XX. Yüzyıl Polonya Edebiyatı Şiir Seçkisi

Konusu 'Yurtdışı Paylaşım Polonya' forumundadır ve EU1 tarafından 30 Nisan 2008 başlatılmıştır.

    30 Nisan 2008
    Konu Sahibi : EU1
  1. EU1

    EU1 Guest

    Leopold Staff (1878-1957)


    XX.yüzyılın en çok okunan şairlerindendir. Hukuk, felsefe ve filoloji eğitimi aldı. 1901 de Sny o potedze adlı şiir kitabı ile modernizmin özgün şairlernden birisi olarak tanındı. 1918 yılında yayımlanan Tecza lez i krwi şairin dokuzuncu şiir kitabıydı. İkinci dünya savaşına dek altı tane daha şiir kitabı yazdı. Bunların arasında en tanınmış olanları Sciezki polne (1919) Wysokie drzewa (1932) ve Barwa miodu (1936) sayılır. 1946 da Martwa pogoda'yı yazar. Bu üç kitapta şairin, klasisizmin kurallarına uygun eserler verdiğini görüyoruz. Daha sonra gelen eserleri Wiklina (1954) ve Dziewiec muz (1958) da ise klasisistik uyumun kırılışına özgür,ironik şiirlere tanık oluyoruz.
    Çevirmen olarak eski Yunanca ve Latince'nin yanı sıra, Fransızca, İtalyanca ve Almanca'dan da bir çok önemli eseri Leh diline kazandırmış bir kişilik olarak tanınır.


    Artık Günü Kapamak İstiyordum

    Artık günü kapamak istiyordum
    Okunmuş bir kitapmışçasına
    Bürünmek, kara sessizliğe
    Yatmak istiyordum o büyük güce.

    Tüm görkemi ile pencereden görünene dek tan kızıllığı
    Sevinç ve korku uyandıran hani
    Yangın gibi parlayan
    Bir orkestra gibi patlayan tıpkı.

    İşte yeni bir gün, yeni bir dünya
    Binlerce tansık oynaşıyor içimde
    Kalkıyorum ayaklarım üstüne
    Duruyorum upuzun bir merdivenin önünde

    Wiklina 1954 ***
    En son ben kaldım,
    Gömdüm tüm sevgili dostları.
    Gördüm, nasıl da değiştiğini yaşamın
    Ben de yaşam gibi değişmiştim tıpkı.

    İnsanı sevdim doğayı da,
    Geleceğe baktım hep aydınlık gözlerle,
    Bağımsızlığa taptım özgürlüğe de
    Dostum hem bulutla hem yelle.

    İstemedim hiç bronzdan anıtlar,
    Ne boru sesleri, ne gürültülü bravolar
    Boş bir oda kalacak benden geriye
    Fazla sözü edilmeyen sessiz bir ünle.

    Dziewiec muz 1954
     
  2. 30 Nisan 2008
    Konu Sahibi : EU1
  3. EU1

    EU1 Guest

    Maria Pawlikowska- Jasnorzewska (1891-1945)


    Tanınmış ressam Kossak'ın kızı olan şair, Niebieskie migdaly (1922), Rózowa magia (1924), Pocalunki (1926), Dancing (1927) Wachlarz (1927), Profil bialej damy (1930) Surowy jedwab 1932, Balet powojów (1935) Szkicownik poetycki (1939) Róza i lasy plonace (1940) gibi pek çok şiir kitabı ile ünlendi.
    .
    Savaştan önce Skamander şiir grubuna yakındı. O dönemde yazdığı şiirlerin kahramanı, yaşamın güzelliği ile büyülenmiş,mutlu, bağımsız, çağdaş bir kadındı.

    Dancing adlı şiir kitabı ile bu kahramanın yerini, yaşamı tanıyan, deneyimli, ayakları yere basan bir kişi alır. Daha sonraki kitaplarında ise felsefi düşüncelere, doğanın kurallarına, spritüel konulara ağırlık veren bir şair olarak çıkıyor karşımıza.

    Oyun yazarı olarak, eğlenceli hafif konuların yanı sıra [ (Szofer Archibald (1927), Powrót mamy (1935)] totaliterizm karşıtı politik eserlerine de rastlanır [Mrówki (1936), Baba- Dziwo (1938)]

    1939'dan sonra İngiltere'de yazdığı şiirleri yakınlarına ve ülkesine duyduğu özlemi, savaşın dehşetini yansıtan şiirlerdir.


    Niye Gitmeli Türkiye'ye Mum örneği parlıyor tüy çiçekleri çalılar arasında ,
    Ve bahçe afyon sarhoşluğu ile titriyor gibi,
    Niye gitmeli Türkiye 'ye? Leylaklar kokuyor burada da,
    Yarım ay doğuyor solukça, Boğaz içindeyiz sanki.
    Tramvay geçerken çalıyor zilini,toz, gürültü,
    Dudakların rahatlokum gibi tatlı, sanki parlak bir halı,
    Otlar kesilmemiş burada uzun, tüylü,
    Ve arkamdaki yeşil şalsa Peygamberin cihat bayrağı.

    Yalnız kaldık haremde Bey ile gözdesi gibi…
    İçebiliriz gözlerimizle karışıklığı,
    Ben solgun Leyla sen Mehmet Ali,
    Doğunun gizleri içinde en güzel, en tatlı!

    Kıvrılırken Khewida'nın dumanı halka, halka
    Salıyor kokusunu altın renkli kasımpatılardaki kafiyeye.
    Sessizlik Türkçe, yabancı- Allah'a!
    Niye gitmeli Türkiye'ye, o uzak Türkiye'ye?


    Wachlarz 1927

    Aşk

    Sürekli düşünüyorsun,inatçı ,saklı, gizli
    Pencereye bakıyorsun, sıkıntı var gözlerinde
    Her şeyden çok severdin beni hani ?
    Kendin söylemiştin ya geçen sene

    Gülüyorsun da, bir şeyler var bunun ardında
    Gökyüzüne bakıyorsun bulutlardan heykellere
    Hani ben gökyüzüydüm, dünyaydım ya ?
    Kendin söylemiştin ya geçen sene.

    Surowy jedwap 1932
     
  4. 30 Nisan 2008
    Konu Sahibi : EU1
  5. EU1

    EU1 Guest

    Julian Tuwim (1894-1953)


    Felsefe ve hukuk eğitimi gördü. Skamander şiir grubunda yazmaya başladı. Epik ve lirik şiirlerin yanı sıra, satirik şiirler, şakalı diyaloglar, vodviller ve şarkı sözleri de yazmıştır. İki savaş arası dönemin en ünlü kabare yazarıdır. Rusça'dan, Fransızca'dan, Latince'den, İngilizce'den yaptığı çevirileri de vardır.

    Czyhanie na boga (1918), Sokrates Tanczacy (1920), Siódma jesien (1922), Wierszy tom czwarty adlı şiir kitaplarında günlük yaşamın olağanüstülüğünü anlatan iyimser şiirler varır. Slowa we krwi (1926), Rzecz czarnoleska (1929) Tresc gorejaca (1936) da varoluşu ve kırılganlığı toplumsal düzeyde sorgulayan bir virtiöz çıkıyor karşımıza. Bal w operze (1936-baskı 1946) de ise belacı bir yaklaşımla yazıyor şiirlerini şair.

    Eski kitap koleksiyonculuğu da yapan Tuwim, kültür ve gelenek araştırmacısı olarak da ün kazanmıştır. Bu alanda yaptığı araştırmaları içeren kitaplarının bazıları: Czary i czarty polskie oraz Wypisy czarnoksieskie (1923), Polski slownik pijaski i Antologia bachiczna (1935), Cicer cum caule czyli Groch z kapusta (1958-1963), Polska nowele fantastyczna (1949), Ksiega wierszy polskich XIX wieku (1954)

    Savaş sırasında Polonya'dan ayrılan Tuwim, 1946'da yeniden ülkesine döner. Bu sırada da Kwiaty polskie (1949'da basıldı) adlı eserini yazar. Pek çok ödülü vardır.


    Her Şeyi Bırakabilirdim

    Her şeyi bırakabilirdim. Her şeyi, anında,
    Kutno'ya veya Sieradz'a yerleşebilirdim sonbaharda.

    Kutno'da veya Sieradz'da, Rawa'da veya Leczyca'da,
    Giriş katında bir eve taşınabilirdim sakin bir sokakta.

    Sıcak, dar, ama sevimli o evde.
    Bol bol uyunur, sıklıkla içilirdi de.

    Sabahları horozlar öterdi çitlerde,
    Komşular aptallaşırlardı şiştikçe.

    Kahveye gider, otururdum bir köşeye,
    Dönmeyenin ardından ağlardım sessizce

    Seninle bir kadeh şarap eşliğinde konuşabilirdim:
    "Ne var canım? Ne oldu biriciğim?"

    Sen gürültüden bunalmış, başkent özleminde misin?
    Sıkılırdın burada, Kutno'da ya da Leczyca'da, ne dersin?

    Hiçbir şey canım , hiçbir şey söylemezdin,
    Sabaha kadar şöminedeki rüzgarı dinlerdin…

    Ve derin, derin düşünürdün korkuyla ve özlemle
    Burada ne arıyor acaba, bu Kutno'da ya da Leczyca'da diye.

    Siódma jesien 1920

    Kambur

    Kravatlar güzel de

    Onlardan bana ne bu kambur oldukça bende?



    Şu gümüşi çizgilisi
    Yakışırdı yüzüme
    Ama boşuna, ne yazık ki
    Fark etmezdi ki onu kimse

    İsterse gök kuşağı renginde olsun
    Ya da papağanlar kadar renkli
    Kimse, "Ne güzel bir kravat!" demezdi de
    Herkes,"Ne korkunç bir kambur!" derdi.

    Bana uzun bir şal gerekli
    Şalların en mükemmeli!
    Onu öyle güzel bağlarım ki,
    Asla tanıyamazsınız beni!
    -Ah! Ah!-diye fısıltıyla-
    Ne kambur ama!
    İyi de… niye bayım asılısınız siz şu kravatın ucunda?

    Wierszy tom czwarty
     
  6. 30 Nisan 2008
    Konu Sahibi : EU1
  7. EU1

    EU1 Guest

    Julian Przybos (1901-1970)


    Köylü bir aileden gelen şair, özünü asla inkar etmediği gibi, köylü olmanın, düş gücünün kaynağını oluşturduğunu ileri sürdü. Edebiyat fakültesini bitirdikten sonra, 1923-1937 yılları arasında lise öğretmenliği yaptı. İkinci dünya savaşı sırasında Lwow'da kütüphanede çalıştı. Gestapo tarafından tutuklandıktan sonra bir süre tarımla uğraştı. Savaştan sonra (1947-1951) İsviçre'de diplomat olarak görev yaptı. Ülkeye döndükten sonra ise pek çok derginin redaktörlüğünü üstlendi, edebiyat eleştirmeni olarak değerli yazılar yazdı.

    Krakov Avangardlarının en önemli temsilcisidir. Sruby (1925), Oburacz (1926), Z ponad (1930), W glab (1932) adlı şiir kitapları ile yetkin ve özgün stilini yansıttı. Kullandığı ilginç metaforlarla şiir dilinde devrim yapmıştır. Daha sonraki eserleri Póki my zyjemy (1944), Miejce na ziemi (1945), Najmniej slów (1955), Wiecej o manifest (1962), Kwiat nieznany (1968) ile sanatının doruğuna erişen şair kendinden sonra gelen Grochowiak, Karpowicz gibi pek çok şaire de esin vermiştir.


    Biz Yaşadığımız Sürece

    Topların gümbürtüsü alevler boyunca
    yükseldi,
    titremeyle sarsıldı gökyüzü.
    Güllelerin açtığı derin çukurlarda,
    tüfek dileniyorum, umarsız, aman dileyen ölüm mahkumu örneği
    Bağırıyorum yalnızca- hedefsiz hani,
    yaralıların ve ölülerin arasından kalkıp da.
    Bakışım bombaların menzilinde, yıkıntılar içinde
    ulaşıyor ta Varşova'ya

    Gürültüden sağırlaşan kulaklarıma ulaşıyor
    bir adam çığlığı ve kurşun gibi sessizlik

    O sırada kardeşim ölüyor.
    Elveda size , başlarını yurtdışına taşıyanlar
    silahtan kaçanlar
    Bu yıkıntı sığınakta
    son nefesinde sağ kalanların
    yaratabilirim ulusal marşımızı yeniden.

    Póki my zyjemy-1944



    Tatralardan Duyuyorum
    kayaların patlamayan gümbürtüsü bu boşluğu aşağıya fırlatıyor.

    Bu- ana rahminden şelale ile koparılan suyun çığlığı
    Ve
    sessizliğin gümbürtüsü

    Korkutucu bakışla fırtınaya kapılmış, bu dünya
    susuyorum.
    Ancak-
    Senin ölümünü,Tatraların o lacivert tabutuna sığdıramıyorum
    Bu gıcırtı
    çekiç sesi,
    sedadan koparılan
    Bu işte yalnızca tüm yaşamının hepsi,
    avuçlarımdan kayan kaya parçası sanki
    Bu- yüreğin dizginlenmez çarpışı devrilmiş doruk
    Keder için- ne küçük
    Acı- sonsuz

    Ne kolay
    Doruğu avuçta tersine
    tutmak
    ve döndürmemek
    gözlerde tersine dönmüş dünya
    manzara tepe taklak
    hani gökyüzünü uçurumda yitirerek

    Zamarla Dağını titreyen avuçlarla gömmek
    Ne sessiz

    Równanie serca-1938
     
  8. 30 Nisan 2008
    Konu Sahibi : EU1
  9. EU1

    EU1 Guest

    Konstanty Ildefons Galczynski (1905-1953)


    Varşova Üniversitesinde Klasik filoloji ve İngiliz filolojisi eğitimi aldı. Klasik edebiyata karşı duyduğu hayranlığın izlerine eserlerinde rastlanır. "Kwadryga" grubunda yazmaya başladığında renkli ve marjinal bir kişilik olarak tanınıyordu. 1931-1933 yıllarında Berlin'de diplomat olarak görev yaptı. 1936'da çalışmaya başladığı "Prosto z mostu" adlı dergide büyük ün kazandı. Bu arada pek çok politik şiire de imzasını attı. Savaş sırasında esir kampında bulundu. Daha sonra Avrupa'da yaşadı. 1946 yılında ülkesine döndü.

    Grotesk romanı Porfirion Osielek czyli Klub Swietokradców' (1929) ile çıkış yaptı. 1931'de yazdığı Bal u Salomana adlı eseri, zamanın çarpıklıklarını gerçeküstü bir anlatımla yansıtıyordu. Yönetim karşıtı şiirlerinden oluşan ve 1937'de yayınlanan Utwory poetyckie adlı eseri şaire bir edebiyat ödülü kazandırdı.

    Savaş sonrası "Przekrój" dergisinde çalışmaya başladı. Bu dergide absürd ve yergisel yazı dizisi Zielona Ges'i yayınladı. Daha sonra sırasıyla, Zaczarowana dorozka (1948), Slubne obraczki (1949), Wiersze liryczne (1952) adlı şiir kitaplarını yazdı. Yaşamının son yıllarında Niobe, Wit, Stwosz, Piesni adlı tanınmış poemleri yayınlandı.

    Sanatçının eserlerindeki ortak odak figür, entelektüel yaşamla dalga geçen, hatta, alay eden lirik bir kişiliktir. Galczynski'nin eserlerinde gerçeküstü ögeler, şakacı, ironik,alaycı bir kostümle, karikatür havasında yansıtılır


    Büyülenmiş Fayton
    Natalya'ya-
    hani büyülenmiş faytonun feneri olan.
    I
    Allegro
    Artur'a sorun,
    Yemin ederim: yalan söylemiyorum
    Dosdoğru
    O telgrafta altı sözcük vardı:
    BÜYÜLENMİŞ FAYTON
    BÜYÜLENMİŞ FAYTONCU
    BÜYÜLENMİŞ AT.

    Krakov'un büyücüsü
    Ben Ali'ye göre
    "faytonu büyülemek diye
    bir şey olmazdı öyle,

    arabacının gözlerini
    kamaştırmak özel bir broşla yeterdi ya.
    İşte o zaman büyülemiş olurdun
    faytonu da faytoncuyla

    ama atı- yo hayır" Telefon ediyorum:
    _Selamlar, Ben Ali ile mi görüşüyorum?
    Acaba atı da ?
    _Hayır, Bayım kandırmışlar sizi… asla.

    Korkuyorum. Gece iki
    postacı kapıda direk gibi.
    Dik, dik oluyor saçlarım da
    doğru koşuyorum şamdana:

    BÜYÜLENMİŞ FAYTON?
    BÜYÜLENMİŞ FAYTONCU?
    BÜYÜLENMİŞ AT?

    İyi değil, kalbim. Başım da,
    üstelik arasından tüllerin ah
    görünüyor gümüş damları Krakov'un ya
    "secundum Joannem" sanki vah.
    Yıldızlar aşağıda ve yapraklar da
    büyüklü küçüklü ,onca
    Belki de olur ya,
    tuttum,ama unuttum?

    Belki kenti gezmek istedim
    İnsan gezmeyi sever.
    Arabacı bekledi, bekledi ve uyudu
    bıyıklarını uzattı uyku.
    Büyülediler onu belki
    yel, gece ve Ben Ali?

    BÜYÜLENMİŞ FAYTON?
    BÜYÜLENMİŞ FAYTONCU?
    BÜYÜLENMİŞ AT

    II
    Allegro sostenuto
    Venedik sokağından Sukennica'ya
    Götürdü beni Artur Ronard'la
    Ama bu kolay değildi ,ev doluyken etraf bunca
    Ve gece çılgın- yeşil olunca
    Çünkü Bayanlar Baylar,tüm Gece Karakov'unu geçmek gerekti boylu boyunca.

    III
    Allegretto
    Gece KUŞ DOLDURUCUSU
    Gece STENOGRAFİ KURSU
    Gece KRAL SZLAFRIA TİYATROSU
    Gece KOLUMBİA KORSELERİ
    Gece TRAMVAYLARI, Gece TABUTLARI

    Gece BERBERİ, Gece KASABI
    Gece ERKEKLER KOROSU ŞARKININ SESİ
    Gece SÜTÜ , Gece PEYNİRİ
    Gece DANSLARI- ÇİFTLİ

    Gece BU GÜNKÜ MÖNÜ TURŞULU SOSİS
    Gece MALLARIMIZ NEFİS

    Gece Levhası: KİLİSE ÖNÜ!
    Gece Tabelası: TYBERIUZ TROTZ BURADA

    gece dostları,sözün özü
    sonsuz gecede sonsuz rüzgarda.


    IV Allegro ma non troppo
    Bir evin yanında durduk, üstünde yazıyordu"Zencinin Yeri"
    (aah, o ev için neler, neler verilirdi)
    ama birden…bakın, telgraf şöyleydi:

    BÜYÜLENMİŞ FAYTON
    BÜYÜLENMİŞ FAYTONCU
    BÜYÜLENMİŞ AT

    Mariacka Kulesi ışığında parlıyordu kar.
    Düşünün yahu, atın gerçek kulakları var.

    V.
    Allegro cantabile Yelesi ve kuyruğu atın aklaşıyordu
    Yelse o yeleye ve ak duvağa üflüyordu.

    Düğüne gidiyordu arabayla ile genç kız
    yanındaysa bir denizci kara yağız

    Denizci,ciğersiz, aldatmış kızı hele,
    düşünmüş: bir gün:yüzeyim denizde
    bir balina onu indirmiş gövdeye.

    Sonra kız ölmüş aşktan,
    özlemden ve yalnızlıktan.

    Ama, aşk bu ,benzemez şuna buna,
    birleştirmiş onları aşk ölümden sonra.

    Şimdi büyülenmiş faytonla
    gelin, gidiyor, damatla
    o eski kiliseye, kent boyunca,

    ve orada o eski ilahilerle
    rahip, dolunay yüzlü olanı hani,
    bağlayacak ellerini birbirlerine

    gece çağlıyor. Aşık aşığa gurul, gurul sokuluyor
    ama ne yazık ki ,hep sabah oluyor da oluyor

    süslü tantanalı
    barok kapıların içinden
    her şey yitiyor birden…hep birlikte amen
    in saecula saeculorum:
    BÜYÜLENMİŞ FAYTON
    BÜYÜLENMİŞ FAYTONCU
    BÜYÜLENMİŞ AT

    VI
    Allegro furioso alla polacca
    Ama, arabacı kahvesinde,
    hani Kpiarska ile Kominarska'nın köşesinde,
    "Sarhoş Fil" valsi çalıyor da çalıyor,
    kavanozlardaki hıyarlar ekşiyor da ekşiyor.
    kupalar üzerindeki bıyıklar uzuyor da uzuyor
    bu kupalardan yayılıyor kokular ama,
    fayton faytonla
    at atla, koşuksa koşukla, bir oldukça
    ve de su Vistül'de aktıkça
    siz hepiniz de burada oldukça
    her yerde ve her durumda
    her zaman en azından bir tane
    ne bileyim, en kötüsü olsa bile
    bulunacak elbette:
    BÜYÜLENMİŞ FAYTON
    BÜYÜLENMİŞ FAYTONCU
    BÜYÜLENMİŞ AT

    Zaczarowana drozka 1948
     
  10. 30 Nisan 2008
    Konu Sahibi : EU1
  11. EU1

    EU1 Guest

    Czeslaw Milosz (1911-)


    Hukuk öğrenimi gördü. "Zagary" grubunun kurucularındandır. Savaş sırasında Romanya'da, Vilno'da ve pek çok gizli kültürel örgüt etkinliklerine katıldığı Varşova'da bulundu. Savaş sonrasında diplomat olarak New York, Washington ve Paris'te görev yaptı. 1951 yılında sığınma hakkını kullanarak, ülkesine dönmedi.1960'da Amerika Birleşik Devletlerine yerleşti. Berkeley Üniversitesinde Rus ve Polonya edebiyatı dersleri verdi.

    1980 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü aldı. Ancak eserleri çok uzun yıllar Polonya Halk Cumhuriyetinde yasaklanmıştı.

    Poemat o czasie zastyglym (1933) ile başlayan sanat yaşamı,hemen sonra yazdığı Trzy zimy (1936)adlı şiir kitabı ile belacı bir yaklaşıma bürünmüştü. Üçüncü şiir kitabı Wiersze (1940) adını taşıyordu. Savaş sırasında yazdığı bu şiirleri Jan Syruc adı ile yayınladı. Daha sonra Ocalenie (1945) adlı eserini yazdı. Washington'da bulunduğu sırada Traktat moralny (1947) adlı şiir kitabını yazdı. Bunu Swiatlo dzienne (1953) izledi.Şiir sanatında en olgun dönemini, Traktat poetycki (1957), Król Popiel inne wiersze (1962), Gucio zaczarowany (1965), Miasto bez imenia (1969), Gdzie wschodzi slonce i kedy zapada (1974), Utwory poetytckie (1976) ile ulaştı. Hymn o Perle (1982), Kroniki (1988),Dalsze okolice (1991), Na brzegu rzeki (1994), Piesek przydrozny (1997) ile şiir sanatında varolduğunu ve her zaman var olacağını göstermiştir.

    Milosz'un denemeleri çoktur. Ancak bunlardan bir kaç tanesini şöyle saymak mümkün: Zniewolny umysl (1953), Rodzinna Europa (1959), Widzenia nad Zatoka San Francisko (1969), Ziemia Ulro (1977), Swiadectwo poezji (1983), Metafizyczna pauza (1989), Rok mysliwego (1990), Szukanie Ojczyzny (1992), Abecadlo Milosza (1997) Zycie na wyspach (1997), Inne abecadlo (1998)

    Dolina Issy adlı 1955 de yazdığı otobiyografik romanın yanı sıra, 1969 da hazırladığı, The History of Polish Literature adlı edebiyat tarihi kitabı 1993'de Leh diline çevrilmiştir.
    Zbigniew Herbert başta olmak üzere, pek çok Polonyalı şairi İngilizce'ye çeviren Czeslaw Milosz kışın Kalifornia'da yazın ise ancak 1990'dan sonra dönebildiği ülkesinde (Krakov'da) yaşamını sürdürüyor.


    Campo Dı Fiori
    Roma, Campo Dı Fiori;
    Zeytin ve limon sepetleri,
    Şarapla yıkanmış,
    Çiçeklerle bezenmiş kaldırımlar,
    Masalara saçıyor satıcılar
    Pembe ürünlerini denizin,
    Siyah üzüm salkımlarını,
    Tüyleri üzerine düşen şeftalilerin.

    İşte tam bu meydanda
    Yakıldı Giordano Bruno;
    Tutuşturdu cellat,
    Bakışları altında, meraklı serserilerin
    Ve daha sönmemişti alevler,
    Doluverdiğinde tavernalar;
    Başlarında zeytin ve limon sepetleri,
    Ortalıkta dolaşırken satıcılar.

    Varşova, güzel bir bahar akşamı;
    Anımsadım Campo di Fiori'yi,
    Atlı karıncaların yanı başında;
    Neredeyse sıçrayıverecekti
    Parlak gökyüzüne genç çiftler,
    Gizlerken kıvrak bir ezgi,
    Getto'nun duvarları ardında
    Patlayan silah seslerini.

    Ve havada yakalıyordu
    Atlı karıncalarda eğlenenler,
    Rüzgarın yanan binalardan getirdiği
    Siyah kurum tanelerini.
    Ve yangınlardan gelen rüzgar,
    Savuruyordu genç kızların eteklerini.
    Varşova'da güzel bir pazar günü
    Neşeyle gülüyordu insanlar.

    Anlayan çıkar mı dersiniz bu tarih dersini,
    Varşovalıların ya da Romalıların
    Odun yığınlarını görmezden gelerek,
    Alışveriş yapmalarını, eğlenmelerini ve sevmelerini.
    Belki de başka biçimde yorumlar birisi;
    Çabucak unutmasını insanların,
    Ve daha sönmeden alevler,
    Her şeyin silinip gitmesini.

    Daha o zamanlar düşünürdüm
    Ölenlerin yalnızlığını,
    Ve sehpaya çıktığında
    Bulamadığını tek bir sözcük,
    Giordano'nun veda edebilmek için
    Geride kalanlara.
    Koşup gidivermişlerdi şarap içmeye,
    Neşeyle söyleşerek,
    Beyaz deniz yıldızlarını,
    Zeytinlerini ve limonlarını satmaya.
    Artık çok uzaklardaydı Giordano,
    Yüzyıllar geçmişçesine aradan;
    Oysa yok olup gitmesini izlemek,
    Yalnızca sürmüştü bir an.

    Çoktan unuttu dünya,
    Sahipsiz ölüp gidenleri;
    Uzak gezegenlerden gelmişçesine,
    Yabancı kaldı bize sözcükleri.
    Artık bir söylence olacak tüm bunlar,
    Ama bir başka Campo di Fiori'de
    Sözcükleriyle bir başkaldırı başlatacak ozan,
    Yıllar geçince aradan.

    Ocalenie 1945


    Porselene Ağıt

    Dere kenarında yayılıp kalan,
    Pembe tabakçıklarım benim,
    Çiçekli fincancıklarım,
    Tanklar geçerken oradan.
    Küçük bir yel üzerinizden uçuyor,
    Yağıyor kuştüyü yorganın tüyleri.
    Kara izlerin üzerine, üzerine vuruyor
    Kırılmış elma ağacının gölgeleri.
    Baktığın toprak kaplanmış da
    Kırıntı köpükleriyle dalga, dalga
    Efendim ,hiçbir şeye yanmam ya
    Çok acıyorum porselen takımlara

    Ucu ucuna kalkıyor sabah
    Ufuk çizgisi üzerinde
    Duyuluyor toprağın inlediği yerde
    Küçük tabakçıkların çıtırtıları ah.
    Ustaların paha biçilmez düşleri
    Donmuş kuğuların tüyleri
    Yerin dibine giriyor
    Bırakmadan geriye hiçbir anı izleri.
    Ben de zar zor kalkıyorum sabah
    Dolaşıyorum dalgınım da
    Efendim hiçbir şeye yanmam ya
    Çok acıyorum porselen takımlara.

    Düzlük, hani ta uzanan Güneşin kıyılarına
    Kaplı porselen kırıklarıyla
    Kepir köpür kalın katmanlarıysa
    Çatırdıyor botlarımın altında
    O sizin yalancı parıltılarınız
    O sevinçli boyalarınız
    Şimdi lekelendi ha
    Pıhtılaşmış o korkunç boyayla.
    Yatıyorlar taşsız mezarlarda
    Kulpçuklar, ibrikler fincanlarla
    Efendim hiçbir şeye yanmam ya
    Çok acıyorum porselen takımlara.

    Swiatlo dzienne-1953
     
  12. 30 Nisan 2008
    Konu Sahibi : EU1
  13. EU1

    EU1 Guest

    Tadeusz Rózewicz (1921-)


    1938 yılında gençlik dergilerinde şiirleri görülmeye başladı. Savaş sırasında partizan hareketlere katıldı. Savaştan sonra Krakov'da sanat tarihi öğrenimi gördü. En önemli ilk eseri 1947 'de yazdığı Niepokój dur. Bu şiirlerde savaşın cehenneminden kurtulmayı başaran bir adamın acı dolu sesi duyulur. Diğer önemli şiir kitapları: Czerwona rekawiczka (1948), Formy (1958), Twarz (1964), Regio (1969), Et in Arcaia ego (1961), Spadanie (1968)

    Bir dönem şiir yazmayı bırakan Rózewicz'in doksanlı yıllarda gerek konu gerekse estetik açıdan şiirini zenginleştirdiğini görüyoruz. Slowo po slowie (1994), zawsze fragment (1996), zawsze fragment. recykling (1998)

    Rózewicz oyun yazarlığı şairliğinin önüne geçmiştir. Kartoteka, stara kobieta wysiaduje, Pulapka, Do piachu ilk anda akla gelen oyunlarından bazıları. Pek çok anlam taşıyan, açık kompozisyonlu oyunlarında gerçekle düşün birbirine karıştığı görülür. Pogrzeb po polsku, Biale malzenstwo, Na czworkach gibi eserlerinde ise grotesk anlatı egemendir.

    Öykü ve denemeler de yazan sanatçı öykülerini Wycieczka do muzeum,Moja córeczka,Smierc w starych dekoracjach adlı kitaplarıyla okuyucuna sunarken, denemelerini Przygotowanie do wieczoru autorskiego (1971) ve Mój starszy brat (1992) adlı kitapları ile yayımlar.

    Sanatçının pek çok şiiri ve oyunu Türkçe'de dahil olmak üzere pek çok dile çevrilmiştir.


    Kurtulmuş

    Yirmi dört yaşındayım
    kurtuldum
    gönderilirken mezbahaya
    Tüm bu isimler boş,anlamlarıysa aynı:
    insan ve hayvan
    aşk ve nefret
    düşman ve dost
    aydınlık ve karanlık.

    İnsanı hayvan gibi öldürüyorlar
    gördüm:
    kesilmiş insanları ,
    hani yeniden dirilemeyecek olanları

    Sözde kalıyor yalnızca bu kavramlarsa:
    erdem ve namussuzluk
    doğru ve yalan
    güzel ve çirkin
    cesaret ve korkaklık

    Erdemle namussuzluk aynı kefedeydiler
    gördüm:
    adamın teki
    hem namussuz, hem erdemliydi.

    Bir hoca arıyorum, bir usta
    geri versin görmeyi, duymayı, konuşmayı bana
    yeniden adlandırsın nesneleri ,kavramları
    ayırsınlar aydınlıktan karanlıkları

    Yirmi dört yaşındayım
    kurtuldum
    gönderilirken mezbahaya.

    Niepokój 1947


    Dönüş

    Birden pencere açılacak
    annem beni çağıracak
    dönme vakti artık
    tavan ikiye ayrılacak
    gökyüzüne çıkacağım çamurlu botlarla

    ilişeceğim masanın kenarına ve kabaca
    yanıt vereceğim tüm sorulara

    bir şeyim yok
    uğraşmayın benle. Başım avuçlarımın arasında
    öylece oturacağım, oturacağım. O uzun ve karışık
    yolu nasıl anlatacağım onlara.

    Burada gökyüzünde anneler
    yeşil şallar örüyorlar
    vızıldıyorlar sinekler
    babam uyukluyor sobanın yanında
    altı günlük çalışmadan sonra.

    Hayır-diyemem ki onlara
    insan insanı boğazlıyor aşağıda.

    Czerwona rekawiczka-1948
     
  14. 30 Nisan 2008
    Konu Sahibi : EU1
  15. EU1

    EU1 Guest

    Miron Bialoszewski (1922-1983)


    Şair, düzyazıcı ve dramaturg olan sanatçı, savaş sırasında Varşova'da yer altına inmiş Varşova üniversitesinde edebiyat okudu. Savaştan sonra, gazetecilik yaptı, çocuklar için şiirler yazdı. Kendisini her şeyden soyutlayarak, çok az bir para ile yalnız başına yaşamayı seçti. Çok az sayıdaki dostları ile birlikte 1955'de deneysel tiyatrolar (önce Teatr na Tarczynskiej, sonra Teatr Osobny) kurdu ve bu tiyatrolar için oyunlar yazdı.

    1956'da yazdığı Obroty rzeczy ilk önemli şiir kitabıdır. Yaşamın sıradanlığını anlatan, çirkinliği öven (turpizm) bu ilginç şiirlerle Polonya edebiyatına değişik bir soluk getirmiştir.

    Daha sonraki eserleri Rachunek zachciankowy (1959), Mylne wzruszenia (1961), Bylo i bylo (1965) ile de bu tarzını sürdürmüştür.

    Varşova işgalini değişik bir gözle anlatan Pamietnika z powstania warszawskiego (1970) ile büyük ün kazandı.

    Kısalı uzunlu anlatılarını topladığı kitapları şunlardır: Donosy rzeczywistosci (1973), Szumy, zlepy, ciagy (1976), Rozkurz (1980), Obmapywanie Europy.Aaameryka (1988)

    Yarattığı ilginç edebiyat diliyle Polonya edebiyatına öncü, çarpıcı bir hava kazandırmıştır.

    Blok, Bense Onun İçindeyim

    -Tralla
    la laa!- radyodaki kadın
    -kuuu! -bir yerlerdeki çocuk

    -Tralla
    la laa!-kadın
    -kuu!- çocuk

    -Tra
    la la-
    -ku

    uu
    kulaklarım mı çıldırdı?

    yo hayır:
    pazar günü
    oldu
    dayan ey insanoğlu!


    Odczepic sie 1978
    Perdenin İki Ucu Arasından Bakışlarla Taranan Panoramadaki Üç Görüntü
    Mokotow*
    blok
    Siekierki
    blok
    havaalanı
    blok
    Siekierki
    blok
    Mok o

    Poezje wybrane 1976


    "Ah eğer, eğer sobayı bile alsalardı…"sevince, güçten düşmemiş ode'm

    Çini bir sobam vardı
    zafer takkına benzeyen!

    Çini sobamı alacaklar
    zafer takkına benzeyen!!

    Verin çini sobamı
    zafer takkına benzeyen!!!

    Aldılar.

    Ondan geriye kalan
    bomboş
    gri
    yama
    bomboş gri yama

    Bu da bana yeter ama
    bomboş gri yama
    bomboş- gri- yama
    bom-boş- gri- ya-ma
    bomboşgriyama


    Obroty rzeczy 1956

    Annem Gömlekleri Çantadan Çıkartıyor

    Atkı
    Kürk
    Antonim'den kalan geriye (annemin kocası-
    kilisede otururken, sıraya
    düşmüştü kafası, işte o kadar!)
    -tam sana göre
    -ah, ne kibar… beey gibi
    -bey mi
    -asla, alışık değilim ben
    -ne olmuş? O böyle severdi,ey Tanrım

    Odczepic sie 1978
     
  16. 30 Nisan 2008
    Konu Sahibi : EU1
  17. EU1

    EU1 Guest

    Wislawa Szymborska (1923-)

    1996 yılında Nobel alan şair Krakov'da yaşamaktadır. Savaştan sonra, edebiyat ve sosyoloji eğitimi görmüştür.

    Daltego zyjemy (1952) ve Pytanie zadawane sobie (1954) adlı şiir kitapları toplumcu gerçekçilik döneminde yazıldığı için bu akımın izlerini taşır. Daha sonraki şiirleri Wolanie do Yeti (1957), Sól (1962), sanki ileriye doğru atılmış bir adım gibidir sanatçı için. Sto pociech (1967), Wszelki wypadek (1972), adlı şiir kitaplarındaki şiirlerle tüm birikimini hoş bir gülmece ile yansıtır.Bu gülmece olası bütün düş kırıklıklarına karşı oluşturulmuş bir sığınaktır aslında.
    Wielka liczba(1976), Ludzie na moscie (1986), Koniec i poczatek (1993), Widok z ziarnkiem piasku (1996) adlı daha sonraki eserlerinde de basitliğin ustalığı, gülmecenin acıyı, gerçek olamayanın gerçeği örtüşüne tanık oluruz.

    Gazete ve dergilerde yayımlanan köşe yazıları Lektury nadobowiazkowe (1973, 1981, 1993, 1997) adı altında basılmıştır.

    Szymborska şiirlerinde insanın varoluşunu çoğu zaman ironik bir tonla, kimi zaman da acıyla sorgularken, her zorluğa karşın soluk alabileceği bir dünya sunar okuyucusuna.


    Tek Bir Yıldız Altında

    Çeviren: Neşe Taluy Yüce- Agnieszka Lytko Kaim

    Rastlantıdan, onu gereklilik olarak adlandırdığım için özür dilerim
    Eğer yanılıyorsam, gereklilikten de özür dilerim.
    Mutluluk onu sanki benimmiş gibi aldığım için kızmasın bana.
    Ölüler anılarımda yanıp söndükleri için ne olur darılmasınlar.
    Zamandan, dünyanın bir saniye içinde gözden kaçırılan çokluğu adına özür
    dilerim.

    Eski aşkımdan yenisini ilk sandığım için özür dilerim.
    Uzak savaşlar, evime çiçek getirdiğim için bağışlayın beni.
    Kanayan yaralar,parmağıma iğne battı, bağışlayın.
    Uçurumdan bağıranlar, menueti çaldığım plak için özür dilerim.
    İstasyondakiler, sabah beşteki uykum için özür dilerim.
    Kışkırtılan umut, bazen gülüyorum, affet.
    Çöller, bir kaşık suyla koşmuyorum diye affedin beni.
    Ve sen, atmaca,hani yıllarca aynı,
    hep aynı kafes içinde,devinimsiz aynı noktaya bakan
    doldurulmuş olsan bile hoş gör beni.
    Kesilmiş ağaçtan masanın dört ayağı adına özür dilerim.
    Büyük sorulardan, küçük yanıtlar için özür dilerim.
    Gerçek ,bana pek önem verme.
    Ağırbaşlılık, göster bana yüce ruhunu.
    Varlığın gizi, dayan eteğinin kuyruğundan ipleri yoluşuma.
    Ruhum, beni suçlama, sana ara sıra sahip olabildiğim için.
    Her şeyden ,her yerde olamadığım için özür dilerim.
    Herkesten, herkes olamadığım için özür dilerim.
    Biliyorum aklamaz hiçbir şey beni yaşadığım sürece.
    Çünkü, kendim, yine kendime engelim.
    Dilim, bana kızma acı sözleri ödünç alıyorum
    ve sonra onları daha yumuşak göstermek için çabalıyorum diye.

    Poezje 1987 Paldır Küldür Yaşam

    Çeviren: Neşe Taluy Yüce- Agnieszka Lytko Kaim

    Paldır küldür geçen yaşam
    Provasız bir gösteri
    Ölçüsüz bir beden
    Düşüncesiz bir kafa

    Oynadığım rolü bilmiyorum
    Bildiğim yalnızca benim olduğu ve değişmezliği
    Sahnede çözmeliyim
    oyunun konusunu
    Yaşamın onuruna oldukça kötü hazırlanmış
    bana yüklenen o oyunun, taşımakta güçlük çekiyorum temposunu
    Tiksindiğim halde doğaçlamadan, doğaçlama yapıyorum.
    Her adımda şeylerin bilinmezlikerine takılıyorum.
    Kırsal kokuyor yaşam tarzım benim
    Amatörce iç güdülerim

    Heyecan, açığa çıkararak beni daha çok aşağılıyor.
    Yatıştırıcı ortamlarda caniymişim gibi geliyor
    Geriye alınmayan sözler ve davranışlar
    Tümüyle sayılmayan yıldızlar

    Koşarken iliklenen yağmurluk örneği bir karakter
    İşte, umarsız sonuçları bu birdenbireliğin
    En azından çarşamba günü bir prova olsaydı,
    Ya da hiç olmazsa perşembe günü bir kez daha tekrarlansaydı.

    Ne ki, işte cuma duymadığım, hiç bilmediğim bir senaryo ile geliyor.
    Oldu mu bu şimdi- diye soruyorum
    (hırıltılı bir sesle, çünkü kuliste izin verilmedi boğazımı temizlememe bile)
    Yanıltıcı olur düşünmek, bunun yalnızca basit bir sınav olduğunu
    hani derme çatma bir yerde verilen. Hayır.

    Dekorun tam ortasındayım ve ne denli sağlam olduğunu görüyorum.
    Gözüme her şeyin incelikle yerli yerine konduğu çarpıyor.
    Asılı, en uzaktaki süsler bile.
    Ah, hiç kuşkum yok artık bu bir prömier,
    tüm yapacaklarım,
    hep yaptıklarıma dönüşecekler

    Poezje 1987
     
  18. 30 Nisan 2008
    Konu Sahibi : EU1
  19. EU1

    EU1 Guest

    Zbigniew Herbert (1924-1998)


    Savaş sırasında Yurt Ordusu direniş örgütü ile bağlantı kuran sanatçı, savaş sırasında yer altı üniversitesinde edebiyat okudu. Savaş sonrasında ise, güzel sanatlar eğitiminin yanı sıra, felsefe ve hukuk öğrenimi de gördü.

    İlk kitabını (Struna swiatla) 1956'da yayınladı. Daha sonra sırasıyla Hermes pies i gwiazda (1957), Studium przedmiotu (1961), Napis (1969), Pan Cogito (1974), Raport z oblezonego miasta (1983), Elegia na odejscie (1990), Rovigo (1992), 89 wierszy (1998) Epilog burzy (1998) adlı şiir kitapları ile, ölene dek şiirde varlığını sürdürdü.

    Herbert oldukça geç yaşta (32 yaşında) ilk kitabını yayımlamıştır. Bunu, 1948 yılından sonra ulusal edebiyatın durumunu göz önünde bulundurarak anlamak kolaydır. Çünkü bu dönem zamanın politik doktrinlerine boyun eğmeyen yazarların ayıklandığı bir dönemdir. Kişisel oluşum süresini tamamlayarak ortaya çıktığı içindir ki, Herbert'in şiirlerindeki gelişimden söz etmek güçtür. Tarzını hemen hemen hiç değiştirmemiştir. Değerleri antik derinliklerde arar. İdeal ve gerçek arasındaki bu gidiş geliş şiirlerinin dayanağıdır.Şiirselliği ihmal etmez, şiirlerinde ölçü kullanmaz, ama etki yaratmak istediğinde ritm değiştirir. Duygusallığa varmayan duygulu olma hali, şaire klasiklerden kalmış bir mirastır.Herbert için ironi, tarihin acımasız çarkı karşısında insanlığın tek silahıdır. Dolayısıyla hemen, hemen şiirlerinin tümünde ironi ve yergi vardır.Sancılı ve zor sorunlar üzerine kurulmuş bilgeliği,ancak donanımlı ve bilinçli okuyucuya seslenir.

    Herbert şairliğinin yanı sıra oyun yazarı olarak da tanınır. 1955'de yazdığı Jaskinia filozofów'u, Drugi pokój (1958), Rekonstrukcja poety (1960), Lalki (1961) izler. Şiirsel monolog ve felsefi deneme türleri arasında kurularak, kesin bir drama özelliği taşımamasına karşın, Herbert'in oyunları amatör ve profesyonel sahnelerde oynanmıştır.

    1962'de yazdığı,sanat tarihi ve edebiyat tarihi sınırları içinde Barbarzynca w ogrodzie adlı bir de deneme kitabından başka Martwa natura z wedzidlem (1993) başlıklı Hollanda resim sanatını anlatan denemelerinin bulunduğu bir kitabı da bulunmaktadır.

    Bir süre Avrupa'da yaşayan sanatçı 1980'de ülkesine dönmüş ve 1998'de Varşova'da uzun bir hastalık döneminden sonra ölmüştür.



    Apollon ve Marsyas

    Gerçek düellosu Apollon'un
    Marsyas'la
    (kulak ustasının müthiş gırtlağa karşı)
    bir akşam üstü oldu
    artık bildiğimiz gibi
    hakemler
    tanrıyı galip ilan etmişlerdi
    sıkıca bağlandığı ağaçta
    ince ince derisi soyulan Marsyas
    bağırıyor
    çığlık gelmezden önce
    o uzun kulaklarına
    dinleniyor çığlığın gölgesinde

    tepeden tırnağa tiksintiyle titreyen
    Apollon çalgısını temizliyor

    sahteydi
    Marsyas'ın sesindeki monotonluk
    ve oluşmak tek bir ünlüden

    A
    gerçekte ise
    yansıtıyordu
    Marsyas
    çok renkli zenginliğini
    kendi bedeninin > karaciğerinin kel tepesini
    kıvrımlarını ak bağırsaklarının
    soluklanan ciğerinin ormanını
    pazularının tatlı tepeciklerini
    eklem safra kan ve titreme
    esen soğuk yel kemiklerine
    ve belleğinin tuzu üzerinde

    tepeden tırnağa tiksintiyle titreyen
    Apollon çalgısını temizliyor

    şimdi koroya
    katıldı Marsyas'ın omurgası
    aslında A gene aynı A
    yalnız derince ve paslı biraz

    artık bu dayanılmaz
    sinirleri yapay olan tanrı için bile

    taşlı yoldan
    kenarı çalıyla çevrili
    geçti galip
    düşünerek
    ulumasından Marsyas'ın
    doğmaz mıydı acaba
    yeni bir dalı
    sanatın -diyelim- çağdaş

    aniden
    ayaklarının dibine düştü
    taşlaşmış bir bülbül

    başını çevirdi
    gördü ki
    şu ağacın Marsyas'ı bağladıkları hani
    ağırmıştı saçları
    tümüyle

    Studium przedmiotu 1961


    Ey Truva

    1
    Ey Truva Truva
    arkeolog
    küllerini senin savuruyor avuçlarından
    oysa bu yangın öylesine büyük ki İlyada'dan
    yedi teli lirin-

    çok az gelir
    koro gerek
    denizlerin ağıtlarından
    yıldırımlarından dağların
    taştan yağmurlar gerek

    -nasıl çıkarmalı insanları
    bu harabeden
    nasıl çıkarmalı
    dizelerden koroyu

    düşünüyor şair
    dimdik hareketsiz
    erdemli bir dilsiz gibi
    -Şiir kurtulacak sağ salim
    Kurtuldu sağ salim

    alevlerin kanadıyla
    tertemiz göğe

    Harabeler üzerinde doğuyor ay
    Ey Truva Truva
    Susuyor kent

    Şair dövüşüyor kendi gölgesiyle
    Şair çığırıyor çöldeki bir kuş gibi

    Ay kendi görüntüsünü yansıtıyor
    Yangın meydanındaki yumuşak metal örneği


    2
    Yürüyorlardı vadi haline gelmiş bir zamanların sokaklarında
    kızıl bir kül denizini aşarcasına

    rüzgarsa savuruyordu bu kızıl külleri
    boyayarak tümüyle batan kenti

    Yürüyorlardı vadi haline gelmiş bir zamanların sokaklarında
    sabah ayazını aç soluklarıyla hohlayarak
    diyorlardı ki:çok uzun yıllar geçecek
    ilk evin kurulması için buralara

    yürüyorlardı vadi haline gelmiş bir zamanların sokaklarında
    bir yaşam izi bulacaklarını düşünüyorlardı

    sakat adam
    armonikasıyla
    bir partizan türküsü çalıyor
    salkım söğütleri
    kızları anlatan

    şair susuyor
    yağmur yağıyor


    Struna swiatla 1956