X Kuşağı-Yaşamımız ve Yeni Nesil Hakkında

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve BilgeGokcen tarafından 14 Temmuz 2007 başlatılmıştır.

    14 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : BilgeGokcen
  1. BilgeGokcen

    BilgeGokcen Aktif Üye Üye

    Katılım:
    5 Mart 2007
    Mesajlar:
    309
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    YAŞAMIMIZ VE YENİ NESİL HAKKINDA.!

    Almanya da ilk düzenli şehir içi ulaşım seferleri ile Başlangıçta orta ve alt sınıftan insanlar kenti bir ucundan bir ucuna gezme imkânına kavuştuklarında,
    Alman sosyolog Georg Simmel o korkunç teşhisi koymuştu;

    "İnsanlık tarihinde ilk kez iki insan yan yana bu kadar yakın oturup, bedenlerine dokundukları halde saatlerce birbirleriyle konuşmadan yolculuk yapıyorlar"

    Bir iletişimci olarak beni ilgilendiren, düşündüren, kaygılandıran bir saptama bu.
    "X KUŞAĞI". Bu yalnızlığa nicedir aşinayız.

    Çocuklarımız bir süredir, uyku öncesi masallarını yataklarının başucuna konan bir teypten dinliyorlar. Oyunlarını bilgisayarda oynuyorlar. Derslerini videodan izliyorlar, kahramanlarını televizyondan seçiyor, sevgilileriyle internette buluşuyorlar. Bütün bunlar olup biterken bir odanın içinde yapayalnızlar.

    Yüzyılın bizi getirip bıraktığı nokta burası.....

    Onlara "Biberon kuşağı" demek geliyor içimden.

    80 lerin ekonomik özgürlüğünü kazanmış, "yuppie" annelerinin "memelerim sarkar" endişesiyle emzirmeden yetiştirdiği bebekler, büyüyüp yüzyılın sonunda ergen oldular. Daha cinsellikle tanışamadan, AIDS ile karşılaştılar.
    Bu korkunun zoruyla, giderek yalnızlığın güvenli ıssızlığını keşfettiler.

    Şimdi "dokunmadan yaşamanın" tadını çıkarıyorlar. Markete gitmeden, internetten sipariş verip, bilgisayar aracılığıyla alışveriş yapıyor, doktorlarına röntgen filmlerini "mail"leyip, uzaktan muayene oluyorlar.

    Onlara "X kuşağı" da deniliyor ; "ölü kuşak" ya da "ne idiğü belirsiz nesil" anlamında...

    En belirleyici özellikleri yalnızlıkları...

    Danstan, "bir bele sarılmanın hazzı"nı anlayan büyüklerinin aksine, kulaklarında walkmanle "techno" ritminde tek başına dans etmekten haz alıyorlar. Sofra
    başında aileyle birlikte değil, odalarında ekran karşısında veya burgercide ayaküstü, ama mutlaka yalnız "atıştırmayı" tercih ediyorlar.

    Gazete okumuyor, "göz atıyorlar. DVD deki filmi zıplayarak izliyor, kitabı sayfa atlayarak okuyorlar. İnternette gezinirken, aynı anda telefonla
    konuşabiliyor, yemek yiyebiliyor, televizyon izleyebiliyor ve dergilere göz atabiliyorlar.

    Uzun konuşmalar yerine, kısa "sunuşları seviyorlar. "İnternette gevezelik" sitelerinden birine girip, yarattıkları yenidili görmelisiniz. Hep bir yere yetişme
    telaşındaymış gibi düşünen, konuşan, yazan bir neslin kendine özgü dilini
    kuruyorlar; "Hi" ile başlayıp "Bye" ile biten "N aber" sorusunun "N olsun" diye yanıtlandığı garip bir geyik muhabbeti.....

    En çok, kitapçılarda "ünlü Roman özetleri" türünden kitaplar görünce onları anımsıyorum. Yüzyılın başındakilerin hayata bakışlarımı değiştiren Kitapların sadece konularıyla ilgileniyorlar.

    Sağlıklı yaşıyor, iyi kazanıyor, kolay harcıyorlar....hem parayı hem dostlarını.....

    Markalarını, okullarını, kariyerlerini, ailelerinden, arkadaşlarından, fikirlerinden daha çok önemsiyorlar. Hayatı "zap" layarak yaşıyorlar. Bilgisayarlarında olduğu gibi özel hayatlarında da "sörf" yapmayı, derine dalmadan yüzeysel ilişkiler kurmayı, kök salmadan dolaşmayı yeğliyorlar.

    Bu "kök salamama" meselesi, Türkiye açısından özellikle önemli....

    Geçenlerde bir arkadaşım "Farkında mısın? "dedi, "hiçbirimiz dedemizin mezarının olduğu kentte oturmuyoruz artık" .

    Birinin televizyonda anlattığı öykü daha da dramatikti. Her gittiği yeri çiçeklerle bezeyen bir dostunun, son yerleştiği evinin bahçesini çırılçıplak bulunca nedenini sormuş. Şu yanıtı almış;

    "Ne zaman bir ağaç ektim de meyvesini yiyebildim ki...."

    Öylesine köksüz, öylesine göçebe, öylesine gezgin bir toplumuz ki hala...Yerleşemedik gitti..... Dedelerimizin mezarlarının olduğu yerleri terk ettikten sonra, ilkin evimizi, derken işimizi, aşımızı ve nihayet bütün yaşamımızı değiştirdik. Bütün bunlar yarım asır içinde olup bitti ve hepimizde öyle
    bir travma yaratti ki, hala altından kalkamıyoruz...



    Alıntı
     
  2. 14 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : BilgeGokcen
  3. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    Buna şükür ki hala Türkiyede yaşıyorum.Eline sağlık Bilge.
     
  4. 15 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : BilgeGokcen
  5. BilgeGokcen

    BilgeGokcen Aktif Üye Üye

    Katılım:
    5 Mart 2007
    Mesajlar:
    309
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    İlgin için teşekkürler canım...
     
  6. 15 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : BilgeGokcen
  7. suveda

    suveda Aktif Üye Üye

    Katılım:
    16 Şubat 2007
    Mesajlar:
    63
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Emegine saglik dogru vallahi ne denirki bunun üstüne.
     
  8. 15 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : BilgeGokcen
  9. suavea

    suavea Aktif Üye Üye

    Katılım:
    22 Ocak 2007
    Mesajlar:
    710
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    86
    Öylesine köksüz, öylesine göçebe, öylesine gezgin bir toplumuz ki hala...Yerleşemedik gitti..... Dedelerimizin mezarlarının olduğu yerleri terk ettikten sonra, ilkin evimizi, derken işimizi, aşımızı ve nihayet bütün yaşamımızı değiştirdik. Bütün bunlar yarım asır içinde olup bitti ve hepimizde öyle
    bir travma yaratti ki, hala altından kalkamıyoruz...
    çok etkileyici bir yazı teşekkürler sevgili BilgeGokcen
     
  10. 15 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : BilgeGokcen
  11. BilgeGokcen

    BilgeGokcen Aktif Üye Üye

    Katılım:
    5 Mart 2007
    Mesajlar:
    309
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Rica ederim kızlar, sizler de sağolun...