Sayfa: 3/4 İlkİlk 1234 SonSon
Toplam 37 adet sonuctan sayfa basi 21 ile 30 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Çocuğun duygularını kontrol etmesi öğretilmeli

  1. Konu Sahibi : vicdan #21
    Giriş tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    1,101

    Sevgisizlik İdrar Kaçırma Nedeni

    Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Ürloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güner Kemal Özgür, Türkiye"de 4 ile 12 yaş arası her 100 çocuktan 20"sinin yatağını ıslattığını söyledi.

    Özgür, açıklamasında, organik nedenlerin yanı sıra, korku, kıskançlık, sevgi eksikliği ve kötü muamelelerin de çocukların idrar kaçırmasına neden olduğunu belirterek, "İdrar kaçırma erken tedavi edilmediği taktirde, ruhsal bir sorun haline dönüşebilir" dedi.

    İdrar kaçırmada, "Olguların uyarısında gecikmiş sinirsel gelişme"nin sorumlu tutulduğunu anlatan Özgür, şunları söyledi: "İdrar kaçıran çocukların yüzde 30"unda neden psikolojiktir. Aşırı korku, kıskançlık ve sevgisizlik çocukların altını ıslatmasına neden olan piskolojik etkenlerdendir. Fonksiyonel bozukluklar sonucunda yatağını ıslatan çocuklarda ise bu durum genellikle 10 yaş civarında kendiliğinden düzelir. Çocuğa 2 yaşından önce yatağını ıslatmaması yönünde verilen eğitim çok faydalı değildir. Hatta zararlı da olabilir. Gece yatağını ıslatan çocukların ömür boyu böyle kalacağına inanan aileler bile var. Oysa bu çocukların büyük bir çoğunluğu gündüz idrar kaçırmazlar."

    İdrar kaçırma nedenine göre önlemlerin alınabileceğini belirten Özgür, "Gece geç saatte sıvı alınmaması, yatmadan önce idrar yaptırmak, altını ıslattığı için çocukların cezalandırılmaması gerekir" dedi.


  2. Konu Sahibi : vicdan #22
    Giriş tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    1,101

    Bebeğinizi doğar doğmaz bağrınıza basın

    Bebeğin, göbek bağı kesildikten hemen sonra annenin göğsünün üzerine yatırılması annesiyle arasındaki ruhsal bağın gelişmesini sağlıyor.

    Türkiye Milli Pediatri Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Yurdakök, yaptığı açıklamada, doğumdan sonraki ilk 15 dakikanın bebek ile anne arasında ruhsal ilişki açısından çok önemli olduğunu söyledi.

    Prof. Dr. Yurdakök, bebeğin doğumdan hemen sonra annenin memeleri üzerine yatırılmasıyla annesiyle arasındaki ruhsal bağın gelişmesinin sağlandığını belirterek, "Böylece anne sütü erken ve bol gelir" dedi. Sağlıklı yeni doğan bebeklerin herhangi bir yardım yapılmasa bile sürünerek anne memesine yaklaştıklarını ve emmeye başladıklarını anlatan Yurdakök, "Meme başlarının ve etrafının süt veren annelerde koyu olmasının nedenlerinden birisi bebeklerin daha iyi görebilmesini sağlamaktır. Ayrıca buradan salgılanan bazı maddelerin kokusu da bebeği memeye çeker" diye konuştu.

    "İlk emzirme en geç 1 saat içinde olmalı"

    İlk emzirmenin mutlaka en geç bir saat içinde yapılması gereğinin altını çizen Yurdakök, bebeğin emmeye en istekli olduğu dönemin geçmesi halinde, uzunca bir süre isteksizlik göstereceğini belirtti.

    Yeni doğan bebeklere annenin ilk sütünün az olduğu düşünülerek şekerli su veya mama gibi yapay besinlerin verilmemesi uyarısında bulunan Yurdakök, "Eğer gıda takviyesi yapılırsa bebeğin açlığı gider. Bebeğin bir kez biberonla beslenmesi, daha sonra annesinin memesini emmesini zorlaştırır" diye konuştu.

    Anne sütünün ilk besin olarak alınmasının, bebeği hem mikroplara karşı koruyacağını hem de bağırsaklarında normal bakteri topluluğunun yerleşmesini sağlayacağını belirten Yurdakök, şunları kaydetti:

    "Bu bakteriler hem sindirimin normal bir şekilde yapılmasını sağlar, hem de bazı vitaminler gibi besin öğelerini yapar. Ana rahmindeki bebeklerin bağırsaklarında hiç mikrop yoktur. Normal yolla doğan bebek önce annesinin doğum kanalındaki, sonra da anüsünün etrafındaki bağırsak bakterileri ile temas eder. Bebeğin anne sütünü emmesi de bu bakterilerin bağırsaklarında daha çabuk çoğalmasını sağlar. Sezaryenle doğan bebekler bu bakterilerle karşılaşmadıklarından, bağırsak floraları daha çok çevreden gelen bakterilerle gelişir. Bu mikroplar da bebekte ağır hastalıklara neden olabilir." Yurdakök, sezaryenle doğum yapan annelerin anestezinin etkisinde oldukları için ilk dakikalarda bebeklerini emzirmekte güçlük çektiklerini de söyledi.

    Anne sütü hayat kurtarır

    Yapılan çalışmalar, anne sütünün her yıl dünyada 1 milyon 300 bin bebeğin hayatını kurtardığını gösteriyor. Sağlık Bakanlığı da bu çerçevede bebeklerin anne sütüyle beslenmesini teşvik amacıyla program yürütüyor.

    Program, bebeklerin doğar doğmaz emzirmeye başlanması, ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi, 6. aydan sonra ise emzirmenin uygun ek besinlerle 2 yaşına kadar sürdürülmesi amacını taşıyor.

    Anne sütüyle beslenen bebeklerin hastalıklara karşı dirençli oldukları, zeka düzeylerinin de anne sütüyle beslenmeyen bebeklere oranla 8 puan daha yüksek olduğu belirtiliyor.

  3. Konu Sahibi : vicdan #23
    Giriş tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    1,101

    Beni anlıyor musun anne?

    İnsanın canını en çok, en sevdikleri yakabiliyor. Üstelik sevgi ne kadar yoğunsa o kadar... Anne-kız ilişkisi. Bir bağlılık ve bağımlılık ilişkisi. Bağımlılığı büyüttükçe bağımsızlığı yitirişin öyküsü.
    Toplumun hangi kesimine, hangi evin içine baksak, anne ve kızların birbirlerini az ya da çok rahat bırakmadıklarını görebiliyoruz. Uzmanlar, anne-kız çatışmasının temelinde annenin kızına bir "yaşam modeli" oluşturması ve onu "kendi devamlılığı hatta ölümsüzlüğü" olarak görmesi olduğunu söylüyor: "Anneler kızını kendi istediği gibi görmeyi arzuluyor. Kendi modelini sorgulamadan model oluşturuyor. Kız anneye karşı gelmemek adına kendi bağımsızlığını kilitliyor. Annenin yaşamındaki yoksunlukları, kızın yaşayabiliyor olması kızda suçluluk duygusu yaratıyor. Anneden farklı olmayı seçmek, kıza bir bakıma anneye ve annenin yaşam seçimlerine ihanet gibi geliyor. Bilinçaltında gerçekleşen bu durumla, kızlar sadakat ve sevgi duyguları adına kişisel gelişimlerini durduruyor."

    Yıkılan düş kaleleri

    Anneler, kızlarıyla ilgili düşler kurdukça bu düşlerin gerçeğe dönüşmemesiyle ortaya çıkan üzüntü daha çok artıyor. "Neden başkasının kızı öyle de benimki değil" noktasından başlayan yakınmalar, kızda "annesine layık bir evlat" olamadığı duygusunu geliştiriyor. Hele annenin onaylamadığı bir yaşam yolu izlenirse çatışmalar, vicdan azapları, gözyaşları, korkular birbirinin içine giriyor.

    Ama aslında "layık olmak" diye bir şey yok. Kızın dilediği bir yaşamı seçmesi, ona verilen çabaların ve yatırımların kaybolduğu anlamına gelmez. Herkesin yaşamı kendinindir. Kız, kendi deneme yanılmalarıyla yaşayacaktır. Zaten şöyle bir şey var; anne ne kadar benim yolumda git derse kız o kadar ayrı yolda gidecektir. Ne kadar baskı yaparsanız eş oranda bir tepki alırsınız. Hele kişilikli bir çocuk varsa... Oysa genelde baskı yapılmayan durumlarda meyveler ağacın gölgesine düşer.

    Anne ve kız arasındaki çatışmaların önemli bir bölümü kızın belli bir yaştan sonra sürdürdüğü cinsel yaşama ait. Anneler bu durumun sağlıklı olduğunu kabul etmeli. Suçlamalar, tamamen çevrenin koymuş olduğu kalıplarla ilgili. Kendini anne olmanın yanında bir kadın olarak da kabul edebilmeli.

    Ayrılmak değil ayrışmak

    Anne olmak, bizim ülkemizde pek kişiye bırakılan bir tercih değil. Anneliğe fiziksel ve ruhsal açıdan ne kadar hazır olunduğunun hesabı yapılmıyor.

    Annelik çok zevkli, çok yıpratıcı ve kutsallıkla taçlandırılan bir kavram. Bu konuda çok önemli bir noktayı "ayrışmak" oluşturuyor. Anne-kız ilişkisinde de, bireylerin kendi yaşamlarını saygı ve sevgi çerçevesini bozmadan kendi doğrultusunda yaşayabilmesi anlamına geliyor. Anne de çocuğun yaşamına saygı duymalı.

    Annelik kimliğinin sorgulanması bile çoğu insana acımasızca geliyor.
    Kalp kırmak, hele bir annenin kalbini kırmak son derece kötü. Ancak unutmayalım ki bilinçlenmek, sorgulamakla başlıyor. Tüm annelere sevgiyle.

  4. Konu Sahibi : vicdan #24
    Giriş tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    1,101

    Beş yaşına kadar birlikte uyunabilir mi?

    Kendileriyle birlikte uyumak isteyen çocuklarını reddeden ebeyenler dikkat! İngiltere'nin en ünlü çocuk akıl sağlığı uzmanlarından Margot Sunderland'a göre; bu reddediş çocukların psikolojilerinde derin yaralar açıyor

    Londra'daki 'Center for Child Mental Health'in (Çocuh Ruh Sağlığı Merkezi) eğitim müdürü Margot Sunderland, 5 yaşına kadar aileleri ile birlikte uyuyan çocukların daha sağlıklı bir gelişme evresi geçirdiklerini ve ileride sakin yetişkinler haline geldiklerini söylüyor. Bugüne kadar çocuk sağlığıyla ilgili 20 adet kitap yazan Sunderland, yeni piyasaya çıkacak kitabı 'The Science of Parenting (Çocuk Yetiştirme Bilimi)'te, ebeveynlere yatak odalarında ya da yataklarında çocuklarına yer açmanın faydalarından söz ediyor.

    ONUNLA BİRLİKTE UYUYUN
    800 bilimsel çalışma incelendikten sonra kaleme alınan kitaba göre; anne ve babalarıyla birlikte uyumak, çocukların sağlığını olumlu yönde etkiliyor. Dünyaya gelmelerinden yalnızca birkaç hafta sonra bebekleri, kendi kendilerine uyumaya alıştırmanın İngiltere'de yaygın bir gelenek olduğunu belirten Sunderland'a göre, anne ve babalarından uzakta yatmak çocukları strese sürüklüyor ve daha çok kortizol hormonu salgılamalarına yol açıyor. "Çocuğunuz ağlıyor ve inatla sizin yanınızda uyumak istiyorsa, onu üzmenin ne gereği var" diyen Sunderland, kitabını yazarken çocuk beyninin son 20 yıldır geçirdiği gelişimi ve çocukların hangi durumlara nasıl tepkiler verdiklerini inceleme altına aldığını söylüyor. Nörolojik araştırmalara göre; ebeveynlerinden ayrı yatmaya zorlanan çocuklar, fiziksel bir acıya maruz kalan insanlarla aynı tepkileri veriyor. Çocukların ancak 5 yaşından sonra tekbaşlarına uyumaya başlayabileceklerini vurgulayan Sunderland, "Çocukluk yıllarında ebeveynlerine beraber uyumak yönünde yaptıkları çağrıları reddedilen kadınların yüzde 70'i yetişkinlik dönemlerinde sindirim sistemiyle ilgili problemler yaşıyor" diye konuşuyor.

    TERSİNİ SAVUNANLAR DA VAR
    İngiltere'deki çocuk yetiştirme rehberlerinin büyük bir çoğunluğu ise, Sunderland'in aksine çocukların küçük yaştan itibaren tekbaşlarına uyumaya alışmaları gerektiği görüşünde. Bu cephede yer alan isimlerden Gina Ford, "Çocuklar küçük yaştan itibaren evin diğer odalara uzak olan bir kısmında uyutulmalı ve yetişkinlerin yardımı olmadan uyumayı öğrenmeli" diyor. Family Links Örgütü'nün yöneticilerinden Annette Mountford ise çocuklarıyla birlikte uyuyan ebeveynlerin kendi özgürlük alanlarını kısıtladıklarına dikkat çekiyor.

  5. Konu Sahibi : vicdan #25
    Giriş tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    1,101

    Çocuğa ölümü nasıl anlatmalı?

    Evcil bir hayvanın ölümünün ölüm kavramını çocuğa açıklamak için en iyi fırsat olduğunu belirten Doç. Dr. Rasim Somer Diler, “çocuğun yaşadığı duygular saygıyla karşılanmalı, tüm aile üzüntüsünü dile getirmeli” dedi. Beklenmedik ölümlerde çocuğa alıştırarak haber verilmesi gerektiğini vurgulayan Diler, ölümü uykuya benzetmemek geretiğine değinerek, bedensel aktivitelerin son bulması şeklinde anlatmayı önerdi ve ölümü normal yaşamın bir parçası gibi göstermek gerektiğini söyledi.

    Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rasim Somer Diler, ölümün kaçınılmaz bir gerçek olduğunu anlayan tek canlının insan olduğunu ifade ederek, ölümle ilgili konuşmanın bile insanı rahatsız ettiğini, ölümle karşılaşan bir çocuksa, bu deneyimin daha güç bir hal aldığını söyledi.

    Hayatın bir gerçeği olarak, çocukların mutlaka ölümle karşılaşacaklarını kaydeden Diler, “Çocuğun ölüm olayıyla karşılaşmadan, gelişim düzeyine uygun olarak ölümle ilgili kavramların gelişmesi ve normal yaşam döngüsünün bir parçası olarak algılaması sağlanmaya çalışılmalıdır” dedi.

    Televizyonun etkisi

    Günümüzde televizyonda aile ve çocukların ölüm sonrası elem ve isyan dolu yaslarının ve ayrıntılı gömülme törenlerinin gösterilmesinin, çocukların zihinlerini karıştırdığını ve ölümle ilgili endişelerini artırdığını kaydeden Diler, şunları söyledi:

    “Yayınlanan aşırı duygusal görüntüler, çocuğun psikolojisini olumsuz etkilemektedir. Televizyon dizilerinde ve çizgi filmlerde gördükleriyle, çocuklar ölümü geçici bir durum olarak algılamakta, ölümlerin daha çok hastanelerde olmaya başlamasıyla da ölümü normal yaşamın bir parçası olarak algılamakta güçlük çekmektedirler. Radyo Televizyon Üst Kurulu ve Basın yayın kuruluşları, bu tür programların yayın saatleri ve içerikleriyle ilgili düzenleme yapmalıdır.”

    Sevdiği bir hayvan ölümü

    Batıda 3 yaşından küçük çocuklar için bile yazılmış, ölümle ilgili kavramların yer aldığı ve bu konuda sağlıklı gelişimi amaçlayan kitaplar bulunduğuna dikkati çeken Diler, şöyle devam etti:

    “Evcil bir hayvanın ölümü, ölüm kavramını çocuğa açıklamak için en iyi fırsattır. Çocuğun yaşadığı duygular saygıyla karşılanmalı, tüm aile üzüntüsünü dile getirerek, bir tören içerisinde hayvan evden uzaklaştırılmalıdır. Hemen yeni bir hayvan alınmayarak, çocuğun ölümle ilgili kavramlarını geliştirmesine olanak sağlanmalı ve anı anlamına gelecek törensel bir davranışa izin verilmeli, hatta teşvik edilmelidir.”

    Beklenmedik ölümlerde çocuğa alıştırarak haber verilmesinin en uygun davranış olacağını da kaydeden Diler, şunları söyledi:

    “Çocuğa soru sorabileceği, duygularını ve düşüncelerini paylaşabileceği sıcak bir konuşma ortamının yaratılması çok önemlidir ve açıklamayı yapan erişkinin de kendi üzüntüsünden söz etmesi uygun olur. İlk zamanlarda inkarı çok sık kullanan çocuk üzgün görünmediği için suçlanmamalı ya da eğlendirilmeye çalışılmamalıdır. Okul içinde bir ölüm olduğunda ise anons yerine sınıf ortamında bir öğretmen tarafından yapılan açıklamalar daha az zedeleyici olur.”

    Ölüm uykuya benzetilmemeli

    Özellikle küçük çocuklarla konuşurken ölümü uykuya benzetmemenin önemli olduğuna da değinen Diler, şunları kaydetti:

    “Çünkü çocuk uyku öncesi öleceği endişesini taşımaya başlar. Ölümü uzun bir yolculuğa benzetmek, ya da hastaydı, yaşlıydı gibi açıklamalarda bulunmak da çocuğun yolculuklardan, hastalıktan ve doktor randevularından korkmasına yol açabilir. ‘Çok iyi olduğu için Tanrı yanına aldı’ gibi bir açıklama karşısında ise çocuk ölmemek için kötü olmayı isteyebilir. Ölümü, bedensel aktivitelerin son bulması şeklinde anlatmak iyi bir açıklamadır. Ölümü normal yaşamın bir parçası gibi göstermek önemlidir ve eğer çocuk yaşayan ebeveyninin de ölüp ölmeyeceğini sorarsa, bunun çok uzun zaman sonra olacağı, uzun yıllar çocuğun yanında olunacağı söylenebilir.”

    Diler, ebeveynini kaybeden her çocuğun psikolojik sorunlar göstermeyeceğine de işaret ederek, “Bazıları sevilen birinin kaybına olgunlaşma ve sorumluluk duyguları ile yanıt verir. Sorun geliştiren çocukların önemli bölümü ise genelde önceden psikiyatrik bozukluğu olan ya da yaşayan ebeveynde depresyon bulunan çocuklardır” dedi.

  6. Konu Sahibi : vicdan #26
    Giriş tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    1,101

    Çocuklarda görülen istem dışı hareketler

    Çocuklarda görülen; yineleyici, istem dışı, amaca yönelik olmayan, ancak baskılanabilen göz kırpma, burun çekme, boğazını temizleme gibi garip hareket ve ses çıkarmalar, tik olarak adlandırılır.

    Ses çıkarma şeklindeki tikler diğer vücut hareketleri ile ilgili tiklerle birlikte görülürse Tourette Sendromu adı verilen özel bir durumdan bahsedilir. Ses çıkarma şeklindeki tikler; boğaz temizleme, ses çıkarmadan konu dışı belirli sözcükleri ya da deyişleri yineleme, açık saçık sözcükler kullanma, küfür etme ve kendi söylediklerini, duyduğu son sesi ve cümleyi yinelemesi şeklinde ortaya çıkar.

    Neden çocuklar?

    Nedeni tam olarak anlaşılamamış olmakla birlikte tiklerin oluşmasında genetik ve çevresel etkenlerin rol oynadığı düşünülmektedir. Beyin kimyasallarından (nörotransmitter) biri olan dopaminin anormal metabolizmasından kaynaklandığına dair dikkate değer kanıtlar bulunmuştur. Tik belirtileri genellikle gerginlik veren bir olay sonrasında artar. Aile ve çevre tarafından yapılan uyarılar ile cezalandırmalar tiklerde artışa neden olabilir. Tiklerin genetik özelliği belirgin olup, yakın akrabalarında tikler olan çocuklarda daha sık rastlanır.

    Bazıları kalıcı olabilir!

    Tikler geçici ya da kalıcı olabilir. Geçici olarak niteleyebileceğimiz tikler, çeşitli beden bölgelerinde ortaya çıkar ve bir yıldan kısa bir sürede kaybolur. Bu bozukluk, çocuklar arasında oldukça yaygındır. Sağlıklı çocukların %12-14'ünde, daha sık, 3-10 yaşları arasında görülür. Eğer bir çocukta bu davranışlar bir yıldan fazla sürerse buna uzun süren tik bozukluğu adı verilmektedir. Çocuklarda görülen tiklerin büyük bir kısmı erişkin yaşa gelmeden kaybolur, ancak bir kısmında erişkin dönemde de kalıcı olabilir.

    Ebeveynler ne yapmalı?

    Tiklerin yerleşmesinde anne, baba ya da öğretmen gibi, çocukların iletişimde olduğu kişilerin rolü önemlidir. Çünkü yetişkinler, çocukta ortaya çıkan tikler nedeniyle kaygılanmakta, çocuğun her davranışını kontrol etmeye çalışmaktadır. Yetişkinlerin, çocukları sürekli uyararak kendilerini kontrol etmelerini istemeleri, iki şekilde etkili olarak çocuklarda tiklerin yerleşmesine yol açmaktadır. Anne babanın kaygısı nedeniyle çocuk davranışlarını kontrol etmeye çalışır sonuçta da, yaşadığı gerginlik tiklerin daha çok ortaya çıkmasına neden olur. Bu nedenle tikleri söndürme ve yok etmede, aile öğretmen işbirliği önemlidir. Öğretmenin bilgilendirilmesiyle sınıfta çocuk için daha olumlu ve destekleyici bir çevre sağlanabilir. Öğretmen tarafından çocuğun tikleri nedeniyle sürekli azarlanması okuldan uzaklaşmasına neden olabilir. Öğretmenin bilgilendirilmesi de, tik davranışlarına olumlu yaklaşmasının sağlanması çok önemlidir.

  7. Konu Sahibi : vicdan #27
    Giriş tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    1,101

    Annelerin dikkatine!

    Bebeğiniz rahat uyusun diye ona hafif bir müzik dinletin, tuvalet eğitimine 2 yaşında başlayın ve her olumlu davranışını ödüllendirmeyin.

    Bebekleri dünyaya gözlerini yeni açan anneler için hazırlanan rehberde, beslenmeden tuvalet eğitimine kadar pek çok konuda öneriler yer alıyor. 0-2 yaş arası bebeklerin gelişimi konusunda bilgilerin yer aldığı rehberde, bağışıklık, beslenme, oyun, bakım, tuvalet eğitimi, anne-baba-bebek iletişimi, ödüllendirme ve güvenli annelik konularında önerilerde bulunuldu.

    Bebeğin fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimlerinin anlatıldığı rehberde, aşıların önemine dikkat çekildi. Çeşitli hastalıklardan korunma yollarının da yer aldığı rehberde, biberon kullanılmaması, besinlerin kolay temizlenebilen cam veya porselen kaplarda hazırlanarak kaşıkla yedirilmesi gerektiği belirtildi. Bebek büyüdükçe kendi kendine yemek yemesine izin verilmesi, bebeğin mutlaka kendine ait tabağı, çatalı ve kaşığı olması gerektiği bildirildi.

    Bebeğinizle sık sık konuşun

    Bebekle sık sık konuşulması istenen rehberde, “Yaptığınız işleri anlatın. Böylelikle onun daha doğru ve düzgün konuşmasına yardımcı olun” denildi. Bebeklere uykuya daha rahat ve huzurlu geçmesi için ninniler, güzel sözler söylenmesi, hafif bir müzik dinletilmesi gerektiği kaydedilerek, yüzükoyun yatırmanın sakıncalı olduğuna dikkat çekildi.

    Tuvaletini oturağa yapınca alkışlayın

    Tuvalet eğitimi ile ilgili önerilerin de yer aldığı rehberde, “Henüz hazır değilken tuvalet eğitimine başlamanız, bebeğinizin duygusal gelişimini olumsuz etkiler” görüşüne yer verildi. Tuvalet eğitimine 2 yaşında başlanması ve bunun için uygun yer sağlanması önerilen rehberde, bebeğin çişini veya kakasını oturağa yaptığında “Aferin” diyerek alkışlanması istendi. Böylece bebeğin başardığı için mutlu olacağı kaydedildi. Anne-baba ve bebek ilişkisine önem verilmesi gereğine işaret edilerek, babaların bebeğin beslenme ve bakımına katkıda bulunmaları önerildi. Bunun sağlıklı bebek-baba ilişkisi kurulmasına yardımcı olacağı bildirildi. Anne ve babası tarafından ilgilenilmeyen, anlatmak istedikleri dinlenmeyen bebeklerin, anne ve babalarının kendilerini sevmediği düşüncesine kapılabilecekleri belirtildi.

    Her davranışı için ödül vermeyin

    Bebeğe her yaptığı olumlu davranış karşılığında ödül verilmemesi gerektiği kaydedilerek, aksi takdirde bunun alışkanlık yapacağı, ödülegöre davranmasına yol açacağı uyarısında bulunuldu. Güzel bir söz veya öpücüğün yeterli olduğu ifade edilerek, oyuncakgibi maddi ödüllere çok nadir başvurulması istendi.

  8. Konu Sahibi : vicdan #28
    Giriş tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    1,101

    Davranış bozukluğu

    İngiltere’de her 10 çocuktan biri davranış bozukluğu sergiliyor. Bu duruma yol açan faktörlerin başında ise ebeveynlerin boşanma oranları, artan alkol tükemi ve bunaltan rekabet hissi geliyor.

    Ebeveynler arasında boşanma oranlarının artması, gençler arasında alkol tüketiminin yükselişe geçmesi ve çocuklar arasındaki yoğun rekabet, davranış bozukluklarının son 30 yılda 2 kat artmasına neden oldu. İngiliz doktorlar, çocukların akıl sağlığının korunması için dengeli beslenme ve sporun önemine dikkat çekiyor.

    İngiliz Tıp Derneği Bilim Kurulu’nun hazırladığı rapor, İngiltere’de 10 ila 15 yaşlarındaki çocuklarda görülen davranış bozuklukarının tedavi gerektirecek seviyelere ulaştığını ortaya koydu. Ülkede her 10 çocuktan birisi, davranış bozuklukları segiliyor.

    Rapora göre davranış bozuklukları toplumun bütün kesimlerinden gelen çocuklar için geçerli.

    Bu duruma yol açan faktörlerin başında ise ebeveynlerin artan boşanma oranları, gençler arasında artan alkol tüketimi ve bunaltan rekabet hissi geliyor.

    Peki söz konusu faktörlerin son 30 yılda ikiye katlanması ne gibi sonuçlar doğurdu? Çocukların hırsızlık yapması, yalan söylemesi, söz dinlememesi ve uykusuzluk en çok artış gösteren davranış bozuklukları olarak gösteriliyor. Bununla birlikte aşırı saldırganlık, hayvanlara zarar verme gibi istenmeyen davranışlara da sıkça rastlanıyor.

    Bu çocuklar “anormal” değil. Davranış bozuklukları görülen çocukların anormal olduğunun düşünülmesi ve yeterli uzman bulunmaması ise sorunların artmasına neden oluyor.

    Erken yaşta bu tür sorunlarla karşılaşan insanların duygusal gelişimlerinin tamamlanmadığını belirten yetkililer, düzenli ve dengeli beslenmenin yanı sıra akıl sağlığı açısından sporun önemini vurguluyor.

  9. Konu Sahibi : vicdan #29
    Giriş tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    1,101

    Çocuklarda suç ve ceza kavramı

    Klinik psikolog Yalçın Kireçci, yaptığı açıklamada, şiddettin küçük yaşlara kadar inmesinin altında birçok neden bulunduğunu söyledi.

    Ceza kavramı 10 yaşında oluşuyor

    Çocuklarda suç ve ceza kavramının yaklaşık 10 yaşında oluştuğunu ifade eden Kireçci, bu yaştan önceki çocukların, sergiledikleri davranışla ilgili neden-sonuç ilişkisini kuramadığını belirtti.

    Kireçci, 10 yaşından küçük çocuklarda mantık kavramının gelişmediğini, onların hayal ile gerçeği birbirinden ayırt edemediklerini vurgulayarak, şöyle konuştu:

    ''Hayal ile gerçeğin ayırt edilebilmesi için önce mantık sürecinin tamamlanması gerekiyor. Çocuk zekidir, ama zeka yapılacak işin sonucunu düşünmez. Zeka, bir anlık çözüm üretmek için vardır. Akıl ise kalıcı sonuçları da dikkate alarak çözüm üretmeye yarar. Ama, mantık olmadığı sürece onu da yapamaz. Bunun için çocukların işlediği suça dünyanın hiçbir yerinde gerek hukuksal anlamda gerek toplumsal anlamda ceza yoktur'' dedi.

    Baba çocuğu dövmüşse, o da başkasını döver

    Şiddetin küçük yaşlara kadar inmesinin iki şekilde ele alınabileceğini, bunlardan birinin toplumdaki genel şiddet eğilimi olduğunu anlatan Kireçci, ''Aile içinde anne, baba, kardeşler arasında sorunların çözümünde kaba kuvvet uygulanıyorsa, güçlü olan zayıf olanı ezmeye gidiyorsa, tabi ki çocuk da bunu örnek alacaktır. Yani babası onu dövmüşse, o da başkasını dövecektir'' diye konuştu.

    Kireççi, çocukların bir amaca gitmek, kendisini ispat etmek, başarıya ulaşmak gibi bir eylem içinde olduklarını ve psikolojik anlamda bencil bir yapıya sahip olduklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

    ''Çocuk sınırsızca yaşar. Özgürdür, meraklıdır ama, mantığı yoktur. Böylece her dileğinin yerine getirilmesini ister. Küçük yaşta bu duruma alıştırılmışsa, en ufak engelle karşılaştığında sınırlanmış olmanın getirdiği sıkıntıyla şiddete yönelebiliyorlar. Çocuklarda her istediğini ne pahasına olursa olsun yapma eğilimi vardır.''

    Televizyonun etkisi

    Günümüzde televizyon gibi güçlü iletişim araçlarının insanları kolaylıkla etkileyebildiğini dile getiren Kireçci, televizyonlardaki diziler veya filmlerdeki şiddet dolu sahnelerden çocukların yanı sıra gençlerin ve yetişkinlerin de psikolojik olarak etkilendiğini söyledi.

    Kireçci, özellikle çocukların televizyonlarda gördükleri olaylardan çok fazla etkilendiklerine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

    ''Televizyonlarda şiddet olmayan film, dizi yok denecek kadar az. Etrafında şiddet olaylarını gören çocuklar, şiddete yönelebiliyorlar. Onlar hayal ve gerçeği ayırt edemedikleri için filmlerde gördüğü her şeyi gerçek sanıyor. Anne babalara burada büyük görev düşüyor. Filmlerdeki olayların gerçek olmadığı çocuklara mutlaka anlatılmalı. Aileler, çocuklarını yetiştirirken daha dikkatli olmak durumundalar. Aile şiddet kullanarak çocuğa örnek olmamalılar. Çünkü çocuklar her zaman yetişkinleri örnek alır.'' Çocukların nasihatle yetiştirilemeyeceğine işaret eden Kireçci, ''Çocuk sadece ve sadece örnek olunarak eğitilebilir. Anne baba yalan söylüyorsa, çocuğa nasıl (yalan söyleme) diyebilir. Bir insanın kendinde olmayan bir şeyi karşısından isteme hakkı yoktur. Bunun için herkes önce kendine bakmak durumundadır. Önce yetişkinler kendine bakacak'' dedi.

  10. Konu Sahibi : vicdan #30
    Giriş tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    1,101

    Çocuk eğitiminde dayağa yer yok

    İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, çocukların istenmeyen davranışlarını düzeltmede dayağın caydırıcı olmadığını vurgulayarak, “Uygun ceza, onun için ödül olabilecek şeylerden çocuğu yoksun bırakmaktır” dedi.

    Doç. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, 100 ilköğretim öğrencisi üzerinde gerçekleştirdikleri bir araştırmada, çocuklardan yüzde 34’ünde depresyon, yüzde 16’sında da tedavi gerektirecek çok sayıda davranış bozukluğu belirlendiğini anlatarak, araştırmanın toplumsal örneklemeyi yansıttığı için önemli olduğunu söyledi. Depresyon ile anksiyete gibi davranış bozuklukları gösteren çocukların bu sorunlarının yaş gruplarından kaynaklandığını ve kalıcı olmayabileceğini ifade eden Doç. Dr. Keskin, ancak ailelerinin bu çocuklara yaklaşımının büyük önem taşıdığını bildirdi.

    Ailenin çocuğa tutumu

    Araştırmada ayrıca, “ailelerin, çocuklarının durumunu fark etmede okul yetkililerine göre daha dikkatsiz olduğunu” saptadıklarını kaydeden Doç. Dr. Keskin, ailenin çocuğa tutumunun davranış bozukluklarının düzelmesindeki büyük etkisine dikkat çekti. Doç. Dr. Keskin, “çocukların istenmeyen davranışlarını düzeltmede dayak yönteminin caydırıcı olmadığını” belirterek, “Dayak her zaman ödüldür” dedi. Araştırmada, “Dayak yediğiniz davranışları yapmadan önce ne hissediyorsunuz?” diye sorulan çocukların “heyecan”, “mutluluk” gibi yanıtlar verdiklerini dile getiren Doç. Dr. Keskin, ancak bu çocukların “yapmaktan en çok pişmanlık duyduklarının da yine aynı davranışlar olduğunu” ifade ettiklerini bildirdi.

    Doç. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yani ne yapmış oluyorsunuz? Dayakla bir çocuğa pişman olacağı şeyi bile hevesle yaptırtıyorsunuz. Yani bir davranışın gelecekte görülme şansını azaltmak şöyle dursun, artırıyorsunuz. O zaman dayak davranış bilimine göre ödül oluyor. Azarlamak da aynı şekilde. Neden böyle oluyor? Çok basit. Dövdünüz, çocuk kaçıyor, siniyor, ‘tamam, yapmayacağım’ diyor. Ama bu anlık yanıtıdır çocuğun. Sizin dayak davranışınızın geleceğe geçişi ise rövanş almayı doğurur. Siz de zannedersiniz ki ‘oh bitti. Artık ben bunu adam ettim. Dayağın acısını bir daha unutmayacak’... Hayır. O acıyı sizden çıkarmanın yollarını arayacak.”

    “Dövüyorum dövüyorum yine yapıyor”

    Doç. Dr. Keskin, bazı anne-babaların, “dövüyorum, dövüyorum yine yapıyor”, ya da “o kadar azarlıyorum yine aynı yaramazlığı tekrarlıyor” sözlerini çok kullandıklarını hatırlatarak, “ailenin çocuğu döverek aynı davranışı tekrar yapmaya teşvik ettiğini” söyledi.

    Çocuğa verilecek cezanın ise ona seçtirilmesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Keskin, şunları kaydetti: “Uygun ceza, onun için ödül olabilecek şeylerden çocuğu yoksun bırakmaktır. Çocuk yoksun bırakanla da rövanş almaya çalışabilir. Bu olasılığı ortadan kaldırmak için de cezayı çocuğa seçtireceksiniz. İlk kötü davranışta hemen cezalandırmayacaksınız. ‘Bunu yaparsan bunu yapacağım’ diyeceksiniz. Yine yaptı, yine uyaracaksınız. Eğer bir daha yaparsa, örneğin; ‘bunu yaparsan sana televizyonu yasaklayacağım demiştim. Sen yine yaptın. Demek ki sen televizyonun yasaklanmasını istiyorsun’ diyeceksiniz. Yani sırf sinirlendiğiniz için hareket etmiyorsunuz. Çocuğa ‘evet galiba bunu ben seçtim’ dedirtiyorsunuz.”

Sayfa: 3/4 İlkİlk 1234 SonSon

Benzer Konular

  1. Çocuğa hangi nezaket kuralları öğretilmeli?
    By incitanemtuana in forum Nasıl Anne Babalarız ?
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 01-08-2009, 03:27
  2. duygularını anlamıyorum
    By butterfly in forum Aşk Acısı Çekenler
    Cevaplar: 21
    Son Mesaj: 26-11-2008, 11:26
  3. Çocuğun duygularını keşfedin!
    By busra_tuna in forum Aile, Evlilik ve Çocuklar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 04-06-2007, 22:47
  4. Çocuğun davranışlarını aşırı kontrol etme sakıncalı mı?
    By chatlak in forum Nasıl Anne Babalarız ?
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 27-02-2007, 01:55

Yetkileriniz

  • Yeni konular gönderemezsiniz
  • Mesajlara cevap yazamazsınız
  • Mesajınıza eklentiler ekleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  
Önemli uyarı, mesajlaşma yöntemi dönem dönem yönetim tarafından kontrol edilmektedir !
İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren kadinlarkulubu.com adresimizde 5651 Sayılı Kanun'un 8. Maddesine ve T.C.K' nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur.

Kadinlarkulubu.com hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler iletişim linkinden iletişime geçildikten sonra en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve avukatımız size yazılı/sözlü geri dönüş yapacaktır.