William Shakespeare - Macbeth

Konusu 'e-Kitap Roman, Öykü ve Anı' forumundadır ve Elif tarafından 31 Aralık 2006 başlatılmıştır.

    31 Aralık 2006
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.607
    Beğenildi:
    5.137
    Ödül Puanları:
    438
    DUNCAN − Kan içindeki bu adam kim? Ayaklanmayla ilgili en yeni haberleri verebilecek gibi gözüküyor.
    MALCOLM − Benim tutsak düsmemem için yigitçe çarpısan çavus bu. Merhaba yigit arkadas! Sen bıraktıgın
    sırada dövüs nasıl gidiyordu, anlat krala. SUBAY − Ne olacagı belli degildi. Sarılıp, birbirinin kımıldamasını
    önleyen, iki bitkin yüzücü gibiydiler. Acımasız Macdonwald, tam isyancı olacak bir adam, dünyada ne kadar
    kötülük varsa hepsi onda, batı adalarından yaya atlı pek çok asker toplamıs. Talih de, asinin kahpesiymis gibi
    davranıp, onun ilençlenesi kavgasına güler yüz gösteriyordu. Ama bütün bunlar yetmedi. Çünkü kahraman
    Macbeth, bu niteleme onun hakkıdır dogrusu, talihe aldırmadı; O, yigitligin gözdesi, adam öldürmekten kan
    tüten kılıcını çevreye savurarak yolunu açtı, o köle herifle yüz yüze gelinceye kadar. Karsılasınca da
    selamlasmaya fırsat bırakmadan onu göbeginden çenesine kadar ikiye ayırdı. Sonra da kafasını
    mazgallarımızın üzerine dikti. DUNCAN − Ah yigit kardesim benim! Degerli adamdır o!
    SUBAY − Günesin ilk ısıklarının geldigi yerden, korkunç fırtınalar, gök gürültüleri geldigi gibi huzurun da
    gelecegi umulurken büyük bir huzursuzluk tastı bu kaynaktan. Dinle, Iskoçya hükümdarı, dinle; yigitlikle
    bezenmis haklılıgımız karsısında, Irlandalı piyadeler henüz tabana kuvvet kaçısmıslardı ki Norveç Kralı
    durumun kendisi için elverisli oldugunu görerek, elinde yepyeni silahlar, arkasında taze güçlerle yeniden
    saldırıya geçti.
    DUNCAN − Bu, bizim komutanlarımız Macbeth'le Banquo'yu ürkütmedi mi?
    SUBAY −
    Evet; serçelerin kartalları, tavsanın aslanı ürküttügü kadar. Her seyi oldugu gibi söylemem gerekirse, onlar üst
    üste çift gülleyle doldurulmus toplar gibiydiler. Düsmana darbe üstüne darbe, darbe üstüne darbe indirdiler.
    Bütün bunlar yaralılardan akan kanda yıkanmak, ya da tarihe bir ikinci Golgotha geçirmek için degilse ne

    içindi bilmiyorum... Ama yaralandım, yaralarım yardım diye bagırıyor. DUNCAN − Yaraların gibi sözlerin
    de sana uygun: her ikisinde de onur tadı var... Gidin ona cerrah bulun. (Subay hizmetlinin yardımıyla çıkar.
    Rosse girer.)
    Bu gelen kim?
    MALCOLM − Degerli Rosse Beyi.
    LENOX − Gözlerinden telas okunuyor! Duyulmadık haberler verecek bir insan gibi bakıyor. ROSSE −
    Tanrı hükümdarımızı korusun!
    DUNCAN − Nereden geliyorsun degerli soylu?
    ROSSE − Fife'tan, ulu hükümdarım, Norveç bayraklarının gökle alay ettigi, dalgalana dalgalana halkımızı
    üsüttügü yerden. Norveç Kralı, hain Cawdor beyinden de yardım alarak, pek büyük sayıda askerle belalı bir
    savasa giristi. Ama sonunda Tanrıça Bellona'nın sevgili Macbeth'i, silahlarını kusanarak, onunla boy
    ölçüsmeye hazırlandı. Güce karsı güç, silaha karsı silah, düsmanın hızını kesti. Kısacası zafer bize düstü.
    DUNCAN − Ne büyük mutluluk!
    ROSSE − Öyle ki, artık Norveç Kralı Sweno barıs isteginde. Ama biz, Saint Colm Adası'nda on bin taler
    almadan ölülerini gömmelerine izin vermedik. DUNCAN − Cawdor Beyi denen o hain bir daha bizi
    aldatamayacak. Gidin, hemen öldürülmesini söyleyin; onun unvanıyla da Macbeth'i selamlayın. ROSSE −
    Buyrugunuzu yerine getiririm.
    DUNCAN − Onun yitirdigini soylu Macbeth kazandı.

    devamı için tıklayın