Ziya Osman Saba şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve roxett tarafından 27 Ağustos 2006 başlatılmıştır.

    27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  1. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Ziya Osman Saba (1910 - 1957)


    30 Mart 1910’da İstanbul’da doğan Cumhuriyet dönemi şairlerimizden Ziya Osman Saba, Mütareke yıllarında yatılı olarak başladığı Galatasaray Lisesi'nden 1931 yılında, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 1936 yılında mezun oldu. Saba, Hukuk Fakültesi'nde iken Cumhuriyet gazetesi muhasebe servisinde, mezuniyetinden sonra Emlak Kredi Bankası'nda çalıştı. Daha sonra Milli Eğitim Basımevi'nde tashih bürosu şefliği yaptı. Kalp hastalığı üzerine evine çekilerek Varlık Yayınevi'nin yayın işleriyle meşgul oldu.

    İlk şiirleri Servet-i Fünun (Uyanış) dergisinde çıkan Ziya Osman Saba, Yedi Meşale şairleri arasındadır. Bu topluluğun şiir anlayışını, yaşamının sonuna dek sürdüren tek şairdir. İçe dönük bir şair olan Ziya Osman Saba, bu özelliğini şiirlerinde de göstermektedir. Kendine özgü üslubuyla hikayeler de yazan Saba, bir İstanbul yazarı olarak çevresindeki değişimin içinde hep incelikleri, güzellikleri aradı.

    Şiirlerinde çocukluk ve ilk gençlik anılarına bağlılık, yaşamın küçük mutluluklarından duyulan sevinç, acıma duygusu, iyilik düşüncesi, İstanbul sevgisi, Tanrı'ya şükran, ölüm gerçeğini kabulleniş gibi konuları, gözlemci ve dışavurumcu bir tarzla genellikle hece ölçüsüyle, ama kimi zaman serbest ölçüyü de kullanarak işlemiştir.

    Şiirlerini Sebil ve Güvercinler, Geçen Zaman, Nefes Almak kitaplarında toplayan şair, hikayelerini de “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” ile “Değişen İstanbul” kitaplarında bir araya getirdi. Yazar Ziya Osman Saba, 29 Ocak 1957’de İstanbul'da öldü.



    AHRET

    Bu garip dünyada ben yadırgadım yerimi...
    Yıllardan sonra gir gün, görüp çektiklerimi,
    Tanrım bir meleğine emredecek: "Yetişir!"

    Gözlerimi o saat sessiz kapayacağım.
    Beni bekleyedursun bir köşede yatağım;
    Bütün yorgunluğumu alacak bir teneşir.

    Bir yükü atmış gibi içimde bir hafiflik,
    Oraya geçmek için aşacağım bir eşik,
    Bir lâhza tutacağım bana uzanan eli.

    Bir el gözlerimdeki perdeyi sıyıracak.
    Onları bulacağım... Ve annem şaşıracak:.
    "Oğlum! Ne kadar da büyümüş ben görmeyeli."
     
  2. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  3. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    ARTIK YASAMAK İCİN

    Artık yaşamak için herkesten kaçacağız,
    Dünya bize verecek yalnız güzellikleri,
    Yalnız, semalarından dökecek ruhumuza,
    Geceler mehtapları ve gündüzler seheri

    Düşünceli yürürken, bir yol dönemecinde
    Çıkacak ömrümüze beyaz dallarla bahar.
    Hatırlatacak bize sen çocukluğumuzu,
    Erguvanlı bir bahçe, mor salkımlı bir duvar.

    Tekrar yaşayacağız ümitli sabahları,
    Bulacağız dünyanın o en güzel yerini.
    Ebedi bir sahilde yeniden tadacağız
    Kol kola sükûn dolu akşam gezmelerini...

    *****************************
    BAHARI BEKLERKEN YAZILMIS SİİR

    O günü görmek için sade bekleyeceğiz,
    Göreceğiz bir sabah yeşil tomurcukları.
    Hazırlanıyor gibi, gökyüzü, ufuk, deniz,
    Bir sabah dökülecek baharların baharı.

    Bu bahar yalnız mesut günler taşımaktadır,
    Başbaşa kalacağız kenarında bir suyun,
    Göz alabildiğine yeşil uzanan çayır,
    Bir saadet içinde sessiz otlayan koyun.

    Bu bahar güleceğiz en içten bir sevinçle,
    Bir melek ordan bize uzatacak elini.
    - Beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle.
    Ümitlerin en güzelini!..
    "1938"
     
  4. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  5. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    BEN DE

    Ne çok anlatacaklarınız var
    Birbirimize nişanlılar!
    Ben de bir zamanlar sizin kadar mesuttum,
    Ben de şu parkın sıralarında oturdum,
    Ümid ettim, hayal kurdum...
    Şahit bütün ömrüme bu şehir, bütün yurdum.
    Ben de o mektepte okurdum
    Küçük mektepli!
    Bugün gibi hatiramda
    İlk gün, ilk ders, ilk hece.
    Şiirler yazmak için öğrendiğim güzel Türkçe.
    Yeni kitaplarım, siyah göğüslüğüm,
    Sevinçle dolup taşardı gönlüm.
    Beri yanda günler akar giderdi.
    Benim de bir anne üstüme titrer
    Bir baba benimle iftihar ederdi.
    "1943"

    *********************
    BEYAZ

    Bir bademin altına, yorgun, oturmak biraz,
    Ayrı ayrı seyretmek çiçek açmış her dalı.
    Artık bütün renklerden, artık uzaklaşmalı:
    Beyaz işte, aylardır gözümde tüten beyaz.

    İş bitti... Uzaklarda ilk ümitler gibi yaz,
    Duyuyorum bu sabah, kış içimden çıkalı,
    İçimin dört duvarı bembeyaz badanalı,
    Ah, sade nefes almak, göğsüme dolan bu haz...

    Bir kuş ötecek şimdi... Havada bir durgunluk,
    Mermeriyle konuşan açık kalmış bir musluk,
    Beyaz çiçeklerini tektük düşüren kiraz.

    Bahar pınarlarından içime damlayan su,
    Bembeyaz çiçeklerin ıslak, temiz kokusu,
    Kış bitti... Uzaklarda ilk ümitler gibi yaz...

    "1957"
     
  6. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  7. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    BEYAZ EV

    Gözlerimin önünde hep aynı beyaz ev.
    Her dağ yamacına kurduğum,
    Beliren her su kenarında,
    Pembe damlı, yeşil pancurlu, balkonlu,
    Balkonuna tırmanan sarmaşık.
    Gece, pencerelerinden sızacak ışık,
    Kışın tütecek bacası.

    Kapıyı ittiğinde çalacak bir çıngırak.
    Duyuyorum o sesi şimdiden, berrak
    Geçecegim yol, çıkacağım üç basamak,
    Ellerinden sıyırıp atacağım eldiven,
    Her halin, gülüşün, kokun, bütün ruhunla sen!
    Ah, bütün bir ömür bırakmayacağım el,
    Okşayacağım saç, dinleyeceğim ses,
    Bakmakla doymayacağım yüz...
    Açık pancurlardan o gün dolacak gündüz,
    O günkü hava,
    Bir kapıyı açman, dolaşman sofada.
    Şaşıracağım: Böyle gezinen kim?
    -Evim! Evim!.. Ellerimle asacağım
    Camlarına perdelerini.
    Yatak odasında düsüneceğiz bir an
    İki kişilik karyolanın yerini...
    Yatak odamız, yemek odaşi, kiler
    Raflarında ellerinle yapılmış reçeller.
    Karşı karşıya oturacağımız sofra,
    Sürahide ışıldayan su,
    Yazın, rüzgâra koyacağımız testi;
    Senin yatacağın öğle uykusu...
    Sararacak bir yandan çardaktaki üzümler,
    Kâh esecek rüzgâr, kâh dinleyeceğiz yağmuru,
    Kâh karlarla bembeyaz kesilecek çimenler.
    Hep geçireceğiz içimizden:
    Hayat beraber, ölüm beraber...
    Şu göklerin altında,
    Olacağız o kadar bahtiyar
    Ki çıkıp mezarlarından annemiz, babamız da,
    Beyaz evimize yerleşecekler,
    Uzun kış geceleri onlar da aramızda
    Göz göze bakışacak, mangalı exsecekler...

    "1942"
     
  8. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  9. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    BİLEMİYORUM

    Bilemiyorum yıllardır neredeyim?
    Hergün yediğim ekmek, susayıp içtiğim su,
    Kolundan tutup gitmek istediğim kadın,
    Yaşamak kaygısı, gök hasreti, ölüm korkusu,
    Ve Rabbim senin adin!
    Yıllar var ki içindeyim hayatın.
    Anıyorum gençliğimi, özlüyorum çocukluğumu,
    Fakat bilemiyorum yarını.

    Bilemiyorum Rabbim, maksadını, kararını.
    Hepimiz işte dünyadayız,
    Yataktakı hastamız, topraktakı ölümüz;
    Neyiz, ne olacağız?
    Birşey bilmiyorum... Nefes almaktayım yalnız.
    Rabbim! beni yaratmışsın,
    İnsan şeklinde görünüyorum,
    Terlerim yazın, üşürüm kışın,
    Düşünüyorum, düşünüyorum...
    "1940"

    *******************************
    BİR ODA, BİR SAAT SESİ

    Bir oda, içinde bir saat sesi
    Hayatın sırtımdan giden pençesi,
    Ve beni maziye götüren bir el,
    Eski günlerimiz, sessiz ve güzel...
    Bulduğum kayıplar, her günkü yerin,
    İşte konsol, ayna, köşe minderin,
    Seccaden, tesbihin, namaz başörtün.
    Bir şey değişmemiş, sanki daha dün.
    Yine ortancalar altı camının,
    Dışarda sükûnu yaz akşamının,
    Bahçemiz sulanmış, ıslak her çiçek.
    Kapı çalınacak, babam gelecek...

    "1942"
    *****************************
    BİR ÖLÜNÜN ARKASINDAN

    Ey ölü, az daha yaşatmak isterdim seni,
    Habersiz bırakıp gittiğin evde.
    Giysen hazır duran terliklerini,
    Odalarda dolaşsan, öksürsen
    Toplasan bu yaz da bahçende yemişleri,
    Az daha ömür sürsen.
    Gözlerimin önünde hep boyun bosun,
    Nasıl girerdin şu kapıdan, memnun
    Şu iskemleye otururdun.
    Avuçlarımda, ılık, el sıkışın,
    Bana bakışın...
    Nasıl uzatırdın bana şu sürahiyi?
    Seyrederdik uçan bulutları, geçen gemileri.
    Nasıl son defa konuştun, son defa güldün?
    Nasıl öldün?..
    Nasıl öldü, Yarabbim, nasil öleceğiz?
    Hangi sonsuz geceler, iklimler geçeceğiz,
    Bundan sonra da bir gün aynı sofrada
    Oturacak mıyız bir daha!..

    "1941"
     
  10. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  11. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    BİR SOKAKTA GİDERKEN

    Taşında otlar biten şu sokakta yürümek.
    Bir bahçe duvarının kokulu gölgesinden.
    Uzakta, mektepteyken okuduğumuz şarkı.
    Su içmek o tasasız günlerin çeşmesinden.

    Kalbe aşina bütün rastladıklarım,
    Herşey eskisi gibi, herkes bahtiyar, iyi!
    Bana büyük babamı hatırlatan ihtiyar,
    Çocukluk arkadaşım sarı benekli kedi

    Bütün günahlarımı affetmiş sanki Tanrım,
    Duyuyorum kalbimde tadılmamış sevgiyi.
    Ah, sade koşmak, koşmak istiyorum içimden:
    Aradığım diyara bu yol çıkacak gibi

    "1939
    ******************************
    BU RÜZGAR

    Bu rüzgar her vakit böyle esmeyecek.
    Gökte bulut, suda yelken, dalda çiçek.
    Bir gün, bir gün var ki, günden güne gerçek,
    Çatır çatır servi, çıtır çıtır böcek.
    - Çek ciğerlerine, bir nefes daha çek,
    Bu rüzgar her vakit böyle esmeyecek
    *******************************
    BÜTÜN SAADETLER MÜMKÜNDÜR

    Bütün saadetler mümkündür...
    Şu kapının açılması,
    İçeri girivermen,
    Bahar, kuşlar, gündüz.
    Ve bütün dünya
    Bir an içinde gürültüsüz.

    Bütün saadetler mümkündür...
    Bahtsızların biraz gülümsemesi...
    Körlerin gün görmesi,
    Mümkündür bütün mucizeler...
    Ana, baba, evlât, bütün kaybolanlar...
    Ebedî bir sabahta buluşmamız bir daha.

    Ölüler! Hepimiz için yalvarın Allaha...
     
  12. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  13. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    ÇOCUKLUGUM

    Çocukluğum, çocukluğum...
    Uzakta kalan bahçeler
    O sabahlar, o geceler,
    Gelmez günler çocukluğum.

    Çocukluğum, çocukluğum...
    Gözümde tüten memleket.
    Artık bana sonsuz hasret,
    Sonsuz keder çocukluğum.

    Çocukluğum, çocukluğum...
    Habersiz ölen kardeşim,
    Mezarı bilinmez eşim,
    Her bir şeyim çocukluğum.

    Çocukluğum, çocukluğum...
    Bir çekmecede unutulmuş,
    Senelerle rengi solmuş,
    Bir tek resim çocukluğum...

    "1936"

    **************************
    GECEN ZAMAN

    Hiç olmazsa unutmamak isterdim.
    Eski geceler, sevdiklerimle dolu odalar...
    Yalnız bırakmayın beni hatıralar.
    Az yanımda kal çocukluğum,
    Temiz yürekli uysal çocukluğum...
    Ah, ümit dolu gençliğim,
    İlk şiirim, ilk arkadaşım, ilk sevgim...
    -Doğdugum ev. Rahatlıyacak içim duysam
    Bir tek kapının sesini.
    Arıyorum aklımda bir ninni bestesini...
    Böyle uzaklasmayın benden, yasâdığım günler.
    Güneş, getir bir bayram sabahını.
    Açılın açılın tekrar
    Çocuk dizlerimdeki yaralar,
    Hepiniz benimsiniz:
    Mektebim, sınıflarım, oturduğum sıralar...
    Yalnız hatırlamak hatirlamak istiyorum
    Nerde kaldı sevgilim, seni ilk öptüğüm gün,
    Rengine doymadığım o sema,
    Ahengine kanmadığım ırmak.
    Bırakıp herşeyi nereye gidiyorum?
    Neler geçmişti aklımdan,
    Nedendi ağladığım, nedendi güldüğüm?
    Ah nasıldı yaşamak
    ******************************
    GÜZ

    Çiçeğin rengi soldu, bitti şarkısı kuşun.
    Yol tenha, dal mecâlsiz, su durgun.
    Tabut yapılan tahta, ev ev taşınan odun.
    Bahar, ümit yerine, ey kış, içimde korkun!

    Allahim! kararmasa şu göğün...
    Dal senin, ağaç senin, döktüğün
    Yapraklarla, mevsimlerle, gün gün.
    Geçip gidişi ömrün...

    "1946
     
  14. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  15. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    HER AKSAMKİ YOLUMDA

    Her akşamki yoluma koyulmuş gidiyorum.
    Her akşamdan vücudum bu akşam daha yorgun.
    Öyle istiyorum ki bu akşam biraz sükûn,
    Bir cami eşiğine yatıversem diyorum

    -Rabbim, şuracıkta sen bari gözlerimi yum!
    Sen, bana en son kalan, ben senin en son kulun;
    Bu akşam, artık seni anmayan İstanbulun
    Bomboş bir camiinde uyumak istiyorum.

    Sonsuz sessizliğini dinlemek istiyorum.
    Bilirim ki taşlığın bir dösek kadar ılık,
    Sana az daha yakın yaşamak için artık,
    Rabbim, ben yalnxiz zeytin ve ekmek istiyorum.

    "1931
    ********************************
    İMKANSIZ TESADÜFLER

    "Cahit Sıtkı Tarancı'ya"

    Şimdi çıkıverecek karşıma arkadaşım,
    Mektebe gitmek için geçtiğimiz şu yoldan.

    Babam tok sesiyle birden çağıracak: "Ziya!"
    Kalbimde eski sevinç, dallarda eski bahar.

    Gözlerimi kapatıp: "Bil?" diyecek birisi.
    Bir mahşer ortasinda şaşırıp kalacağım.

    Ve girecek koluma bir melek gibi karim.
    Saracak etrafımı doğmamış çocuklarım...

    "1941
     
  16. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  17. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    İSTANBUL

    Seni görüyorum yine İstanbul
    Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan
    Minare minare, ev ev,
    Yol, meydan.

    Geliyor Boğaziçi'nden doğru
    Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,
    Mavi sular üstünde yine
    Bembeyaz Kızkulesi.

    Bir yanda, serin sabahlarla beraber,
    Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.
    Baktıkça hep, semt semt, yer yer,
    Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!

    Durmuş bir tepende okuduğum mektep,
    Askerlik ettiğim kışladır ötesi.
    Bir gün bir kızını benim eden
    Evlendirme dairesi.

    Benim de sayılmaz mı oralar?
    Elimi tutar gibi iki yanımdan,
    Babamın yattığı Küçüksu,
    Anamın toprağı Eyüpsultan.

    Önümde, açık kollarıyla boğaz,
    Çengelköy'den aktarma Rumelihisarı.
    İstanbul, İstanbul'um benim,
    Kadıköy'ü, Üsküdar'ı...

    Gün olur, Köprü ortasında durur
    Anarım, Adalar'da çamların uykusunu.
    Gün olur, Beyoğlu'nu özler içim,
    Koklamak isterim Tünel'in kokusunu.

    Bulut geçer üstünden,
    Gemi gelir yanaşır
    Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar,
    "İçi dolu çamaşır."

    Göğünde tanıdım ayın ondördünü.
    Kırlarında bilirim baharı,
    Herşey içimde, herşey,
    İstanbul yadigarı.

    Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
    Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
    Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
    Öpüp başıma koymak istediğim şehir!
     
  18. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  19. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    İYİLİK
    "Yaşar Nabi'ye"

    Sabah... Ah şükrederek çıkmak geceden.
    Ayak bastığım kıyı, yeniden doğuş.
    Sabah, beliren evim, bahçeler ve sen,
    Henüz uyuyan dallar, havalanan kuş.

    Bu sabah bilmiyorum bu kırlar nere?
    Çamlardan çimenlere dökülen sükûn.
    Geçen ömrümü bana söyleyen dere,
    Sessizce yaşamayı öğreten koyun.

    Bir yol başlıyor gibi, ümitli, rahat.
    Tanrim! bu sabah içim senin eserin:
    İyilik, teselliler, merhamet, şevkat...
    İçimde bir sabahın, o kadar serin.

    Bilinmez sevgililerle yıkanan göğüs.
    İyilik... Ürperisi vücutta ruhun.
    İyilik... Beyaz koyun, gülümseyen yüz,
    Şu bahar, mavi gökler, yemyeşil sükûn.

    Bu sabah gözlerimle okşadıklarım,
    Herşey, bütün tabiat, ağaçlar, dere,
    Ey bütün sevdiklerim ve sen ey Tanrım!
    Titrek elleri öpmek, kapanmak yerlere...

    "1937"

    *****************************
    NASIL ANLAMAZSIN

    Nasil anmazsın o çocukluk günlerini!
    Dalda bülbülü vardı, gökte beyaz bulutu.
    Annem vardı, babam vardı.
    Bahçemizde, ılık, uzayan günlerdi yaz,
    Bir beyaz âlemdi kış.
    Başkaydı günesi, böyle değildi ayı.
    Artık istemiyorum yaşamayı!
    Bir gün ver bana Tanrım,
    Ta çocukluğumdan kalmış...

    "1942"
    ****************************
    NE OLDU

    Odamız kararırken indirdiğin perdeler,
    Çarşının gittikçe artan gürültüsü
    Gelip kenarına oturduğun minder,
    Genç kızken işlediğin masa örtüsü,
    Yeşil abajurlu lambamız,
    Küçük sobamız,
    Anlatsanız,
    Ne oldu o geceler, eski akşamlarımız?
    Beyaz elbiseler giydiğin zamanlar...
    Niçin yazmadık bir yere satır satır,
    Duvarlar! ne oldu konuştuklarımız?
    Yüzünün pembeliği, saçlarının örgüsü.
    Ben diyeyim: Kış şarkısı; sen de: Yaz türküsü.
    Ne ettik ömrümüzü..

    "1944
    ***********************************
    NEFES ALMAK

    Nefes almak, içten içe, derin derin,
    Taze, ılık, serin,
    Duymak havayı bağrında.

    Nefes almak, her sabah uyanık.
    Ağaran güne penceren açık.
    Bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında.

    Üstünde gökyüzü, ufuklara karşı.
    Senin her yer: Caddeler, meydan, çarşı...
    Kardeşim, nefes alıyorsun ya!

    Koklar gibi maviliği, rüzgârı öper gibi,
    Ananın südünü emer gibi,
    Kana kana, doya doya...

    Nefes almak, kolunda bir sevgili,
    Kırlarda, bütün bir pazar tatili.
    Bahar, yaz, kış.

    Nefes almak, akşam, iş bitince,
    Çoluk çocuğunla artık bütün gece,
    Nefesin nefeslere karışmış.

    Yatakta rahat, unutmuş, uykulu,
    Yanında karına uzatıp bir kolu,
    Nefes almak.

    O dolup boşalan göğse...
    Uyumak, sevmek nefes nefese,
    Kalkıp adım atmak, tutup ıslık çalmak.

    Sürahide, ışıl ışıl, içilecek su.
    Deniz kokusu, toprak kokusu, çiçek kokusu.
    Yüzüme vuran ışık, kulağıma gelen ses.

    Ah, bütün sevdiklerim, her şey, herkes...
    Anlıyorum, birbirinden mukaddes,
    Alıp verdiğim her nefes.