vazgeçişlerinin yaşandığı zamanlar

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve realist tarafından 13 Kasım 2007 başlatılmıştır.

    13 Kasım 2007
    Konu Sahibi : realist
  1. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    Bir hiç uğruna yaşattığın acıların bir hiç uğruna ruhunu kemirdiğini anladığın anlardır, vazgeçişlerinin yaşandığı zamanlar…
    Ruhunu bedeninden ayıran vakitlerdir, ruhunu saflaştırdığın anlar…
    Bedenine çakılı kalmış acılarının işkenceyle çıkarmak istersin yüreğinden ve beyninden, ne kadar iyi işkence yaparsan o kadar iyi yontarsın acılarını…
    Gözlerinin derinlere daldığı anlarda tekrar anlarsın;
    “Hangi işkence yüreğini silebilir ki…”
    Ve hangi yolda yürürsen tekrar karşılaşmazsın aynılarıyla…
    Sığınmaz acıların tek kişilik bedenine, tek kişilik değildir çünkü onlar…
    Tek kişilik olmaya müsait değildir senin diken devesi kaplı yüreğin…
    Yürek savaşır, yürek yarışır kendiyle en çok… Tek kişilik bir savaştır ve galip gelen yenilenin kardeşidir aslında. Kim yenerse yensin iç acır, kanar…
    Kanayan yaranın zordur kapanması…
    Uçurumdan atmaya çalıştığın ve her seferinde ya beraber yuvarlandığın ya da eline zamkla yapıştırılmış gibi çıkmayan acıların izin vermez onları yok etmene, sen ne kadar didinsen de…
    Hangisinin doğru olduğuna karar veremezsin, kararsız senaristler gibi, öldürsen mi, yaşatsan mı başkarakteri…
    Bir meyve ağacının meyvelerini saymaya başlarsın saymayı yeni öğrenmiş çocuklar gibi, oyunlar bulursun kendine, unutmak için her şeyi…
    Kolay değildir hiç bir şey, Kolay da kolay değildir…
    Kolay demek yolun yarısını tamamlamak değildir, hep denildiği gibi…
    Kolay olmaz sileceklerin tüm camı silmesi…
    O yüzden bir hiç uğruna yaşattığın acıların bir hiç uğruna ruhunu kemirdiği anlardır, vazgeçişlerinin yaşandığı zamanlar,
    Ve sen her vazgeçişte aslında yeniden sarılırsın vazgeçmeye çalıştığın her şeye…
    Ve bağlarsın onları bedeninin en saklı bölgelerine
    Ve sen hep o yüzden her sabah bir iç çekersin onları yerine yerleştirmek istercesine…
    Sen diye bahsedersin şimdi olduğu gibi ikinci tekil şahıstan, yani kendine hep”sen” dersin yani ben’e…
    Ben işte hep bu yüzden “ben” diye konuşmam,
    Yabancı olduğumdan en çokta kendime beklide…
    Hükmetmez hiçbir komutan kendisine…
    O yüzden” ben” hep “sen” olur hayatımın en kangren dönemlerinde…
    İşte ben hep o yüzden bedenime çakılı kalmış acılarımı işkenceyle çıkartmaya çalışırken hep “ sen “ derim kendime…
    İnsan kendi kendine işkence yapamaz diye…


    Sen yani Ben…

    Boğuldukça öğreniyorsun girdaplı vakitlerde yüzmeyi…


    alıntı