Zayif Nokta......

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve dilara tarafından 14 Aralık 2007 başlatılmıştır.

    14 Aralık 2007
    Konu Sahibi : dilara
  1. dilara

    dilara Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2006
    Mesajlar:
    120
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Zayıf nokta
    « :»
    Bu mesajı alıntı ile cevapla
    Kalp üzerindeki zayıf nokta, inancın flulaştığı alana tekabül eder. Başka anlarda “ne olursa olsun, ne gelirse gelsin” tavrında olan insan için karanlık ellerin bu noktaya yönelmesi, sakınan göze çöp misali bir endişe dalgası kabartır derinlerde. Söylenemez, ifade edilmekten çekinilir, zira kabul edildiğinde bu zayıflık, insan gerçekte sağlam ve güvenilir olmadığını kendine itiraf etmiş olur. Bu da, her zaman tiksinti ile baktığı, birgün dönüşmekten korktuğu çehrelerden bir farkı kalmadığı anlamına gelir ki, ruh üzerinde, istinat noktasını kaybetmekle eşdeğer bir etki yaratır. Zira bir adet zayıf nokta, aslında o bütünün tüm noktalarının temelden mahrum olduğu anlamına gelir, ve bu en çok da sakınılan göz tehlikeye girdiğinde fark edilir.

    Ergenlikten bir sonraki aşamaya tekabül eden böyle bir geçiş anında insan hayatî bir tercih yapar. “Kişi kendini bilmek gibi irfan olmaz” fehvasını kendince tevil ederek bu alçaklığı taşımayı insan olmanın -daha doğrusu hayatın- bir cilvesi, hatta bir mecburiyeti addederse kendini bu utanca mahkum etmiş olur. Diğer taraftan fıtratında bu görüşe destek bulamayacağı için ömür boyu kendini kandırmaya mahkum bir Sisyphos’a dönüşür. Hayat, gazı alınmış, vitamini azaltılmış -düşük profil- bir matlıkta devam eder. Bu aptallığın artık gizlenemediği, vicdan denen gereksiz ağırlığın isyan bayrağını çektiği anlarda, yüksek volümlü müzik şoklarının, kalabalıkta kendini kaybetmelerin, sığlığında saklanılan boş konuşmaların, daldan dala hiperaktif atlamaların tedavi edemediği iltihaplı vakitlerde, ruh kabuğu altındaki cerahat, sinir krizleri ve histerik sarsılmalarla kendini dışarı salar. Ancak bu, insanı tedavi etmek bir yana –sağladığı geçici rehavet ve yol açtığı bünye zafiyeti yüzünden- çoğunlukla daha kötü neticelere yol açar. Esasen, yaşattığı travma ile insanı o ergenlik çağının eşiğindeki tercih anına geri döndürse de, bu defa çok fazla yol alınmış olduğundan, omuzlara alınan yüklerden, taşınılan unvanlardan, yüze yapışan maskelerden ve en önemlisi de bunların biriktirdiği yorgunluktan dolayı insan yolunu değiştirmeyi göze alamaz. Elbette her zaman bir ümit ışığı vardır ve dalalete düşmüşlerden başka kimse rabbinden ümidini kesmez. Ama yıllar boyu devam eden kendini kandırma telkinleri, insan kalbi üzerinde sıra sıra kalınlaşan bir yağ tabakası örer. Ne kalbin içerideki çığlıkları dışarı ulaşır, ne dışarıdaki fırtınalardan kalbe bir zerre ilham olunur.

    Allah kişi ile kalbi arasına girer