Yasar Kemal - İnce Memed

Konusu 'e-Kitap Roman, Öykü ve Anı' forumundadır ve Elif tarafından 29 Aralık 2006 başlatılmıştır.

    29 Aralık 2006
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.596
    Beğenildi:
    5.125
    Ödül Puanları:
    438
    Ak kağıt üstünde tanıyın beni

    1

    Toros dağlarının etekleri ta Akdenizden başlar. Kıyıları döven ak
    köpüklerden sonra doruklara doğru yavaş yavaş yükselir. Akdenizin
    üstünde daima, top top ak bulutlar salınır. Kıyılar dümdüz, cilalanmış gibi
    düz killi topraklardır. Killi toprak et gibidir. Bu kıyılar saatlerce içe
    kadar deniz kokar, tuz kokar. Tuz keskindir. Düz, killi, sürülmüş
    topraklardan sonra Çukurovanın bükleri başlar. Örülmüşçesine sık çalılar,
    kamışlar, böğürtlenler, yaban asmaları, sazlarla kaplı, koyu yeşil, ucu
    bucağı belirsiz alanlardır bunlar. Karanlık bir ormandan daha yabani, daha
    karanlık!

    Biraz daha içeri, bir taraftan Anavarzaya, bir taraftan Osmaniyeyi
    geçip İslahiyeye gidilecek olursa geniş bataklıklara varılır.
    Bataklıklar yaz aylarında fıkır fıkır kaynar. Kirli, pistir. Kokudan yanına
    yaklaşılmaz. Çürümüş saz, çürümüş ot, ağaç, kamış, çürümüş toprak kokar.
    Kışınsa duru, pırıl pırıl, taşkın bir sudur. Yazın otlardan, sazlardan
    suyun yüzü gözükmez. Kışınsa çarşaf gibi açılır. Bataklıklar geçildikten
    sonra, tekrar sürülmüş tarlalara gelinir. Toprak yağlı, ışıl ışıldır.
    Bire kırk, bire elli vermeye hazırlanmıştır. Sıcacık, yumuşaktır.

    Üstleri ağır kokulu mersin ağaçlarıyla kaplı tepeler geçildikten
    sonradır ki, kayalar birdenbire başlar. İnsan birden ürker.
    Kayalarla birlikte çam ağaçları da başlar. Çamların birer billur
    pırıltısındaki sakızları buralarda toprağa sızar. İlk çamlar geçildikten
    sonra, gene düzlüklere varılır. Bu düzlükler boz topraktır. Verimsiz, kıraç...
    Buralardan Torosun karlı dorukları yanındaymış, elini uzatsan tutacakmışsın
    gibi gözükür.

    Dikenlidüzü bu düzlüklerden biridir. Dikenlidüzüne beş kadar köy
    yerleşmiştir. Bu beş köyün beşinin de insanları topraksızdır. Cümle toprak
    Abdi Ağanındır. Dikenlidüzü, dünyanın dışında, kendine göre apayrı kanunları,
    töresi olan bir dünyadır. Dikenlidüzünün insanları, köylerinden gayrı bir
    yeri bilmezler hemen hemen. Düzlükten dışarı çıktıkları pek az olur.
    Dikenlidüzünün köylerinden, insanlarından, insanlarının ne türlü
    yaşadıklarından da kimsenin haberi yoktur. Tahsildar bile iki üç yılda bir
    kere uğrar. O da köylülerle hiç görüşmez, ilgilenmez. Abdi Ağayı görür gider.

    Değirmenoluk köyü Dikenlidüzündeki köylerin en büyüğüdür.
    Abdi Ağa da bu köyde oturur. Köy, düzlüğün gün doğusuna düşer.
    Kayalığın dibindedir. Kayalar mördur. Üstlerini sütbeyaz, yeşile
    çalan, gümüşi, türlü renkte lekeler örtmüştür.

    Üst başta yaşlı, yaşlılıktan dalları toprağa eğilmiş, dalları kıvrılmış
    bir çınar ağacı bütün haşmetiyle yıllardır orada durup durur. Çınar
    ağacına yüz metre yaklaşırsın, elli metre yaklaşırsın ortalıkta çıt yoktur.
    Her bir yan derin bir sessizlik içindedir. Sessizlik korkutur insanı.
    Yirmi beş metre yaklaşırsın gene öyle... On metrede aynı sessizlik.
    Ağacın yanına gelip de kayadan yanına dönüncedir ki iş değişir, birdenbire
    bir gürültü patlar. Şaşırıverir insan... İlkin kulakları sağır edecek
    derecede çoktur. Sonra iner, yavaşlar.

    Gürültünün geldiği yer, Değirmenoluk suyunun gözüdür. Göz değildir ya,
    bura halkı oraya suyun gözüdür der. Öyle bilir. Bir kayanın dibinden köpükler
    saçarak kaynar. İçine bir ağaç parçası atılırsa bir gün, iki gün, hatta bir
    hafta suyun üstünde oynadığı görülür. Döndürür. Bazıları iddia ederler ki,
    kaynayan su, üstünde taşı bile oynatır, batırmaz. Halbuki suyun gözü burası
    değildir. Ta uzaklardan, çamlar arasından yarpuz, kekik kokularını
    yüklenerek Akçadağdan gelir. Burada da bu kayanın altından girer, köpürerek,
    kaynayarak, bir delice homurtuyla öbür ucundan çıkar.

    Buradan Akçadağa kadar öyle kayalık, öyle sarptır ki Toros, bir ev yerinden
    daha büyük toprak parçası görülemez. Ulu çamlar, gürgenler kayaların
    arasından göğe doğru ağmıştır. Bu kayalıklarda hemen hemen hiçbir hayvan
    yoktur. Yalnız, o da çok seyrek, akşam vakitleri keskin bir kayanın
    sivrisinde boynuzlarını, büyük çangallı boynuzlarını sırtına yatırmış bir
    geyik, bacaklarını gerip, sonsuzluğa bakarcasına durur.

    devamı için tıklayınız