Yazgı

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve **SU** tarafından 21 Ocak 2009 başlatılmıştır.

    21 Ocak 2009
    Konu Sahibi : **SU**
  1. **SU**

    **SU** çocukta yaparım kariyerde Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    643
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    86
    Bir şeye inanma ihtiyacımızla başlıyor her şey. Bir aşka, bir güce, doğaüstü bir varlığa, bir dine ve bazen ve de nadir olarak kendimize. Hepsinin ötesinde aşka inananlar en cesur olanlardır bence. Hayata gözü kara şekilde meydan okuyup, korkmadan ona kafa tutanlar. Kendiyle baş edemeyen insanoğlunun bir sebepten -kimya veya kader, ne derseniz- başka bir insana olan tutkusu kuşkusuz üzerine düşünülecek bir konudur. Anlam veremediğimiz şeylere olan bağlılığımız da bunun çekiciliğinden ileri gelir kanımca.



    Hayat dediğimiz süreç bir çizgi ve bir nokta olarak ilerlerken ve bazen de içinden çıkılamaz çemberlere itelerken bizi, nasıl da tartaklanıyoruz. Bazen kendimiz istiyoruz o çemberde savrulmayı, bazen sözlerimiz, yeminlerimiz. Ama en çok kendimize söylediğimiz yalanlar. İnkar, bir kabullenme biçimidir aslında ve tüm gerçekler gibi sıradandır. Gerçeğin varlığına inananlar ise hayatı gördüklerini sananlardır. Aslında hayat dediğimiz şey bir kandırmacadır deriz bazen kendimize. Anlatacak söz, paylaşacak dert bulamadığımızda ise tarifi olmayan görülecek bir hesaptır. Bazen beyaz bir mendile yazılmış kaderdir. Bazen de her şeye bazen demektir hayat.



    Böyle bir kandırmaca döngüsünün içinde kendine inananlar mutluluğu yakalarlar. Mutluluk için bir tanım bulmaya çalışanlar ise sadece düşünerek kafa yoranlardır. Çünkü hayat sadece düşünmekten öte yaşamaktır. Havayı solumaktan ziyade havanın ciğerlere dolduğunu hissetmek, pişen yemeği koklamaktan ziyade kokunun kendisine haz vermesine izin vermek, bakmaktan ziyade görmektir. Sevmek, kendini sınırlara saklamaktan ziyade havayla kokuyla ve görüntüyle bir olmaktır. Uçurumlar pahasına yol almaktır.



    Aklımıza takılan onca şeyin ardından bir gün uyanıp “ Bunu kabul etmek bu kadar zor mu? Seviyorsun onu. ” diyebilmektir kendimize. Ama anlıyorum.. Bazen kendi gerçeğimizi görmek için, olmadık kuşkulara, düşüncelere ve zorluklara atmalı insan kendisini. Ne de olsa kimseden izin almamız gerekmeden en hoyratça kullanabileceğimiz tek sahipliğimiz yine biziz. Varsın hırpalayan yine biz olalım…



    Yanılgımız, aynada gördüğümüz yüz; mutluluğumuz, olduğunu sandığımız gülümsememiz; aşkımız, elini tuttuğumuz olsun. Bir an bunların olmadığını düşünmek bile içinizi acıtmadıysa korkmayın hayat duramaz karşınızda. Ama yanınızda da duramaz kimse.. Yalnızlığın yazgımızda olmadığı böyle bir dünyada kararı siz verin.