorunları.
    Geceleri baldır kaslarında sık ve şiddetli kramplar.
    Bacaklarda travma olmaksızın kendiliğinden oluşan morluklar.
    Varisden kanamalar.
    Varis içinde kanın pıhtılaşmasına bağlı kızarıklık, ağrı, damarın ip gibi ele gelmesi (tromboflebit).
    İlerlemiş vakalarda bacakda cildin sertleşmesi (lipodermatoskleroz), kahverengi renk değişimi (hiperpigmentasyon), ciltte beyaz lekeler (atrophie blanch) ayak bileği etrafında iyileşmeyen yaralar (venöz ülser).
     
  2. 7 Mart 2009
    Konu Sahibi : Elif
  3. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.595
    Beğenildi:
    5.125
    Ödül Puanları:
    438
    Varis belli risk gruplarında daha sık ortaya çıkar. Bu risk gruplarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

    Kadınlar
    Yakın akrabasında varis olanlar
    Hamileliği esnasında varis gelişenler
    Derin ven trombozu (derin toplardamar içinde kan pıhtılaşması) geçirmiş olanlar
    Aşırı kilolular
    Uzun süre ayakta durarak veya uzun süre oturarak yapılan, ağır yük kaldırmayı veya çok sıcak ortamlarda bulunmayı gerektiren işlerde çalışanlar
    Sürekli yüksek topuklu ayakkabı giyenler
    Damar yaralanması olanlar
    Arteriovenöz fistül, Klippel-Trenaunay Sendromu, Parkes-Weber Sendromu gibi hastalığı olanlar




    Varis ilerleyici bir hastalık mıdır?


    Varis oluşumundan sorumlu faktörler (derin damar tıkanıklığı-yetmezliği, damar duvarı zayıflığı, hormonal nedenler) büyük oranda ortadan kaldırılamayan faktörler olduğu için varis gelişimi de süreklilik arz eden bir durumdur. Uygun şekilde tedavi edilmeyen ve uygun önlemler alınmayan hastalarda varis ilerleyicidir. Genellikle belli bir süre sonra mevcut varis büyümekte, yeni varisler oluşmakta, diğer bacakda varisler gelişmektedir. Varis oluşumuna yol açan faktöre bağlı olarak kronik venöz yetmezliğin ileri evreleri ortaya çıkabilmekte ve buna bağlı komplikasyonlar (lipodermatoskleroz, hiperpigmentasyon, venöz ülser) meydana gelebilmektedir.

    Varis tanısında kullanılan tetkikler nelerdir?

    Varis şikayeti ile hekime başvuran hastalarda öncelikle tam ve detaylı muayeneyi takiben, derindeki toplardamarların durumunu, venöz yetmezliğin derecesini, damar tıkanıklığı olanlarda tıkanıklığın seviyesini ve ciddiyetini, damar içindeki ve bağlantı yerlerindeki kapakçıkların fonksiyonunu ortaya koymak için bazı tetkikler yapılabilir. Kimi zaman tedavi olarak önerilen varis çorabının yararlı olup olmadığını anlamak için de testler uygulanabilir. Kullanılan tetkik yöntemleri minidoppler inceleme, pletismografi, likid kristal termografi, duplex ve B-mod ultrason (Doppler ultrason), ayakta toplardamar basıncı ölçümü ve flebografidir.Varis nedeniyle başvuran hastalarda en sık istenen tetkik Doppler ultrasondur. Bunlar dışında kimi kan tetkikleri yapılabilir. Eşlik eden başka hastalıkların (şeker, yüksek tansiyon, kalp, böbrek, karaciğer, akciğer hastalığı gibi) varlığından kuşkulanıldığında bunlara yönelik ek tetkikler istenebilir


    Varisin tedavisi nasıldır?


    Varisin tedavisinde hedeflenen üç kriter bulunmaktadır;

    Varis ve varisle ilgili şikayetlerin ortadan kaldırılması
    Estetik görüntünün sağlanması
    Nükslerin önlenmesi
    Bu hedeflere yönelik olarak pek çok tedavi alternatifi bulunmaktadır. Tedavi başlıca üç grup altında incelenebilir; tıbbi tedavi, girişimsel tedavi ve cerrahi tedavi.

    Tıbbi tedavi: İlaç, varis çorabı/elastik bandaj ve önerilerden oluşmaktadır. Mevcut varisin ortadan kaldırılmasından çok varisin ilerlemesine engel olmayı ve varisle ilgili şikayetleri (ağrı, şişme gibi) azaltmayı amaçlar. Kronik venöz yetmezliği olanlarda, cerrahi tedavinin uygun olmadığı hastalarda, girişimsel ve cerrahi tedaviye destek amacıyla veya koruyucu önlem olarak önerilebilir.

    Girişimsel tedavi: Skleroterapi (iğne tedavisi), termokoagülasyon, ışık tedavisi (IPL) ve lazer tedavisini kapsar. Varisin tipine göre uygun yöntem seçilir. Doğrudan mevcut varislerin ortadan kaldırılmasına yönelik tedavilerdir, derin damar sistemindeki sorunları çözmez. Beraberinde tıbbi tedavi önerilir. Muayenehane koşullarında uygulanabilir. İşlem süreleri genelde 15-30 dk. arasındadır. Kremlerle yüzeyel uyuşturma sağlanarak işlem esnasında ağrı oluşması engellenir.

    Cerrahi tedavi: Flebektomi, varis ameliyatı (high-ligation, stripping, pake eksizyonu), EVLT ve VNUS yöntemlerini kapsar. Varisin tipine ve yaygınlığına göre uygun seçenek tercih edilir. Beraberinde tıbbi tedavi önerilir. Flebektomi yerel uyuşturma ile muayenehane koşullarında, diğerleri yerel, genel veya belden uyuşturma ile ameliyathane koşullarında uygulanır. İşlem süreleri genelde 1-3 saat arasında değişir.

    Varis çorabı kullanmalı mıyım?

    Hastanın varis çorabı kullanıp kullanmayacağına hekimi karar verir. Hekim tarafından önerilen çorabın kullanımı gene hekiminin önerdiği şekilde zorunludur, çünkü varis çorabı varis tedavisindeki en güçlü silahtır. Toplardamar çalışma mekanizması üzerine büyük faydaları bulunan varis çoraplarının düzenli ve doğru kullanımı mevcut şikayetleri büyük oranda ortadan kaldırır. Unutulmaması gereken varis çorabının oluşmuş varisleri ortadan kaldırmaktan çok varisin gelişmesine ve ilerlemesine engel olmak, varise bağlı şikayetleri azaltmak amacıyla önerildiğidir . Detaylı bilgi için tıklayın...


    Varis çorabının doğru kullanımı nasıldır?

    Öncelikle önerilen çorabın hastaya uygun ebatta ve tipte olması gerekir. Kullanım kolaylığı tip seçiminde göz önünde bulundurulması gereken önemli bir faktördür. Hekim tarafından farklı şekilde önerilmediği sürece varis çorabının doğru kullanımı şu şekildedir:

    Çorap sabah yataktan kalkmadan, bacaklar bir müddet (5-10 dk) kalp seviyesi üzerinde tutulduktan sonra giyilir. Bacakların aşağıya sarkıtılarak çorabın giyilmesi veya yataktan kalktıktan bir müddet sonra giyilmesi doğru bir yaklaşım değildir, tedavi edici etkisi azalır. Çorabın giyilmesini kolaylaştıran aparatların kullanılması doğru giymeye faydalı olabilir.
    Giyildiğinde özellikle eklem seviyelerinde çorapta kırışıklıkların, katlantıların bulunmaması gerekir, çorap pürüzsüz şekilde bacağa oturmalı ve onu sarmalıdır. Oluşan katlantılar çorap aşağıdan yukarı doğru sıvazlanarak giderilmelidir. Gün içinde aşağı kayan çorabın zaman zaman yukarı doğru sıvazlanarak yerleştirilmesi gerekir. Aşağı kaymayı önleyen likralı çorapların veya jartiyer benzeri aparatların kullanılması yararlı olabilir.
    Çorap giyildiğinde bacakları aşağıdan yukarıya doğru bir miktar sıktığı hissedilmelidir. Bu hissedilmiyorsa hekime danışılmalıdır.
    Gün içerisinde çorap çıkarılmamalıdır. Çorabın çıkarılmasının zorunlu olduğu hallerde çorapsız geçirilen süre mümkün olduğunca az olmalı, ayakta durmaktan kaçınılmalı ve mümkün olduğunca bacaklar uzatılarak kalp seviyesinin üzerinde tutulmalıdır. Çorap tekrar giyilmeden önce 20-30 dk. uzanılarak bacaklar kalp seviyesinin üzerinde kaldırılmalı ve ardından yukarıda anlatıldığı şekilde giyilmelidir.
    Çorap gece yattıktan sonra bacaklar aşağıya sarkıtılmadan çıkarılmalı ve bundan sonra ayağa kalkılmamalıdır.
    Varis çorapları kirlendiğinde üretici firmanın kullanım kılavuzunda tavsiye ettiği şekilde yıkanmalı ve kurutulmalıdır. Varis çorabının yıkanması ve kuruması esnasında aynı niteliklerdeki yedek çorap kullanılmalıdır.
    Varis çorapları yapısında sentetik elastik maddeler bulundurur. Bu maddeler allerjiye neden olabilir. Çorabın kullanımı esnasında kızarıklık, kaşıntı, şişme, sulanma, yara açılması gibi şikayetler oluşursa derhal hekime danışılmalıdır. Allerjik olmayan maddelerden yapılan çoraplar mevcuttur ve bunlar tercih edilebilir.
    Varis çoraplarının bünyesinde bulunan ve asıl etkiyi sağlayan elastik bileşenler zaman içerisinde aşınarak etkinliklerini kaybederler. Bu çorabın yararlı etkisinin azalması hatta tamamen ortadan kalkması ile sonuçlanır. Üretici firmalar bir yıla kadar çorabın kullanılabileceğini belirtseler de önerilen 6 ayda bir çorabın değiştirilmesidir.
    Çorapta yırtılma, aşınma, gevşeme farkedilmiş ise aynı özellikte yenisi ile değiştirilmelidir.
    Bacağın çok şiş olduğu durumlarda alınan varis çorabı bu şişme geçtikden sonra bol gelebilir. Böyle bir durumda mutlaka hekime danışılarak uygun ebatta yeni bir çorap temin edilmelidir.
    Varis çorabı kişiye özeldir. Çorabınızı bir başkasının giymesine izin vermeyiniz.
     
  4. 7 Mart 2009
    Konu Sahibi : Elif
  5. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.595
    Beğenildi:
    5.125
    Ödül Puanları:
    438
    İlaç kullanmalı mıyım?

    Hastanın ilaç kullanmaya ihtiyacı olup olmadığına hekimi karar verir. Kullanım süresi ve şekli hekim tarafından başka şekilde önerilmediği müddetçe yemeklerle birlikte, günde 1-3 kez, 6-12 ay süresince kullanılır. İlaçlar ağrının, şişliğin, krampların, gerginlik-dolgunluk-ağırlık hissinin giderilmesinde yararlıdır. Varis çorabı ile beraber veya tek başına önerilebilir. Yan etkileri sık değildir, daha çok bulantı, ishal, karın ağrısı gibi mide barsak şikayetleri şeklinde ortaya çıkar ve hastaların büyük çoğunluğunda ilacın kesilmesine gerek bırakmayacak şekilde hafif ve geçici vasıftadır. Nadiren allerjiye neden olabilir. Zorunlu olmadıkça hamilelerde kullanımı önerilmez. Piyasada mevcut olan ilaçlar arasında Daflon® 500 mg kapsül, Doxium® 500 mg kapsül ve Venoruton® forte 500 mg kapsül bulunur.


    Skleroterapi (iğne tedavisi) nedir?

    İnce bir iğne ile varisin içine girilerek damar iç yüzeyine hasar veren bir ilacın enjekte edilmesidir. İlacın etkisi ile damar duvarı ağır hasar görmekte ve damar tıkanmaktadır. Bunun neticesinde varis ortadan kalkmaktadır. Deneyimli eller tarafından uygulandığında güvenli ve iyi sonuç veren bir yöntemdir. Kılcal damarlardan kaynaklanan varislerde (telenjiektazi) mikroskleroterapi yöntemiyle oldukça başarılı sonuçlar alınmakla beraber her telenjiektazide uygulanamaz. Ana yüzeyel damar ve yan dallarından, bağlayıcı damarlardan kaynaklanan varislerle retiküler venlerden elde edilen sonuçlar da oldukça başarılıdır. İlacın doğrudan damara enjekte edilmesiyle uygulanabileceği gibi köpük tekniği ile de uygulanabilir. Enjeksiyon esnasında ultrason kullanılabilir. Yüzeyel uyuşturucu kremler kullanılarak yapıldığında oluşan ağrı büyük oranda azalır. Genel olarak birer haftalık arayla seanslar halinde uygulanır. Tek bacağın skleroterapisi 1-3 seansda tamamlanır. Kontrollerde arta kalan varis tesbit edildiğinde ek seanslar uygulanabilir. Her bir seans 15-30 dk. zaman alır. Skleroterapi sonrası elastik bandaj ve varis çorabı ile 4-6 hafta basınç tedavisi uygulanır ve hastanın bol yürüyüş yapması istenir. Detaylı bilgi için tıklayınız...

    Skleroterapi her varisde ve her hastada uygulanamaz. Hangi hastada skleroterapi uygulanabileceğine hekimi karar verir. Detaylı bilgi için tıklayınız...

    Tekniğin yan etkileri nadir olmakla beraber oldukça ciddi olabilir. İşlem öncesi hastanın bu komplikasyonlar hakkında detaylıca bilgilendirilmesi gereklidir. Detaylı bilgi için tıklayınız...

    Köpük tedavisi nedir?

    Son yıllarda popülerlik kazanan bu yöntem skleroterapinin bir türüdür. Skleroterapi esnasında damara enjekte edilen ilaçlar köpük oluşturacak şekilde işlemden geçirildikten sonra damar içine verilir. Yöntemin standart skleroterapiye göre bir çok üstünlüğü bulunmaktadır; köpük oluşturan ilacın damarla teması daha iyi olmakta, damar içindeki kanı iterek kanla karışmamakta, çok daha düşük ilaç dozları kullanıldığından her seansda işlem yapılabilen damar sayısı artmakta ve ilacın yan etkileri azalmaktadır. Uygulama tekniği ve işlem sonrası önlemler açısından standart skleroterapi ile arasında fark bulunmamaktadır. Genellikle retiküler venler ile yüzeyel toplardamar ve yan dallarının tedavisinde kullanılır. Elde edilen sonuçlar standart skleroterapi ile kıyaslandığında oldukça başarılıdır ve yan etki gelişme riski çok daha düşüktür. Cerrahiye aday hastalarda cerrahiye alternatif olarak başarıyla uygulanmakta, cerrahinin hastaya getireceği risklerden kurtarılabilmektedir
    Lazer tedavisi nedir?

    Varislerin lazer ve IPL (intense pulsed light, yoğun atımlı ışık) gibi ışık kaynakları ile tedavisi 1970'lere dek uzanır. Bu cihazların çalışma mantığı, belli dalgaboylarında cilde verilen ışık içindeki enerjinin derideki doğal renk parçacıkları tarafından tutulması ve bu renk parçacıkları etrafında oluşan ısının hedef dokuya zarar vermesi şeklindedir. Derideki doğal renk parçacıklarından melanin kıllarda ve deri hücrelerinde, hemoglobin ise kan damarları içindeki alyuvarlarda bulunur. Belli dalgaboyundaki güçlü bir ışık demeti deriye yollandığında derideki bu pigmentler ışık içerisindeki enerjiyi soğurmakta, melanin içeren hücrelerin hasar görmesi ile istenmeyen kıllar temizlenmekte veya ciltteki renkli lekeler soldurulmakta, hemoglobin içeren alyuvarlar ve bunlarla temas halindeki damar duvarının hasar görmesi ile de varisler ve kılcal damarlar tedavi edilmektedir. Melanin ve hemoglobinin maksimal enerji tutulumları farklı dalgaboylarında gerçekleştiği için istenen etkiye uygun dalgaboyunda ışık üreten cihaz veya filtre seçilmelidir.

    Işık enerjisi varis tedavisinde iki farklı teknikle kullanılır; lazer ve IPL. Lazerler istenen tek bir dalga boyunda atımlı (pulsed) veya atımsız formda oldukça yüksek enerji içeren doğrusal ışık demetleri üretirler. Dolayısıyla uygulanmak istenen işleme göre farklı lazerler kullanmak gerekir. Üretilen ışık doğrusal vasıfta olduğundan tek bir noktaya yoğunlaştırılabilir. Varis ve kılcal damar tedavisinde kullanılan lazerler arasında en başarılı sonuçlar diğerlerine göre daha yüksek dalga-boyunda ışık üreten Nd:YAG (1064 nm) ve Diyod (635-980 nm) lazerlerle alınmaktadır, diğer dalga-boyunda ışık üreten lazerler epilasyon, hiperpigmentasyon ve dövme silinmesi, cilt gençleştirilmesi gibi estetik işlemlerde etkindir, varis ve kılcal damar tedavisinde etkinlikleri az ancak yan etkileri yüksektir. Genel olarak lazerlerin etkinlikleri, yan etkileri ve maliyetleri IPL'e göre daha yüksektir. Ciltte yanık, su kabarcığı oluşması, renk koyulaşması veya renk açılması yapabilirler.

    IPL ise lazerin aksine tek dalgaboyunda değil, belli dalgaboyu değerleri arasındaki bir spektrumda ışık üretir. Çeşitli filtreler kullanılarak aynı cihaz birden çok farklı işlemde (varis ve kılcal damar tedavisi, epilasyon, renkli leke ve dövmelerin soldurulması) kullanılabilir; bu nedenle merkezler tarafından tercih edilir. Tek bir dalgaboyuna özgül olmayan, lazere oranla daha düşük düzeyde enerji içeren ve doğrusal vasıfta olmadığından ötürü tek bir noktaya değil de belli genişlikte bir alana uygulanabilen ışık üreten IPL'in etkinliği ve yan etkileri de lazere oranla daha düşüktür. Geniş bir alana yayılmış ince kılcal damarların tedavisinde başarılı sonuçlar ortaya koymaktadır. İşlem sonrası cillte renk koyulaşması, su kabarcığı oluşması ve soyulmalara yol açabilir.

    Lazer ve IPL uygulamalarının başarısı damarın ciltteki derinliğine, kan akımına ve damar çapına bağlıdır. Her iki yöntem de izole, yüzeyel, ince çaplı kılcal damar varislerin (telenjiektazi) tedavisinde idealdir. Lazer veya IPL tedavisi öncesi besleyici damarlar ve kaçak yapan bağlantı damarlarının tedavi edilmesi gereklidir. İşlem esnasında ağrıyı ortadan kaldırmak amacıyla yüzeyel uyuşturucular veya soğutucu kremler kullanılır. İşlem sonrasında hasta belli bir süre güneşe çıkmamalı veya güneş kremi kullanmalıdır, işlem sahasının güneş ışığına maruz kalması bu bölgelerde renk koyulaşmasına ve leke oluşumuna neden olabilir. Bu neden lazer ve IPL tedavilerinin güneş ışığının yoğun olduğu mevsim ve saatlerde yapılmaması tercih edilir. İşlem sonrası elastik bandaj veya varis çorabı kullanma zorunluluğu yoktur. Hemen her hastada uygulanabilen lazer ve IPL tedavileri için özel bir sağlık şartı aranmamakla beraber işlem sahasında enfeksiyon ve ciddi dahili hastalık (Kanser, kontrolsüz şeker hastalığı, vb.) bulunmaması istenir.


    Termokoagülasyon tedavisi nedir?

    Son yıllarda uygulanmaya başlayan tedavi yöntemlerinden biri olan radyofrekans termokoagülasyon (Radiofrequency Thermocoagulation-RFTC) yüksek frekanslı (4 MHz) radyo dalgalarının oluşturduğu ısı enerjisi (mikrodalga enerjisi) prensibine dayanarak çalışır. Nikel veya altın içeren ince bir iğne ile (0,075 mm kalınlığında) damar üzerine uygulanan kısa süreli ve yüksek frekanslı radyofrekans enerjisi damarda çok büyük ısı enerjisi oluşumuna neden olur. Oluşan bu ısı enerjisi damara hasar vererek ortadan kaybolmasına yol açar. Uygulama alanı çok küçük ve uygulama süresi çok kısa olduğundan damar etrafındaki dokuda hasar gelişmez. Özellikle kılcal damar varislerinin (telenjiektazi) tedavisinde çok yüksek başarı oranları ile uygulanabilmektedir. Karşılaşılan en önemli yan etki kullanılan iğnedeki nikele karşı olan allerjidir. Nikel alerjisi olanlarda altın içeren iğnelerin kullanılmasıyla bu yan etki ortadan kalkar. İşlemin uygulanmasının sakıncalı olduğu durumlar; kalp pili olanlar, işlem sahasında enfeksiyonu bulunanlar, ciddi dahili hastalığı olanlar (Kanser, kontrolsüz şeker hastalığı, vb.). Lazer ve IPL tedavilerine üstünlükleri arasında her mevsim yapılabilmesi, işlem sonrası güneşten korunma ihtiyacının olmaması, ciltte yanık, renk değişikliği, soyulma ve su kabarcığı oluşturmaması, sonucun hemen elde edilmesi, her tip kılcal damara ve küçük retiküler venlere uygulanabilmesi, elastik bandaj veya varis çorabı kullanma zorunluluğunun bulunmaması, daha az seans sayısına ihtiyaç duyulması, işlem maliyetinin daha düşük olması bulunur. Lazer ve IPL tedavilerine göre dezavantajları ise teknik olarak işlemin uygulayıcı açısından daha emek gerektirir olması, varis ve kılcal damar tedavisi dışında kalan estetik işlemlerde kullanılamaması, kimi hastalarda az da olsa ağrı duyulabilmesi, kalp pili olanlarda kullanılamamasıdır.

    İşlem termokoagülasyon cihazına bağlı kalem şekilli bir tutacağın ucundaki oldukça ince iğnenin varis üzerine bastırılarak enerjinin verilmesi ile uygulanır (işlem fotoğrafı için tıklayınız...). Varis boyunca her 4-5 mm.'de bir işlem tekrarlanır. İşleme bağlı ağrı yok veya çok azdır. İşlem sonrası uygulama sahasında hafif kabarma, ilk haftalarda kırmızı noktalar ve ardından kabuklanma oluşur. Bu kabuklanma kısa sürede dökülerek kaybolur. Elde edilen sonuçlar oldukça başarılı olup hasta memnuniyeti yüksektir (işlem öncesi ve sonrası için tıklayınız...
    Flebektomi nedir?

    Varis üzerindeki ciltte 1-2 mm. uzunluğunda küçük kesiler açılarak varisin özel bir tığ ve klemple çıkarılmasıdır (işlem fotoğrafları). Varis tedavisinde kullanılan en eski yöntem olup Hipokrat zamanından beri uygulandığı düşünülmektedir. Varisli damar tamamen çıkarıldığı ve kaçak yapan bağlantı damarları bağlandığı için elde edilen sonuçlar oldukça başarılıdır. Kimi zaman skleroterapi, lazer ve termokogülasyon öncesi kaçak yapan bağlantı damarının bağlanması gerektiğinden bu işlemler öncesinde uygulanır. Retiküler venler, yüzeyel toplardamar ve dallarının tedavisinde kullanılır. Uygulama muayenehane koşullarında yapılır, hasta işlem sonrası hemen ayağa kalkar ve işine dönebilir. İşlem bölgesel veya yüzeyel uyuşturucularla yapıldığından ağrı hissedilmez. Kesikler genellikle dikilmez ince striplerle kapatılır. Yaralar çok küçük olduğundan iz kalma riski düşüktür. İşlem sonrası koruyucu amaçlı merhemler kullanılarak bu risk daha da azaltılabilir.


    EVLT ve VNUS nedir?

    Yüzeyel toplardamarın büyük çaplı varislerinin (trunkal varisler) tedavisinde cerrahiye alternatif olarak geliştirilmiş yöntemlerdir. EVLT (Endovenous Laser Treatment, Toplardamar içi lazer tedavisi) lazer sistemi ile uygulanırken VNUS Closure (VNUS Technologies Inc.) sisteminde radyofrekans kullanılır. Her iki yöntem de uygulama amacı ve yöntemi açısından benzerdir. Ayak bileği veya diz seviyesinde varisin içine ince bir iğne ile girilerek cihazın ucu damar içinde kasığa kadar ilerletilir. Ardından damar içine EVLT'de lazer ışını, VNUS'da radyofrekans dalgalar verilerek geri çekilir. Damar içine verilen enerji damar duvarının hasar görmesine yol açarak varisin ortadan kalkmasını sağlar. Cerrahiye alternatif olan bu yöntem yerel anestezi ile uygulanır, cerrahiye göre işlem süresi çok kısadır, bacakta kesi açılmadığı için yara izi oluşmaz, çok büyük çaplı varislerin bile bu yöntemle ameliyatsız tedavisi mümkündür, işlem sonrası hastanede yatış gerekmez, hasta o gün günlük işlerine dönebilir, etkinliği cerrahi ile kıyaslanabilir düzeydedir. Tüm bu avantajlarından ötürü işlem artan sıklıkta uygulanmaktadır. Yöntemin en önemli dezavantajı uygulama maliyetinin oldukça yüksek olmasıdır. En sık karşılaşılan yan etkiler yok olan varis hattında sertlik, ağrı ve renk değişikliğidir. Bu yan etkiler geçici vasıfta olup kısa sürede ortadan kalkmaktadır. Yöntemin nadiren de olsa ciddi yan etkileri olabilir. En önemlisi işlem esnasında derin toplardamarın hasar görmesi ve derin toplardamarda kan pıhtılaşması, bu pıhtının yerinden koparak kalp veya akciğere parça atmasıdır.
     
  6. 7 Mart 2009
    Konu Sahibi : Elif
  7. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.595
    Beğenildi:
    5.125
    Ödül Puanları:
    438
    Varisin ameliyatı nasıldır?

    Varisin cerrahi tedavisi basitçe cildin kesilerek genişlemiş damarın yerinden çıkarılmasıdır. Bu tanım ilk kez MS 400'lerde Arap bilginler tarafından yapıldığından beri çok değişiklik göstermemiştir. Günümüzde de varis ameliyatı benzer prensipler üzerine dayanmaktadır. Bacağın iç yüzündeki yüzeyel toplardamardan kaynaklanan varislerin cerrahisindeki standart yöntemde kasıktan açılan küçük bir kesi ile yüzeyel damar derin damarla birleştiği yerde bulunur, bu bileşkeye açılan yüzeyel damar ve yan dallar teker teker bağlanarak kesilir ve ayrılır. Varisin yerine göre ayak bileğinin iç yüzünde veya dizin iç tarafında yapılan bir başka küçük kesiden yüzeyel damarın diğer ucu bulunur ve buradan "stripper" denen bir aparat damar içine sokularak yukarı doğru ilerletilir, ucu kasıktan damar dışına çıktığında yukarıdan çekilerek varisli damarın yerinden "sökülmesi" sağlanır. Yüzeyel toplardamarın yan dallarında arta kalan varisler üzerlerindeki ciltte küçük kesikler açılarak çıkarılır. Baldırın arkasındaki kısa yüzeyel toplardamarın varislerinde ise kesiler diz arkasında ve ayak bileğinin dış kısmında yapılır ve anlatılan yöntemle çıkarılır. Kesiler estetik yöntemle cilt altı dikiş tekniği ile kapatılır ve pansumanları yapılır.

    Ameliyat genelde belden yapılan anestezi ile uygulanır, ancak kimi durumlarda genel anestezi uygulanabilir. Cerrahi sonrası bacak elastik bandajla sarılır ve kalp seviyesinin üzerinde tutulur. Hasta cerrahiden 8-12 saat sonra kaldırılarak yürütülür ve ertesi gün herhangi bir sorun yoksa taburcu edilir. Taburculuk sonrası hastanın bol bol yürüyüş yapması oldukça önemlidir, ameliyat sonrası hareketsiz kalan hastalarda derin toplardamarda kan pıhtılaşması ve bu pıhtının akciğere atması (pulmoner emboli) riski vardır. Genelde elastik bandaj uygulamasına üç gün devam edilir, sonraki kontrolde yaraların pansumanı yapılır ve hastaya varis çorabı giydirilir. Yaraların kapatılmasında kullanılan dikişler 5-7 gün sonra alınır. Hasta operasyondan bir hafta sonra banyo yapabilir. Varis çorabı en az bir ay düzenli olarak kullanılır.

    Cerrahi sonrası bacakta yer yer morarmalar olabilir, bunlar ameliyat esnasında ve sonrasında olan cilt altına kanamaların sonucudur, belli bir süre sonra kendiliğinden düzelir. Yeterli ve uygun şekilde yapılmayan elastik bandaj bu morlukların fazla olmasına yol açabilir. Operasyonun en önemli yan etkisi derin toplardamarda kan pıhtılaşmasıdır. Bunun dışında yaraların enfeksiyon kapması, bacakta şişme diğer ciddi yan etkilerdendir. Kimi hastalarda yaraların kapatılmasında kullanılan dikişe gelişen allerji sonucu ciddi yara izleri oluşabilir. Yara izi gelişimine engel olmak amacıyla yaralara özel merhemler uygulanabilir. Belden anestezi yapılan hastalarda ameliyat sonrası ilk hafta içinde baş ağrısı görülebilir, yatılan yatağın baş kısmının yükseltilmesiyle ve ağrı kesici ilaçlarla tedavi edilir


    İşlem uygulandıktan sonra nelere dikkat edilmelidir?

    Varis tedavisi hangi yöntemle yapılmış olursa olsun mutlak surette işlemi yapan hekimin önerilerine büyük bir ciddiyetle uyulmalıdır. Kimi zaman basit, gereksiz veya zahmetli bulunan bu öneriler hem uygulanan işlemin başarı şansını arttırır hem de yan etki oluşma riskini azaltır. Genel olarak işlem sonrası hareketsiz kalınmamalı ve bol bol yürüyüş yapılmalıdır. Varis gelişimini önlemek için yapılan önerilere uyulmalıdır. Verilen ilaçlar düzenli olarak hekimin tarif ettiği şekilde kullanılmalıdır. Varis çorabı varis tedavisinde oldukça önemlidir; mutlaka düzenli olarak ve doğru şekilde kullanılmalıdır. Uygulanan işlem sonrası ortaya çıkan rahatsızlıklar ve yan etkiler mutlaka en kısa zamanda hekime bildirilmelidir. Hekimin önerileri dışında, kulaktan dolma bilgilere dayanan tavsiyelere uyulmamalı, hekime danışılmalıdır. Önerilen kontrollere mutlaka gidilmeli ve bu kontrollerde yapılan önerilere titizlikle uyulmalıdır

    İşlem sonrası varis tekrarlar mı?

    Varis gelişim mekanizmasının altında yatan nedenler olan yapısal damar duvarı zayıflığı, hormonal etkiler, damar kaçağı gibi faktörler uygulanan işlemlerle ortadan kalkmadığı için işlem sonrası varisin tekrarlama riski maalesef mevcuttur. Bu nedenle işlem uygulanan hastalara bahsedilen önerilerde bulunulmaktadır. Hekim önerilerine uyulduğu oranda bu risk azaltılmakla beraber varisin tekrarlama ihtimali her zaman mevcuttur. Varis nedeniyle işlem uygulandıktan sonra şikayetlerde tekrarlama farkedildiğinde en kısa sürede hekime danışılmalıdır. Erken tedavi en başarılı sonucun alınmasını sağlayan ana etmendir.

    Hamilelikte varis gelişir mi?

    Hamilelik varis gelişimi için başlı başına bir risk faktörüdür. Hamilelik süresince doğal olarak vücutta üretilen bazı maddeler ve hormonlar varis gelişimini tetiklemektedir. Geçen aylar içinde büyüyen rahmin karın içinde ana toplardamar sistemini sıkıştırması da varis gelişimini hızlandıran etmenlerden biridir. Hamilelik esnasında gelişen varislerin bir kısmı doğum sonrası düzelse de bir kısmı kalıcı olabilir. Uygun koruyucu önlemlerin alınması varis gelişimini yavaşlatır veya durdurur. Bu önlemlerin başında varis çorabı kullanılması ve günlük yürüyüşler gelmektedir. Diğer önlemler için tıklayınız...

    Hamilelik esnasında gelişmiş olan varislerin tedavisi için bir müddet beklenmelidir. Çünkü hormonal etkilerle yakından ilişkili olan bu varisler doğum sonrası kısmen veya tamamen kaybolabilmektedir.

    Hangi tedavi seçeneği tercih edilmelidir?

    Varisin tedavisinin nasıl yapılacağına hekim karar verir. Hangi tedavi yönteminin uygulanacağı, eğer mümkünse, varisin tipine, damarların durumuna, kişisel özelliklere ve ekonomik duruma göre hekimin sunduğu alternatifler arasından tercih edilebilir, ancak nihai karar hekime aittir. Uygun olmayan bir tedavi yönteminde ısrarcı olmak elde edilecek sonucun istenilen düzeyde olmaması ile sonuçlanabilir. Uygulanmasına karar verilen işlem, sonuçları ve yan etkileri hakkında hekimden detaylı bilgi alınmalıdır. Hiç bir tedavi yönteminin başarı şansının yüzde yüz olmadığı, tıpda yan etkisiz bir tedavinin bulunmadığı unutulmamalıdır. Tedavi konusunda yeterli bilgiye sahip olmamak veya tedavi hakkında büyük beklentiler içinde olmak işlem sonrası hayal kırıklıklarına yol açabilir.

    Ana yüzeyel damardan kaynaklanan yaygın ve büyük varislerde, bağlantı damarları (perforanlar) ve büyük damar bileşkelerinde (safeno-femoral bileşke veya safeno-popliteal bileşke) kaçak varsa genellikle cerrahi tercih edilir. Cerrahiye alternatif tedaviler köpük skleroterapisi veya standart skleroterapi ve ardından kaçak sahalarının küçük cerrahi girişimle bağlanması (high ligation) , EVLT veya VNUS'dur. Bağlantı damarları ve bileşkelerde kaçağın olmadığı ana yüzeyel damarlar ve bunların yan dallarından kaynaklanan varislerde seçilecek tedavi köpük skleroterapisi veya standart skleroterapidir. Her iki durumda da köpük tedavisi standart yönteme üstündür. Alternatif olarak cerrahi, EVLT, VNUS veya flebektomi seçilebilir. Ciltten kabarık büyük retiküler venlerde damarın çapına göre köpük veya standart skleroterapi uygulanabilir. Alternatif olarak flebektomi tercih edilebilir. İnce ve ciltten kabarık olmayan retiküler venlerde standart skleroterapi (mikroskleroterapi) veya radyofrekans termokoagülasyon kullanılabilir, alternatif olarak flebektomi uygulanabilir. Tek bir daldan köken alıp ağaç dalları gibi yayılan kılcal damar varislerinde mikroskleroterapi veya RF termokoagülasyon uygulanır. Alternatif tedaviler olarak lazer veya IPL seçilebilir. İnce ve yaygın mavi kılcal damar varislerinde RF termokoagülasyon, lazer veya IPL; kırmızı kılcal damar varislerinde RF termokoagülasyon kullanılabilir. Derin toplardamar sisteminde orta veya ciddi düzeyde kaçak (Kronik derin venöz yetmezlik) olan hastalarda varislerin yok edilmesi önerilmez. Bu hastalarda ilaç tedavisi ve uzun süreli varis çorabı kullanımı önerilir.


    Varisden korunmak için neler yapılmalıdır
    ?

    Varis gelişme riski altındakilerin ve varis tedavisi uygulananların genel olarak dikkat etmeleri gereken hususlar şu şekilde sıralanabilir:

    Uzun süre hareketsiz ayakta kalınmamalı veya oturulmamalıdır.
    Bu yapılamıyorsa belli aralıklarla kısa süreli yürüyüşler yapılmalı, ayakta veya otururken baldır kaslarını çalıştıracak basit egzersizler uygulanmalıdır (Ayağın bilekten ileri-geri hareketi, ayak uçlarında yükselme).
    Mümkün olduğunca bacaklar uzatılmalı, hatta bir tabure, sehpa, masa, sandalye üzerinde yükseltilmelidir.
    Düzenli olarak günlük normal tempo yürüyüşler yapılmalıdır. Bisiklet binmek ve yüzmek yürüyüş yerine önerilen diğer egzersizlerdendir. Yoğun kas faaliyetini veya ağırlık kaldırmayı gerektiren egzersizlerden kaçınılmalıdır.
    Dar, eklem yerlerini sıkan pantolonlar giymekten kaçınılmalıdır.
    Çok yüksek topuklu ayakkabı giymek baldır kası fonksiyonunu bozacağından varis gelişimini hızlandırır, mümkün olduğunca yüksek topuklu ayakkabı giymekten kaçınılmalıdır.
    Banyo-duş esnasında bacaklar soğuk suyla yıkanmalı, sıcak sudan uzak tutulmalıdır.
    Bacaklarda ağrı, ağırlık-dolgunluk hissi, gerginlik, kramplar hissedildiğinde bacaklar soğuk suyla yıkanmalı ve ardından uzanılarak bacaklar kalp seviyesinin üzerinde yükseltilmelidir. Bu şikayetlerin büyük oranda azalmasını sağlar.
    Yatılan yatağın ayak kısmı bir miktar yükseltilmelidir.
    Sıcak ortamlardan mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.
    Hekimin varis çorabı önerdiği hastalar mutlaka çoraplarını doğru şekilde ve düzenli olarak kullanmalıdır.
     
  8. 8 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : Elif
  9. gulehasret

    gulehasret Aktif Üye Üye

    Katılım:
    24 Haziran 2010
    Mesajlar:
    55
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    31
    merhabe benim şu anda varis başlanğıcı oluşmuş ve ben bundan 9 ay önce hamileydim ve bebegimin kalbi durdu acaba varis neden olmuş olabilirmi lütfen cevabınızı bekliyorum