Yaşam ertelenmeye gelmez, bugün değilse ne zaman!

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve EU1 tarafından 24 Mart 2008 başlatılmıştır.

    24 Mart 2008
    Konu Sahibi : EU1
  1. EU1

    EU1 Guest

    YAŞAM ERTLENMEYE GELMEZ BU GÜN DEĞİLSE NE ZAMAN!

    Yaşam Ertelenmeye gelmez bu gün değilse ne zaman!

    Dün bir rüya(düş) gördüm ya da gördüğümü sandım ve uyanınca sizlerle paylaşmak istedim.

    “TIK, TIK, TIK...
    -KIM O?
    -HAZIRLAN GIDIYORUZ.
    -SEN KIMSIN? NEREYE GIDIYORUZ?
    -SIRAN GELDI. GERÇEK EVINE GIDIYORUZ.
    -GERÇEK ten MI? SEN! YOKSA! ( AZRAİL Mİ)
    -EVET. HADI GIDELIM.
    -DUR BIR DAKIKA..BIR SURU YARIM ISIM VAR.
    -IS YARIM KALMAZ. BIRILERI TAMAMLAR. OYALANMA ARTIK.
    —COCUKLAR, ONLAR DAHA COK KUÇUK, BARI VEDALASSAYDIM.
    —SEN OLMADAN DA BUYURLER, HADI BEKLIYORLAR.
    —BEKLIYORLAR MI? ONLAR DA KIM?
    —GIDINCE GORURSUN.
    —ANLADIM. ANLADIM AMA KALBINI KIRIP, GONLUNU ALAMADIKLARIM,
    IYILIGINI GORUP, KARSILIK VEREMEDIKLERIM VAR. ANLAYACAGIN BORCLU
    GITMEK ISTEMIYORUM.
    —BUNU ZAMANINDA DUSUNSEYDIN
    -ZAMANINDA MI? IYI DE BEN DAHA ZAMANIM VAR SANIYORDUM.
    —HEPINIZ AYNISINIZ. ZAMAN DEDIGIN, IÇINDE BULUNDUGUN AN. BUNUN
    OTESI YOK.
    —KESKE, KESKE.
    —DEVAM ETME. BUGUNU YASARKEN HEP YARIN VAR GIBI DAVRANDIN.
    USTUNDEKI UNIFORMANIN SORUMLULUKLARI VAR. YERINE GETIRMEDIN.
    BU SANA BIR UYARIYDI. SIMDI GITMIYORUZ... AMA HER AN GIDEBILIRIZ.
    BIR DAHA GELDIGIMDE ONUNDE UMUT, ARKANDA PISMANLIK OLMASIN !”

    Mutlu yaşamın sırı içimizde gizli ve bu gizem o kadar basit ve sade ki bunu algılayabilmek için bilge olmaya, alim olmaya, çok eğitime, çok da paraya gerek yok sanırım. Ancak ısrar ile mutlu olmak için çok çabalamak gerekliliğine inanırsanız yine haklı çıkarsınız. Çünkü bilinçaltınız inandığınızı gerçekleştirme eğilimdedir. İnandığınızı gerçekleştirebilmek sizi haklı çıkarır. Ne yapıp edip size mutlaka gerekçeler bulmaya çalışır.

    Mutlu olmak için bu günde, şimdi ve burada olmak gerekir.Çünkü asıl olan bu gün ve şuan olmakla birlikte ne dün ne de yarın aslında gerçek değildir.Dün ve yarın aslında sanal olan andır .Sanal olan odaklandığımızda bu günü yaşamamakta ve dolayısıyla da yarına da ipotekli girmek durumunda kalmaktayız.Bu günü yaşamak için yaşadığımız ana mutlaka pozitif bakabilmek için o kadar çok nedenimiz var ki….

    En azında nefes alıyoruz ve de yaşıyoruz. Soluk almak yaşadığımızı hissetmek bile mutlu olabilmek için hatta şükür edebilmek için yetebilir. Bu günde olabilirsek bu günü tam anlamıyla yaşayabilirsek, şükür edebilirsek, değiştiremeyeceklerimiz içinde bunu koşulsuz bir kabul içinde olabilirsek, her şeye rağmen kendimizi aff edebilecek kadar cesur olduğumuzda mutluluk kendisi yakamızdan düşemeyecektir.

    Abartısızca bu günde olmak, günü ötelemeden, ertelemeden bu günü algılamak ve yapılması gerekenleri yapıyor olmak bizi mutlu edecektir.

    Bütün davranışların atası düşüncelerimizde gizlidir. Koskoca bir çınarı var eden nasıl bir çınar nüvesi ise ve nasıl bir çınar tohumu olmadan oluşmazsa, düşüncelerimizde oluşmadan davranışlarımız oluşmaz. Çünkü her şeyin özünü oluşturan bir olgu vardır. Bu olgu pozitif olduğunda oluşan sonuçta pozitif olabiliyor.

    Düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız davranışlarımızı ve davranışlarımız da hayatımızı oluşturur. Hayatımızın iyi olmasını işitiyorsak İnançlarımızı pozitif tutmalıyız.
    Nasıl bir bilgisayar ekranında görülen programın yansıması ise yaşamda görülen ve asıl olan sadece düşüncelerimizin yansıması olmaktadır. Ayna sadece kendine yansıyanı gösterebiliyor. Biz aynaya nasıl bakarsak onu görebiliyoruz. Çünkü bu gün yaşadıklarımız dükü düşüncelerimizin eseridir.

    Yarın yaşayacaklarımız da bu gün düşündüklerimiz ve yaptıklarımızın toplamı olacaktır. Asıl olan zaman şu an yaşanan zamandır. Dün ve yarın sanal zamanlardır. Sanal zamanlara ise yapılan her müdahale başarısızlıkla sonuçlanmaktadır.O halde neden kendimiz için pozitif düşünmeyelim ki…

    1950’li yıllarda bir İngiliz şilebi Portekiz’den aldığı Madura şaraplarını İskoçya’ya götürür. Demir attığı limanda yükünü boşalttıktan sonra şilepte çalışan denizcilerden biri unutulan şarap kolisi kaldı mı diye denetlemek üzere soğuk hava deposuna girer. Onun içerde olduğunu fark etmeyen başka bir denizci ise kapıyı dışardan kilitler. Soğuk hava deposundan mahsur kalan denizci var gücüyle bağırır, çelik duvarları yumruklar, ama sesini kimseye duyuramaz. Çakısıyla içerden açmaya çalışır kapıyı, mümkün değildir. Boş şilep yeni yükünü almak üzere Portekiz’e doğru yola çıkar.
    Mahsur denizci depoda açlıktan ölmeyecek kadar yiyecek bulur. Ama deponun dondurucu soğuğuna fazla dayanamayacağının bilincindedir. Kapıyı açamayan çakısıyla çelik duvarlara kendisini bekleyen ölüm sürecini yazmaya daha doğrusu kazımaya başlar. Gün be gün adeta bilimsel bir titizlikle soğuğun vücuduna önce uyuşturucu sonra yavaş yavaş öldürücü etkilerini el ve ayaklarının nasıl duyarsızlaştığını donan burnunu ve buz gibi havanın dayanılmaz yakıcılığını anlatır.
    Şilep Lizbon’a demir attığında soğuk hava deposunun kapısını açan kaptan zavallı denizcinin cesediyle karşılaşır. Duvarlara kazıdığı acılı sonu okur ve kendisi de hayretten dona kalır. Çünkü soğuk hava deposunun derecesi 19’dur.İskoçya’ya götürdükleri Madura şarapları 18 derecede taşınmayı gerektirmiştir. Şilep yükünü boşalttıktan sonra soğutma sistemi kapatıldığından deponun sıcaklığı 1 derece de yükselmiştir.

    Sonuçta denizci donarak ölmemiş, donacağını düşündüğü için ölmüştür.
    Düşüncelerimiz hayatımızın gidişatını belirlemektedir. Aslında neye inanırsak oyuz.

    Bizler neler düşünürsek düşündüğümüz duygularımıza yansır.

    Duygularımızda neler hissetmeye başlarsak, hislerimizde davranışlarımıza dönüşür. Yani düşünceler duygularımızı, duygularda davranışlarımızın kaynağını oluşturur. Davranışlarımızda karakterimizi, karakterimiz de kaderimize dönüşürüz.
    Onun için ne düşünüyorsak aslında oyuz. Bu bakımdan da bizler düşüncelerimizin ürünüyüz.

    Bu gün yaşadıklarımız dün düşündüklerimizin sonucu, yarın yaşayacaklarımızda bu gün düşündüklerimiz, his etiklerimiz ve yaşadıklarımızın sonucu olabilecektir. Bunun için düşüncelerimizi pozitif tutabildiğimiz oranda yarınlarımızda pozitif olabilecektir. Seçim her şekilde bizim. Sizler hangisini seçerseniz aslında haklısınız. Seçim bizim gerçeğimiz oluveriyor. Çünkü ektiklerimizin sonucunu alıyoruz. Ne ekersek onu biçebiliyoruz.

    Bu temelde yaşamın bize sundukları aslında bizim zihnimizde oluşturduğumuz düşüncelerimizin aynadaki yansımasıdır. Aynada kendimizi nasıl görmek istersek öyle görüyoruz.

    Uzun yıllar önce, uzaklardaki bir ülkede 'Bin aynalı dağ' denilen bir dağ vardı. Bu Dağın zirvesine gerçekten de bin tane irili ufaklı ayna yerleştirilmişti. Herkes zaman zaman bin aynalı dağa çıkıp, ilginç öykülere şahit olmayı ve daha sonra gördükleri hakkında arkadaşlarıyla konuşmayı isterdi.

    Bir gün, bu ülkede yasayan küçük mutlu bir köpek, bu dağı duydu ve oraya gitmeye karar verdi. Dağın eteğine ulaştı ve sora da neşeyle yukarı tırmandı. Yorulmuştu, ama yeni şeyler göreceği için keyiflenmiş ve yorgunluğunu çoktan unutmuştu. Aynaların bulunduğu zirveye geldiğinde kulaklarını dikmiş, kuyruğunu hızlı hızlı sallıyordu. Kocaman bir gülümseme gönderdi onlara. Karşılığında bin tane kocaman sıcak ve dostane gülümseme aldı. Mutluluğu kat kat artmıştı. Oradan bir türlü ayrılmak istemiyordu.

    Türlü türlü sevinç ve dostluk hareketleri yapıyor, yaptıklarının bin kat fazlasıyla karşılığını görüyordu. Nihayet gün karadı ve oradan ayrılması gerektiğini anladı. dağdan inerken kendi kendisine; "Burası harika bir yer! Buraya sık sık geleceğim" diye düşünüyordu. Bu arada, aynalı Dağın çıkışındaki anlamlı levhayı da okudu ve mutluluğu bin kat daha arttı...

    Ayni ülkede yaşayan başka küçük bir köpek daha vardı.

    Ama ilki kadar mutlu değildi. Huysuz ve mutsuzdu. O da o dağa gitmeye karar verdi. Dağın eteklerine kadar gelip de yukarıya baktığında, şikâyete başlamıştı bile.
    Sızlana sızlana dağın tepesine kadar çıktı. Yorgunluk ve kızgınlığa şimdi bir de korku eklenmişti. Doğru ya, bu dağın tepesinde kendisini kim bilir hangi hırsızlar, haydutlar bekliyordu! Aynaların olduğu alana yaklaşırken, her an bir düşmanla karsılaşacakmış gibi başını öne eğmişti. Kafasını kaldırıp da aynalara baktığında gözlerinde inanamadı. Soğuk soğuk bakan bin tane köpek gözlerini onun üzerine dikmişti.
    Güya onlardan korkmadığını onlara göstermek için hırlamaya, dişlerini göstermeye başladı. Aynı anda korkunç görünümlü bin köpek kendisine hırlayınca, korkudan ne yapacağını bilemedi ve dağdan kaç inerken kendi kendine;

    "Burası korkunç bir yer! Buraya bir daha asla gelmeyeceğim." diyordu.

    Huysuz köpek, o hızla ve korkuyla kaçarken, aynalı dağ hakkında bilgi veren levhayı ve üzerindeki yazıları görmemişti bile. Levhada şöyle yazıyordu:

    "Ey yolcular! Sakın aldanmayın, gördüğünüz görüntüler sadece ve sadece sizin aynadaki yansımanızdır. Aynı şekilde; hayatta başınıza gelen bütün olaylar size tutulmuş aynalardır.

    Bu temelde aynalarda kendimizi, geleceğimizi nasıl görmek istiyorsak öyle bakmalıyız.

    Siz nasıl bakıyorsunuz? AYNAYA!

    Ötelenmemiş ve ertelenmemiş anları yaşayabilmeniz dileğiyle...
    Her şey gönlünüzce olsun...
    Sevgi ile kalınız...

    Abdullah TOPAL
    PSİKOTERAPİST-HİPNOTERAPİST

     
  2. 7 Şubat 2009
    Konu Sahibi : EU1
  3. seda_341

    seda_341 Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    12 Aralık 2008
    Mesajlar:
    370
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    çok anlamlı tşkkrler
     
  4. 7 Şubat 2009
    Konu Sahibi : EU1
  5. yarennkara

    yarennkara Popüler Üye Üye

    Katılım:
    14 Eylül 2007
    Mesajlar:
    1.523
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    ooooo çok uzundu..ama güzel..teşekkürler..
     
  6. 13 Şubat 2009
    Konu Sahibi : EU1
  7. mycrazy

    mycrazy Aktif Üye Üye

    Katılım:
    8 Şubat 2009
    Mesajlar:
    32
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    çok güzel yorumlamışsınız çok beğendim teşekkür ederiz.