Zorlu düşmanı 'beterin beteri var oyunu'yla yenin

Konusu 'Onkoloji - Kanser ve Türevleri' forumundadır ve yaren_76 tarafından 24 Mart 2007 başlatılmıştır.

    24 Mart 2007
    Konu Sahibi : yaren_76
  1. yaren_76

    yaren_76 mareşal Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.069
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    148
    Zorlu düşmanı 'beterin beteri var oyunu'yla yenin

    'Kanser zor bir düşman' diyen modacı Siren Ertan ekliyor: Ama siz işin püf noktasını yani 'sevgi'yi unutmayın. Mesela 'ben sizi bırakmıyorum, lütfen siz de beni bırakmayın' dediğim saçlarım ve kirpiklerim diğer hastalara göre çok daha yavaş dökülüyor.

    Sosyetenin en güzel kadınlarından biri olan modacı Siren Ertan, kanserle mücadele eden eşi Gökhan Çarmıklı'ya destek olmaya çalışırken kendisinin de kanser olduğu haberini aldı. Hastalık, hiç belirti vermemişti. Ertan, akciğer tümörü olan eşi Çarmıklı'yla birlikte kontrole gittiği sırada, kendisi de kanser taramasına girmişti. Ve ünlü modacı geçtiğimiz aralık ayında lenf kanseri olduğunu öğrenmişti. Haberi aldıktan sonra tamamen tedavisine odaklanan Siren Ertan, bugüne kadar hastalığı konusunda uzun uzadıya açıklamalar yapmadı, sessiz kalmayı tercih etti. Ancak Ertan kanserle ilgili yazı dizimizi okuyunca bize bir mektup gönderdi. Siren Ertan'ın samimi ve sıcak duygularla, üstelik el yazısıyla gönderdiği bu mektup, kanserle savaşan herkese moral kaynağı olacak. Siren Ertan'ın mektubu sağlıklı insanların da dersler çıkarabileceği satırlarla dolu...

    "Kendime göre birkaç sebepten dolayı hastalığım konusunda gelen röportaj tekliflerini kabul etmiyorum. Ancak kanseri ruhsal ve fiziksel tolerasyon açısından ele aldığınız yazı dizinize, doktorumun da teşvikiyle biraz olsun katılmak istedim. Çünkü doktorum Prof. Dr. Yıldız Aydın, sürekli bana hastalığa ilk bakışım ve tedavi sürecimi tolere edişim konusunda inanılmaz bir hasta olduğumu söylüyor, bunu başkalarıyla da paylaşmamı istiyor... Aslında her işin başı 'sevgi!' Zaten bence birçok hastalık, kendinizi dünyada her şeyden çok sevmeyi unutup, ruhen ve fiziken ihmal ettiğiniz zamanlarda ortaya çıkıyor ya... Ve bu arada sahip olduğunuz herkesi, her şeyi, yaşamın ne kadar güzel bir şey olduğunu, dünyanın güzelliklerini, mucizelerini, Allah'ın bir selamını kuldan esirgememeyi, insanlara sevgi, ilgi ve destek vermeyi de unutmayın. Çünkü bir gün hasta olduğunuzda sizi en çok motive eden şeyin, tanıdığınız ya da tanımadığınız yüzlerce insanın sevgisi olduğunu bilin. Siz sağlıklıyken bunları onlara vermezseniz, bir gün kötü gününüzde başınıza gelebilecek en korkunç şeyin 'yalnızlık' olduğunu unutmayın. Tedavi ihtimali, mali sorunlar vs. inanın bundan sonra geliyor. Eğer bir şeye çare varsa bilin ki onun yolu sevgiden geçiyor.

    Bana bir şey olur!
    Tabii bir de kendinizi fiziksel sevmeniz var ki bunun için fazla bir şey söylememe gerek yok. Paketinin bir yüzünde 'öldürür', diğer yüzünde 'öldürmez ise süründürür' yazan bir şeyi insan nasıl içer, hiçbir zaman anlamadım! Lütfen sigaradan, uyuşturucudan, aşırı alkolden, sağlıksız beslenmeden, hareketsiz ve asosyal bir yaşamdan uzak durun. 'Bana bir şey olmaz' demeyin; olur! İnanın olur, tüm bunlara uyarak yaşayan bana bile bir şey (kanser) olduysa, size haydi haydi olabilir. Gelelim hasta olduğunuzu öğrendiğiniz ana... Evet; doktor 'kansersiniz' dedi. Ama daha ölmediniz ki! Biraz ağlamak belki insanı rahatlatabilir ama asla o ağlamayı uzattığınız zaman oluşacak girdaba kapılmayın. Lütfen soğukkanlılıkla sadece tedavinize odaklanın. Tek düşündüğünüz şey 'iyileşmek' olmalı. Hem bu arada iyileşmenize yardımcı olacak insanların da moralini yüksek tutmalısınız. Yani etrafınızdakileri sevmeye devam; kendinizi seviyorsanız eğer!

    Başka ne acılar var...
    Biliyorum kanser bu... Zor bir düşman! Türü ya da derecesi ne olursa olsun tedavisi insanı çok hırpalayan bir hastalık. Ama ne zaman öleceğiniz belli değil. O yüzden tedavi dönemini en iyi şekilde geçirmeye odaklanmalısınız. Gücünüzün yettiği en iyi performansı göstermelisiniz; ruhen ve fiziken. Ben de kemoterapinin verdiği tüm yan etkileri ve birçok aksiliği yaşıyorum. Bazen çok kötü biliyorum. Ama kendinizi ve hayatı sevmekten vazgeç- meyin. 'Niye ben' diye hiç sormayın! Yaşanması gereken bu dönemi sükunetle, metanetle kabullenin ve hep 'bu bir dönem, bu da geçecek' diye düşünün. Hayat geçiyor, her şey geçiyor. Hem insanlar, zorluklardan ve acılardan kendi iç dünyaları adına çok da karlı çıkıyorlar bence. Zorluklar ve acılar insanlara yeni değerler katıyor; lütfen sizler bunu anlayabilenlerden olun. Zorlu günlerle başa çıkabilmek için bir tüyo ister misiniz? Çok basit; 'beterin beteri var' oyunu! Lütfen bunu deneyin. Gerçekten işe yarıyor. Dünyada kim bilir ne acılar var diye düşünüyorum ve hala akşam haberlerini izlerken; teröre kurban giden bir gencin annesine, doktor hatasından kolu-bacağı kesilmiş insanlara, Afrika'daki AIDS'li ya da açlara ve Güneydoğu seyahatlerimde sokaklarda gördüğüm sorumsuzca dünyaya getirilmiş hiçbir gelecekleri olmayan yüzlerce çocuğa kendi acım için ağladığımın binlerce katı kadar ağlıyorum. Hayat zor dostlarım. Ama yaşamak ve yaşayabileceğinizin en iyisini yaşamanız gerekiyor. Kanser; zor hem de çok zor ve çok acımasız. Ama siz işin püf noktasını yani 'sevgi'yi unutmayın. Mesela benim de saçlarım ve kirpiklerim dökülüyor ama birçok hastaya göre çok çok daha yavaş... Çünkü saçlarıma 'ben sizi bırakmıyorum, lütfen siz de beni bırakmayın' diyorum. Tıpkı sevdiğim ve bana inanan hiçbir şeyi; eşimi, ailemi, arkadaşlarımı, işimi ve köpeğim Pinkoş'u bırakmayacağım gibi... Bu fırsatla; bana ne olursa olsun, neye benzersem benzeyeyim beni yine çok seveceğinin ve kucaklayacağının güvenini bana hep hissettiren kocama, sabırla üst katta günlerce başımda bekleyen anneme, ısırganotu çorbamı hiç eksik etmeyen kayınvalideme, beni bu uzun ve zorlu yolda bir an bile yalnız ve ilgisiz bırakmayan, beni eğlendirmek için her şeyi yapan arkadaşlarıma, fedakar çalışanlarıma, Türkiye'nin her yerinden benim için üzülüp, bana ulaşmaya çalışan tanıdığım tanımadığım herkese binlerce teşekkür ederim. Ve tabii doktorum Prof. Dr. Yıldız Aydın'a, ki bu hastalıkta doktorunuzu sevmek çok önemli. Ve beni ciddiye alıp, erken teşhisime yardımcı olan sevgili aile doktorumuz Mustafa İşcan'a...

    Kanser sana da teşekkür!
    Ama biliyor musunuz her gün teşekkür ettiğim bir şey daha var; hastalığım! Evet, Türkiye'de tedavi edilebilen bir tür olduğu için her gün, her saat şükrediyorum. Umarım sizin de kanseriniz sizleri evinizden, yurdunuzdan, dostlarınızdan, çalışmaktan ve üretmekten, kısacası hayatınızdan uzak kalmaya mecbur bırakmaz. Düşünsenize aylarca tüm bunlardan uzak olduğunuzu; bu kemoterapiden de beter olmalı! Ben şanslıyım! Hem de çok. Her zaman, her şeyde, 'iyi bir şey vardır' hasta dostlarım; yeter ki doğru açıdan bakmayı bulun. Umarım siz de benim kadar şanslı olursunuz. Yaşadığımız her günün kıymetini bilmemiz dileğimle...
    ESRA TÜZÜN