Yılmaz Erdoğan Şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve seaBahAR tarafından 16 Mayıs 2008 başlatılmıştır.

    16 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  1. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.195
    Ödül Puanları:
    238
    Yılmaz Erdoğan (d. 4 Kasım 1967, Hakkari) Sinema ve tiyatro oyuncusu, yazar ve yönetmendir. Hakkari'de doğmuştur. Çocukluğu Ankara'da geçmiş, İstanbul'a göçmüş, kıvrak zekası sayesinde zamanı, mekanı ve ortamı iyi kullanmasını bilerek sanat alanında belirleyici bir tekel oluşturmayı başarmıştır. Lise eğitimini Ankara Aydınlıkevler Lisesinde tamamlamıştır ve bu mahallede büyümüştür. Bir Demet Tiyatro'daki kömürcü Feriştah karakterini buradaki bir kömürcüden aldığı söylentileri hakimdir.

    Bir Demet Tiyatro adlı dizideki, Mükremin Çıtır isimli karakter ile tanınırlığı çok büyük ölçüde artmıştır aynı zamanda bu dizinin senaristliğinide yapmıştır. Daha sonra kendisininde aralarında bulunduğu BKM oyuncuları ile birlikte çok başarılı tiyatro oyunlarına imza atmıştır özellikle Demet Akbağ ile çok iyi bir ikili oluşturmuşlardır. Daha sonra hem yazıp hem oynayıp hem de yönettiği Vizontele isimli filmi çekmiştir. Bu film çok büyük bir gişe yaparak en çok seyredilen film ünvanını ele geçirmiştir.Ancak daha sonra bu unvanı kaybetmiştir. Filmin çok beğenilmesi üzerine Vizontele:Tuuba ismiyle ikicisi de çekilmiştir. Son olarak da Organize İşler adında bir sinema filmi çekmiştir. Hatırla Sevgili dizisinde oynayan Defne rolüyle tanıdığımız Belçim Bilgin Erdoğan'la evlidir.

    Erdoğan'ın ayrıca, Kayıp Kentin Yakışıklısı ve Anladım adında iki şiir kitabı ile oyun ve deneme kitapları da bulunmaktadır.

    -alıntı-
     
  2. 16 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  3. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.195
    Ödül Puanları:
    238
    BÜYÜYORUM

    Büyüdükçe,
    sentetik zamanlara
    kangren ayaklar bastım,
    izi kaldı
    ömrümün...

    Kara çaldılar yüzüme
    bütün kara parçalarında
    elbette
    "afrika dahil"
    parça başı çalışan
    kiralık katildi zaman.

    Gülüşüm sivas yangını,
    ağlarsam kızma...
    ölmek bile
    yakışıyor bazı adama..

    YILMAZ ERDOĞAN
     
  4. 16 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  5. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.195
    Ödül Puanları:
    238
    SEVEBİLME İHTİMALİ

    Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
    Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
    Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
    İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
    Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
    özlemeye başladım herkesi...
    Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
    Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
    Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
    Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
    solculuk oynamaya başladık..
    Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
    Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
    Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...
    Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
    Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
    Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
    Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
    Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
    Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
    Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..
    Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
    Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
    Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
    Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
    Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
    Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
    Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
    Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.

    Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

    Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
    Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
    Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
    Muş ovasının yalancı maviliğini
    Otobüs oluyordum bir süre
    Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
    Otobüs oluyordum
    Bir ülkeden bir iç ülkeye
    Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
    Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
    Korkuyordum
    Sonra iniyordum otobüsten
    Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
    ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
    ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
    Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
    Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
    Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
    Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
    Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
    bir yol üstü lokantasında
    Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
    Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
    Ben seninle herhangi bir insan elinin
    terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

    Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!

    YILMAZ ERDOĞAN
     
  6. 16 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  7. EU1

    EU1 Guest

    faili meçhul bir aşkta kim vurduya giden duygularım var dı benim faili SEN meçhulu BEN olan
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 16 Mayıs 2008
  8. 16 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  9. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.195
    Ödül Puanları:
    238
    KARANFİL ÖLÜLERİ

    günler güz yanığı
    sonsuza giden raylarda gümüş
    kum susan çöller gibi
    yalana buyruk akıyor
    bıkıyor zaman...
    senin maviliğinden eser yok
    haki yeşil bir yaz
    ve tel örgülerde
    karanfil ölüleri...

    bazı salak kuşlar
    konduğu pencerelere tutsak
    yalan yanlış konmalara zemin
    haki yeşil bir yaz
    hasret mavisinde karanfil ölüleri
    önünden tren geçen hemzenin hayat
    duran zaman
    esneyen saatler
    amaçsız bir bit yarışı
    yürüdükçe uzayan
    koştukça beton yollar
    ve yollarda
    karanfil ölüleri...

    limanlarında denizsiz yaşanan
    ezan vakti küheylan
    kuşluk vakti beyinsiz bir şehir
    diken biriktiren bir koleksiyoncu
    ve gül kokumsuz çim bahçelerde
    karanfil ölüleri...

    bezgin çamurlarda
    nefsi müdafadır bir tozun direnişi
    kimsenin bikinisini çıkarmadığı
    haki yeşil bir yaz

    ve yarasına işeyen kırık haziran makamında
    erotik
    karanfil ölüleri...

    sormadan konuşan ahmak
    yalan değil gölge değil iz hiç değil
    sanal bir serinliğe sığınan
    çağıl çağıl bir nehir bile değil
    çağlayan diliyle ırmamak
    ve ırmaklarda
    karanfil ölüleri...

    yaprağına kırmızı
    kıvrımına şarkılar
    dallarına suskun bir hayat öpücüğü
    ve haki yeşil bir yaz içre yazılan
    sıkkın şiirlerde
    karanfil ölüleri..

    YILMAZ ERDOĞAN
     
  10. 16 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  11. EU1

    EU1 Guest

    çocukluğun bile çocuk olmaktan çıktığı bir coğrafyada sevmiştim seni çocukken
     
  12. 16 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  13. EU1

    EU1 Guest

    yaşamak uğruna ölmek bu olsa gerek
    sevmek uğruna acı çekmek bu olsa gerek
    hayat uğruna savaşmak bu olsa gerek
    peki ya SENİN uğruna üzülmek niye



    yılmaz erdoğan deyince aklıma şap diye bunlar gelir hep bayılıyorum onun şiirlerine:nazar:
     
  14. 16 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  15. BaHHaR

    BaHHaR ağrılı başıma nebu garezz Üye

    Katılım:
    23 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    941
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Bu Yol Nereye Gider

    bir kuğunun boynuna dokunurken…

    yol bir yere gitmez
    içerde
    düz saçlara uğrar
    ayak üstü bir akşamüstü
    her plansız ürperişin sonu
    hüsran
    ve hüsran
    çok sanat müziği bir kelimedir

    yol bir yere gitmez
    o bir durma biçimidir
    yol yoluyla gidebilir yare
    yoldan çıkabilir apansız
    ve ömür bitebilir yoldan once
    ama yol bir yere gitmez
    o bir durma biçimidir
    yaşamak
    hızlı bir ölme biçimidir
    düşünce ışıktan yavaşsa
    erken gidilmelidir
    gerdan sözcüğüne
    bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
    bir kasapta da
    kalbin sızlamaz
    bir kuzu yüreğini vitrinde görünce
    o bir beslenme biçimidir
    ama korkarsın
    kurdun sevdiği havadan
    ayakkabı yaparsın yılandan

    yol bir yere gitmez
    o bir durma biçimidir
    her garantiyi istersin hayattan
    oysa ölümle yaşam arası
    uzun malum ince bir yol
    bir yere gitmez
    o bir ölme biçimidir

    iyi yolculuklar denmez bir gidene
    yapılamaz çünkü
    çok yolculuk bir seferde
    yolcu denmez her gidene
    herkes o yolun taraftarı olmayabilir
    hiç bir sürgün
    gittiği yolu sevmez mesela


    yol bir yere gitmez
    o bir susma biçimidir
    soğuk bir taşıtın uğultusunda

    ağustos 2000, gevaş

    Yılmaz Erdoğan
     
  16. 16 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  17. BaHHaR

    BaHHaR ağrılı başıma nebu garezz Üye

    Katılım:
    23 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    941
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak

    her şey yapılabilir
    bir beyaz kağıtla
    uçak örneğin uçurtma mesela
    altına konulabilir
    bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
    sallanan bir masanın
    veya şiir yazılabilir
    süresi ötekilerden kısa
    bir ömür üzerine.

    bir beyaz kağıda
    her şey yazılabilir
    senin dışında
    güzelliğine benzetme bulmak zor
    sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
    her şeyden
    bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
    belki tabiattadır çaresi
    senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
    ve benim
    bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
    anlarım bitkiden filan
    ama anlatamam
    toprağın güneşle konuşmasını
    sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

    sen bana ışık ver yeter
    bende filiz çok
    köklerim içimde gizlidir
    gelen giden açan soran bere budak yok
    bir şiir istersin
    “içinde benzetmeler olan”
    kusura bakma sevgilim
    heybemde sana benzeyecek kadar
    güzel bir şey yok

    uzun bir yoldan gelen
    tedariksiz katıksız bir yolcuyum
    yaralı yarasız sevdalardan geçtim
    koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
    her şeyi anlattım
    olan olmayan acıtan sancıtan
    bilsem ki sana varmak içindi
    bütün mola sancıları
    bütün stabilize arkadaşlıklar
    daha hızlı koşardım
    severadım gelirdim
    gözlerinin mercan maviliğine

    sana bakmak
    suya bakmaktır
    sana bakmak
    bir mucizeyi anlamaktır

    sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
    aşk sorgusunda şahanem
    yalnız kelepçeler sanıktır
    ne yazsam olmuyor
    çünkü bilenler hatırlar
    hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
    bahçıvanlar değil tüccarlardır
    sen öyle göz
    sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
    sen teninde cennet kayganlığı iken
    sana şiir yazmak ahmaklıktır

    bir tek söz kalır
    dişlerimin arasından
    ben sana gülüm derim
    gülün ömrü uzamaya başlar

    verdiğim bütün sözler
    sende kalsın isterim
    ben sana gülüm derim
    gül sana benzediği için ölümsüz
    yazdığım bütün şiirler
    sana başlayan bir kitap için önsöz

    sana bakmak
    bir beyaz kağıda bakmaktır
    her şey olmaya hazır
    sana bakmak
    suya bakmaktır
    gördüğün suretten utanmak
    sana bakmak
    bütün rastlantıları reddedip
    bir mucizeyi anlamaktır
    sana bakmak
    Allah’a inanmaktır

    Yılmaz Erdoğan
     
  18. 17 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  19. Maus

    Maus Aktif Üye Üye

    Katılım:
    18 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    4
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    çok güzel bir şiir ben bu şiiri ço severim