Yusuf Hayaloğlu şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve eny tarafından 22 Temmuz 2006 başlatılmıştır.

    22 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : eny
  1. eny

    eny Guest

    Ah Ulan Rıza

    Neden hala gelmedi, yoksa
    Saati mi şaşırdı bu hıyar?
    Gerçi hiç saati olmadı ama
    En azından birine sorar.

    Cebimde bir lira desen yok,
    Madara olduk meyhaneye!
    Ah eşşek kafam benim,
    Nasıl da güvendim bu hergeleye!

    Gelse balığa çıkacaktık,
    Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık.
    Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp
    Enteresan hayallere dalacaktık.

    Bu sandalı geçen hafta denk getirip
    Çalıntıdan düşürdük.
    Arkadaşlar ısrar etti,
    Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.

    Saat sekizde gelecekti,
    Bana birkaç milyon borç verecekti.
    Yoksa o nemrut karısı kaçtı da
    Onun peşinden mi gitti?

    Eğer öyleyse yandık,
    Gudubet gene yaptı yapacağını!
    Geçen sene de merdivenden itip
    Kırmıştı Rıza' nın bacağını.

    Abi, kadında boy şu kadar;
    Kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak!
    Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
    Ya horlarken Rıza' yı boğacak!

    Bak şimdi acıdım, aşkolsun adama,
    Ben olsam, vallahi baş edemem!..
    Hele beş tane velet var ki boy-boy,
    Allah'tan düşmanıma dilemem!

    Aslında iyi çocuktur Rıza, efendi huyludur,
    Herkesin suyuna gider.
    Yoksa, kalıba vursan hani,
    Tek başına on tane adam eder!

    Bir keresinde, hiç unutmam
    Üç-beş zibidi haraca dadandı;
    Rıza, sandalyeyi kaptığı gibi
    Herifleri hastaneye kadar kovaladı!

    Aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,
    Aynı kafadaydık.
    Orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu,
    Biz, başka havadaydık.

    Aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,
    Aynı takımı tutardık.
    Fener' in her maçında iddialaşıp
    Millete az mı yemek ısmarladık!..

    Bir tek askerde ayrıldık,
    Bana Bornova düştü, ona Gelibolu.
    Döner dönmez evlendirdiler,
    En büyük salaklığı da bu oldu!..

    Bense hiç düşünmedim, zaten param da yoktu.
    Hep tek tabanca gezdim.
    Benim beğendiğimi anam istemedi,
    Onun gösterdiğini ben sevmedim.

    Neyse bunlar derin mevzu...
    Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek.
    Ufaktan yol alayım
    Anam evde yalnız, şimdi merakından ölecek!..

    Gittim, vurup kafayı yattım;
    Rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini.
    Ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp
    Hastaneye kavuşmadan can verdiğini!..

    Vay be Rıza!..
    Sonunda sen de düşüp gittin Azrail'in peşine!
    Dün, boşuna günahını almışım,
    Ne olur, kızma bu kardeşine!

    Öğlen kahvede söylediler, Rıza öldü, dediler
    Ne kolay söylediler!
    Sanki dev bir taş ocağını
    Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!

    Ah dostum... o kocaman gövdene
    O beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?
    O zalim tabutun tahtalarını
    Senin üstüne nasıl böyle çivilediler?

    Yani sen şimdi gittin, yani yoksun,
    Yani bir daha olmayacak mısın?
    Yani bir daha borç vermeyecek,
    Bir daha bira ısmarlamayacak mısın?

    Peki beni kim kızdıracak,
    Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
    Peki, beni bu köhne dünyada
    Senin anladığın kadar kim anlayacak?

    Ulan Rıza... ne hayallerimiz vardı oysa,
    Ne acayip şeyler yapacaktık...
    Totoyu bulunca dükkan açacak,
    Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık.

    Talih yüzümüze gülecekti be!..
    Karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık.
    Hafta sonu iki yavru kapıp
    Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!

    Ah ulan Rıza... bu mahallenin,
    Nesini beğenmedin de öte yere taşındın?
    Ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki,
    Benim en kral arkadaşımdın!..

    Ah ulan Rıza... ben şimdi,
    Bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?
    Senden ayrılacağımı sanma,
    Bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim!..
     
  2. 22 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : eny
  3. eny

    eny Guest

    Ayrılık Hediyesi

    Şimdi saat, sensizliğin ertesi...
    Yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın...
    Avutulmuş çocuklar çoktan sustu.
    Bir ben kaldım tenhasında gecenin,
    Avutulmamış bir ben...

    Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
    Ki bu yaşlar
    Utangaç boynunun kolyesi olsun.
    Bu da benden sana
    Ayrılığın hediyesi olsun...

    Soytarılık etmeden güldürebilmek seni...
    Ekmek çalmadan doyurabilmek...
    Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
    Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
    Mülteci isteklerim oldu ara-sıra, biliyorsun...
    Şimdi iyi niyetlerimi,
    Bir-bir yargılayıp asıyorum...
    Bu son olsun be... bu son olsun!
    Bu da benim sana,
    Ayrılırken mazeretim olsun!

    Şimdi saat yokluğunun belası...
    Sensiz gelen sabaha günaydın!
    İşi-gücü olanlar çoktan gitti
    Bir ben kaldım voltasında sensizliğin
    Hiç uyumamış bir ben...

    Şimdi dişlerimi sıkıp
    Dudaklarıma kanamayı öğrettim
    Ki bu kızıl damlalar
    Körpe yanağında bir veda busesi olsun.
    Bu da benden sana
    Heba edilmiş bir aşkın
    Son nefesi olsun...

    Kafamı duvara vurmadan,
    Tanıyabilmek seni...
    Beyninin içindekileri anlayabilmek...
    Ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü,
    Bütün saatleri öylece durdurabilmek için,
    Çıldırasıya paraladım kendimi...
    Lanet olsun!
    Artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
    Olsun be... ne olacaksa olsun!
    Bu da benim sana,
    Ayrılırken şikayetim olsun!

    gözyaşım, utangaç boynunun
    inciden kolyesi olsun.
    her damla, vefasız teninde
    bir veda busesi olsun.
    Isterim, sen de ben gibi yan,
    ömrüne hep ağla.
    hep ağla, bu benden, son dua,
    bu benden, ayrılık hediyesi olsun...
     
  4. 22 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : eny
  5. eny

    eny Guest

    Beni Düşün, Unutma

    Ay doğarken bir söğüdün ardından,
    Göl yüzünde sisli bir esintiyle,
    Akşamın göğsüne hüzün serperek,
    Ve yağmurdan geceye
    Çiçekli perdeler çekerek,
    Beni düşün...
    Beni düşün, unutma...

    En umarsız, en mutsuz gününde,
    Bağrına bir yumruk çökeldiğinde,
    Ve dağların mazlum ateşi,
    O güzelim saçlarına,
    Cayır-cayır yanıp ulaştığında,
    Beni düşün...
    Beni düşün, unutma...

    Beni düşün bir kavganın içinde;
    Helal bir ekmeğin peşinde...
    Ve kurtlardan arta kalmış yüreğimin,
    Can çekişen o son parçasını da
    Sana sakladığımı bil!..

    Bil ki haykırırcasına,
    Bu esir gövdemi yakarcasına,
    Kavuşmak için o serin bağrına,
    Ateşten bir yol arıyorum...

    Kar yağarken mor dağların ucundan,
    Sol yerine sessiz bir iniltiyle,
    Yastığın yüzüne yaşlar dökerek,
    Ve akşamdan gizlice bir ah çekerek,
    Beni düşün...
    Beni düşün, unutma...

    Kan kızılı bir gelincik seherinde,
    Sırtıma kahpe bir hançer indiğinde,
    Ve bu gencecik ve bu hemencecik ölüm,
    Çığırtkan bir gazete başlığında,
    Çığlık-çığlık sana kavuştuğunda,
    Beni düşün...
    Beni düşün, unutma...

    Beni düşün, şehre her yağmur yağdığında,
    Islak ve kırılgan bir türkünün içinde...
    Göğsünden dudaklarına doğru,
    Sancılı bir isyan kabardığında;
    Bastırarak kalbini avuçlarınla
    Sesini okşadığımı bil!..

    Bil ki yalvarırcasına,
    Uzayan yollara dağılırcasına,
    Sonsoz bir mahşerin ortasında,
    Bir zemzem suyu gibi,
    Seni, seni özlüyorum...
     
  6. 22 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : eny
  7. eny

    eny Guest

    Bir Veda Havası

    Vakit tamam!.. seni terk ediyorum.
    Bütün alışkanlıklardan
    Ve bütün sıradanlıklardan öteye,
    Yorumsuz bir hayatı seçiyorum.
    Doymadım inan,
    Kanamadım sevgine ...

    Korkulu geceleri sayar gibi,
    Deprem gecesinde bir yıldız,
    Birdenbire kayar gibi;
    Ellerim kurtulacak ellerinden,
    Bir kuru dal, ağacından
    Çatırdayıp kopar gibi...

    Aşksa, bitti...
    Gülse, hiç dermedik.
    Bul kendini kuytularda, hadi dal!
    Seninle bir bütün olabilirdik...
    Hoşça kal gözümün nuru,
    Hoşça kal...

    Vakit tamam!.. seni terk ediyorum.
    Bu, kırık ve incecik
    Bir veda havasıdır.
    Tutuşan ellerimden
    Parmak uçlarına değen sıcaklık,
    İncinen bir hayatın yarasıdır...

    Kalacak tüm izlerin hayatımda.
    Gözümden bir damla yaş,
    Sızlayıp resmine aktığında;
    Bir yer bulabilsem keşke
    Bir yer, seni hatırlatmayan;
    Kan tarlası gelincik şafağında...

    Ölümse, korktun.
    Savaşsa, hep kaçtın...
    Vur kendini kuşkularda, hadi al!
    Sen bir suydun oysa,
    Sen bir ialçtın...
    Hoşça kal canımın içi,
    Hoşçakal...
     
  8. 22 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : eny
  9. eny

    eny Guest

    Can Dostum


    Dün gece düşümde can dostu gördüm
    Ulu bir çınardan dal verdi bana
    Uzandım yüzüne yüzümü sürdüm
    Ben zehir istedim bal verdi bana

    Dağ yanarsa yağmur çiser mi dedim
    Ten yanarsa rüzgar eser mi dedim
    Can yağarsa canan küser mi dedim
    Çağırdı yanına el verdi bana
    Can dostum dostum kül verdi bana

    Ben aşkı sırtıma vurdum da geldim
    Hasretin acısını çöl verdi bana
    Can dostu görünce eridim bittim
    Yüreğime ateş kül verdi bana
    Can dostum dostum kül verdi bana

    Aşk olmazsa kalem yazar mı dedim
    Dost olmazsa gönül tozar mı dedim
    Hayaloğlu sana kızar mı dedim
    Yanağımdan öptü gül verdi bana
    Can dostum dostum gül verdi bana
     
  10. 22 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : eny
  11. eny

    eny Guest

    Dağlarda Kar Olsaydım

    Şu dağlarda kar olsaydım...
    Bir asi rüzgar olsaydım...
    Arar bulur muydun beni,
    Sahipsiz mezar olsaydım?

    Şu yangında har olsaydım...
    Ağlayıp bizar olsaydım...
    Belki yaslanırdın bana,
    Mahpusta duvar olsaydım...

    Şu bozkırda han olsaydım,
    Yıkık perişan olsaydım...
    Yine sever miydin beni,
    Simsiyah duman olsaydım?

    Şu yarada kan olsaydım,
    Dökülüp ziyan olsaydım...
    Bu dünyada yerim yokmuş,
    Keşke bir yalan olsaydım!.
     
  12. 22 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : eny
  13. eny

    eny Guest

    Demek Şimdi Gidiyorsun

    Demek şimdi gidiyorsun;
    Yazdığımız son şiir, öyle yarım kalacak!.
    Demek şimdi gidiyorsun;
    Kuşlarımız acıkacak,
    Saksılarımız artık sulanmayacak!.
    Demek öykümüzü bir ruj lekesi gibi yapıştırıp
    Aynanın sahtekar yüzüne,
    - Oy benim yaralım -
    Demek şimdi gidiyorsun;
    Beni böyle toz gibi dağıtıp
    Merdivenlerin dibine!.

    Her şey tamam, diyorsun, git...
    Beni viran bir şehir gibi terket..
    Haydi git!
    Dışarısı ispiyon.. dışarısı ihanet..
    Seni bir gören olmasın,
    Dikkat et!..

    Dostlukmuş.. ölüme yürümekmiş..
    Üstüne titremekmiş.. Vefaymış!..
    Aşk dediğin, zavallı bir kapıyı,
    Duvara çarpıp çıkıncaya kadarmış...
    Bana komaz deyip,
    Sancını bir kilo rakıya gömsen de gece yarıları,
    - Oy benim yaralım -
    Asıl sancı, uyandığında
    Bütün odaları boş görünce koyarmış!.

    Gitmek istiyorsun, git...
    Bir savaşçı asla vedalaşmaz!.
    Durma git!
    Dışarısı dinamit.. dışarısı enkaz!.
    Şunu cebine koy,
    Ne olur ne olmaz...

    Eylül mağdurlarıydık,
    Kimsemiz yoktu...
    Yaralarımız aman vermiyordu canımıza..
    Kimseye kıymamıştık oysa,
    Masumduk...
    Rahatsız etmiyordu bizi bu yalancı tarih!
    Yırtılan bir pankart gibi,
    Şehirlerin ortasına çığ düşürdüyse öfkemiz;
    - Oy benim yaralım -
    En az bir karıncanın yüreği kadar,
    Namuslu ve çalışkandı ellerimiz!.

    Artık bitti, diyorsun, git...
    Kırılsın kapı-çerçeve, kırılsın bu cam!
    Sorma git!
    Dışarısı panik, dışarısı izdiham!.
    Biliyorum, seni vuracaklar bu akşam...

    Ne çok fire verdik üst-üste;
    Ne çok arkadaş yitirdik
    Bu tozlu yolculukta...
    Kimliği tespit edilmemiş,
    Ne çok ceset vurdu,
    Zeytin güzeli akşamlarımıza!.
    Büyük ütopyalar ve büyük dağlar gibi
    İçerden çürümüşüz meğerse..
    - Oy benim yaralım -
    Her gelen ölüm yazmış,
    Her giden ayrılık işlemiş,
    Bu talihsiz gergefimize...

    Kendini arıyorsun, git..
    Aptal bir hayat kur,
    İçinde beni barındırmayan..
    Kalma, git!
    Dışarısı barut, dışarısı gardiyan!.
    Yine bir tek ben olurum, sana parçalanan...

    Demek şimdi gidiyorsun;
    Sonunda bizi de çökertiyor
    Bu kancık zelzele!.
    Demek şimdi gidiyorsun;
    Yıkılan bir duvar gibi
    Ömrime devrile-devrile...
    Demek mecburi istikametlerin,
    Ayrılığı gösteren o adaletsiz kavşağında;
    - Oy benim yaralım.. maralım! -
    Demek şimdi gidiyorsun,
    Ve bana bir tek seçenek kalıyor:
    Güle-güle!.. güle-güle!..

    Beni öldürüyorsun, git..
    Kalmasın sende kahrım, kalmasın derdim..
    Bakma, git!
    Kafamı yumruklayıp
    Ardın sıra ağlarsam, namerdim...
     
  14. 22 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : eny
  15. eny

    eny Guest

    Geride Kaldın Sen

    Devrilip gidiyorum işte
    Geride kaldın sen...

    Aşınmış sevdalar gibi
    Yıpranmış postallar gibi
    Lime-lime, yararsız
    Geride kaldın sen...

    Kaprislerinle, nazlarınla
    Bakışlarınla, sözlerinle
    Tutulmayan vaatler gibi
    Harcanmış saatler gibi
    Tek başına, kararsız
    Geride kaldın sen...

    Buraya kadarmış güzelim
    Boynumda bıraktığın diş izi
    Bitmez sandığın aşk denizi
    Buraya kadarmış.

    Vedalaşmak isterdim oysa
    Klasik bir film öyküsü gibi
    Ellerini tutup usulca
    Son bir kez öpmek isterdim
    Kendimi mazur gösterip
    Masum ve mağrur bir duruşla
    Herşeyi kadere yıkmak isterdim.

    Ne gerek var oysa
    Yürümeyen birtakım şeylerin
    Nedenlerini tartışmaktansa
    Asla yürümeyeceğini anlayıp
    Bunu hiç konuşmamak
    Daha bir yiğitçe değil mi?

    Süzülüp gidiyorum işte
    Bela olmadan
    Yoluna çıkmadan
    Hesap filan sormadan
    İncitmeden, acıtmadan...

    Bir bileti yırtar gibi
    Bir kabuğu atar gibi
    Sıyrılıp gidiyorum işte
    Geride kaldın sen...

    Bir tren penceresinden
    Akıp giden bozkırın
    Ortasında bir kuru ağaç gibi
    Geride kaldın sen...
     
  16. 22 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : eny
  17. eny

    eny Guest

    Gitti Ah Gitti

    Gitti ah...
    Gecelere hüzünleri serperek.
    Yaralı bir kuş gibi kanarcasına gitti...
    Yalvaran gözlerime, elemi pay ederek,
    Bir kabahatmiş gibi,
    Kaçarcasına gitti...

    Gitti ah...
    Şarkılara bel bağlamak faydasız.
    Üstüme kapıları kaparcasına gitti...
    Gecenin geldiğini haber vermeden, hırsız
    Yaşanmamış bir ömrü,
    Çalarcasına gitti...

    Gitti ah... bir nehirdi,
    Yazmadığım şiirdi.
    Yüzüme son bir defa
    Bakarcasına gitti...

    Gitti ah...
    Gözyaşları yanaklarımda kaldı.
    Hayatın perdesini çekercesine gitti...
    Belki duyulmamış, toz-pembe bir masaldı.
    Göğsümden yüreğimi,
    Sökercesine gitti...

    Gitti ah...
    Karşılaşmak ömür boyu imkansız.
    Beni hazanda koyup, bahar dalına gitti...
    Biliyorum, ne yapsam, ne söylesem anlamsız.
    Ayrılmıştı dünyamız;
    Kendi yoluna gitti...

    Gitti ah... bir mevsimdi,
    Çizmediğim resimdi.
    Kalbime bir çiviyi,
    Çakarcasına gitti...
     
  18. 22 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : eny
  19. eny

    eny Guest

    Hangi Ayrılık

    Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
    Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?

    Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın?
    Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın?


    Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
    Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?
    Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
    Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.
    Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline?
    Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde?
    Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı?
    Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı?
    Hangi cama kafa atsam?
    Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
    Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam?

    Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam.
    Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam.
    Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür?
    Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür?
    Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine?
    Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?
    Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın?
    Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın?
    Hiç sanmam! ...
    Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! .
    Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz.
    Hangi mübarek dua,
    Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
    Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye?
    Olur mu be! . olur mu?
    Bu da benim gibi adama yapılır mı?
    Aşk dediğin mendil mi?
    Buruşturup bir kenara atılır mı?
    VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı?

    Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden?
    Hangi pense kopardı bizi birbirimizden?
    Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
    Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
    Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı?
    Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı?
    Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
    Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti?

    Dağ gibi adamı eze eze! .....
    Hangi anası tipli parlak çömeze,
    Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?
    Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı?
    Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı?
    Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı?
    Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı?
    Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni?
    Ve! .. Hangi su bağışlatır?
    Hangi musalla temizler seni?

    Bu Nasıl Ayrılık? ...