yüreğinin rengi uçuk olanların işidir ağlamak...

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve talin tarafından 18 Mayıs 2009 başlatılmıştır.

    18 Mayıs 2009
    Konu Sahibi : talin
  1. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    Nedir ağlamak... Üzüldüğümüzde, duygulandığımızda, öfkelendiğimizde hatta çok mutlu olduğumuzda bile gözlerimizden süzülüp gelen bu tuzlu su neyin nesidir?

    Neden dünyaya geldiğimizde ilk yaptığımız eylemdir ağlamak... Hadi bunun açıklamasını alınan ilk solukla oksijenin ciğerlerimizi yakmasına bağlayabiliriz de peki sonraki ağlamalarımızın nedeni nedir?

    Hepsinden de önemlisi ağlamak nedir?

    Ağlamak belki de tanrının bize en büyük armağanıdır.

    Özdemir Asaf bir şiirinde;

    ağlayanlar sevinmeli,

    sevin ağlayabiliyorsan diyor.

    Bir düşünün ağladığınız zamanları…

    Dökülen göz yaşlarınızla içinizden akıp giden öfkeleri, hüzünleri, acıları…

    Bir düşünün yüreğinizde hissettiğiniz hafiflemeyi… İçinizde koca bir kaya parçası gibi oturan acınızı, yanağınızdan süzülen yaşlardan başka ne kaldırabilir ki yerinden… Teselli sözcükleri mi, sırt sıvazlamaları mı? Hangisi yerini tutar sizin insan olduğunuzun en büyük işareti ağlamanın yerini…

    Neden tanrı insanlardan başka hiçbir canlıya bahşetmemiştir ağlamayı… Tıpkı düşünmeyi bahşetmediği gibi… Çünkü ağlamak düşünebilen, hissedebilenlerin başarabildiği bir eylemdir. Taşlaşmamış, halen sevgiye, hoşgörüye, yardıma, acımaya, şefkate açık yüreklerin işidir ağlamak, ağlayabilmek…

    Öyledir de neden her ağlayanı susturmak isteriz. Yeter artık ağlama deriz. Taa çocukluğumuzdan gelen bir alışkanlık mı acaba… Her ağladığımızda bize sus artık diyen annelerimizden, büyüklerimizden kalma bir miras mı ağlayanı susturma çabası…

    Ya da ağlamanın kötü bir şey olduğunu zanneden genel öğretinin esiri bilinçaltımız mı?

    Ağlama! ağlamak zayıflıktır, ağlamak dosta düşmana güçsüzlüğünü, yenildiğini göstermektir diye içimizden yükselen yanlış eğitilmiş ses midir bizi ağlamaktan alıkoyan ve ağlayan insanı susturmaya yönelten…

    Oysa ağlamak yüreği uçuk renk olanların yani aydınlık olanların işidir. Sunay Akın’ın dediği gibi…

    Yüreğim
    Islaktır benim
    Kuytularda ağlamaktan
    Ve hafif uçuktur rengi
    Kurusun
    Diye kaç kez
    Güneşe asılmaktan

    Ağlamak insan olmanın, bir yürek taşıyor olmanın en güzel işaretidir de, koskocaman bir yalan ve öğreti, ağlamanın insanı arındıran dünyasında erkeklerin peşini hiç bırakmaz…

    Bu erkekler ağlamaz yalanı ile ağlamamalı öğretisidir…

    Neden? Neden ağlamasın erkekler… Onlar insan değil mi, onların yürekleri acıyla, hüzünle, hasretle, çaresizlikle kıvranmıyor mu? Neden erkeklerin daha minicik birer çocukken ellerinden alınır ağlamak hakları… Niye oyuncağı için ağlayan bir erkek çocuğa sus ne öyle kız gibi ağlıyorsun der anneler babalar… Taa o zamandan başlayan ağlama yasağı neden ömür boyu cezaya çevrilir de, ağlayan bir adam gördüğümüzde garipser, ayıplamayla karışık acıma dolu kaçamak bakışlar atarız.

    Evet kaçamak bakışlar atarız çünkü hiçbirimizin yüreği, beyni ağlayan bir adamın gözlerinin içine içine bakmaya dayanamaz. Bize öğretilenlere göre erkek adam ağlamaz, demek ki bu adam zayıf, çaresiz… Zayıflık çaresizlik de bir erkeğe yakışmayacağına göre, o zaman görmezden gelmeliyiz, kaçamak bakışlarla idare etmeliyiz durumu, tabii bu arada sus ne öyle kadın gibi ağlıyorsun demeyi ihmal etmeden.

    Oysa erkekler ağlar, hatta ağlamalı. O da yüreğinden taşıp gelenleri gözyaşları olarak içinden atıp ruhunu yıkamalı, yüreğini yumuşak tutmalı. Tutmalı ki insan olarak kalabilsin, tutmalı ki duyarlı, duygulu olabilsin.

    Duyarlı ve duygulu olsun ki sevdiği kadına, annesine babasına, çocuklarına şefkat gösterebilsin. Sevdiklerini korumak için gösterdiği cesareti, sevgisini göstermek için de sergileyebilsin. Onu insan yapan en önemli hakkını elinden aldığımız erkeklerden öyleyse neden şikayet ediyoruz sevgilerini göstermiyorlar diye… Ağlamayı bilmeyen bir adam sevgisini nasıl dile getirip ifade etsin.

    Ağlamak ne erkek ne de kadınlar için asla ne zayıflık ne güçsüzlüktür. Nâzım Hikmet’in dediği gibi ağlayabilmek yiğitliktir.

    Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
    farkına bile varmadan?
    Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
    ayıpsız,
    aşikâre,
    yağmur misali?

    Neylersin alışkanlık
    için kan ağlarken yüzün güler
    dikilitaş gibi dinelirsin yine.
    Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,
    anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?

    Ağlamak yiğitliktir de biz ne zaman ulaşabiliyoruz bu yiğitlik mertebesine… Yani ağlamanın hakkını vererek, kendimizi rahat bırakarak dökülen göz yaşlarımızın bizi arındırmasına izin veriyoruz.

    Yaşlandıkça mı? Ya da yaşadıkça mı?

    Herhalde en çok çocukluğumuzda, en kolay da yaşlanınca ağlıyoruz. Neden acaba? Yaşamışlıklarımızın getirdiği yorgunluklardan mı, çektiğimiz acıların yüreğimizi yumuşatmasından mı? Ya da ağlamanın artık ayıp olmadığının farkına varacak olgunluğa erişmekten mi?

    Kim bilir? Ama insanların yaşlandıkça daha kolay ağladıkları da göz ardı edilemeyecek bir gerçek. Bir düşünün kendinizi, şöyle kırklı, ellili yaşlara geldiyseniz tabii ki... Eskiden mi daha kolay ağlardınız şimdi mi?

    Şimdi değil mi? Hatta bazen en olmadık zamanda, bir bakıyorsunuz önce gözlerinizde bir yanma, dudaklarınızda bir titreme ve hakim olamadığınız göz yaşlarınız yanaklarınızda…

    Belki geçmişe ait bir anınızı anlatıyorsunuz, belki bir nikâh töreni izliyorsunuz, belki milli takımın bir başarısına şahitlik ediyorsunuz, belki de TV´de ya da radyoda bir haber izliyorsunuz… Hatta içli bir şarkı dinliyor da olabilirsiniz…

    Hiç farkında bile olmadan bir de bakıyorsunuz ki ağlıyorsunuz... Biraz mahcup, biraz alaycı bakıp etrafınıza ben yaşlandıkça daha duygusal oldum artık diyorsunuz. Gözyaşlarını silmek için yanaklarınıza götürdüğünüz elleriniz ıslaklığı tüm yüzünüze sıvarken, aslında o yaşların ruhunuza yayıldığını, ruhunuzun yıkandığını hissediyorsunuz. İçinizdeki arınmışlık hissi ile insan olduğunuzu bir kere daha fark edip, şükrediyorsunuz.

    Bir de aşk vardır bizi ağlatan, yaşa başa bakmadan… İster yirmili yaşlarda olun ister ellili, ister kadın olun ister erkek, fark etmez. Âşık olmanın ayrılmaz parçasıdır ağlamak…

    Âşık olunca insan ağlar, hiç kaçışı yoktur bunun, mutlaka ağlar. Sevdiğine kavuşunca mutluluktan, ayrı kalınca hasretten, ayrılınca üzüntüden ağlar… Âşık olmak ağlamayı göze almaktır. Kim bilir bu belki de bizim gibi doğu kültürüne ait insanlara özgü bir huydur. Biz Türkler âşık olunca ağlarız. Aşk ile acı çekmeyi özdeşleştirdiğimiz içindir belki de… Belki dinlediğimiz bütün aşk hikayelerinin acı ile bitmesindendir. Belki de çok sevdiğimiz Türk filmlerinin beynimize nakşettiği aşk öykülerindendir. Sebebi ne olursa olsun biz ağlarız âşık olunca… Hem de sadece aşkımıza ağlamaz, olur olmaz her şeye ağlarız. Çünkü aşk yüreğimizi yumuşatmıştır, aşk bize bir insana karşı nasıl savunmasız olduğumuzu göstermiştir, aşk bizim hayata karşı aldığımız sert, dimdik duruşumuzun belini bükmüştür. Bize yanan bir yüreğimiz olduğunu hatırlatmıştır. O yanan yüreğin yangınını ancak göz yaşları biraz hafifletebilir. Öyleyse… Âşık olmak ağlamayı göze almak, insan olduğumuzu yeniden hatırlamaktır.

    Sebebi ne olursa olsun ağlamak güzeldir. Ağlamak insan olmaktır, sıcacık bir yüreğe sahip olmaktır, var olmaktır. Ancak ağlamanın bile güzel olmadığı tek gerçek var hayatta... Ölüm... Tanrı hiçbirimizi ölüme ağlatmasın. Hele ki anaları...

    sevgiylea.s.
     
  2. 18 Mayıs 2009
    Konu Sahibi : talin
  3. Bonus

    Bonus ¬Deniz gören evdeki teras ~~ Üye

    Katılım:
    11 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.911
    Beğenildi:
    44.419
    Ödül Puanları:
    463
    ıçindeki sesleri dinleyip ağlayan bir insan bu yazıyı okuyunca ne hissedebilirse onu hissediyorum şu an.

    Bir de hıçkırık var ağlamaya dair...Ağlamanın ulaştığı son noktaya yaklaşır insan.
    Sadece gözünden değil bütün bedeninden süzülür sanki yaşları.
    Okuyunca daha iyi anladım benim yüreğim hem mavi hemde ıslakmış.
    Kimse içine akıtmasın yaşlarını. Allah hiçbirimizi ölüme ağlatmasın.

     
    Son düzenleme: 18 Mayıs 2009
  4. 18 Mayıs 2009
    Konu Sahibi : talin
  5. EU3

    EU3 Guest

    enfes bir yazi evet aglamak iyi var tek teselli buldugum yer aglamaktir.
     
  6. 19 Mayıs 2009
    Konu Sahibi : talin
  7. buzdevri

    buzdevri **** Üye

    Katılım:
    31 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    5.660
    Beğenildi:
    12
    Ödül Puanları:
    148
    gerçekten ağlamak, ağlayabilmek bir nimet.....ve bir söz de dendiği gibi "yalnız

    kaldığında ağlayabilen her insanın içi temizdir ,masumdur hatta" ....boğazımıza takıla kalan yumrukların

    eriyip gitmesi, istesekte sesimizin bir türlü çıkamadığı o anlarda ki konuşmalarımıza tek çare

    ağlamak....ama sevinçten ağlamayı açıklayamıyorum, tarif edemiyorum çok değişik bir duygu ve çok

    daha zor görülen bir durum herhalde...çok güzel bir paylaşım olmuş...teşekkürler
     
  8. 19 Mayıs 2009
    Konu Sahibi : talin
  9. irna

    irna Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Haziran 2007
    Mesajlar:
    6.862
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    146
    ağlayamasaydım,çatlar ölürdümm çoktaaannn.
    sevinçten,üzündüten,hatta tanıamdığım insan için bile ağlarım ben.bazen seviyorum bu yapımı bazende olmıycak yerde bile göz yaşlarımı tutamayınca kızıyorum kendime.

    Dökülen göz yaşlarınızla içinizden akıp giden öfkeleri, hüzünleri, acıları.

    meğer ne çok önemi varmış.
     
  10. 20 Mayıs 2009
    Konu Sahibi : talin
  11. canayakxixn

    canayakxixn Bir Nefes&Düş Gibi Pro Üye

    Katılım:
    7 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.945
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Duyguların inişi ve çıkışıyla beslenen, gözlerde buğuya, rahatlatıcı bir sele ya da hıçkırıklara dönüşen rahatlama olsa gerek ağlama. Bedenimizin ve ruhumuzun bu ıslak temizliğe her zaman ihtiyacı var.Ağlamak güzeldir...............................