veresiye vere vere..

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve xxAyxsxeGxuxlxx tarafından 7 Ekim 2007 başlatılmıştır.

    7 Ekim 2007
    Konu Sahibi : xxAyxsxeGxuxlxx
  1. xxAyxsxeGxuxlxx

    xxAyxsxeGxuxlxx Aktif Üye Üye

    Katılım:
    8 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    403
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    Anladım; ben bu ödemelere yetişemeyeceğim.

    Artık biliyorum; otuz dört saat de olsa bir günüm, on üç buçuk gün sürse de bir haftam, altmış iki gün çalışsam da her ay, ben bu canavarı doyuramayacağım.

    Leasingde bedenim; yaşamak için uğradığım dünyada üç kuruşa satılacağım. Konsolidasyon, morotoryum falan derken, haraç mezat ya da açık eksiltmeyle tedavülden kalkacağım.

    Yalan söylemez geceler, yalnızlık yalan söylemez; yapayalnızken dinlenen Beatles şarkıları hiç yalan söylemez.

    Önce reklamları çıkartacağım hayatımdan; yarın güneş vergisiz, zamsız, bedava doğduğunda.

    Su içeceğim susadığımda; gazsız, tatsız, katkısız buz gibi su içeceğim içim yandığında.

    Sımsıcak bir öpücük ya da daldan yapılmış bir kalem olacak vereceğim en pahalı hediye; makasla kesilmiş bir kredi kartı, veresiye hayatım bekleyecek çöp sepetinde.

    Likit kristal bir ekrana bakmayacağım, “seni seviyorum” dediğimde; en lezzetli yemekleri yiyeceğim, bir duvar üzerinde, bir ağaçın dibinde ya da küçücük, ısınıveren evimizde, dizlerimiz değerken birbirine.

    Çatlamasak da olacak, kapalı televizyon karşısında, loş ama hoş ışık altında yaptığımız sohbet sonunda.

    Sağlığımın gitmesi için de para harcamayacağım, geri gelmesi için de; sadece çaba harcayacağım yürüyerek gidip gelmek için işime.

    Kaldırım çiçeklerini görerek ya da tabeladaki: “cilt bakımı, sir, kirpik perması, kaş - kirpik boyama, kaş şekillendirme, masaj, pasif jimnastik, makyaj, epilasyon, ağda, manikür, pedikür, el ayak bakımı - “güzellik“ merkezi...” yazısına gülerek bineceğim bisikletime.

    Sigarasız bir şehir kovboyu dolaşacak, çizik kaportalı, ek taşıt pullu araç sürülerinin arasında; sıcak bir karşılama beklerken İpek Yolu’nun sonunda.

    Doğal olacak tavırlarım, her fırsatta toprağa değecek ayaklarım; yorganım yıldızlar; bakir bir ülkenin avantajını yaşayacağım tatil olduğunda.

    “O da olmayıverecek” elimden geleni yapsam da ama çok mutlu olacağım “o da olursa”.

    “Nerde kalmıştık” duyulacak enkazın başında, dumanların arasında.

    Girmeyeceğim; üstümün başımın arandığı, güvenilmediğim ortamlara; duymayacağım; “beni de al” seslerini, dolaşırken reyon labirentleri arasında.

    Küçük bir fileyle gideceğim, Kel Bakkal’a da , Seyran Pazarı’na da.

    Basit ve temiz olacak giysilerim; markalara takılmayacak gözlerin, bu ülkeyi ne kadar sevdiğimi anlattığımda.

    Titremeyeceğim uydular cebime ulaştığında; para kazanmak zorunda kalmayacağım, sathı değil, faturalı hattı müdafaa uğruna.

    Yüzde on sekiz katma değersiz, bir “merhaba” diyeceğim yeni hayata; güneş yarın bedava doğduğunda, cebime “harca” diye konduğunda...



    Yazarı :düş hekimi yalçın ergir