Yağmurun Altına Sakladım Gözyaşlarımı

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve çiRkin peRi tarafından 13 Aralık 2007 başlatılmıştır.

    13 Aralık 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  1. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Her gece yatağına yattığında küçük düşler kurardı kendi kendine ve gecenin ortasına inadına çakmak çakardı umutla…Zifiri karanlığa inat mumlarla çevrelerdi kendini sebepsiz…
    İstediği tek şey mutlu olmakken,olamamanın verdiği rehavetle devam ederdi hayatına.
    Her gece basan o kara gölgeye, o iğrenç ter kokusuna ve ensesinde gezen soğuk nefese inat gülümserdi,umut dağıtırdı..
    Son umut kırıntılarını mutlu olsunlar diye insanlara uzatırdı…
    Nefesi kesilerek kalktığında ter içinde yatağından;gözyaşları sel olur,sessiz hıçkırıklar dağlardı yüreğini…

    “Sakinleş..Pşşttt…Sakinleş…” Derdi, dualar ederdi…

    Hayalleri vardı çevresindekiler çaldı bir gecede ansızın…
    Cesareti vardı gözlerini yeni açtığında,boğazına yapışan bir çift el alıp götürdü ondan sormadan…
    Bir yüreği kalmıştı;kırık,kanayan ama hala atan..
    Bir yüreği kalmıştı her şeye inat hala saf bakan,bakmaya çalışan…
    Sebepsiz bir inat kalmıştı bir de içindeki o küçük çocukla oynayan,yılmayan…
    Gençti daha ama çok şey yaşamıştı ya ondandı bu kadar olgun davranması…Çok şey görmüştü ya yüreği ondan ürkekti bir ceylan gibi sebepsiz..

    O gece çok rahat daldı uykuya. Yüzünde küçük bir gülümseme,melekler korur diyerek kapatmıştı gözlerini…

    Gecenin tam orta yerinde;bir pencere gıcırtısıyla açtı gözlerini ürkek.hızlı hızlı nefes alıyordu biri içeriye girmiş…Ter kokusu yakıyordu burnunu..

    “Git buradan…” dedi belli belirsiz..Onun sesini duymak istemiyordu aslında,bu onu daha çok korkutuyordu…titriyordu,damlalar bir bir akıyordu yanağından…Gözlerini kapattı sımsıkı…

    “Annem…Geliyor yine,nerdesin..Annem…”

    Nefes yaklaşıyordu…

    “Git..N’olur git..Allah aşkına git…”

    Birden bir şey sıkmaya başladı boğazını.
    İşte ölüyordu yine..
    Bu kaçıncı ölümüydü?
    Bu kaçıncı nefes alamayışı?...

    “Allah’ım..” diyerek fırladı yatağından.
    Gözyaşları,hıçkırıkları, titremesi, üşümesi,özlemi,sarılma hasreti…
    Hepsi karıştı birbirine…
    Çarşafına sarıldı,ay ışığı sızıyordu odasına..Herkes uyuyordu,sesi çıkmasın diye kolunu götürdü ağzına,kopartırcasına ısırdı defalarca…

    “Sakinleş… Bitti… Bir daha asla gelmeyecek.. Yakmayacak..Pşşt..Sakinleş…”

    Derken bir kalem aldı eline ve hayalini yansıttı yüreğinden dökülen harflerle önündeki sahipsiz sayfaya saatlerce…
    Yazdıkça kendine geldi,yazdıkça umutları yeşerdi…
    --------------------------------------------------

    Bekliyorum..
    Odamda yatmışım yatağıma düşünceler bir gelir bir giderken aklıma, ben sadece bekliyorum.
    Varlığından haberdar olmadığım ve varlığımdan bihaber olan seni bekliyorum sebepsiz.
    Geleceğini biliyorum,gelip içimdeki bu sessizliği yok edeceğine eminim adım gibi.. Bu nedenle kaçışlardan uzak duruyorum uzun bir zamandır.Bu nedenle kaçmak yerine sessiz sedasız oturup beklemeyi yeğliyorum..
    Nerede olduğunu bilmiyorum yada nasıl çıkacaksın karşıma.
    Sadece umut ediyorum..
    Sadece hissediyorum nedensiz ve sadece bekliyorum.
    Belki çok önceden çıktın karşıma da fark etmedim seni bilmiyorum… Bilmiyorum neden fark etmedim seni yada…
    Belki de hiç çıkmadın da bir yol kenarında göreceğim seni,yada bir kafede otururken fark edeceğim sebepsiz.
    Gelip tutmanı istiyorum elimden.
    Gelip çıkarmanı bu hüzünleri bir bir ve sevmeni…İçimde sevdanı yaşatmanı ama ne olursa olsun gelmeni…
    Bir gün; biliyorum,evet biliyorum ki şu an varlığından bihaber olduğum sen geleceksin ve varlığımdan haberdar olmadığın günlere inat tutacaksın yüreğimin köşesinden..Sürükleyeceksin huzura doğru ruhumu..Maviliğin ihtişamında yok edeceksin sessizliğimi…

    ......BeKLiYoRuM......
    ......NeRDeSiN......



    Dört gün öncesi...


    ----------------------------

    Meral BİLGİÇ
     
  2. 13 Aralık 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  3. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Saatin sesiyle uyandı genç kız gözlerini ovuşturarak..Leyla yine her zamanki gibi başlamıştı şakımaya.Gülümsedi kendinden geçmiş şarkı söyleyen arkadaşına Meltem. Eşlik etmeye başladı derken;sabahın kör vakti bütün herkesi uyandırmak istercesine...

    Ah İstanbul..İstanbul olalı... Hiç görmedi böyle keder...

    Yan odadan bir ses duyuldu derken..
    -Kızlar kapatın çenenizi yoksa İstanbul'da iki ceset olacaksınız....

    Kahkaha atmaya başladılar derken hep beraber.Yan odadaki arkadaşları da unutmuştu kızgınlığını gülüyordu onlarla birlikte...Sebepsiz gülücükler savurdular hep beraber havaya...

    -Günaydın Ballı böreğim...
    Dedi Leyla ve devam etti...
    -Bugün çok güzel geçecek tamam mı?Bir öpücük alayım....

    Uzattı yanağını Meltem..Kocaman bir öpücük kondurdu Leyla..Oh be diyerek..
    -Ama hani benim öpücüğüm..Bak işe gidemem sonra biliyorsun...

    Öperek uğurladı işine Leyla'yı Meltem... Onun çıkmasının ardından pencereye yöneldi.Perdeleri açıp,camı araladı.. Havaya bir bakış attı..

    -Güzel bir gün mü?
    Dedi içinden Leyla'ya hafif bir tebessümle el sallarken..
    -Hayatımın Pollyannası seni... dedi ve bir sigara yakarak oturdu pencerenin kenarındaki yatağa..

    Havanın karamsarlığı içini yansıtıyordu sanki. Kaleme ilişti gözü... Ne çok olmuştu ağlamayalı... Ve ne çok doluydu içi...

    ..................
    .........................

    Bulutlar...
    Grimsi bulutlar çevrelemiş gökyüzünü...
    Ben sebepsiz bir bekleyiş içindeyim,penceremin kenarına oturmuş çaresiz...
    İçimde çığlık çığlığa bir çocuk..
    İçimdeki yangınla alev alev yok olan bir benlik...
    Ve..
    Kor sıcaklığın değiştirdiği bir beden ,her tarafı maskelenmiş...
    ......YaLaN......
    Kendime söylediğim her defasında ve her defasında inandırdığım başkalarını;ama inanmadığım...
    Bir sigara daha mı yaksam?
    Bu kaçıncı sigaram?...

    ..........
    .....................

    Durdu bir ara..Gökyüzüne baktı derken....

    -Yağ..Hadi yağ...N'olur yağ... Atayım kendimi sokaklara,eşlik edeyim sana...Ağlayayım Bakırköy sahilinde, sebepsiz çığlıklar fırlatayım dalgalı denize...Sırılsıklam ıslanayım sonra, sonra üşüyeyim birden,aniden titreyeyim ıslanırken... Yağ.. N'olur..Hadi bak bekliyor gözlerimdeki nem gelmeni..Gelip karışmanı istiyor ruhum,kanımda dolaşmanı ve serinletmeni beni... Yağ,ne olursun..Yağ; içimdeki bu boşluk, bu umutsuzlukla koşayım sen yağdıkça...

    Bıraktı yazmayı genç kız... Gözleri havada yağmuru bekliyordu sebepsiz... Aniden bir şimşek çaktı derken., bulutların birbiriyle savaşmasının sesi duyuldu uzaklardan...
    En korktuğu şeydi ya gökgürültüsübu sefer korkmamıştı...Çünkü yağmure yağmaya başlamıştı sonunda delicesine..Ağlama vakti gelmişti çünkü aniden beklerken sebepsiz...

    Dışarı attı kendini bilinçsiz.. Bakırköy sahilinde buluverdi kendini ,biraz yürüdü,ıslandı ve sonra kayalıklara oturuverdi daha beter ıslanmak istercesine dalgalar yükselirken denizden sahile... Ağır ağır aktı gözyaşı yağan yağmurla beraber... Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordu sebepsiz ama nedense beceremiyordu çığlık çığlığa kaybolmayı rüzgarda... Birine ihtiyacı vardı, bir omuza... Başını yaslayıp ağlayabileceği herhangi bir omuza...

    Sahilden eve hızlı adımlarla ilerliyordu genç adam... Islanmaktan nefret ediyordu ve şimdi sinirinin son haddinde,çamurlara bata bata ve biraz da sert bir dille ilerliyordu ıslak yolda... Herkes koşturuyor,ıslanmamak adına birbirlerine çarparak ilerliyorlardı,bir telaş vardı o gün o sahilde... Köşedeki işportacıdan bir şemsiye aldı,tekrar hareket edecekti ki kyalıklarda oturan ve tüm insanların telaşına inat sakin,sessiz denizi izleyen genç kıza takıldı gözleri...

    -Deli galiba...
    Dedi içinden ama sebepsiz, garip bir hisle gitti onun yanına... Şemsiyesini açtı ve oturdu yanına...
    Ürktü birden Meltem yanına oturan yabancıyla...
    -Rahatsız etmek değildi amacım...
    Dedi Cenk tereddütle... Şimdi yiyeceğim sanırım tokadı diye geçirdi içinden...
    Ama öyle yalnızdı ki Meltem umursamadı...
    -Şemsiye...Çeker misiniz onu..Ben ıslanmaya geldim...
    Dedi ve çevirdi yine gözlerini denize...

    Cenk şaşırdı,
    -Peki madem öyle ben de ıslanayım sizinle beraber.
    Dedi ve sözlerinin aptallığına güldü kendi kendine...

    Cenk yağmurda ıslanmayı sevmediğini unuttu ve Meltem'in yüzündeki hüznü farkederek daldı gitti uzaklara...
    Yağmur yağmaya devam ediyor..İki yabancı sessizliğin orta yerinde yalnızlıklarını paylaşıyordu;aynı denize bakarak ve hiç konuşmayarak...

    Bir ara titredi Meltem.. Yağmur dinmiş , aniden güneş çıkmıştı ortaya ama ıslak elbiseleri titretiyordu içini...Cenk ani bir hareketle ceketini atıverdi Meltem'in omuzuna... O sırada gözgöze geldi iki yabancı...

    -Sen..Sen kimsin?..
    Dedi Meltem içinden...
    -Ve neden bakarken huzur doldu içim gözlerine,söyler misin?..Of saçmalama Meltem..SaÇMa....

    -Ne kadar da masumsun..
    Diye geçirdi Cenk içinden...
    -Bir bakışınla neden birden hızlandı kalbim?...

    Küçük bir tebessümle ;
    -Teşekkür ederim..
    Dedi Meltem.. Bu teşekkürden cesaret aldı genç adam..

    -Üşüyorsunuz, bende öyle aslında... Yani erkekler üşümez lafının ardına sığınmayacağım kusura bakmayın, dehşet üşüyorum çünkü... Yani..Şey kahve içelim derim..

    Utandı,garip bir bakış attı genç kıza..

    -Yani eğer isterseniz?...

    Meltem denize çevirdi tekrar gözlerini..

    -Hem borçlusunuz bana..
    Dedi Cenk..
    -Anlamadım?
    -Evime giderken takıldım size ve bakın hala buradayım...

    Gülümsedi genç kız... Peki diyerek kalktılar birlikte...

    Kafeye geldiklerinde ikisinin de içi garip duygularla doluydu..
    Kim bu,neden buradayız,neler oluyor soruları uçuşuyordu havalarda..Sorular soruluyor ama cevapları kimse vermiyor belki de vermek istemiyordu...
    Pencere kenarında bir masaya oturdular.Birer Türk kahvesi söylediler titreyerek garsona..

    Meltem gözlerini dikmiş Cenk'i inceliyordu merakla... Çok samimi bir hali genç adamın.Cenk'in baktığını farkedince kaçırdı gözlerini hemen ve dışarıda ki insanları incelemeye başladı utanmanın verdiği bir duyguyla...
    Bu sefer Cenk izlemeye başladı Meltem'i.

    -Ne yapıyordun orada?Bir ayrılık mı orada olmanın sebebi?Ne kadar kötü..Oysa gülümsemek ne kadar yakışıyordur sana...
    Diye geçirdi içinden..Derken acaba hisseder mi düşünüdüklerimi gibi aptalca bir soruya tutuldu ,utandı ve gülmeye başladı kendine Meltem'in farketmeyeceği bir şekilde...

    Meral BİLGİÇ
     
  4. 13 Aralık 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  5. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Kahvelerin gelmesi yarım saati bulmuştu... Ve tek kelime etmemişlerdi birbirlerine...Kaçamak bakışların ardına saklanmıştı cümleleri... Kahveden bir yudum aldı ve gülümsemeye başladı Meltem...

    -Kahve...İşte bu..
    Dedi ve Cenk'e bakarak..
    -Çok severim biliyor musun?...Yalnız bir şey eksik...

    Diyerek sigara yaktı bir tane...Cenk gülümsedi..

    -Öğrenmiş oldum...Sanırım ıslanmayı da seviyorsun..
    Diye ekledi , konuşmak istiyordu çünkü artık..Çünkü yeterince sustuklarını düşünüyordu ıslanırken yağmurun altında...

    -Evet..Severim...
    -Birşeyi daha öğrenmem mümkün mü?
    Diye sordu Cenk...Nedir sorusuyla karışık bir halde baktı Meltem genç adama..

    -İsmin nedir?Yani yaklaşık dört saattir birlikteyiz...Islandık sayende hatta...
    Gülümsedi..

    -Şaka sakın ciddiye alıp kırılma... Ama yani o kadar oturduk daha adını bile bilmiyorum...

    Güldü Meltem Cenk'in bu haline.. Çok tatlı biri olduğunu farketti genç adamın..Evet bunu geçiriyordu içinden..Aniden yağmurla karşısına çıkan bu adam içine huzur dolduruyordu...Ve o sebebini anlamıyordu...

    -Vermek istemiyorsun sanırım..Sustun bakasana... O zaman ben içimden geleni söylesem olur mu sana,yani bir şekilde hitap etmem gerek değil mi? Yani bu fikre ne dersin?

    -Peki...

    Dedi Meltem ,ne diyeceğini merak ediyordu çünkü...

    -O zaman Meltem diyebilir miyim sana?

    Meltem şaşkınlığını belli etmedi ve neden diye sordu kulaklarını açmış dinlemek istercesine..

    -Hmm..Neden...Çünkü evime doğru yol alırken ,rüzgarınla yanında buldum kendimi.. Deli galiba dedim önce sonra deliliğine uydum ki orada oturdum saatlerce seninle...
    -Güzel konuşuyorsun..
    -Aslında beceremem,neyse kabul mu rüzgarına kapıldığım genç bayan?
    -Peki..Aslında başka bir alternatifin de yok zaten..
    -Nasıl yani?
    -Meltem ben,peki sen?

    İkisi birden gülmeye başladı sebepsiz, kahvesinden bir yudum aldı Cenk...
    -Söylemem tahmin isterim...Yada neyse boşver şimdi sen tahmin edemezsin bozulurum filan...Vazgeçtim..Cenk bende...

    Pencerenin kenarında saatlerce sohbet ettiler kahkahalar eşliğinde iki yabancı bir yürek olmaya başlamışken sebepsiz... Saat epey ilerlemişti ki;

    -Kalkalım mı artık..
    Dedi Meltem.. Ayaklandılar ama ikisi de kalkmak istemiyordu yerinden...
    Yolda ilerlerken ;

    -Biliyor musun, oradaki ıslanan bayanla alakan yok senin... Kesin ayrılık acısı yaşayan biri demiştim senin için..Asla gülmeyen ve hep ağlayan...
    - Ayrılık acısı mı? Aslında kısmen ,yani belki... Yada sadece anlık bir bunalım..Aile özlemi,hayalkırıkları vs...
    -Hayalkırıklıkları...
    -Evet ama boşver.. Şöyle diyelim daha güzel olur, Yağmurun altına sakladığım birkaç damla gözyaşım vardı yüreğime ağır gelen,onları serdim denize...Hiç kurumasınlar diye...
    -Çok ilginç birisin biliyor musun?Çok güzelsin ama herkes gibi değilsin..Çok farklısın aynı zamanda...
    -Ama farklı olmak istemiyorum..Neyse geldik işte,teşekkür ederim eşlik ettiğin için bana...
    -Asıl ben teşekkür ederim ,yağmuru sevdirdiğin için..

    Arkasını döndü ve ilerlemeye başladı Meltem..Bir daha nasıl görürüm acaba seni sorularıyla beraber.O sırada Cenk seslendi genç kıza...

    -Meltem...Telefonunu verir misin bana?Onu tahmin etmem zor biliyorsun...Yani..Belki sonra ..Yani yakında yağmur yağması için dua etmek istemiyorum seni sahilde bulurum diye...

    Utandı ,gözlerini kaçırdı Meltem döndüğü anda ona doğru...
    Gülümsedi genç kız onun bu utangaç haline..


    -Peki..

    Dİyerek verdi telefon numarasını,aramasını dört gözle bekleyeceğini bilerek...




    Meral BİLGİÇ
    Devam Edecek
     
  6. 14 Aralık 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  7. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Yurt kapısından içeri girdiğinde sırılsıklam olmasına rağmen tüy gibi hafif hissediyordu kendini genç kız. Ardına dönmemişti bir kere daha, içinde anlaşılmaz bir ağırlık vardı ama yine de huzurluydu. Gözlerindeki nemi sildi girerken içeriye gülümseyerek.Genç adam kızın ardından bakakaldı hayran hayran. Ve bir süre sonra yağmurun yeniden atıştırmaya başlamasıyla birlikte askeriyenin yolunu tuttu.

    Odasına girer girmez banyoya attı kendini Meltem.Çünkü girdiği anda gözüne takılan fotoğraf bir anda aklını başına getirmişti onun. Leyla içeri gülümseyerek giren arkadaşını gördüğünde bir an mutlu olsa da ; sonradan içine dolan hüznü fark etmiş ve sadece susmuştu. Anlatmayacağını biliyordu gözlerindeki nemin sebebini çünkü, çünkü sakladığı her ne ise derinlerde bir yerlerde çok acı veriyordu anlıyordu.

    Duşu açtı usul usul ağlarken genç kız, kıyafetlerini çıkarmadan girdi altına. Ağır ağır çöktü sonra ve hıçkırıkları suyun sesine karıştı yitip gitti gecenin içinde.

    O ağlarken Cenk çoktan dönmüştü görev yerine. Aklında hala genç kızın tek başına o sahilde ne yaptığı sorusu vardı. O hüzün kimin eseriydi yada neden öyle denize bakıp düşünüyordu derin derin bilmiyor ama bu gizem sürekli Meltem’in aklına gelmesinden başka bir işe yaramıyordu.

    -Meltem....

    Leyla uzun zamandır banyonun içinde olmasından dolayı dayanamayıp çaldı kapıyı sonunda. Kıpkırmızı gözlerle açtı genç kız kapıyı.

    -N’oluyor tatlım, bu ne hal? Ne güzel gelmiştin halbuki odaya.
    -Leyla...Ben, ben çok kötüyüm...
    -Canım ne oldu anlatsana. Bir şey mi yaptı yolda biri, bir şey mi oldu?


    Başını salladı genç kız , tam o sırada bir mesaj geldi.

    Sizi tekrar görebilmem için yağmur duasına mı çıkmam gerek acaba? Yoksa her hangi bir güneşli günde de sizi görme şansım var mı gizemli bayan?

    Hafif bir gülümseme kondu yanaklarına Meltem’in. Leyla bakıyordu ve hissediyordu içindeki değişimi genç kızın.

    -Sana kahve yapayım mı en köpüklüsünden bayannnn?

    Meltem bir iç çekip baktı arkadaşına.

    -Tamam ama lütfen geçen günkü gibi olmasın.

    Leyla kızgın kızgın baktı arkadaşına.

    -Sana kim deli Allah’ın delisi kalk şeker kabına tuz koy diye. Haha nasıl da içirdim zorla ama onu sana.
    -Ben mi içtim, ben sen diye hatırlıyorum.
    -Ne yapayım çok güzel kahve falı bakıyordun.
    -İyi o zaman çok geç olmadan yapta kahveleri aşağıda rahat rahat içelim. Fala da bakarız.
    -O zaman...


    Dedi Leyla arkadaşına gülümseyerek.

    -Sen de ne yapıyorsun?
    -Ne yapıyorum?
    -Gidip en güzelinden ama en önemlisi ise en kocamanından bir adet çikolata alıyorsun...
    -Süper fikir...


    Meltem üzerine bir mont geçirip bakkala giderken Leyla’da kahveyi yapmaya koyuldu.

    Genç kız yağmurun yeniden başladığını çıktığında anladı.Gökyüzüne çevirdi başını...

    Şimdi bulunduğun yerde bir başınasın ya hani tıpkı benim gibi. Bu yağmurlar, bu yağmurlar yüreklerimizi birleştiriyor unutma. Biraz önceki gülümsemem için özür dilerim.Sakın olaki sanma seni unutacağımı.Sen sevdiğimsin benim...Tek sorun uzağız birbirimize, kabul etmişiz uzaklığı ... Bazen uzaklık öldürür derlerse de sevdayı bilirim ki öldürmez bizimkini. İşte bu yüzden değil mi her seni özlediğimde yağar yağmurlar... Sahi sen mi gönderiyorsun onları yoksa bana?..


    Meral BİLGİÇ
     
  8. 14 Aralık 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  9. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Meltem yolun ortasında başı gökyüzünde kendi kendine konuşurken Leyla çıktı pencereye...

    -Aloooo,kahveler hazır sen hala orda mısın? Bekleme yol ortasında annem gelmez beyaz atlı gelmez...

    Beyaz atlı prens mi...

    Diyerek bir koşu gidip aldı çikolatayı genç kız, teras katına çıkıp oturdular karşılıklı. Yudumlarken kahvelerini Leyla daha fazla dayanamadı ve konuşmaya başladı arkadaşıyla.

    -Meltem, ben Onur’u çok özledim...

    Meltem bıraktı fincanı elinden.

    -Arasana o zaman tatlım, nereye kadar gidecek bu...
    -Peki seninki ne kadar sürecek Meltem?
    -Benim ki?
    -Başucunda duran fotoğraf...
    -O fotoğraf...
    -O fotoğraftaki adam kim bilmiyoruz bile, sevgilimdi diyorsun ama di ekini kullanıyor yine de hayatına kimsenin girmesine izin vermiyorsun. Anladığım kadarıyla onu da aramıyorsun...


    Gözleri doldu Meltem’in , öyle bir acı yerleşti ki yüreğine konuşamıyor,ağlayamıyor hatta kıpırdayamıyordu bile. Leyla güçsüzleştiğini anladı arkadaşının ya yine de bastırmak için tam zamanı olduğunu düşünüyordu.

    -Neden onu aramıyorsun? Telefonunu mu unuttun?Ulaşabileceğin biri yok mu ona?
    -Leyla...
    -Neden ondan söz etmiyorsun hiç, neden hiç arkadaşın yok Meltem? Kimden neden saklanıyorsun?Madem o fotoğraf baş ucunda neden ona tekrar ulaşmıyorsun?
    -İkisi aynı şey değil, bilmiyorsun...
    -Evet bilmiyorum ama neden bilmiyorum , neden anlatmıyorsun?


    Yüreği gitgide daha fazla boğuluyordu genç kızın, Leyla konuştukça aklına geliyordu o son görüşleri birbirlerini. Ve o son görüş geldikçe aklına bir uçurumun kenarında atlamayı bekleyen çaresizler gibi hissediyordu kendini.

    -Anlatmamı istiyorsun.
    -Evet...
    -Peki anlatırsam ,arayacak mısın Onur’u?
    -Eğer gerçeklerden söz edeceksek...
    -O zaman birer neskafe daha yapalım ve biraz da mendil alalım...
    -Gerek yok akıllım , şu yanaklarını ellesene bir yeterince ağladın zaten.Bırak sümüklerinde özgür kalsın. Yeterince çirkin olduğunu biliyorum zaten.


    Güldüler birden Leyla’nın bu sözü ardına. Saat geç olmuştu ama ikisinin de uykusu yoktu. Hele ki şimdi bir şeyleri gerçek anlamda paylaşacaklarken ...

    Kahveler geldiğinde bir sigara yakmıştı Meltem, Leyla yüzüne bakıyordu. Bir sigara yaktı genç kız...

    -Leyn sigaran var ya akıllım...
    -Aklım yerinde mi benim?
    -Onu zaten biliyoruz...Eee anlat bakalım
    -Samet... Samet benim hayatımın anlamıydı biliyor musun?


    Gülümsedi Leyla, işte maskesiz ,en doğal haliyle anlatıyordu şimdi arkadaşı. O sırada cüzdanını çıkardı genç kız. Bir vesikalık fotoğrafını çıkardı genç adamın...

    -Arkasına bak...

    Dedi, Leyla hiç düşünmeden çevirdi.

    Hayat bize ne sunarsa sunsun, bir gün yollarımız ayrılsa bile, bil ki sevgili yüreğim senin ellerinin ucunda. Bil ki benliğim sadece senin esirin ve bil ki hep seni sevecek kalbim.

    -Ne güzel...
    -Benim fotoğrafım da ondaydı.
    -Artık yok mu?
    -Var...
    -Ee o zaman neden ayrıldınız?
    -Anlatıyorum.


    Artık izmarite dayanmış olan sigarayı söndürdü.

    -Hayatımdaki en güzel ilişkiyi yaşıyordum. Okuldan çıkar eve giderdik, yemek yer ,çay demler ardından ya bir film izler yada yatar uyurduk ama; sürekli görüşmemize rağmen hiç kavga etmezdik biz. Çoğu zaman kıskanırdı insanlar. Ama hep tatlı bir kıskançlık olurdu. Eninde sonunda evleneceğiz gözüyle bakılırdı ilişkimize. Öyle anlar gelirdi ki ikiz kızlarımızın adları hakkında kavga ettiğimiz bile olurdu.

    Leyla’nın gözlerinin içine baktı derin derin.

    -Onunla o kadar mutluydum ki Leyla, dünyanın en ağır yüklerini bile taşırım sanmıştım. Allah’ım o ağır yükü üzerime yüklemeden önce.

    Leyla anlamsız anlamsız balkıyordu arkadaşına...Meltem bir sigara yakıp hiç durmadan anlatmaya başladı derken...

    -Bir kız varmış yüzünden gülümsemesi hiç eksik olmayan ve onun gülümsemesine aşık genç bir adam. Öyle mutlularmış ki yan yanayken bile özledikleri olurmuş biliyor musun birbirlerini. Hatta bir gün genç kız sevgilisi televizyon izlerken yemek yapmaya koyulmuş. Mutfaktaymış ama o kadar çok kalmış ki mutfakta dayanamamış sevgilisi gelmiş yanına. Seni özledim diyerek. Öyle garip bir ilişkiymiş işte onlarınki. Sürekli birlikte olmak alıştırmamış onları, aşklarını söndürmemiş. Sonra bir gün genç adam evlenme teklif etmiş sevdiği kıza. Bir ömür boyu özlemek istiyorum seni, yanı başımdayken bile özlemek. Kız hiç düşünmeden kabul etmiş. Nişan günü geldiğinde en yakın dostları yanı başlarında bekliyormuş ve herkes ömür boyu mutlu olacaklarına eminmiş o gece. Yüzükler takılmış, eller öpülmüş..Tam birbirlerini öpeceklerken ...

    Gözyaşı dondu anlatırken Meltem’in yanağında. Bir yıldız kaydı ve gözü ona takıldı; yağmur ince ince çiselerken ...

    -Geldi...

    Dedi genç kız?

    Meral BİLGİÇ
     
  10. 14 Aralık 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  11. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    -Kim geldi? Nişanda ne oldu,anlatsana Meltem...

    Diye diretti Leyla...

    -Genç adam yere düşmüş, burnundan akan kanı gördüklerinde kimse bir şey anlamamış. Alelacele gitmişler hastaneye.Ertesi gün ise herkes şokta her şeyin bir rüya olması için dua ediyormuş.

    Gözlerindeki yaşlar hiç dinmeyecek gibi akmaya başladı gecenin bir vakti Meltem’in yanaklarına, arkasında yazı olan resmi çevirdi ve sevdiği adamın resmine bakıp konuşmaya devam etti derken.

    -Genç adamın beynindeki şey günden güne eritecekmiş çünkü onu ve mutlak sonun çok yakın olduğunu söylemiş doktorlar.

    Leyla’nın birden yüzü asıldı Meltem’in sözleri üzerine. Samet’in resmini alıp eline; çok genç diye geçirdi içinden...

    -Halbuki ne kadar genç değil mi?.. Düşün bu adamın ne hayalleri vardı... Ne hayallerimiz o grimsi hastane duvarlarının şahitliğinde yitip gitti iki sözün ardından.
    Onu üzmeyin...
    Bunu bana söylediler biliyor musun? Ben yanımdayken bile özlerdim onu, tamamen gideceğini öğrendikten sonra dediler, onu üzmememi söylediler düşünebiliyor musun?Bunu bana dediler... Nasıl üzebilirdim ki onu, nasıl kıyabilirdim. Canım derdim severken, canımdı çünkü... En büyük özlemimsin derdi hep bana,yanımdayken bile özlüyorum seni...

    -Canım kötü olduysan...

    -Onu düşünürken hiçbir zaman kötü olmadım ben. Sadece güçsüz kaldığımı hatırlıyorum, çünkü yok... Çünkü ben burada nefes alırken o toprağın altında yalnız, yapayalnız yatıyor ve ben her onsuz aldığım nefes için kendime kızıyorum...

    -Böyle deme ama...

    -Başladım bir kere anlatmaya devam edeceğim. Hem bak yağmurda başladı ,yanımızda o... Bırak anlatayım ki bilsin hala aynı derece de seviyor onu bu yürek... Ameliyat edebileceklerini söylediklerinde doktorlar bir umut vardı içimde ama bu çok az bir şanstı. Yani üç-dört aylık ömür biçmişlerdi ona ve bu ameliyat ya o süreyi uzatırdı yada ani bir çizgiyle bitirir. Karar öyle zordu ki; en önemlisi ise daha hastalığı hakkında tek bir fikri yokken ona anlatmak. Öle zordu ki Leyla...


    Gözyaşlarını koluna sürüyor, kimi zaman coşkuyla hıçkırıkları savruluyordu rüzgara Meltem’in ; ama hiçbir şey susturmuyordu onu, anlatmaya devam ediyordu. Burnunu çekti küçük çocuklar gibi, derin bir nefes aldı ardından...

    -Hastanedeki üçüncü günüydü, temiz kıyafetler alıp gittim yanına. Yağmur vardı o gün. Çok severdik yağmuru, ne zaman yağsa koşa koşa beni almaya gelirdi ve biz deli gibi ıslanırdık. İnciraltı’nın sokaklarında tek bir insan yokken biz açardık kollarımızı ve Allah’a dua ederdik mutluluğumuz için. Hastaneye geldiğim gün anlatacaktı doktorlar hastalığını. Ama benim de bulunmamı istedikleri için zamanlama olarak akşam saatlerini seçmişlerdi. Odasına girdiğimde gülümseyerek bakıyordu bana... Seni öyle özledim ki dedi. Yağmur başladı ve yanımda yoktun, seni kaybetmekten çok korktum.Sözlerini duyarken gözlerimdeki yaşların akmaması için dua ediyordum. Çünkü onu kaybedeceğimi biliyordum. Beni hiç kaybetmeyeceğini söyledim ona. Onu hiç bırakmayacağımı. Hayaller kurmaya başladık derken. Söz yine kızlarımıza geldi. Hayal bu ya büyütmüştük bile onları ve istemeye gelmişlerdi. Vermem hemen öyle kızlarımı diyordu. Annesi bana ne çektirdiyse onlarda sevgililerine öyle çektirecekler.
    Büyütmek... Kızlarımızı... Birlikte...
    Ve yağmurlu bir günde evlenmeye söz verdik birbirimize. Sırılsıklam bir şekilde evet diye haykırmak istiyorduk gökyüzüne. Tam o anda bir de şimşek çakarsa doğa da onaylamış olacaktı sevdamızı... Delilikti kimine göre ama biz böyle istiyorduk. Şen kahkahalar atarken girdi doktorlar içeri. O anda tuttum elini Samet’in. Öyle sıktım ki, istemsiz yanındayım dedim belki de bilmiyorum ama o anladı. Bir şeylerin ters gittiğini anladı. Gözlerindeki korkuyu gördüğümde içim acıdı Leyla ve bu acı hiçbir şeyin karşılığı değildi. Sevdam göz göre göre eriyordu, sevdalı olduğum adam ölüyordu.



    Sesi titriyordu, kimi zaman nefesi kesiliyor, boğazına takılıyordu kelimeleri Meltem’in.

    -Doktorlar anlatırken gözlerime biraz önceki hayallerimiz geliyordu... Ve bir bir el sallıyorlardı karanlığa karışırken bana... Bize bir bir el sallıyorlardı. Samet’in gözlerine dolan umutsuzluk kalbimin dört bir yanını kaplamıştı ve söylenecek tek bir sözümüz yoktu kadere. Kabullenmek dışında yapacak tek bir şeyimiz yoktu.

    Yağmur hızlanmaya başladı, genç kız anlatırken isyan edemiyordu ya sanki bulutlar isyanının duyuyor, yüreğindeki acıyı böyle serinletmeye çalışıyordu. Yağmurun hızlandığını görünce sustu, bir süre dinledi sesleri. Derken Leyla’ya baktı... Uzun uzun bir süre sessiz kaldıktan sonra, gücünü toplayıp tekrar konuşmaya başladı arkadaşıyla.

    -Ona gitmek istiyorum... Onun yanında olmalıyım... Toprak ıslak, üşüyordur şimdi sevgilim. Hem yalnızda... Ama gidemem ki... Bu saatte oraya gittiğim için kızar çünkü bana.. Çok kızar.

    Leyla’dan birkaç söz bekliyordu ama ne söyleyeceğini bilmeyen arkadaşı sadece susmuş onu dinliyordu. Aslında ıslanmak bile yeterdi o an Meltem için; Samet üşüyordu ya, hani üşürse yanında olduğunu hissettirebilirdi biliyordu.

    -Dışarı çıkalım hadi...

    Diyerek hareketlendi genç kız, Leyla hayır demek istedi ama çoktan dışarıya atmıştı Meltem kendini. Yalnız kalmasını da istemiyordu. İlk defa bu kadar içten anlatırken ve aslında neden acı çektiğini tam anlamışken; hiçbir şey yokmuş gibi yatıp uyuyamazdı ya; montunu giyip çıktı ardından arkadaşının.

    Deli gibi yağan yağmura inat, ağır ağır yürümeye başladı iki arkadaş. O sırada Cenk çakan şimşekle birlikte Meltem’i hatırladı. Mesajına cevap gelmemişti. Yeniden çekmeli miydi bilmiyordu. Erken dayanamadı ve ne olacağını düşünmeden yazdı...

    Mesajıma cevap vermediniz bende yağmur duasına çıktım bakın nasılda yağıyor deli gibi...


    Meral BİLGİÇ
     
  12. 16 Şubat 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  13. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Meltem telefonunun sesini duymasına rağmen cebinden çıkarıp ta bakmadı; yağmur öyle güzel yağıyordu ve gecenin kör karanlığına inat onlar öyle güzel gülüyorlardı ki, teknolojinin ürünü telefonun bunu bozmasına izin vermiyordu.

    -Çok güzel yağıyorrr….
    Diye bağırdı Leyla, ellerini açmış gökyüzüne gülümseyerek bakarken.

    -Evet, çok güzel …

    Birden içinde bir gülümseme yeşerdi Meltem’in gündüz rastladığı adam geldi aklına. Sonra bu yağmurun yüreğindeki insanın izin verişi gibi algıladı. Bir anlık düşündü ama, sadece bir anlık. Ve bu anlık düşüncesini oracıkta bağıra bağıra anlattı Leyla’ya.

    -Biliyor musun?
    -Neyi hasta olacağımız mı?
    -Off deli misin kızım ya, ağız tadıyla bir şey anlattırmıyorsun adama.
    -İyi be ne bağırıyon anlat hadi… Sen de ağız tadıyla bir ıslattırmadın adamı?
    -Bu yağmur, bu yağmuru Samet gönderiyor. Samet’im yoluyor tüm serin suları bana.

    Sonra gözlerinden akan yaşa aldırmadan tuttu Leyla’nın elini…

    -Kızım, hüoppp gecenin bir vakti biri görse ne zanneder…

    Gülmeye başladı Meltem,

    -Adam gibi bir şey anlatamayacak mıyım ben sana?

    Yüzündeki gülümseme kayboldu derken aniden, Leyla’nın elini tuttu ve kalbinin tam üzerine koydu.

    -Duyuyor musun, bu yağmuru gönderiyor çünkü kalbimdeki yerini biliyor.Ama..Ama yalnız kalmamı da istemiyor,o nedenle bana diyor ki…

    Leyla bakıyordu sadece, bazen neden senin deli olduğun konusunda haklı olduğumu düşünmüyor değilim diye geçiriyordu hiç şüphesiz o an içinden.

    Meltem anladı bir an sanki bu düşünceleri.

    -Vazgeçtim, deliymişim gibi bakıyorsun suratıma.
    -Yok, yani tamam biraz farklısın ama delilik mertebesi bana ait akıllım


    Diyince arkadaşı devam etti anlatmaya.

    -Bugün karşıma çıkan o genç adam o kadar içtendi ki..Tekrar görüşmek istedi ve ben kabul ediyorum aklımın karışmasından korktuğum için belki de kaçacağım.İşte bu yağmurlar Samet’imden bana işaret.Ben senin beni ne kadar sevdiğini biliyorum ama artık zamanı geldi diyor.

    Gülümsedi Leyla,

    -Samet’i bilmem ama tatlım biraz daha durursak doktorların bize ne diyeceğini biliyorum.
    -Ne?
    -Zatürre…


    Ve tutup arkadaşının elinden içeriye doğru koşturarak girdi birlikte. Sırılsıklam olmuşlardı, kurulanırken birden telefonuna gelen mesajı hatırladı genç kız.

    -Bana mesaj attı?
    -Kim?


    Bu günkü adam.

    -Telefonuna bakmadan nerden anladın?
    -Hissettim diyelim.


    Telefonunu çıkardı ve okumaya başladı, okurken de gülümsüyordu. Leyla ise bu nasıl bir hissiyat kardeşim, o zaman söyle bana Onur hangi ruh halinde onu arayayım alla alla diyerek söyleniyordu.

    -Arasana dedi birden Meltem.
    -Yok, olmaz…
    -Ya ara ne kaybedersin. Zaten kaybetmişsin sevdiğin adamı. Bir kez sesini duyman fena mı olurdu sanki…
    -Korkuyorum…


    Bu sözün ardına o gün geldi Meltem’in aklına.

    Bir sonbahar günüydü ayrıldıklarında Samet ile. Onun yokluğu içini acıtıyor, fakat yüreğini çıkaramadığı için hiçbir şey acısını geçirmeye engel olamıyordu. İki ayı geçmişti ayrılıklarının ardından. Bu süre zarfında telefon numarasına kadar değiştirmişti genç kız. Çünkü biliyordu Samet ararsa dayanamaz konuşurdu.
    Bir gün İnciraltı’nda, o hep oturdukları bankta otururken ağlamaya başlamıştı .Akşam olmak üzereydi ve yaşlı bir kadın oturmuştu yanına.Saatlerce konuşmuşlardı.


    -Anlayacağın güzel kızım, yaşlanınca yapmadığın birçok şey için pişmanlık duyuyorsun ama bu sefer gerçekten geç kalmış oluyorsun.Döktüğün gözyaşlarına yazık değil mi?Ya kendine yaptığın bu işkenceye.


    Telefonunu uzatmıştı sonra,

    -Al hadi benden ara, istemezsen vermezsin telefon numaranı olur biter.

    Zorlukla almıştı ve heyecanla çevirmişti numarayı.

    -Samet…
    -Meltem… Meltem’im, sana ulaşmak için neler yaptım bir bilsen. Nerdesin, neden kayboldun ortadan. Neden bir anda sildin her şeyi?
    -Silmedim. Silseydim arayamazdım.
    -Seni özledim ben…
    -Ben de, hem de çok özledim sevgilim…


    Ve o gün, o yaşlı kadın sayesinde barışmışlar, üç ay sonra da nişanlanmışlardı o kara günde.

    -Leyla’dan Meltem’e…

    Sesleriyle daldığı uzaklardan bir hışımla çıktı genç kız.

    -Biz Samet ile ayrıldığımızda iki ay olmuştu, belki daha fazla.Bir teyze sayesinde barışmıştık.Ve üç ay geçmeden de nişan…Nişanlandığımız gün ise hasta olduğunu öğrendik.Biliyor musun,şimdi ayrı kaldığım onca zaman için öyle pişmanım ki Leyla.Sen aynısını yapma ne olur.Neyden korkuyorsun,seni istemiyorum demesinden mi o zaman şakaya vurursun.Millet peşimden koşarken Allah’ın çirkin yaratığı beni…Benim gibi birini istemedi Meltem inanabiliyor musun diye konuşursun benimle…
    -Tabii sana da dalga için iş çıkar dimi unut sen onu.

    -Ya demezse peki? Ya sen birçok şeyi en önemlisi ise sevdanı kaçırıyorsan elinden. Denemeye değmez mi? En fazla yine ayrıldık diye üzülürsün, kaybedeceğin bir şey olmaz.
    -Gururumdan da mı?

    -Gurur seni sevmeyen birinin sana istemiyorum demesiyle mi yok olacak. Boşversene, benim gururumu ancak beni seven insanlar kırabilir. Sevmeyenler ise sadece yüreğimi incitir oda kısa süreliğine.

    Leyla telefonu aldı eline. Numarayı bir çeviriyor, bir kapatıyordu telefonu…

    -Üfff, yarın ararım olmaz mı?

    Üstüne gitmemeye karar verdi Meltem… Sen bilirsin gibi bir işaret yaptı başıyla. Sonra Samet’in fotoğrafını öptü ve yattı iyi geceler dileyerek. Işıkları kapatmışlardı ve uyku tamda en güzel yerinde bastırmıştı ki Leyla zıplayıverdi yerinden.

    -Pşşt sen mesaj attın mı adama?
    -Kime?
    -Ulennn şimdi mesajını okuyordun ya adamın…
    -Demi okuyordum, ne bilim Onur’la senin derdine düşünce…
    -Ee hadi uzatma da at…


    Ama atamıyordu Meltem mesajı, atsa bile ne diyeceğini bilmiyordu.

    Cenk yağmuru izlemişti doya doya; O, kızlar gibi deli cesaretine bürünüp çıkmamıştı belki dışarı ama izlerken de aynı zevki yaşamıştı. Bilmediği bir şeyler vardı bugün. Büyülenmişti sanki. Aklından çıkaramıyordu Meltem’i. Yüzündeki o hüzün öyle masum bir ifade vermişti ki genç kıza.

    -Eğer aşık olmak yağmuru sevmekse sanırım ben ıslanmaya bile razıyım dedi birden.

    O anda Tarık,

    -Kendi kendimize konuşmaya mı başladık hayırdır diye sordu arkadaşına.
    -Hayır, yani sanırım…
    -Sanırım ne demek?
    -Aşk hayırlı bir şey mi Tarık?


    Bu sorunun ardından kahkahalarla gülmüştü arkadaşına genç adam.

    -Oğlum ilk kez aşık olanlar gibi konuştun birden. Hayırdır hayır…

    Dedi ve tekrar televizyondaki programa döndü. İlgisiz değildi sadece arkadaşının kafası karışıktı ve sevgilisinden yeni ayrılmış biri ona yardım edemezdi farkındaydı. Cenk elinde telefon sürekli mesaj gelmesini bekliyordu ama artık ümidi gitgide kırılmıştı. Gözlerinden uyku akmaya başlamış ve istemsiz olarak yatakta bulmuştu kendini.

    -Aşk sanırım beni istemiyor diye geçirdi içinden ve uyumaya başladı. Telefonunu çoktan bırakmıştı ve yağmurun altında oturdukları o dakikaları düşünerek kapatmıştı gözlerini.

    Leyla en sonunda dayanamadı yastığı fırlattı Meltem’e…

    -Sana diyorum mesaj at yoksa ben atarım…
    -Ne diyeceğim peki?
    -Ne bilim ben, mesajı okumadın ki bana?


    Gülümsedi derken…

    -Hayır…Bakma öyle okumayacağım…

    Astı hemen yüzünü,

    -İyi be meraklıydım sanki, bende Onur’umun çektiği mesajları okurum.
    -Yesinler okuyacağına mesaj atsana kızım.
    -Sen kendine bak, en azından cevap verebilirsin, ben ne bahane uyduracağım.
    -Yanlışlıkla attım dersin…


    Hemen hemen ayrılan tüm çiftlerin ilk zamanlar bahanesi olurdu bu ya, işte onların da ilk aklına gelen olmuştu. Aynı anda elleri telefona gitti. Leyla sanki bir arkadaşına mesaj atıyor gibi yazmaya başlamıştı. Meltem ise gelen mesajı cevaplıyordu.

    Yağmur duası, o zaman biz görüşmeyelim ve siz hep yağmur duasına çıkın. Çünkü ben çok severim yağmurları :) Görüşmek dileğiyle…

    -Ben yazdım
    -Ne çabuk…
    -Ne , ne çabuk? Destan mı yazacağım yeni tanıştığım insana. Hadi sende bitir aynı anda atalım. Bakalım hangimize daha çabuk mesaj gelecek.


    Leyla’da bitirdi mesajını ve saymaya başladılar güneş doğmak için hareketlenmeye başladığı vakitlerde.

    -Birrrr…İkiiii…Üçççç

    -Kızlar yatın artık, yarın iş var…


    Evet odada tek olmadıklarını hatırlamışlardı sonunda. Leyla yastığını göstererek atmasını istedi Meltem’in. Ve sessiz sedasız yattılar yataklarına.
    Yeni bir gün doğarken ikisinin yüreğinde de farklı heyecanlar vardı.

    Leyla, Onur’un cevap verip vermeyeceğini düşünürken ne kadar çok özlediğini hatırlıyor.Meltem ise Cenk’e mesaj atmanın verdiği bir kırgınlığı yaşıyordu.Çünkü yüreğindeki kişiye zarar gelmesini, unutmayı asla istemiyordu…

    Meral BİLGİÇ
    Devam Edecek
     
  14. 16 Şubat 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  15. hxuxrrem 2000

    hxuxrrem 2000 SEN BU SEVGİYİ HAKETMEDİN Pro Üye

    Katılım:
    14 Aralık 2007
    Mesajlar:
    5.422
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    146
    ayyy ne güzel diii ne zaman devamı?
     
  16. 16 Şubat 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  17. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Yazıyorum canım, yazdıkça ekliyorum.
    Tıpkı sığınak gibi :)
    Beğenmene sevindim.
    Teşekkür ederim
     
  18. 20 Şubat 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  19. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    Çirkin peri Meral Bilgiç sen misin?İnanmıyorum.Ben başka bir sitede bu imza ile yazılmış yazıları okumaya bayılıyorum.