Vatikan ve Papa kimdir?

Konusu 'Bunları biliyor muydunuz ?' forumundadır ve 1BukeT tarafından 28 Kasım 2006 başlatılmıştır.

    28 Kasım 2006
    Konu Sahibi : 1BukeT
  1. 1BukeT

    1BukeT Popüler Üye Üye

    Katılım:
    21 Eylül 2006
    Mesajlar:
    1.454
    Beğenildi:
    15
    Ödül Puanları:
    106
    Vatikan, 44 bin metrekarelik yüzölçümüyle dünyanın en küçük devleti. 'Kutsal Alan' olarak anılan Vatikan, yüz milyonlarca Katolik için hala dünyanın merkezi.


    Dünyanın en küçük devleti Vatikan'daki Saint Pierre Meydanı Papa'nın geleneksel pazar vaazı için yine onbinlerce Katolik'i ağırlıyor.

    Burada verilen mesajlar dünyanın dört bir yanındaki Katolikler için büyük önem taşıyor. Uluslararası literatürde 'Kutsal Alan' olarak anılan Vatikan, İtalya'nın başkenti Roma'nın içinde bir 'şehir devleti.'

    Yüzölçümü: 44 bin metrekare
    Nüfusu: 921
    Resmi Dil: Latince

    Bu sembolik devletin üzerinde bulunduğu alan mimarlık harikalarıyla dolu. St. Pietro Bazilikası, Sistine Şapeli ve Mimar Bernini tarafından yapılan St. Pierre Meydanı, Vatikan'ı mimarlık tarihiyle ilgilenenler için de vazgeçilmez bir seyahat noktası haline getiriyor.

    Görevlerini babalarından devralan rengarenk giysiler içindeki 80 İsviçreli muhafız ise Vatikan'ın ordusunu oluşturuyor.

    Katolik mezhebinin merkezi Vatikan 'Papalık Divanı' adı verilen Ruhban sınıfı tarafından yönetiliyor. Hiyerarşinin en üst noktasında ise Katoliklerin ruhani lideri Papa yer alıyor.
    Vatikan'ın gelir kaynakları

    Vatikan'ın gelirleri resmi kaynaklarda, katoliklerden toplanan kilise vergileri, bağışlar, yayınlar, hediyelik eşyalar ve posta pulları olarak sıralanıyor ancak 200'den fazla dergisi, 154 radyo ve 49 televizyon kanalı olan Vatikan'ın faiz ve hisse senedi, tahvil, bono gelirlerinin de milyarlarca doları bulduğu ifade ediliyor.

    Bu finansal kuvveti aynı zamanda, Vatikan'ın çeşitli olaylarda adının lekelenmesine de yol açtı.
    Örneğin, 'Tanrının Bankacısı' lakaplı İtalyan banker Roberto Calvi'nin akladığı yüz milyonlarca doların Vatikan Merkez Bankası hesaplarına aktarması ve daha sonra öldürülmesi.

    Papa 2'nci Jean Paul'un ise bu olayın üzerine gittiği sırada Mehmet Ali Ağca tarafından vurulması ile ilgili iddialar, Vatikan'ın dünyevi faaliyetleri ile ilgili ciddi soru işaretleri ortaya çıkardı.
    Vatikan'ın siyasi kuvveti ise, Haçlı seferlerinin düzenlendiği dönemlerdeki seviyede olmasa bile buradan çıkan mesajların pekçok hükümetin, kök hücre araştırmaları, kürtaj gibi konularda hatta dış politikasının belirlenmesinde önemli rol oynadığı yadsınamaz bir gerçek.

    Papa 16'ncı Benedict'in kısa bir süre önce İslamiyet ve Hz. Muhammed hakkında söylediklerinin yol açtığı siyasal karmaşa göz önüne alınınca bu Vatikan'ın dünyadaki reel politika üzerindeki etkisi daha da açık bir şekilde ortaya çıkıyor.


    Papa 16. Benedikt kimdir?

    16. Benedikt, Vatikan’ın resmi listesine göre, Katoliklerin 545. Papa’sı. Bavyeralı bir Alman olan Papa’nın asıl ismi, Joseph Ratzinger.
    Papa 16. Benedikt kimdir?

    16. Benedikt, Vatikan’ın resmi listesine göre, Katoliklerin 545. Papa’sı. Bavyeralı bir Alman olan Papa’nın asıl ismi, Joseph Ratzinger.
    1981’de, Vatikan’daki en önemli kurumlardan biri olan Dinsel Öğretiler Kurulu Başkanlığı’na getirildi. 2002’de 75 yaşını doldurduğu için emekliye sevk edilmesi gerekiyordu, ama Papa’nın özel talimatıyla, yaş sınırını aşmış olmasına rağmen görevde tutuldu.

    Ratzinger, Papa seçilene kadar, tam 24 yıl boyunca Dinsel Öğretiler Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. Bu kurul, Vatikan’ın eski Engisizyon Kurumu’nun devamı niteliğini taşıyor.

    Ratzinger’in muhafazakarlık ve tutuculuğu görev yaptığı kuruma da yansıdı. Dinsel Öğretiler Kurulu, Ratzinger’in başkanlığı süresince muhtelif katolik ilahiyatçılarını ve din adamlarını görüşlerinden dolayı yargılayan, gerekirse kızağa çeken bir kuruma dönüştü.

    Ratzinger, kardinallik döneminde, siyasi konularda görüş belirtmekten de çekinmedi.

    Avrupa Birliği konusunda Hıristiyan kimliğin önemli olduğuna inananan Ratzinger, bu yüzden Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alınmasına karşı görüş açıklamıştı.

    Ratzinger, Ağustos 2004’te Le Figaro Magazine’ye verdiği demeçte şu ifadeleri kullanmıştı; “Avrupa coğrafi değil, kültürel bir kıtadır. Türkiye, bu bağlamda tarih boyunca Avrupa’yla çatışan, bir başka kıtayı temsil etmiştir (&#8230:KK66: dolayısıyla iki kıtayı birbiriyle özdeşleştirmek bir hata olur.”

    Joseph Ratzinger, Papa seçilmesinin ardından yaptığı ilk konuşmada, Hıristiyanlar arası birlik çalışmalarının kendisi için “öncelikli konu” olacağını belirtmişti. Papa seçilesiyle 6. Benedikt ismini alan Ratzinger, “dinlerarası diyalog” yerine, genelde “kültürlerarası diyalog” terimini yeğliyor.

    Benedikt’in, papalık tahtına oturur oturmaz, papalığın Dinlerarası Diyalog Kurulu’nu Papalık Kültür Kurulu’na bağlaması da dikkati çekici.
    Papa'nın tepki çeken sözleri

    Roma Katolik Kilisesinin ruhani lideri Papa 16'ncı Benedict'in Almanya ziyareti sırasında yaptığı bir konuşmada, İslam konusunda kullandığı ifadelerin yankıları sürüyor.

    Müslümanlar, konuşmada İslam'ın şiddet ve kılıç zoruyla yayılmayı ilke edinmiş bir din gibi sunulduğunu belirterek, Papanın özür dilemesi görüşünü dile getiriyor.

    Katolikler ise kendi inançlarına göre 'kutsal bir makam' olarak saydıkları Papa konumundaki bir kişinin eleştiri konusu yapılmasından rahatsızlık duyuyor.

    Vatikan Basın Bürosu dahil olmak üzere Katolik yetkililer, Papa'nın Müslümanları incitmek gibi bir niyeti bulunmadığını, 16'ncı Benedict'in sözlerinin yanlış anlaşıldığını savunuyor. Katolik yetkililer, Papanın sadece şiddet ile dinin birbiriyle bağdaştırılamayacağını söylemeye çalıştığını ileri sürüyor.

    Kimi yetkililer, Papanın sadece alıntı yaptığından bahsederek, gösterilen tepkiyi abartılı buluyor. Buna karşılık kimi gözlemciler, alıntı yapmış olan Papa'nın tepkilere neden olan konuşma metninde, üslubu garip bulsa da, alıntıda dile getirilen görüşlere öz itibarıyla katıldığının açıkça ortada olduğu görüşünde.

    Papa'nın konuşmasında, İslam konusunda kullandığı ifadelerin tam metni şöyle:

    "Yakınlarda Bizanslı bilge imparator İkinci Mihail Paleologos'un diyalogunun Prof. Theodore Khoury (Muenster) tarafından yayımlanan bölümlerini okuduğum esnada, Tanrının doğasına ilişkin akıl ile düşünürken, zihnime gelenler şunlar oldu: Bu, muhtemelen bir kış mevsiminde 1391'de Ankara yakınlarında eğitimli bir Farisi ile Hristiyanlık, İslam ve ikisinin geçerliliği hakkında yapılmış bir diyalogdur. Bu diyalog, bilahare 1394-1402 arasında, Konstantipoli kuşatması sırasında, muhtemelen bizzat imparator tarafından kaleme alınmış olmalı. Kendi açıklamalarının Farisi muhatabınınkilere oranla çok ayrıntılı olması da bundan kaynaklansa gerek. Diyalog, Kitab-ı Mukaddes ve Kur'an'da mevcut dinin yapıları üzerinde odaklanıyor.

    Özellikle Tanrı imajı üzerinde duruluyor. Doğal olarak, üç şeriat ya da üç hayat düzeni diye de adlandırılan Eski Ahit, Yeni Ahit ve Kur'an arasındaki ilişkilere de değiniliyor. Bu derste benim bahsetmek istediğim konuya gelince... Ben, din ve akıl çerçevesinde, diyalogun bütünü içerisinde oldukça marjinal bir yer işgal eden tek bir konuya değineceğim. Zira bu beni çok etkiledi ve de bunu konuya ilişkin düşüncelerim için bir kalkış noktası olarak kullanacağım. Prof. Khoury'nin yayımladığı diyalogun yedinci bölümünde imparator, cihat, kutsal savaş konusuna değiniyor. İmparator, (Kur'an'daki) 2'nci suretin 256'ncı ayetinde, 'Din konusunda zorlama yoktur' denildiğinden elbetteki haberdardı. Uzmanlar, bunun başlangıç dönemindeki surelerden biri olduğunu söylüyorlar.

    O dönemde Muhammed, güçsüzdü ve de tehdit altındaydı. Ama imparator, doğal olarak, kutsal savaş konusunda müteakip dönemlerde gelişmiş ve Kur'an'da belirlenmiş diğer düzenlemelerden de haberdardı. İmparator, ayrıntılara dalmaksızın, bir Kitap sahibi olanlar ile 'acımasızlar' arasındaki davranış farkını izah etmek için, bizi hayrete düşüren sert bir üslupla muhatabına, genel anlamıyla din ve şiddet ilişkisi bağlamında basit bir temel soru yöneltiyor: (Hadi bana Muhammed'in yeni olarak ne getirdiğini göster! Bu konuda, kendisinin vaaz ettiği dini kılıç ile yayma emri türünden kötü ve insanlık dışı şeylerden başka bir şey bulamazsın). İmparator, böylesine ağır bir ifade kullanmasının ardından, dini şiddet aracılığıyla yaymanın neden akıl dışı olduğunu ayrıntılı biçimde izah ediyor.

    Şiddet, Tanrının doğasına ve ruhun doğasına zıttır. İmparator diyor ki, (Tanrı kandan hoşlanmaz. Akla göre davranmamak, Tanrının doğasına zıttır. Din, bedenin değil, ruhun ürünüdür. Dolayısıyla birini dine çekmek isteyen kişinin, şiddet veya tehdide değil, iyi konuşmaya ve doğru bir şekilde akıl yürütmeye ihtiyacı vardır. Makul bir insanı ikna edebilmek için, ne kola ihtiyaç vardır, ne vurabilecek bir şeye, ne de bir insanı ölümle tehdit etmeye yarayacak başka bir araca!).

    Bu diyalogda, şiddet aracılığıyla dine çekmeye muhalefet bağlamında en önemli husus şudur: Akla göre hareket etmemek, Tanrının doğasına zıttır. Yayıncı Theodore Khoury, yorumunda diyor ki: Grek felsefesi içinde yetişmiş imparator için bu son derece net bir konudur. Ama Müslümanlık öğretisinde ise Tanrı mutlak anlamda aşkındır. Onun iradesi bizim kategorilerimizden tümüyle bağımsızdır. Buna akıllılık, makuliyet de dahildir. Khoury, bu bağlamda ünlü Fransız İslambilimci R. Arnaldez'in bir eserine de bir atıfta bulunuyor. Buna göre İbn-i Hazm, işi, Tanrıyı kendi kelamından bağımsız olmaya kadar götürerek, O'nun bize hakikati açıklamak gibi bir zorunluluğu dahi olmadığını belirtiyor. Eğer o irade buyurmuş olsaydı, insan putperestliğe de tabii olmak zorundaydı diyor"
     
  2. 29 Kasım 2006
    Konu Sahibi : 1BukeT
  3. AYN

    AYN SİDİKLİ Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    1.495
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    106
    paylaşımın için sağol betüş,vatikan hakkında bu kadar bilgim yoktu,merak ettim,görmek isterim burayı
     
  4. 29 Kasım 2006
    Konu Sahibi : 1BukeT
  5. EU2

    EU2 Guest

    Müslümanlıkta zorlama yoktur, şiddet yoktur. İnsanlar iran uygulamalarını göre göre şiddetle müslümanlığı bağdaştırır hale geldi. Şeriyat kol kesme baş kesme değildir. İran'ın uygulamaları şeriyat ve din adı altında diktatörlük kurmaktır. Hz Muhammed (sav) zamanında da, müslümanlık kılıçla yayılmadı diye biliyorum ben, hatta bu konu üzerinde hassasiyetle duruldu ki, müslümanlığı seçenler bir daha bu yoldan vazgeçmesin. Asıl onlar kendi haçlı seferlerini unutmasınlar. Hatta daha yakın tarihe ortaçağa bakarsak engüzisyon mahkemelerini hiç unutmasınlar! Gerçi engüzisyon mahkemelerinin bu konuyla pek bir alakası yok ama, yargısız infaz da şiddettir! Karanlık geçmişlerini göz ardı etmesinler. Hristiyanlar bu politikayı hep sürdürdüler, yani başka dinlere çamur atmayı kendilerine bir borç bildiler. Kanıt için de malzeme ellerinden hiç eksik olmadı. Gerçekleri Papa da gayet iyi biliyor, ama çamur atma politikasını geleneğe uyarak sürdürmeye devam ediyor. Sokakta dolaşan insanları da araştırmadıkları için sadece gördüklerine ve duyduklarına inanıyor. Boşuna değildir Kur'an daki ilk emirin "oku" olması..
    Bazı gerçekler Dan Brown'un Da vinci Şifresin'de vurgulandığı için önceki Papa tarafından toplatılmaya çalışıldı ki bu kitapta incilin değişikliğe uğratıldığına bile dikkat çekiliyordu.