Yerli Malları Haftası 12-18 Aralık

Konusu 'Hiçbir başlığa uymayan yazılar !' forumundadır ve terlik tarafından 7 Aralık 2008 başlatılmıştır.

    7 Aralık 2008
    Konu Sahibi : terlik
  1. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    Kurban Bayramının bitmesiyle başlayan Yerli Malları Haftanızı kutluyorum... İlkokul sıralarındayken Yerli Malları Haftasını kutlamayı çok severdim. Evden çeşit çeşit yiyecekler götürür paylaşımda bulunurduk. Oğlum anasınıfında Bayramında denk gelmesiyle Yerli Malları Haftasını Pazartesiden itibaren kutlayacaklar sınıfında 20 kişiler ve öğretmenleri haftanın 5 gününe 3'erli 4'erli günlere bölüştürmüş çocukları ve hepsini birer meyve vs yapmış mani göndermiş oğlumda NAR ve manisini ezberliyor kısmetse perşembe günü onun yiyeceklerini göndereceğim.
    Sizler neler yapardınız bu haftayı kutlarken yada neler götürürsünüz. Şöyle eski günlere gidelim ne dersiniz ve şimdilerde çocuklarınız okullarında Yerli Malları Haftasını nasıl kutluyorlar.
    Paylaşımda bulunursanız mutlu olurum... Hepinizi öpüyorum... Bol bereketli günler dilerim... a.s.
     
    Son düzenleme: 11 Aralık 2008
  2. 10 Aralık 2008
    Konu Sahibi : terlik
  3. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    Yerli Malları Haftası...

    İnsanların parasını, malını eşyalarını, zamanını ve sağlığını gerektirdiği gibi korumak ve kullanmasına tutumlu olmak denir. Tutumluluk hiçbir zaman cimrilik demek değildir.
    Tutumlu insan eşyasını, malını düzenli ve temiz kullanır. Zamanını boşuna harcamaz. Kendisine ve çevresine yararlı işlerle geçirir gününü. Böylece kötü alışkanlıklardan da kurtulur. Mutlu ve güvenli olur.
    Yalnızca kendimize ait olanı değil, elektriği, suyu, yiyecekleri, okulda kullanılan eşyaları, bize ait olmayan eşyaları kendimizinmiş gibi özenle korumalıyız. Topluma ve arkadaşlarımıza ait olan eşyalara zarar vermemeliyiz.
    Tutum ve yatırım, ülkeler için de önemli bir konudur. Çünkü devletler de gelirleriyle giderlerini dengelemek zorundadır. Bir devlet eğer gelir ve giderlerini iyi ayarlarsa; gelir kaynaklarını iyi yatırımlarda kullanırsa kalkınır, zenginleşir ve hiçbir devlete bağımlı kalmaz.
    Yurdumuz cumhuriyet döneminde yeni savaştan çıkmış bir ülke idi. Yurdumuzun her köşesi çok büyük zararlar görmüştü. Ellerinde bir şeyleri kalmayan halk yoksulluk içerisinde kıvranıyordu. Atatürk bu duruma çok üzülüyor ve bu durumdaki halka bir şeyler vermek istiyordu.
    Atatürk 1923 yılında İzmir İktisat Kongresini topladı. Bu kongrede yurdun bağımsızlığının korunması, yerli mallar üretilmesi ve kullanılması kararlaştırıldı. Dönemin başbakanı İsmet İnönü 12 Aralık 1929 tarihinde T.B.M.M.’de bir konuşma yaptı. Konuşmasında ulusal ekonomi, yerli malı ve tutumlu olma konularını anlattı.
    12 Aralığı kapsayan hafta “Tutum Yatırım ve Türk Malları Haftası” olarak kutlanmaktadır. Cumhuriyet döneminde temelleri atılan kendi kendine yeter bir toplum olmadaki ilk adım bugün de devam etmektedir.
    Tutum ve yatırım alışkanlığı küçük yaşlarda kazanılır. Ders araçlarını, giysilerini, harçlığını tutumlu kullanan çocuk bu güzel alışkanlığı büyüyünce de devam ettirir. Küçükken boşa akan su musluğu, gereksiz yanan lambayı kapatan çocuk bu güzel alışkanlığı büyüyünce de devam ettirir. Okul çağlarında zamanı iyi değerlendirme alışkanlığı kazanan insan bu huyundan vazgeçmez. O nedenle çocukları küçük yaşlarda tutumlu olmaya özendirmeliyiz.
    Tasarruf yapmak, milli kaynakların işletilmesi, yerli fabrikalar kurulması, paranın dış ülkelere gitmesini önlemek, temel tüketim maddelerini öz kaynaklardan karşılamak, ekonomimizi geliştirmek bu haftanın belli başlı amaçları içindedir.
    Okullarımızda 12 – 18 Aralık tarihleri arasında kutlanan bu haftada tutum, yatırım ve Türk malları hakkında bilgi verilir. Şiirler okunur, konuşmalar yapılır, skeçler ve oyunlar oynanır. Yerli mallarımız tanıtılmaya çalışılır.
    Şiirler aşağıda
    MEYVELERİMİZ-YEMİŞLERİMİZ
    Portakal
    Portakal tatlı serin
    Başıdır yemişlerin.
    Onda güneşin rengi,
    Parlar gibidir sanki.

    ELMA...
    Elmayı bilmeyen kim?
    Odur, en çok sevdiğim.
    Rengi alev kırmızı,
    Açar iştahımızı.

    ARMUT...
    Armudu unutmayın,
    Onu da baştan sayın.
    Ne güzeldir kokusu,
    İçi dolu ballı su.

    ÜZÜM - İNCİR...
    Üzümle incir ikiz,
    Onlardan vazgeçemeyiz,
    Yaz güneşinde olmuş,
    İçine şeker dolmuş.

    FINDIK - BADEM - CEVİZ...
    Fındıkla badem, ceviz,
    Severek yediğimiz.
    Üç arkadaş yemiştir,
    Her tadan özlemiştir.

    KESTANE...
    Hoş değil mi kestane?
    Alırsın tane tane.
    Sırtlarını çizersin,
    Kızgın küle dizesin.
    Pişsin tatlı tatlı ye,
    En güzel besin diye.
    Bütün meyveler
    Bu güzelim meyveler,
    Bu güzelim yemişler,
    Yurdumuzun malıdır,
    Her yiyen kuvvet alır.

    Çocuklar
    Tutum haftası geldi,
    Bizlere neşe verdi.
    Yerli yemişlerimiz,
    Hep birden dile geldi.

    ELMA...
    Amasya elmasıyım,
    Meyvelerin başıyım.
    Al sarı yanağım var,
    Beni yersen kan yapar.

    ARMUT...
    Ankara memleketim,
    Koyu sarıdır rengim,
    Isırınca pek yarar,
    Yiyenlere can katar.

    ÜZÜM...
    İzmir’in üzümleri,
    Sevilmez mi arkadaş?
    İnsanlara pek yarar,
    Kurusu var yaşı var.

    İNCİR...
    Tatlı Aydın inciri,
    Pek güzel iri iri.
    Hurma alma, incir al,
    Ağzına aksın bal.
    Fındık
    Giresun zengin olsun,
    Cebiniz fındık dolsun.
    Kırılır çıtır çıtır,
    Hem besler, hem ısıtır.

    CEVİZ...
    Cevizi de unutma,
    Beslenmek zorundasın.
    Pestiline sar da ye,
    Kuvvet versin diyorsan.

    PORTAKAL...
    Portakal sulu sulu,
    İçi vitamin dolu.
    Adana, kozan, dörtyol,
    Git ağaçtan ye bol bol.

    MANDALİNA...
    Adımdır mandalina,
    Sağlık veririm sana.
    Pek sevimli meyveyim,
    Bol bol yiyin bakalım.

    NAR...
    Çiçek olur açılırım,
    Mercan gibi saçılırım.
    Hastaya nar sorulmaz,
    Şurubuna doyulmaz.

    KESTANE...
    Kestaneyi istersen,
    Kavurup da yersin sen,
    İstersen suda haşla,
    Onun tadı da başka.

    KAYISI...
    Malatya kayısısı,
    Yemişlerin nazlısı
    Pestili de yapılır,
    Yiyenler pek bayılır.

    ŞEFTALİ...
    Bursa’nın şeftalisi,
    Kilodur bir tanesi.
    Şeftaliyi kim sevmez,
    Tadına doyum olmaz.

    AYVA...
    Sarı sarı rengim var,
    Ne güzel de kokarım.
    İstersen reçel yap ye,
    İstersen kompostomu.

    Çocuklar
    Kutlu olsun hafta bize,
    Meyveler geldi dile.
    Hepinizi seveceğiz,
    Güzel güzel besleneceğiz.
     
    Son düzenleme: 11 Aralık 2008
  4. 11 Aralık 2008
    Konu Sahibi : terlik
  5. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    GÜZEL SÖZLER...

    · Ak akçe kara gün içindir.

    · Ayağını yorganına göre uzat.

    · Damlaya damlaya göl olur.

    · Har vurup, harman savurma.

    · İşten artmaz, dişten artar.

    · Sakla samanı, gelir zamanı.

    · Ekmek olmayınca, yemek olmaz.

    · Gençlikte taş taşı, ihtiyarlıkta ye aşı.

    . Yerli malı Türk’ün malı, her Türk onu kullanmalı.
     
    Son düzenleme: 11 Aralık 2008
  6. 11 Aralık 2008
    Konu Sahibi : terlik
  7. whiterose

    whiterose Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    2.682
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    148
    özellikle küresel kriz yaşadığımız şu günlerde yerli ürünleri kullanmamızın ne kadar önemli olduğunun bilincini çocuklara vermeliyiza.s
     
  8. 11 Aralık 2008
    Konu Sahibi : terlik
  9. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    Bende size katılıyorum... Doktorumuzdan öğrendiğime göre yurtdışından gelen bazı sebze ve meyveler bizim yaşam biçimimize tersmiş. Bunu iklim şartlarımıza görede değiştiğini ve vücudumuzun bu yüzden tepki vereceğini anlatmıştı. Güneydeki bir insana , yada Karadenizdeki bir insana vs meyvesi yada sebzesi verilirse vücut tepki verirmiş... (hangileriydi şu an unuttum fakat sıcaklığa vs göre yediklerimiz değişiklik gösteriyormuş).
     
    Son düzenleme: 12 Aralık 2008
  10. 12 Aralık 2008
    Konu Sahibi : terlik
  11. yesilim

    yesilim Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2006
    Mesajlar:
    9.033
    Beğenildi:
    11
    Ödül Puanları:
    148




    Yerli Malı Haftası, 12-18 Aralık tarihleri arasında Türkiye'de tüm okullarda kutlanan hafta.

    ATATÜRK ÜN YERLİ MALINA VERDİĞİ ÖNEM
    VE ELBİSELERİNİ YAKIŞI


    [​IMG]




    Akşamları Atatürk'ün sofrası yine konuklarla dolup taşıyor, birçok yurt sorunları bu sofrada görüşülüyordu. Bir akşam yerli malı kullanılması üstüne bir konuşma oldu. Herkes düşüncesini söylüyor, yurtta yerli endüstrinin gelişmesi için büyük bir kampanya açılması, herkesin yerli malı yemesi, yerli malı giyinmesi isteniyordu. Yerli Malı Haftası'nın açıklanışı da bu günlere rastlar. Atatürk, herkesin öne sürdüğü düşünceleri, her zamanki dikkatiyle dinledikten sonra: "Bundan sonra önder olarak benim de yerli malı kullanmam gerek. Gardroptaki elbiselerimi getirin.Köşkün önünde yakın" buyruğunu verdi. Herkeste bir sessizlik... O şen, gürültülü sofra sanki bir anda mezar sessizliğine bürünmüştü. Herkes birbirinin yüzüne bakıyordu. Sessizliği ilk önce, konuklar arasında bulunan Ulus Gazetesi Başyazarı Falih Rıfkı Atay bozmaya cesaret edebildi: "Paşacığım, elbiseleri yakmayın, birer tanesini bizlere verin. Biz de hatıra olarak saklayalım" deyince, Atatürk hafifçe gülümsedi: "Peki" dedi. Orada hazır bulunan herkese birer kat elbise verildi. Bir gün sonra Beyoğlu'nun tanınmış terzilerinden Arman, Yalova'ya getirildi. Atatürk, Köşk'tekilerin gözleri önünde yerli kumaştan elbiselerini kestirdi ve diktirdi. O olaydan sonra Atatürk, elbiselerini hep yerli kumaştan seçip Arman'a diktirmiştir. Bir daha İsviçre'den kumaş gelmedi.
    __________________

    Hedefi, yerli mallarının tüketiminin artmasıdır. Bu hafta süresince tutumlu olmanın, yatırım yapmanın ve yerli malı kullanmanın önemi anlatılır.

    Alıntı




     
  12. 12 Aralık 2008
    Konu Sahibi : terlik
  13. D'arbanwille

    D'arbanwille geliyorlar bazen Pro Üye

    Katılım:
    11 Haziran 2007
    Mesajlar:
    3.467
    Beğenildi:
    24
    Ödül Puanları:
    108
    Okuldayken ne güzeldi..
    nasıl heyecanlanırdım yerli malı haftasında..
    o zaman bana göre satılan herşey türk malıydı .
    bilmiyorum tabi o zaman adım attığın yer parsellenmiş , giydiğin kot yerli malıysa sana daha mahsun gözle bakıyolar yada kıro muamelesı yapıyorlar , misal zavallı leke ..
    adı yabancı olsaydı yada fahiş fiyatla satılysadı çok kabadayı olurdu..
    tıffany .. bilrsiniz hepiniz..
    ve sanıyorum bi çok kişi yabancı marka olduğunu düşüyor..
    tıffany yerli sermayedir ve leke ile aynı kaderi paylaşmamak için yabancı bir adı seçmiştir..
    en azından kurulduğu dönem bu şekildeydi son hali nedir bilmiyorum..
    tüm bunlara inat , mavi jeans bizim gururumuz..
    dünyada , devler ile yarışıyor ve türk olarak türkçe ile..
    velhasıl..ben artık çok dikkat ediyorum türk malını tüketmeye..mümkünse türk malı olsun , param yurdumda kalsın istiyorum..
    barkotta 869 varsa , türk malıdır , bizimdir..
    o para yine bişekilde bize döner..
    fayda ile , zarar ile değil..
    kutlu olsun yerli malı haftası..
     
  14. 13 Aralık 2008
    Konu Sahibi : terlik
  15. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    YERLİ MALI HAFTASI VE AB SÜRECİNDE TARIMIMIZIN İÇİNE DÜŞTÜĞÜ ÇIKMAZ
    Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi 12.12.2008

    İlkokulda öğretmen “yerli malı haftası” çerçevesinde okula baklagil, kuru yemiş, varsa meyve getirmemizi isterdi. Her şey yerli, dışarıdan alacak paramız yok, neden öğretmen bizden yerli malı getirmemizi istiyor diye kendi kendime hep sordum. Ancak bu çelişkiyi ve anlayışın perde arkasını çok sonraları kavrayabildim. Bir tarım toplumu olan Osmanlıdan, Cumhuriyet yönetimine geçen ülkemiz 80 yıllık süreçte halen nüfusunun %35–40 arası tarımda çalışmakta, yarısına yakını da geçimini kısman de olsa tarımdan sağlamaktadır. Buna rağmen Cumhuriyetin ilk yıllarında Osmanlıdan kalma borçlar bir yana hayatın her alanında gelişerek çağdaş bir toplum olma yolunda ilerleyen o dönemin yöneticileri bağımsızlığın önemini iyi kavramış olmalılar ki dışa bağımlılıktan uzak durmayı, bunun için kendi ayakları üzerinde durmayı birinci hedef edinmişlerdir. Birinci Dünya Savaşı, sonra da Kurtuluş Savaşı deneyiminden doğan genç cumhuriyetin önderleri, ülkenin bir yandan devasa dış borç içindeki durumu, diğer yandan bütün kaynaklarının tükendiğini dikkate alarak toplumun tarıma dayalı sosyo-ekonomik yapılanmasını doğru tahlil ederek kendi yağında kavrulmayı başarı ile sürdürmüşlerdi.
    O dönemde devletin içinde bulunduğu kötü ekonomik koşullar, sanayi kuruluşlarının yokluğu ve tarıma elverişli alanların çok azının ekilebilir durumda olması, ayrıca tarım tekniklerinin geriliğine rağmen öz kaynaklarına dayalı kalkınma hamleleri hedeflemişlerdi. Savaştan yorgun ancak gururla çıkan yoksul halk, her şeye rağmen yabancı mallar yerine, kendi ürettikleriyle yetinmek durumundaydı. Yerli malı haftası ilk defa Atatürk tarafından 1923 yılında İzmir İktisat Kongresinde yurdun bağımsızlığının korunması için, yerli mallar üretilmesi ve kullanılmasının önemini vurgulamasıyla başlatılmıştır. Bunu takiben Başbakan İsmet İnönü 12 Aralık 1929 tarihinde T.B.M.M.’de yaptığı konuşmada ulusal ekonominin, yerli malı kullanımının önemini ve tutumlu olmanın zorunluluğunu belirtir.
    Cumhuriyet döneminde temelleri atılan, kendi kendine yeter bir toplum olma iradesi sayesinde tarıma dayalı sanayi alanında büyük gelişmeler gösterildi. Osmanlının borçları ödendi, ülke saygın bir konuma getirildi. Dönemin yöneticileri ve halkı birlik ve beraberlik ruhu içinde bağımsızlık uğruna aç ve yoksul kalmayı da göze alarak İkinci Dünya Savaşına girmeme becerisini gösterebilmiş, tabii bu arada halk da zorluklara katlanmasını anlayışla karşılamıştır. Bir bütün olarak kendi gücüne güvenmeyi, kendi kaynaklarını doğru kullanmayı benimsemişlerdir. Bunu topluma anlatabilmek için 1946 yılından itibaren okullarda her 12 Aralık’la başlayan haftayı Yerli Malı Haftası olarak kutlamaya başladılar. 12 Eylül sonrası 1983 yılında bu haftanın adı “Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası” oldu. Olmasına oldu ancak tam bu sıralarda ülke tarımının canına okunuyordu.
    Bugün de aynı güzelim gelenek ve aydınlanma anlayışı aynı ruh ile devam ediyor mu bilemiyorum. Ancak geldiğimiz noktada da insanlarımızın kendi öz ürünlerini tüketmek yerine dışarıda alınan malların benimsendiği görülmektedir. Çocukluğumda kuru üzüm, pestil, kaynatılmış nohut, firik tarhana, mercimek çorbası, çökelek, koyun peyniri, tereyağı, kömbe, lahmacun ayran ile beslenirken şimdi çizel, kek, bonibom, kindersürpriz, toybox, çiklet, çikolata, kınor hazır çorbalar, hamburger, tost kola, fanta vs gibi batıda sınanma bedeli ağır olarak ödenen besinlerin tüketildiği görülmektedir. Bu tür yiyecekleri de ülkemiz insanın doğal beslenme yerine daha sağlıksız olmasına yol açacaktır. Kaldı ki batı ülkeleri bugünlerde bu tür beslenmenin toplum sağlığını bozduğunu bilimsel olarak ortaya koyarak yeni stratejiler geliştirmektedirler. Söz konusu yiyecek ürünlerinin ülkemizde tüketilme tarihi ile ülkemiz tarımının çöküşe geçiş süreci de aynı döneme rastlamaktadır.

    AB Türk Tarımına Ne Dayatıyor?
    Bugün girmeye çalıştığımız AB’nin Ortak Tarım Politikası çerçevesinde ülkemizin tarımda daha fazla liberal politikalar izlememizi isterken kendileri haksız rekabet ile elimizi kolumuzu bağlamaya çalışmaktadırlar. 6 Ekim 2004 tarihinde açıklanan ilerleme raporunda, Türkiye tarımının yapısal sorunları bulunduğunu ve üyeliğe kabulün tarımsal yapılanmada yapılacak iyileşmeye bağlı olduğu belirtilmektedir. Bilindiği gibi Türkiye’deki tarım işletmeleri yapısı ve üretim modeli Avrupa’dan farklı. Türkiye’nin tarım sektörünün büyüklüğü ve işleyişi AB standartlarına ve verimlilik istatistiksel değerlendirmelerine uymamaktadır. AB sürecinde tarımdaki yapısal sorunlar, tarımda çalışan 4.1 milyon tarım ailesi ve geniş tarım alanları nedeniyle tarımın kellesi istenmektedir. Tarımda çalışan nüfusun % 10’un altına çekilmesi istenmektedir. Yani milyonlarca kişinin işsiz kalması istenmektedir. Sanayi ve hizmet sektörü gelişmemiş bir ülkede bu yükü nasıl kaldırılır, çıkacak sosyal bunalımların bedelini kim öder, bunu düşünen yok!
    AB ilerleme raporunda “Tarım Türkiye'nin en önemli sosyo-ekonomik sektörüdür. Ancak Türkiye’nin başarılı bir katılımı gerçekleştirebilmesi için, kırsal kesimin geliştirilmesi yanında yönetim kapasitesinin kurulmasında da büyük çaba göstermesi gerekir. Bu durumda Türk çiftçisinin gelir kaybını önlemek için, bazı tarımsal sektörlerinde rekabet yeteneğini artırmak zorundadır. Rekabet koşullarının sağlanması için uzun bir zamana gereksinme duyulacaktır”.

    Dünya Ticaret Örgütü, İMF ve ABD Türk Tarımına Ne Dayatıyor?
    Dünya Ticaret Örgütü ve IMF’nin baskısı sonucu bugün AB dâhil Türkiye’nin tarım ürünlerine verdiği destekleme alımı politikalarını sıkı bir korumacılık olarak algılamakta ve desteklemenin kalkmasını ve tarımında serbest piyasa politikasının uygulamasını istemektedirler. Başta ABD olmak üzere sahip oldukları ileri teknoloji, güçlü ekonomileri sayesinde üretim fazlası tarım ürünleri stokları oluşmaya başlanmıştır. Eldeki artı ürüne sağladıkları sübvasyon nedeniyle mütevazı şekilde gelişen bizim gibi ülkeler yanında bütün üçüncü dünya ülkelerinin tarımını çökermeye çalışmaktadırlar. Dünya Bankası, IMF ve ABD’nin bütün dünyada yaratmaya çalıştığı temel politika, desteklemelerin kaldırılması yönünde.

    (1)

    Alıntı
     
  16. 13 Aralık 2008
    Konu Sahibi : terlik
  17. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    Yabancı Mallar Daha mı Kaliteli?
    Üniversiteye ilk geldiğim 1980’li yılların başında dışa açılma ile beraber ülkede liberal ekonominin gereği olarak çok ucuza yağlı peyniri, sonra çikita muzu, Arjantin eti derken Şili elması, son yılarda Brezilyadan bakla, fasulye, Meksika’dan ABD’den buğday, İran’dan ceviz, ABD’den pamuk, Kanada’dan mercimek (ki anavatanı Türkiye'dir!) mısır gelmeye başladı. Daha ne olup bittiğini bilmeden bir zamanlar tarım ürünleri ihracatı yapan ülkemiz birden sattığımızdan daha fazla alır bir ülke durumuna getirildik. Uzmanlar ülkemiz pamuğu ABD’den daha ucuz mal etmesi ve kaliteli olmasına rağmen ABD’nin uyguladığı yüksek sübvasyon nedeniyle bizim ürettiğimiz değerin altında bize pamuk sattığını belirtiyorlar. Böylece bir anda çiftçimizin ürettiği pamuk dışarıdan satın alınan pamuktan daha pahalıya mal olduğu için piyasa koşuları gereği dışarının ürünü tercih edilmektedir. Doğal olarak çiftçimiz pamuk ekemez duruma gelmiştir. Bir zamanların ak altın üreticisi Çukurova pamuk ekiminden neredeyse çekilir duruma gelmiştir. Aynı şekilde ülkemize getirtilen ucuz buğday, mısır diğer ürünler ülkemizde tarımı çökertilmiş durumdadır. Hatta kamuoyu da ikan edilmeye çalışılarak destekleme ve sübvasyonun kaldırılması gerektiği topluma anlatılmaktadır. Yapılan propagandada “ ekmeğin pahalı olmasının nedeni destekleme ve sübvansiyon” eğer serbest piyasa koşuları sağlanırsa buğday daha ucuza alınacak, doğal olarak ekmek daha ucuz olacak. Tabii Türk tarımı çöktükten sonrada ileride ekmeğin bizlere kaça satılacağını bilmiyoruz. Belki de bugün Afrika’nın tarımsal üretim yönünden içine düştüğü duruma gelebileceğiz. Unutmayalım ülkemizin yakın geçmişte geçirdiği iki büyük ekonomik krizi güçlü tarımı sayesinden kolay atlatmıştır. Halkımızın sosyo-ekonomik sigortası olan tarımımızla iştigal eden geniş kitle kendi öz değerlerine dönmeseydi belki çok daha büyük sosyal bunalımlar yaşayabilirdik.

    Türkiye Kime Güvenmeli?
    Ülkemiz maalesef tarımsal gelişmede dünyaya ayak uydurmada hazırlıksız yakalandı. Bu konuda yapılan bütün eleştirilere kulak kapatıldı. Ülkenin siyasileri ne yazık ki ulusal bilinçten uzak, daha çok hep batının istek ve talepleri doğrultusunda politikaları istemeseler de uygulamak zorunda kaldılar. Halkta ulusal bilinç ve yurttaşlık bilinci gelişmediği için hep yabancı mallara karşı bir hayranlık oluşmaya başladı. Batılıların isteği ile ülke tarımın temel direkleri olan şeker ve tütün yasaları kaş ile göz arasında topluma kabul ettirildi. Çoğumuzda yabancı hayranlığı, dışarıdan gelen her şey iyi bizimkisi kötü anlayışı egemen. Cebinde Marlboro sigara, üstünde yabancı marka elbise, sofrasında yabancı ürünler. “Bir elinde cımbız, bir elinde ayna umurunda mı dünya”. Bizler daha kahrolsun X ve Y diye duralım veya kimler kimler ile gurur duyuyor diyen slogandan öteye geçmeyen söylemlerle kendimizi avutalım.
    Yine maalesef ülkemiz siyasilerinin gelişen tek kutuplu dünyanın bize dayattığı olguların kısa ve uzun sürede ne getireceğini dünya dengelerini düşünerek hesaplama yerine güçlüden yana tavır almayı yeğledikleri görülmektedir. Görebildiğim kadarı ile yurttaş bilinci üzerine inşa edilmiş ulusal bilinçten evrensel bilince ulaşma eksikliği görülmektedir. Ülkemiz insanının kendi potansiyelini tanıması ve buradan dünya gerçeği ile nasıl bütünleşeceğini küresel kalkınma mantığı ile değil, holistik-evresel bakış açısı içinde sağlaması için eğitimini yeniden çağdaş normlara göre şekillendirmesi gerekiyor. Nitelikli eğitilmiş bir toplum yaratmasak korkarım dünya devleri arasında erir gideriz.

    Neden Öz Değerlerimize Güvenmiyoruz?
    Bu tür yabancı hayranlığı anlayışı daha çok üçüncü ülkelerin kendine güvenmeyen, öz değerlerine güvenmeyen, kendi emeğine değer vermeyen, psikolojik olarak sen veya ben merkezli sağlıksız birey ve toplumlarda görülen davranışlardır. Hâlbuki Cumhuriyeti kuran kuşak kendinden emin, öz değerlere güvenen, onurlu, başı dik, kurtuluş savaşını beyin ve bilek gücü ile kazanmış mutlu insanlardan oluşuyordu. Cumhuriyetin kuruluşunda arkasındaki Anadolu coğrafyası bir çok endemik bitkinin anavatanıdır. Ancak halen yabancıların yaptığı bilimsel çalışmaların ötesine geçemedik. Nohut, mercimek bitkilerinin gen kaynağı ülkemizden binlerce kilometre uzaklıktaki Kanada ve Avustralya’ya götürülerek, oraların koşullarına göre ıslah edildi ve şimdi bu ülkelerden baklagil alır duruma geldik.

    Ne yapılmalı?
    Kendi coğrafyamızda daha çok araştırma yaparak biyolojik gen kaynaklarımızı belirleyip bankalarını kurup koruma altına almak ilk hedefimiz olmalıdır. Bütün tohum, damızlık ve gen kaynakları ülkemiz ekolojisine uygun şekilde geliştirilmelidir. Ülkemizin yetiştirdiği ürünlerin kalitesi artırılmalı, ürüne ve kaliteye göre destekleme sağlanmalıdır. Tarımda ulusal politika benimsenmeli, teknolojin bütün verileri kullanılarak topraklar etüt edilmeli, arazi kullanım planlaması yapılmalıdır. Kırsal kalkınma, planlı olarak ülke koşullarına göre düzenlenmelidir. Eğitim düzeyi düşük kırsal kesimdeki nüfus kırsalda bilimsel esaslara dayalı ekolojik tarım yapmak üzere bulundukları ortamda istihdam edilmelidirler. Üreticilerin ürünlerini rahat pazarlamaları için kooperatifleşmeleri ve örgütlenmeleri sağlanmalıdır. Toplumsal bilinç geliştirmeli, tüketici hakları ve diğer önlemler alınmalıdır.

    (2)

    Alıntı
     
  18. 13 Aralık 2008
    Konu Sahibi : terlik
  19. nix

    nix birgül<3beliz Üye

    Katılım:
    1 Kasım 2007
    Mesajlar:
    5.494
    Beğenildi:
    1.756
    Ödül Puanları:
    238
    yerli malıyla ilgili aklımdan çıkmayan tek şey;
    ben ilkokula giderken öğretmen yerli malı haftasında herkes yarın bişeyler getirsin demişti..bende anneme söylemiştim..bizim evde bitane üzerinde yerli malı yazan demir bi kültabağı vardı annemde al bunu götür bak yerli malı yazıyo demişti bende inanmıştım dalga geçmişlerdi benimle..saçma ama hiç aklımdan çıkmaz