Çocuğun duygularını kontrol etmesi öğretilmeli

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Ürloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güner Kemal Özgür, Türkiye"de 4 ile 12 yaş arası her 100 çocuktan 20"sinin yatağını ıslattığını söyledi.

Özgür, açıklamasında, organik nedenlerin yanı sıra, korku, kıskançlık, sevgi eksikliği ve kötü muamelelerin de çocukların idrar kaçırmasına neden olduğunu belirterek, "İdrar kaçırma erken tedavi edilmediği taktirde, ruhsal bir sorun haline dönüşebilir" dedi.

İdrar kaçırmada, "Olguların uyarısında gecikmiş sinirsel gelişme"nin sorumlu tutulduğunu anlatan Özgür, şunları söyledi: "İdrar kaçıran çocukların yüzde 30"unda neden psikolojiktir. Aşırı korku, kıskançlık ve sevgisizlik çocukların altını ıslatmasına neden olan piskolojik etkenlerdendir. Fonksiyonel bozukluklar sonucunda yatağını ıslatan çocuklarda ise bu durum genellikle 10 yaş civarında kendiliğinden düzelir. Çocuğa 2 yaşından önce yatağını ıslatmaması yönünde verilen eğitim çok faydalı değildir. Hatta zararlı da olabilir. Gece yatağını ıslatan çocukların ömür boyu böyle kalacağına inanan aileler bile var. Oysa bu çocukların büyük bir çoğunluğu gündüz idrar kaçırmazlar."

İdrar kaçırma nedenine göre önlemlerin alınabileceğini belirten Özgür, "Gece geç saatte sıvı alınmaması, yatmadan önce idrar yaptırmak, altını ıslattığı için çocukların cezalandırılmaması gerekir" dedi.
 
Bebeğin, göbek bağı kesildikten hemen sonra annenin göğsünün üzerine yatırılması annesiyle arasındaki ruhsal bağın gelişmesini sağlıyor.

Türkiye Milli Pediatri Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Yurdakök, yaptığı açıklamada, doğumdan sonraki ilk 15 dakikanın bebek ile anne arasında ruhsal ilişki açısından çok önemli olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Yurdakök, bebeğin doğumdan hemen sonra annenin memeleri üzerine yatırılmasıyla annesiyle arasındaki ruhsal bağın gelişmesinin sağlandığını belirterek, "Böylece anne sütü erken ve bol gelir" dedi. Sağlıklı yeni doğan bebeklerin herhangi bir yardım yapılmasa bile sürünerek anne memesine yaklaştıklarını ve emmeye başladıklarını anlatan Yurdakök, "Meme başlarının ve etrafının süt veren annelerde koyu olmasının nedenlerinden birisi bebeklerin daha iyi görebilmesini sağlamaktır. Ayrıca buradan salgılanan bazı maddelerin kokusu da bebeği memeye çeker" diye konuştu.

"İlk emzirme en geç 1 saat içinde olmalı"

İlk emzirmenin mutlaka en geç bir saat içinde yapılması gereğinin altını çizen Yurdakök, bebeğin emmeye en istekli olduğu dönemin geçmesi halinde, uzunca bir süre isteksizlik göstereceğini belirtti.

Yeni doğan bebeklere annenin ilk sütünün az olduğu düşünülerek şekerli su veya mama gibi yapay besinlerin verilmemesi uyarısında bulunan Yurdakök, "Eğer gıda takviyesi yapılırsa bebeğin açlığı gider. Bebeğin bir kez biberonla beslenmesi, daha sonra annesinin memesini emmesini zorlaştırır" diye konuştu.

Anne sütünün ilk besin olarak alınmasının, bebeği hem mikroplara karşı koruyacağını hem de bağırsaklarında normal bakteri topluluğunun yerleşmesini sağlayacağını belirten Yurdakök, şunları kaydetti:

"Bu bakteriler hem sindirimin normal bir şekilde yapılmasını sağlar, hem de bazı vitaminler gibi besin öğelerini yapar. Ana rahmindeki bebeklerin bağırsaklarında hiç mikrop yoktur. Normal yolla doğan bebek önce annesinin doğum kanalındaki, sonra da anüsünün etrafındaki bağırsak bakterileri ile temas eder. Bebeğin anne sütünü emmesi de bu bakterilerin bağırsaklarında daha çabuk çoğalmasını sağlar. Sezaryenle doğan bebekler bu bakterilerle karşılaşmadıklarından, bağırsak floraları daha çok çevreden gelen bakterilerle gelişir. Bu mikroplar da bebekte ağır hastalıklara neden olabilir." Yurdakök, sezaryenle doğum yapan annelerin anestezinin etkisinde oldukları için ilk dakikalarda bebeklerini emzirmekte güçlük çektiklerini de söyledi.

Anne sütü hayat kurtarır

Yapılan çalışmalar, anne sütünün her yıl dünyada 1 milyon 300 bin bebeğin hayatını kurtardığını gösteriyor. Sağlık Bakanlığı da bu çerçevede bebeklerin anne sütüyle beslenmesini teşvik amacıyla program yürütüyor.

Program, bebeklerin doğar doğmaz emzirmeye başlanması, ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi, 6. aydan sonra ise emzirmenin uygun ek besinlerle 2 yaşına kadar sürdürülmesi amacını taşıyor.

Anne sütüyle beslenen bebeklerin hastalıklara karşı dirençli oldukları, zeka düzeylerinin de anne sütüyle beslenmeyen bebeklere oranla 8 puan daha yüksek olduğu belirtiliyor.
 
İnsanın canını en çok, en sevdikleri yakabiliyor. Üstelik sevgi ne kadar yoğunsa o kadar... Anne-kız ilişkisi. Bir bağlılık ve bağımlılık ilişkisi. Bağımlılığı büyüttükçe bağımsızlığı yitirişin öyküsü.
Toplumun hangi kesimine, hangi evin içine baksak, anne ve kızların birbirlerini az ya da çok rahat bırakmadıklarını görebiliyoruz. Uzmanlar, anne-kız çatışmasının temelinde annenin kızına bir "yaşam modeli" oluşturması ve onu "kendi devamlılığı hatta ölümsüzlüğü" olarak görmesi olduğunu söylüyor: "Anneler kızını kendi istediği gibi görmeyi arzuluyor. Kendi modelini sorgulamadan model oluşturuyor. Kız anneye karşı gelmemek adına kendi bağımsızlığını kilitliyor. Annenin yaşamındaki yoksunlukları, kızın yaşayabiliyor olması kızda suçluluk duygusu yaratıyor. Anneden farklı olmayı seçmek, kıza bir bakıma anneye ve annenin yaşam seçimlerine ihanet gibi geliyor. Bilinçaltında gerçekleşen bu durumla, kızlar sadakat ve sevgi duyguları adına kişisel gelişimlerini durduruyor."

Yıkılan düş kaleleri

Anneler, kızlarıyla ilgili düşler kurdukça bu düşlerin gerçeğe dönüşmemesiyle ortaya çıkan üzüntü daha çok artıyor. "Neden başkasının kızı öyle de benimki değil" noktasından başlayan yakınmalar, kızda "annesine layık bir evlat" olamadığı duygusunu geliştiriyor. Hele annenin onaylamadığı bir yaşam yolu izlenirse çatışmalar, vicdan azapları, gözyaşları, korkular birbirinin içine giriyor.

Ama aslında "layık olmak" diye bir şey yok. Kızın dilediği bir yaşamı seçmesi, ona verilen çabaların ve yatırımların kaybolduğu anlamına gelmez. Herkesin yaşamı kendinindir. Kız, kendi deneme yanılmalarıyla yaşayacaktır. Zaten şöyle bir şey var; anne ne kadar benim yolumda git derse kız o kadar ayrı yolda gidecektir. Ne kadar baskı yaparsanız eş oranda bir tepki alırsınız. Hele kişilikli bir çocuk varsa... Oysa genelde baskı yapılmayan durumlarda meyveler ağacın gölgesine düşer.

Anne ve kız arasındaki çatışmaların önemli bir bölümü kızın belli bir yaştan sonra sürdürdüğü cinsel yaşama ait. Anneler bu durumun sağlıklı olduğunu kabul etmeli. Suçlamalar, tamamen çevrenin koymuş olduğu kalıplarla ilgili. Kendini anne olmanın yanında bir kadın olarak da kabul edebilmeli.

Ayrılmak değil ayrışmak

Anne olmak, bizim ülkemizde pek kişiye bırakılan bir tercih değil. Anneliğe fiziksel ve ruhsal açıdan ne kadar hazır olunduğunun hesabı yapılmıyor.

Annelik çok zevkli, çok yıpratıcı ve kutsallıkla taçlandırılan bir kavram. Bu konuda çok önemli bir noktayı "ayrışmak" oluşturuyor. Anne-kız ilişkisinde de, bireylerin kendi yaşamlarını saygı ve sevgi çerçevesini bozmadan kendi doğrultusunda yaşayabilmesi anlamına geliyor. Anne de çocuğun yaşamına saygı duymalı.

Annelik kimliğinin sorgulanması bile çoğu insana acımasızca geliyor.
Kalp kırmak, hele bir annenin kalbini kırmak son derece kötü. Ancak unutmayalım ki bilinçlenmek, sorgulamakla başlıyor. Tüm annelere sevgiyle.
 
Kendileriyle birlikte uyumak isteyen çocuklarını reddeden ebeyenler dikkat! İngiltere'nin en ünlü çocuk akıl sağlığı uzmanlarından Margot Sunderland'a göre; bu reddediş çocukların psikolojilerinde derin yaralar açıyor

Londra'daki 'Center for Child Mental Health'in (Çocuh Ruh Sağlığı Merkezi) eğitim müdürü Margot Sunderland, 5 yaşına kadar aileleri ile birlikte uyuyan çocukların daha sağlıklı bir gelişme evresi geçirdiklerini ve ileride sakin yetişkinler haline geldiklerini söylüyor. Bugüne kadar çocuk sağlığıyla ilgili 20 adet kitap yazan Sunderland, yeni piyasaya çıkacak kitabı 'The Science of Parenting (Çocuk Yetiştirme Bilimi)'te, ebeveynlere yatak odalarında ya da yataklarında çocuklarına yer açmanın faydalarından söz ediyor.

ONUNLA BİRLİKTE UYUYUN
800 bilimsel çalışma incelendikten sonra kaleme alınan kitaba göre; anne ve babalarıyla birlikte uyumak, çocukların sağlığını olumlu yönde etkiliyor. Dünyaya gelmelerinden yalnızca birkaç hafta sonra bebekleri, kendi kendilerine uyumaya alıştırmanın İngiltere'de yaygın bir gelenek olduğunu belirten Sunderland'a göre, anne ve babalarından uzakta yatmak çocukları strese sürüklüyor ve daha çok kortizol hormonu salgılamalarına yol açıyor. "Çocuğunuz ağlıyor ve inatla sizin yanınızda uyumak istiyorsa, onu üzmenin ne gereği var" diyen Sunderland, kitabını yazarken çocuk beyninin son 20 yıldır geçirdiği gelişimi ve çocukların hangi durumlara nasıl tepkiler verdiklerini inceleme altına aldığını söylüyor. Nörolojik araştırmalara göre; ebeveynlerinden ayrı yatmaya zorlanan çocuklar, fiziksel bir acıya maruz kalan insanlarla aynı tepkileri veriyor. Çocukların ancak 5 yaşından sonra tekbaşlarına uyumaya başlayabileceklerini vurgulayan Sunderland, "Çocukluk yıllarında ebeveynlerine beraber uyumak yönünde yaptıkları çağrıları reddedilen kadınların yüzde 70'i yetişkinlik dönemlerinde sindirim sistemiyle ilgili problemler yaşıyor" diye konuşuyor.

TERSİNİ SAVUNANLAR DA VAR
İngiltere'deki çocuk yetiştirme rehberlerinin büyük bir çoğunluğu ise, Sunderland'in aksine çocukların küçük yaştan itibaren tekbaşlarına uyumaya alışmaları gerektiği görüşünde. Bu cephede yer alan isimlerden Gina Ford, "Çocuklar küçük yaştan itibaren evin diğer odalara uzak olan bir kısmında uyutulmalı ve yetişkinlerin yardımı olmadan uyumayı öğrenmeli" diyor. Family Links Örgütü'nün yöneticilerinden Annette Mountford ise çocuklarıyla birlikte uyuyan ebeveynlerin kendi özgürlük alanlarını kısıtladıklarına dikkat çekiyor.
 
Evcil bir hayvanın ölümünün ölüm kavramını çocuğa açıklamak için en iyi fırsat olduğunu belirten Doç. Dr. Rasim Somer Diler, “çocuğun yaşadığı duygular saygıyla karşılanmalı, tüm aile üzüntüsünü dile getirmeli” dedi. Beklenmedik ölümlerde çocuğa alıştırarak haber verilmesi gerektiğini vurgulayan Diler, ölümü uykuya benzetmemek geretiğine değinerek, bedensel aktivitelerin son bulması şeklinde anlatmayı önerdi ve ölümü normal yaşamın bir parçası gibi göstermek gerektiğini söyledi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rasim Somer Diler, ölümün kaçınılmaz bir gerçek olduğunu anlayan tek canlının insan olduğunu ifade ederek, ölümle ilgili konuşmanın bile insanı rahatsız ettiğini, ölümle karşılaşan bir çocuksa, bu deneyimin daha güç bir hal aldığını söyledi.

Hayatın bir gerçeği olarak, çocukların mutlaka ölümle karşılaşacaklarını kaydeden Diler, “Çocuğun ölüm olayıyla karşılaşmadan, gelişim düzeyine uygun olarak ölümle ilgili kavramların gelişmesi ve normal yaşam döngüsünün bir parçası olarak algılaması sağlanmaya çalışılmalıdır” dedi.

Televizyonun etkisi

Günümüzde televizyonda aile ve çocukların ölüm sonrası elem ve isyan dolu yaslarının ve ayrıntılı gömülme törenlerinin gösterilmesinin, çocukların zihinlerini karıştırdığını ve ölümle ilgili endişelerini artırdığını kaydeden Diler, şunları söyledi:

“Yayınlanan aşırı duygusal görüntüler, çocuğun psikolojisini olumsuz etkilemektedir. Televizyon dizilerinde ve çizgi filmlerde gördükleriyle, çocuklar ölümü geçici bir durum olarak algılamakta, ölümlerin daha çok hastanelerde olmaya başlamasıyla da ölümü normal yaşamın bir parçası olarak algılamakta güçlük çekmektedirler. Radyo Televizyon Üst Kurulu ve Basın yayın kuruluşları, bu tür programların yayın saatleri ve içerikleriyle ilgili düzenleme yapmalıdır.”

Sevdiği bir hayvan ölümü

Batıda 3 yaşından küçük çocuklar için bile yazılmış, ölümle ilgili kavramların yer aldığı ve bu konuda sağlıklı gelişimi amaçlayan kitaplar bulunduğuna dikkati çeken Diler, şöyle devam etti:

“Evcil bir hayvanın ölümü, ölüm kavramını çocuğa açıklamak için en iyi fırsattır. Çocuğun yaşadığı duygular saygıyla karşılanmalı, tüm aile üzüntüsünü dile getirerek, bir tören içerisinde hayvan evden uzaklaştırılmalıdır. Hemen yeni bir hayvan alınmayarak, çocuğun ölümle ilgili kavramlarını geliştirmesine olanak sağlanmalı ve anı anlamına gelecek törensel bir davranışa izin verilmeli, hatta teşvik edilmelidir.”

Beklenmedik ölümlerde çocuğa alıştırarak haber verilmesinin en uygun davranış olacağını da kaydeden Diler, şunları söyledi:

“Çocuğa soru sorabileceği, duygularını ve düşüncelerini paylaşabileceği sıcak bir konuşma ortamının yaratılması çok önemlidir ve açıklamayı yapan erişkinin de kendi üzüntüsünden söz etmesi uygun olur. İlk zamanlarda inkarı çok sık kullanan çocuk üzgün görünmediği için suçlanmamalı ya da eğlendirilmeye çalışılmamalıdır. Okul içinde bir ölüm olduğunda ise anons yerine sınıf ortamında bir öğretmen tarafından yapılan açıklamalar daha az zedeleyici olur.”

Ölüm uykuya benzetilmemeli

Özellikle küçük çocuklarla konuşurken ölümü uykuya benzetmemenin önemli olduğuna da değinen Diler, şunları kaydetti:

“Çünkü çocuk uyku öncesi öleceği endişesini taşımaya başlar. Ölümü uzun bir yolculuğa benzetmek, ya da hastaydı, yaşlıydı gibi açıklamalarda bulunmak da çocuğun yolculuklardan, hastalıktan ve doktor randevularından korkmasına yol açabilir. ‘Çok iyi olduğu için Tanrı yanına aldı’ gibi bir açıklama karşısında ise çocuk ölmemek için kötü olmayı isteyebilir. Ölümü, bedensel aktivitelerin son bulması şeklinde anlatmak iyi bir açıklamadır. Ölümü normal yaşamın bir parçası gibi göstermek önemlidir ve eğer çocuk yaşayan ebeveyninin de ölüp ölmeyeceğini sorarsa, bunun çok uzun zaman sonra olacağı, uzun yıllar çocuğun yanında olunacağı söylenebilir.”

Diler, ebeveynini kaybeden her çocuğun psikolojik sorunlar göstermeyeceğine de işaret ederek, “Bazıları sevilen birinin kaybına olgunlaşma ve sorumluluk duyguları ile yanıt verir. Sorun geliştiren çocukların önemli bölümü ise genelde önceden psikiyatrik bozukluğu olan ya da yaşayan ebeveynde depresyon bulunan çocuklardır” dedi.
 
Çocuklarda görülen; yineleyici, istem dışı, amaca yönelik olmayan, ancak baskılanabilen göz kırpma, burun çekme, boğazını temizleme gibi garip hareket ve ses çıkarmalar, tik olarak adlandırılır.

Ses çıkarma şeklindeki tikler diğer vücut hareketleri ile ilgili tiklerle birlikte görülürse Tourette Sendromu adı verilen özel bir durumdan bahsedilir. Ses çıkarma şeklindeki tikler; boğaz temizleme, ses çıkarmadan konu dışı belirli sözcükleri ya da deyişleri yineleme, açık saçık sözcükler kullanma, küfür etme ve kendi söylediklerini, duyduğu son sesi ve cümleyi yinelemesi şeklinde ortaya çıkar.

Neden çocuklar?

Nedeni tam olarak anlaşılamamış olmakla birlikte tiklerin oluşmasında genetik ve çevresel etkenlerin rol oynadığı düşünülmektedir. Beyin kimyasallarından (nörotransmitter) biri olan dopaminin anormal metabolizmasından kaynaklandığına dair dikkate değer kanıtlar bulunmuştur. Tik belirtileri genellikle gerginlik veren bir olay sonrasında artar. Aile ve çevre tarafından yapılan uyarılar ile cezalandırmalar tiklerde artışa neden olabilir. Tiklerin genetik özelliği belirgin olup, yakın akrabalarında tikler olan çocuklarda daha sık rastlanır.

Bazıları kalıcı olabilir!

Tikler geçici ya da kalıcı olabilir. Geçici olarak niteleyebileceğimiz tikler, çeşitli beden bölgelerinde ortaya çıkar ve bir yıldan kısa bir sürede kaybolur. Bu bozukluk, çocuklar arasında oldukça yaygındır. Sağlıklı çocukların %12-14'ünde, daha sık, 3-10 yaşları arasında görülür. Eğer bir çocukta bu davranışlar bir yıldan fazla sürerse buna uzun süren tik bozukluğu adı verilmektedir. Çocuklarda görülen tiklerin büyük bir kısmı erişkin yaşa gelmeden kaybolur, ancak bir kısmında erişkin dönemde de kalıcı olabilir.

Ebeveynler ne yapmalı?

Tiklerin yerleşmesinde anne, baba ya da öğretmen gibi, çocukların iletişimde olduğu kişilerin rolü önemlidir. Çünkü yetişkinler, çocukta ortaya çıkan tikler nedeniyle kaygılanmakta, çocuğun her davranışını kontrol etmeye çalışmaktadır. Yetişkinlerin, çocukları sürekli uyararak kendilerini kontrol etmelerini istemeleri, iki şekilde etkili olarak çocuklarda tiklerin yerleşmesine yol açmaktadır. Anne babanın kaygısı nedeniyle çocuk davranışlarını kontrol etmeye çalışır sonuçta da, yaşadığı gerginlik tiklerin daha çok ortaya çıkmasına neden olur. Bu nedenle tikleri söndürme ve yok etmede, aile öğretmen işbirliği önemlidir. Öğretmenin bilgilendirilmesiyle sınıfta çocuk için daha olumlu ve destekleyici bir çevre sağlanabilir. Öğretmen tarafından çocuğun tikleri nedeniyle sürekli azarlanması okuldan uzaklaşmasına neden olabilir. Öğretmenin bilgilendirilmesi de, tik davranışlarına olumlu yaklaşmasının sağlanması çok önemlidir.
 
Bebeğiniz rahat uyusun diye ona hafif bir müzik dinletin, tuvalet eğitimine 2 yaşında başlayın ve her olumlu davranışını ödüllendirmeyin.

Bebekleri dünyaya gözlerini yeni açan anneler için hazırlanan rehberde, beslenmeden tuvalet eğitimine kadar pek çok konuda öneriler yer alıyor. 0-2 yaş arası bebeklerin gelişimi konusunda bilgilerin yer aldığı rehberde, bağışıklık, beslenme, oyun, bakım, tuvalet eğitimi, anne-baba-bebek iletişimi, ödüllendirme ve güvenli annelik konularında önerilerde bulunuldu.

Bebeğin fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimlerinin anlatıldığı rehberde, aşıların önemine dikkat çekildi. Çeşitli hastalıklardan korunma yollarının da yer aldığı rehberde, biberon kullanılmaması, besinlerin kolay temizlenebilen cam veya porselen kaplarda hazırlanarak kaşıkla yedirilmesi gerektiği belirtildi. Bebek büyüdükçe kendi kendine yemek yemesine izin verilmesi, bebeğin mutlaka kendine ait tabağı, çatalı ve kaşığı olması gerektiği bildirildi.

Bebeğinizle sık sık konuşun

Bebekle sık sık konuşulması istenen rehberde, “Yaptığınız işleri anlatın. Böylelikle onun daha doğru ve düzgün konuşmasına yardımcı olun” denildi. Bebeklere uykuya daha rahat ve huzurlu geçmesi için ninniler, güzel sözler söylenmesi, hafif bir müzik dinletilmesi gerektiği kaydedilerek, yüzükoyun yatırmanın sakıncalı olduğuna dikkat çekildi.

Tuvaletini oturağa yapınca alkışlayın

Tuvalet eğitimi ile ilgili önerilerin de yer aldığı rehberde, “Henüz hazır değilken tuvalet eğitimine başlamanız, bebeğinizin duygusal gelişimini olumsuz etkiler” görüşüne yer verildi. Tuvalet eğitimine 2 yaşında başlanması ve bunun için uygun yer sağlanması önerilen rehberde, bebeğin çişini veya kakasını oturağa yaptığında “Aferin” diyerek alkışlanması istendi. Böylece bebeğin başardığı için mutlu olacağı kaydedildi. Anne-baba ve bebek ilişkisine önem verilmesi gereğine işaret edilerek, babaların bebeğin beslenme ve bakımına katkıda bulunmaları önerildi. Bunun sağlıklı bebek-baba ilişkisi kurulmasına yardımcı olacağı bildirildi. Anne ve babası tarafından ilgilenilmeyen, anlatmak istedikleri dinlenmeyen bebeklerin, anne ve babalarının kendilerini sevmediği düşüncesine kapılabilecekleri belirtildi.

Her davranışı için ödül vermeyin

Bebeğe her yaptığı olumlu davranış karşılığında ödül verilmemesi gerektiği kaydedilerek, aksi takdirde bunun alışkanlık yapacağı, ödülegöre davranmasına yol açacağı uyarısında bulunuldu. Güzel bir söz veya öpücüğün yeterli olduğu ifade edilerek, oyuncakgibi maddi ödüllere çok nadir başvurulması istendi.
 
İngiltere’de her 10 çocuktan biri davranış bozukluğu sergiliyor. Bu duruma yol açan faktörlerin başında ise ebeveynlerin boşanma oranları, artan alkol tükemi ve bunaltan rekabet hissi geliyor.

Ebeveynler arasında boşanma oranlarının artması, gençler arasında alkol tüketiminin yükselişe geçmesi ve çocuklar arasındaki yoğun rekabet, davranış bozukluklarının son 30 yılda 2 kat artmasına neden oldu. İngiliz doktorlar, çocukların akıl sağlığının korunması için dengeli beslenme ve sporun önemine dikkat çekiyor.

İngiliz Tıp Derneği Bilim Kurulu’nun hazırladığı rapor, İngiltere’de 10 ila 15 yaşlarındaki çocuklarda görülen davranış bozuklukarının tedavi gerektirecek seviyelere ulaştığını ortaya koydu. Ülkede her 10 çocuktan birisi, davranış bozuklukları segiliyor.

Rapora göre davranış bozuklukları toplumun bütün kesimlerinden gelen çocuklar için geçerli.

Bu duruma yol açan faktörlerin başında ise ebeveynlerin artan boşanma oranları, gençler arasında artan alkol tüketimi ve bunaltan rekabet hissi geliyor.

Peki söz konusu faktörlerin son 30 yılda ikiye katlanması ne gibi sonuçlar doğurdu? Çocukların hırsızlık yapması, yalan söylemesi, söz dinlememesi ve uykusuzluk en çok artış gösteren davranış bozuklukları olarak gösteriliyor. Bununla birlikte aşırı saldırganlık, hayvanlara zarar verme gibi istenmeyen davranışlara da sıkça rastlanıyor.

Bu çocuklar “anormal” değil. Davranış bozuklukları görülen çocukların anormal olduğunun düşünülmesi ve yeterli uzman bulunmaması ise sorunların artmasına neden oluyor.

Erken yaşta bu tür sorunlarla karşılaşan insanların duygusal gelişimlerinin tamamlanmadığını belirten yetkililer, düzenli ve dengeli beslenmenin yanı sıra akıl sağlığı açısından sporun önemini vurguluyor.
 
Klinik psikolog Yalçın Kireçci, yaptığı açıklamada, şiddettin küçük yaşlara kadar inmesinin altında birçok neden bulunduğunu söyledi.

Ceza kavramı 10 yaşında oluşuyor

Çocuklarda suç ve ceza kavramının yaklaşık 10 yaşında oluştuğunu ifade eden Kireçci, bu yaştan önceki çocukların, sergiledikleri davranışla ilgili neden-sonuç ilişkisini kuramadığını belirtti.

Kireçci, 10 yaşından küçük çocuklarda mantık kavramının gelişmediğini, onların hayal ile gerçeği birbirinden ayırt edemediklerini vurgulayarak, şöyle konuştu:

''Hayal ile gerçeğin ayırt edilebilmesi için önce mantık sürecinin tamamlanması gerekiyor. Çocuk zekidir, ama zeka yapılacak işin sonucunu düşünmez. Zeka, bir anlık çözüm üretmek için vardır. Akıl ise kalıcı sonuçları da dikkate alarak çözüm üretmeye yarar. Ama, mantık olmadığı sürece onu da yapamaz. Bunun için çocukların işlediği suça dünyanın hiçbir yerinde gerek hukuksal anlamda gerek toplumsal anlamda ceza yoktur'' dedi.

Baba çocuğu dövmüşse, o da başkasını döver

Şiddetin küçük yaşlara kadar inmesinin iki şekilde ele alınabileceğini, bunlardan birinin toplumdaki genel şiddet eğilimi olduğunu anlatan Kireçci, ''Aile içinde anne, baba, kardeşler arasında sorunların çözümünde kaba kuvvet uygulanıyorsa, güçlü olan zayıf olanı ezmeye gidiyorsa, tabi ki çocuk da bunu örnek alacaktır. Yani babası onu dövmüşse, o da başkasını dövecektir'' diye konuştu.

Kireççi, çocukların bir amaca gitmek, kendisini ispat etmek, başarıya ulaşmak gibi bir eylem içinde olduklarını ve psikolojik anlamda bencil bir yapıya sahip olduklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

''Çocuk sınırsızca yaşar. Özgürdür, meraklıdır ama, mantığı yoktur. Böylece her dileğinin yerine getirilmesini ister. Küçük yaşta bu duruma alıştırılmışsa, en ufak engelle karşılaştığında sınırlanmış olmanın getirdiği sıkıntıyla şiddete yönelebiliyorlar. Çocuklarda her istediğini ne pahasına olursa olsun yapma eğilimi vardır.''

Televizyonun etkisi

Günümüzde televizyon gibi güçlü iletişim araçlarının insanları kolaylıkla etkileyebildiğini dile getiren Kireçci, televizyonlardaki diziler veya filmlerdeki şiddet dolu sahnelerden çocukların yanı sıra gençlerin ve yetişkinlerin de psikolojik olarak etkilendiğini söyledi.

Kireçci, özellikle çocukların televizyonlarda gördükleri olaylardan çok fazla etkilendiklerine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

''Televizyonlarda şiddet olmayan film, dizi yok denecek kadar az. Etrafında şiddet olaylarını gören çocuklar, şiddete yönelebiliyorlar. Onlar hayal ve gerçeği ayırt edemedikleri için filmlerde gördüğü her şeyi gerçek sanıyor. Anne babalara burada büyük görev düşüyor. Filmlerdeki olayların gerçek olmadığı çocuklara mutlaka anlatılmalı. Aileler, çocuklarını yetiştirirken daha dikkatli olmak durumundalar. Aile şiddet kullanarak çocuğa örnek olmamalılar. Çünkü çocuklar her zaman yetişkinleri örnek alır.'' Çocukların nasihatle yetiştirilemeyeceğine işaret eden Kireçci, ''Çocuk sadece ve sadece örnek olunarak eğitilebilir. Anne baba yalan söylüyorsa, çocuğa nasıl (yalan söyleme) diyebilir. Bir insanın kendinde olmayan bir şeyi karşısından isteme hakkı yoktur. Bunun için herkes önce kendine bakmak durumundadır. Önce yetişkinler kendine bakacak'' dedi.
 
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, çocukların istenmeyen davranışlarını düzeltmede dayağın caydırıcı olmadığını vurgulayarak, “Uygun ceza, onun için ödül olabilecek şeylerden çocuğu yoksun bırakmaktır” dedi.

Doç. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, 100 ilköğretim öğrencisi üzerinde gerçekleştirdikleri bir araştırmada, çocuklardan yüzde 34’ünde depresyon, yüzde 16’sında da tedavi gerektirecek çok sayıda davranış bozukluğu belirlendiğini anlatarak, araştırmanın toplumsal örneklemeyi yansıttığı için önemli olduğunu söyledi. Depresyon ile anksiyete gibi davranış bozuklukları gösteren çocukların bu sorunlarının yaş gruplarından kaynaklandığını ve kalıcı olmayabileceğini ifade eden Doç. Dr. Keskin, ancak ailelerinin bu çocuklara yaklaşımının büyük önem taşıdığını bildirdi.

Ailenin çocuğa tutumu

Araştırmada ayrıca, “ailelerin, çocuklarının durumunu fark etmede okul yetkililerine göre daha dikkatsiz olduğunu” saptadıklarını kaydeden Doç. Dr. Keskin, ailenin çocuğa tutumunun davranış bozukluklarının düzelmesindeki büyük etkisine dikkat çekti. Doç. Dr. Keskin, “çocukların istenmeyen davranışlarını düzeltmede dayak yönteminin caydırıcı olmadığını” belirterek, “Dayak her zaman ödüldür” dedi. Araştırmada, “Dayak yediğiniz davranışları yapmadan önce ne hissediyorsunuz?” diye sorulan çocukların “heyecan”, “mutluluk” gibi yanıtlar verdiklerini dile getiren Doç. Dr. Keskin, ancak bu çocukların “yapmaktan en çok pişmanlık duyduklarının da yine aynı davranışlar olduğunu” ifade ettiklerini bildirdi.

Doç. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yani ne yapmış oluyorsunuz? Dayakla bir çocuğa pişman olacağı şeyi bile hevesle yaptırtıyorsunuz. Yani bir davranışın gelecekte görülme şansını azaltmak şöyle dursun, artırıyorsunuz. O zaman dayak davranış bilimine göre ödül oluyor. Azarlamak da aynı şekilde. Neden böyle oluyor? Çok basit. Dövdünüz, çocuk kaçıyor, siniyor, ‘tamam, yapmayacağım’ diyor. Ama bu anlık yanıtıdır çocuğun. Sizin dayak davranışınızın geleceğe geçişi ise rövanş almayı doğurur. Siz de zannedersiniz ki ‘oh bitti. Artık ben bunu adam ettim. Dayağın acısını bir daha unutmayacak’... Hayır. O acıyı sizden çıkarmanın yollarını arayacak.”

“Dövüyorum dövüyorum yine yapıyor”

Doç. Dr. Keskin, bazı anne-babaların, “dövüyorum, dövüyorum yine yapıyor”, ya da “o kadar azarlıyorum yine aynı yaramazlığı tekrarlıyor” sözlerini çok kullandıklarını hatırlatarak, “ailenin çocuğu döverek aynı davranışı tekrar yapmaya teşvik ettiğini” söyledi.

Çocuğa verilecek cezanın ise ona seçtirilmesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Keskin, şunları kaydetti: “Uygun ceza, onun için ödül olabilecek şeylerden çocuğu yoksun bırakmaktır. Çocuk yoksun bırakanla da rövanş almaya çalışabilir. Bu olasılığı ortadan kaldırmak için de cezayı çocuğa seçtireceksiniz. İlk kötü davranışta hemen cezalandırmayacaksınız. ‘Bunu yaparsan bunu yapacağım’ diyeceksiniz. Yine yaptı, yine uyaracaksınız. Eğer bir daha yaparsa, örneğin; ‘bunu yaparsan sana televizyonu yasaklayacağım demiştim. Sen yine yaptın. Demek ki sen televizyonun yasaklanmasını istiyorsun’ diyeceksiniz. Yani sırf sinirlendiğiniz için hareket etmiyorsunuz. Çocuğa ‘evet galiba bunu ben seçtim’ dedirtiyorsunuz.”
 
Vicdan çok teşekkürler. Çok faydalı bilgiler var. Yavaş yavaş okumaya devam edicem.
 
vicdan emeğine sağlık. bunlara benzer konuları hamilelik döneminden beri okuyorum. senin getirdiklerinide okudum. herkes faydalanabilir. herkese uygun bilgiler bir araya toplanmış.Teşekkürler.:çiçek: :kahve:
 
vicdan çok tşkler beni aydınlattığın için bazen bende hata yapıyormuşum okudum ellerine sğlık öptüm cnm.
 
"Bebeklik, çocukluk ve gençlik döneminde, çocuklarda izleyebilecegimiz yapisal ve çevresel kökenli sorun alanlari şunlardir:...

Dikkat Eksikligi ve Hiperaktivite Bozuklugu (DEHB)
Sinav Kaygisi
Alt Islatma (ENURESIS)
Altini Kirletme (ENCOPRESIS)
Çocukta Masturbasyon
Seçici Konuşmamazlik (MUTIZM)
Çocukluk Depresyonu
Obsesif - Kompulsif Bozukluk
Gece Korkulari
Boşanma ve Çocuk
Okul Reddi ve Okul Fobisi
Kardeş Sorunu ve Çocuk
Özel Ögrenme Bozuklugu
Tikler ve Tourette Sendromu
Otizm
DIKKAT EKSIKLIGI VE HIPERAKTIVITE BOZUKLUGU (DEHB)
Tanimi: Dikkat eksikligi, yaşi, duygusal ve fiziksel konumu uygun oldugu halde, çocugun kendisi için uygulama sirasinda haz vermeyen bir konuda, dikkatini beklendigi kadar yogunlaştiramamasi ve dikkat süresinin kisa olmasi durumudur. Hiperaktivite (aşiri hareketlilik) ise yine belli bir duygusal sorunu olmadigi halde, çocugun sözel ve bedensel hareketliliginin yaşindan beklenenden fazla olmasi ve çocugun bu konuda kendini kontrol etme becerisi geliştirememesi durumudur.

Türleri: Aşagida belirtilen özelliklerin hepsi ayni çocukta gözlemlenmeyebilir. Bazi çocuklarda dikkat eksikligi, bazi çocuklarda aşiri hareketlilik, bazi çocuklarda ise fevrilik ön planda olabilir. Dikkat eksikligi -hiperaktivite tanisi konmuş bir çocukta, genellikle bu üç alandan degişik oranlarda özellikler görmek mümkündür.
Belirtileri:
Hiperaktivite ve fevrilik ön planda ise:
• Çocuk, yerinde oturmakta güçlük çeker.
• Elinde sürekli bir şeyle oynar.
• Eli, ayağı devamlı sallanır, kıpır kıpırdır.
• Çok konuşur, söz keser, sirasini beklemeden konuşur.
• Oturarak oynanan, sakin oyunlardan çok çabuk sıkılır.
• Bedensel aktivite gerektiren oyunları tercih eder.
• Kurallara uymakta, sırasını beklemekte zorlanır.
• Sonuçlarını düşünmeden tehlikeli işlere kalkışır.
• Dürtüsel davranır.
• Yemek yerken, TV izlerken, ödev yaparken yerinden kalkar.
• Dinlemekten hoşlanmaz.
Dikkat eksikligi ön planda ise:
• Çocuk, dikkatini belli bir noktaya odaklamada güçlük çeker.
• Dağınıktır; eşyaları düzensizdir.
• Çok sık eşya kaybeder.
• Okula eksik malzeme ile gider, eve eksik malzeme ile döner.
• Fazla zihinsel çaba gerektiren işlerden sikilir. (ör. ödev tamamlama)
• Ayrıntıları kaçırır.
• Sık sık hayale dalar
• İlgisi bir işten öbürüne kolayca sıçrar.
• Yönergeleri izlemekte ve uygun davranışları sergilemekte zorlanır.
• Başladigi işi tamamlamakta zorlanir.
Seyri: Dikkat eksikligi, gelişimsel bir zorluktur. Bu konunun üzerine egilinmedigi takdirde, çocugun öncelikle egitim ve sosyal yaşaminin kalitesi düşer. Çocuk, kapasitesine uygun bir egitim almakta zorlanir, çevreden aldigi olumsuz mesajlar gittikçe artar ve çocugun kendine duydugu güven azalir. Ergenlik döneminde depresyona çok sik rastlanir. Yetişkinlik döneminde de evlilik ve iş yaşaminda çeşitli zorluklarla karşilaşilabilir.

Profesyonel yardim gerektiren durumlar: DEHB, geçici bir durum olarak degerlendirilmemeli ve hafife alinmamalidir. Araştirmalar, erken yaşta konmuş dogru tani ve uygulanan dogru yaklaşimlar sonucunda, bu çocuklarin davranişlarinda belirgin düzelmelerin saglandigini ve daha kaliteli bir yaşam sürdürdüklerini; ancak sorunlara gerekli şekilde yaklaşilmadiginda, ileri yaşlarinda çeşitli psikiyatrik ve/veya psikolojik sorunlarla karşilaştiklarin göstermektedir. Bu nedenle, anne-baba, çocukta dikkat eksikligi, aşiri hareketlilik ve fevrilik özellikleri gözlemliyorlarsa bir uzmana başvurmaktan çekinmemelidir.
Kendi kendine yardim için yapilabilecekler: Anne-babalarin DEHB tanisi dogru olarak konmuş çocuklarina karşi şu şekilde davranmalarinda yarar vardir:
• Konulan disiplin kurallarında tutarlı olmak.
• Kalabalık ve kaotik ortamlardan mümkün olduğunca kaçınmak.
• Olumlu davranışları övmeyi, olumsuzları eleştirmekten daha ön planda tutmak.
• Günlük bir program oluşturarak, çocugun her gün ayni işleri ayni saatte yapmasini saglamak.
• Sorun çıkacağı tahmin edilen durumlarda, çocuğu önceden uyarmak.
• Hareket düzeyi artınca dikkatini başka bir konuya çekmek.
• Fiziksel cezalar yerine, kayıtsız kalmayı başarabilmek
• Ödül ve cezaların ne olacağını çocuğa önceden bildirmek ve bunların davranışın hemen arkasından gelmesini sağlamak.
• Çocuğun zararlı davranışlarını mümkün olduğunca erken durdurmak, çocuk sakinleştikten sonra onunla konuşmak.
• Kalabalık ve büyük bir okul yerine, küçük bir okul seçmek.
• Ödev yaparken, ödevin bitirilmesi hedefini hep göz önünde bulundurarak bu süreci mümkün olduğunca az kesintiye uğratmak, düzeltmeleri en azda tutmak ve kısa molalar vermek.
• Ona keyif veren şeylerin gün içinde en az bir kez gerçekleşmesini saglamak.
SINAV KAYGISI
Tanimi: Birçok ögrencinin sinav sirasinda yaşadigi kayginin, sinavda sergilenmesi gereken becerileri olumsuz yönde etkilemesi durumudur.
Türleri: Sinav kaygisi kesin olarak belli türlere ayrilmamakla beraber kaynaklari ve ortaya çikiş şekilleri açisindan farkliliklar gösterebilir. Ögrenci, hazirligini tam olarak yapamamişsa, kendini başkalariyla karşilaştiriyorsa, geçmiş sinavlarinda başarisiz olmuşsa, sinav kaygisi yaşayabilir. Ayrica, ögrenci, çevresindeki önemli kişileri memnun etmeye çalişabilir, onlarin kendisinden çok şey bekledigini düşünebilir. Sonuç olarak, ögrencinin deneyimleri ve inanişlari, sinav kaygisinin hangi ölçüde ortaya çikacagini belirleyebilir.
Belirtileri:
Sinav kaygisi yaşayan bir ögrenci
• Gerçekçi olmayan başarisizlik korkularina sahiptir.
• Sınavdan çok önce kaygılanmaya başlar ve bu gitgide bir iç huzursuzluğuna dönüşür.
• Kendini sürekli eleştirir, özgüveni azalir.
• Kimi zaman kaygısını fiziksel belirtilerle de ortaya koyabilir. Ör. karın ağrısı, hızlı kalp atışları, terleme gibi.
• Sınav sırasında soruları okuyup anlamada, düşüncelerini organize etmede, önemli kavramları anımsamakta zorlanabilir.
• Soruları okurken zihninin boşaldığını hissedebilir ve doğru yanıtları sınav bittikten sonra anımsayabilir.
Seyri: Sınav kaygısı genellikle birkaç olumsuz deneyim ve eleştiri sonucu yavaş yavaş oluşmaya başlar ve bir kısırdöngüye dönüşür. Öğrencinin kaygı düzeyi o kadar yüksek noktalara varabilir ki, sınav başarısı bütün uğraşlarına rağmen düşer ve kendisinin başarısız olacağına dair inanışı giderek güçlenir.

Profesyonel yardım gerektiren durumlar: Öğrenci, sınav kaygısını azaltmak için kendi kendine ve yakın çevresinin desteğiyle 1-2 ay boyunca çeşitli yöntemler denediği halde kaygı düzeyinde elle tutulur bir azalma gözlenemiyorsa bir uzmana başvurmakta yarar vardır.
Kendi kendine yardım için yapılabilecekler: Bir öğrenci sınav kaygısının başarısını engellediğini düşünüyorsa şu yolları denemesi önerilir:
• Konuları günü gününe çalışmak ve bilgileri her şart altında anımsayabilecek kadar iyi bilmek.
• Zamanını iyi kullanmak.
• Sınav konularını sadece bir gece öncesine bırakmamak.
• Düzenli yaptığı çalışmalar sırasında ders notlarından ve kitabından sorular oluşturmak, anahtar sözcüklere odaklanmak, grafikler ve özetler oluşturmak.
• Gergin olan bedenini rahatlatmak.

ALT ISLATMA (ENURESIS)
Tanımı: Çocuğun tuvalet eğitimini aldıktan sonra gece uykusunda ve/veya gündüz uyanık olduğu saatlerde idrarını altına kaçırması durumudur.

Türleri: Alt ıslatma, çocuğun gece uykuda, bilinci yerinde değilken altını ıslatması ve gündüz uyanık olduğu saatlerde altını ıslatması şeklinde ikiye ayrılır. Çocuğa tuvalet eğitimi verildiği halde, çocuğun idrar kontrolünü hiç kazanamamış olması bazı fizyolojik nedenleri akla getirirken, idrarını kontrol etmeyi öğrendikten sonra yeniden altını ıslatmaya başlaması bazı duygusal zorlanmaları akla getirir.

Belirtileri: Normal gelişim gösteren bir çocukta, gündüz mesane kontrolünün 2-3 yaşlarında, gece kontrolünün ise 3-4 yaşlarında sağlanması beklenir. Çocuk, çok ağır ateşli hastalık gibi bazı özel durumlarda, beden kontrolünü kaybederek altını ıslatabilir. Bunun dışında, gerekli eğitimi aldığı halde, belli aralıklarla altını ıslatmaya devam ediyorsa, çocuğun bir alt ıslatma sorunu olduğundan söz edilebilir.

Seyri: Alt ıslatmada kalıtım, mesane yapısı ve çocuğun uykusunun ağırlığı çok önemli bir rol oynar. Erken yaşta konunun ele alınması ve çözümün sağlanması, çocuğun duygusal olarak kendini daha iyi hissetmesini sağlar ve kendine olan güvenini sarsmaz. Öte yandan, hiç müdahale edilmeyen durumlarda dahi, çocuğun gençlik döneminde bu sorunundan kurtulduğu görülür, ancak o zamana kadar yaşadığı başarısızlık duygusu ve çevreden aldığı tepkiler, çocuğun benlik algısını olumsuz yönde etkiler.

Profesyonel yardım gerektiren durumlar: Çocuk 5 yaşına geldiği halde hala mesane kontrolü kazanamamışsa, bu durum çocuğun kendisiyle ilgili olumsuz inanışlara neden oluyorsa ve çocuk ile ailenin ilişkisini olumsuz yönde etkiliyorsa, bir uzmana başvurmakta yarar vardır.
Kendi kendine yardım için yapılabilecekler: Bu durumda, öncelikle ailenin çocuk için yapabileceği pek çok şey vardır. En başta, çocuğa bu konuyla ilgili eleştirilerde bulunmamak gelir. Çocuğa gece uyuduktan sonra uyanması yönünde belli bir ritm kazandırmak ve çocuğun idrarını daha uzun süreler tutabilmesi için onunla çalışmak da yararlıdır. Çocuğun bu konuda başarılı olduğu her durumda, onu mutlaka övmek gerekir.

ALTINI KİRLETME (ENCOPRESIS)
Tanımı: Herhangi bir organik neden olmadığı halde, 4 yaşından büyük bir çocuğun dışkı kontrolünü 3 aydan daha uzun bir süre sağlayamaması durumudur.

Türleri: Dışkı kaçırma, rağmen çocuğun doğumundan itibaren tuvalet eğitimine rağmen sürebilir ya da çocuk bir süre temiz kaldıktan sonra ortaya çıkabilir. Bunun dışında, çocuğun altını kirletme şekli de farklı olabilir: Bir şekilde, çocuk dışkısını tutar, aşırı miktarda biriktirir ve sonra birden boşaltır; dışkı sert olduğu için kabızlık ve acıdan dolayı yine tuvaleti reddetme gözlenebilir. Diğer şekilde ise, çocuk zamanında tuvalete yetişemez ve dışkının bazen bir bölümünü bazen de tümünü altına kaçırır.

Belirtileri: Çocuk, 4 yaşını aştığı, kendisine uygun bir tuvalet eğitimi verildiği ve saptanmış bir organik bozukluk olmadığı halde tuvaletini ya aşırı şekilde tutmakta ve yapmayı reddetmekte ya da gerektiği anda tuvalete gitmeyip altını kirletmektedir.

Seyri: Encopresis'in hangi şekilde ortaya çıktığı, nasıl bir seyir izleyeceğini de belirler. Eğer altına kaçırma söz konusu ise, çocukta büyük bir ihtimalle bir iletişim ya da öğrenme zorluğu vardır ve bu konuların da eşzamanlı olarak ele alınması gerekir. Diğer durumda ise duygusal zorlanmalar ve aile içi iletişim daha ön plandadır ve bu konuların ne derece başarıyla ele alındığı, çocuğun dışkı tutma sorununun ne ölçüde üstesinden gelineceğini de belirler.

Profesyonel yardım gerektiren durumlar: Aile, çocuğa destek olmak için çaba gösterdiği halde herhangi bir sonuç alamamış ise bir uzmana başvurmakta yarar vardır. Bu konu, çocuğun özgüveni ve benlik algısı açısından da büyük önem taşımaktadır.
Kendi kendine yardım için yapılabilecekler: Bu konuda da çocuğun kendi kendine bir şeyler yapmasından ziyade, ailenin çocuğa yardım etmesi söz konusudur. Eğer çocuk kabızlık çekiyorsa, öncelikle bir çocuk doktorundan dışkıyı yumuşatma konusunda yardım istenebilir. Diğer durumlarda ise aile, çocuğa uygun zamanlarda tuvalete gitmesi için onu yönlendirebilir.
ÇOCUKTA MASTÜRBASYON
Tanımı: Çocuğun cinsel bölgeleriyle oynayarak uyarılması ve rahatlık sağlaması durumudur.
Türleri: Çocukluk mastürbasyonunu tanımlamak için çocuğun genital bölgesinde fiziksel bir sorun olmadığını saptamak çok önemlidir. Kimi zaman, bazı genital sorunlar bölgede kaşınmaya ve tahrişe yol açar ve çocuğun dikkatini o bölgeye yöneltmesine neden olur. Bunun dışında bazı çocuklar, bedenlerini keşfetmek, bazıları çeşitli duygusal zorluklarıyla baş etmek, bazıları da uykuya geçerken rahatlamak için mastürbasyona başvurabilirler.

Belirtileri: Mastürbasyona en sık olarak 3-6 yaş arasında rastlanır. Bu dönemdeki çocuk, artık cinsel kimliğini bilmektedir ve bedenini keşfetmeye büyük önem vermektedir. Cinsel bölgesiyle oynadığında duyduğu hazzı tekrar yaşayabilmek için bir yere sürtünerek, bir nesneyi kendisine sürterek veya eliyle kendisini uyarabilir. Çocuk, bunu odasında yalnızken yapabileceği gibi, kalabalık ortamlarda, kendini kontrol etmede çok zorlanarak da yapabilir. Bazı hallerde çocuk o derece enerji harcar ki, ter içinde kalır, kızarır, hatta sesler çıkarabilir. Yine aşırı hallerde, çocuğun cinsel bölgesi tahriş olabilir.

Seyri: Mastürbasyon, genellikle ortaya çıkışından bir süre sonra kendiliğinden kaybolur. Ancak, ailenin olaya gerektiğinden fazla ilgi göstermesi durumunda veya çocuğun yaşadığı duygusal zorluklar kapasitesinin üstünde olduğunda, mastürbasyon bir ilgi çekme, rahatlama ve kaçış yöntemi olarak davranış dağarcığına yerleşebilir.

Profesyonel yardım gerektiren durumlar: Mastürbasyonun, çocuğun günlük yaşantısını, çevresiyle iletişimini, daha etkili sorun çözme yöntemleri geliştirmesini engellediği durumlarda ve çocuğun bu davranışının çok dikkat çekmesi halinde profesyonel yardım gerekebilir. Uzman, aile ve çocuğu tanıyıp, çocuğun bu davranışı hangi nedenlerle ısrarla sürdürdüğünü saptar ve bu sorunun giderilmesi yönünde yardımcı olur.
Kendi kendine yardım için yapılabilecekler: Mastürbasyon sorununun çözümünde anne-babanın yapabileceği çeşitli şeyler vardır:
• Çocuğun bu davranışı fark edildiğinde bu konuya sert tepki göstermemek,
• Çocuğu, bu davranışı nedeniyle korkutmamak.
• Çocuğun mastürbasyon yaptığı fark edildiğinde, bu işi kendi odasında yapmasını söylemek, kısa bir süre sonra yanına gidip işi sonlandırmasını sağlamak.
• Çocuğun dikkatini başka bir konuya yönlendirmek, onunla oyun oynamak.

SEÇİCİ KONUŞMAMAZLIK (MUTİZM)
Tanımı: Çocuk/gencin çeşitli ortamlarda konuşuyor olmasına karşın, okul veya oyun grupları gibi konuşması beklenen toplumsal ortamlarda, konuşmayı her şart altında reddetmesi durumudur.

Türleri: Çocuk, sadece bir tek ortamda konuşmayabilir ya da bu davranışını çeşitli ortamlarda gösterir.

Belirtileri:
• Çocuk, çeşitli ortamlarda konuşurken, konuşmasi beklenen sosyal ortamlarda (okul, arkadaş çevresi gibi) konuşmaz.
• Çocuğun konuşmaması, onun eğitimini, mesleki başarısını ve/veya sosyal ilişkilerini bozar.
• Bu sorun, en az 1 aydır sürüyor olmalıdır (Ancak, okula başladıktan sonraki ilk ay bu kapsama girmez).
• Konuşmama, o sosyal ortamda konuşulan dili bilmemeye veya rahat konuşamamaya bagli degildir.
• Bu zorluk, bir iletişim bozukluguna veya psikotik bir sürece bagli degildir.
Seyri: Bu zorlugun başlangici genellikle 5 yaşindan öncedir. Ancak, çocuk okula başlayana kadar dikkat çekmeyebilir. Sorun, sadece birkaç ay sürebilecegi gibi, birkaç yil da sürebilir. Seçici konuşmamazlik, oldukça nadir rastlanan bir sorundur.

Profesyonel yardim gerektiren durumlar: Kişide, yukarida belirtilen özelliklerin gözlemlenmesi halinde, bir uzmana başvurmakta yarar vardir.
Kendi kendine yardim için yapilabilecekler: Bu durumun mutlaka bir uzman tarafindan izlenmesi gerekir. Çocukta yukarida belirtilen ölçütler içinde bir zorluk oldugunu fark eden anne-baba, bu konuyu çok fazla gündemde tutmamali ve çocugu sorgulamamalidir. Anne-babanin yapacagi, çocugun bu taniya uyup uymadigina karar vermesi (çocugun dile hakim olduguna emin olup) ve zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak olmalidir.

ÇOCUKLUK ÇAGI DEPRESYONU
Tanimi: Çocukluk çaginda görülen depresyon, basit bir üzüntüden daha öte bir durumdur ve çocugun/gencin duygulanimini, düşünce yapisini ve davranişlarini etkiler. Depresyondaki çocuk/genç, dikkatini yogunlaştirmada zorlanir, genel olarak isteksizdir, uyku ve iştahinda bozulmalar görülür.

Türleri: Depresyon, tek atak şekilde olabilecegi gibi, tekrarlayici bir seyir de izleyebilir. Çocuklarda daha çok dalgali seyir hali gözlenir.

Belirtileri: Eger bir çocuk/genç depresyonda ise
• Sürekli üzüntülü ve umutsuzdur.
• Bir zamanlar keyif aldığı sosyal ortamlardan ve aktivitelerden uzaklaşmaya başlar.
• Okul başarisinda düşüş gözlenir.
• Yeme ve uyuma alışkanlıklarında değişiklikler görülür.
• Karar vermekte zorlanır, dikkatini yoğunlaştıramaz.
• Özgüveninde önemli bir düşüş olur ve kendini çeşitli konular için suçlu hisseder.
• Sık sık fiziksel şikayetleri ortaya çıkar.
• Enerji ve isteklilik halinde bir azalma olur.
• Alkol ve madde bağımlılığına bir yatkınlık geliştirir.
• İntihar veya ölüm hakkında sıklıkla düşünmeye başlar.
Seyri: Çocukların %3'ünde ve gençlerin de % 13'ünde depresyon belirtileri gözlenebilir. Çocukluk çağında depresyon geçirmiş birinin ileri yaşlarda yine bir depresif döneme girme olasılığı oldukça fazladır. Bu çocuklarda daha ileri yaşlarda bipolar bozukluk ve yeme bozuklukları da görülebilir.

Profesyonel yardım gerektiren durumlar: Aile, çocukta yukarıdaki gibi özellikler gözlüyorsa, mutlaka bir uzmana başvurmalıdır. Değerlendirme, psikoterapi ve ilaç desteğinden oluşan bir yardım, bu çocukların yaşadıkları zorlukla baş edebilmeleri için gereklidir.
Kendi kendine yardım için yapılabilecekler: Ailelerin öncelikle çocuklarının davranışlarını yakından izlemeleri, çocuklarının söylemlerine dikkat etmeleri, özellikle kendilerine zarar verecekleri yönündeki ifadelerini çok ciddiye almaları gereklidir. Böyle durumlarda ailelerin çocuklarına anlayışla yaklaşmaları, ancak onu yargılayıcı bir tutum içinde olmamaları ve çocuğu yalnız bırakmamaları uygun olur. Yapılacak en doğru şey, zaman geçirmeden bir uzmana başvurmaktır.

OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK
Tanımı: Zamanın boşa harcanmasına yol açacak derecede ciddi, belirgin sıkıntılara yol açan ve/veya çocuğun/gencin günlük işlerini yerine getirmesinde bozulmaya neden olan, takıntılı düşünce (obsesyon) ve davranışlar (kompülsiyon)dır.

Türleri: Çoğu hallerde, obsesyon ve kompülsiyon bir arada görülse de, kimi hallerde kişinin takıntısı obsesyon (düşünce) veya kompülsiyon (davranış) ağırlıklı olabilir.

Belirtileri:
Obsesyon ön planda ise
• Çocuğun, istemediği anlarda gelen, belirgin kaygı ve endişeye yol açan, tekrar eden düşünceleri vardır. (ör. İstemediği halde aklına "kötü" düşüncelerin gelmesi gibi).
• Bu düşünceleri, dürtüleri ve imgeleri, gerçek yaşamda karşilaştigi sikintilara gösterdigi tepkilerin ötesindedir.
• Bu düşünceleri baskilamak, önem vermemek ve başka düşünceleri onlarin yerine koymak yönünde ciddi bir çabasi söz konusudur.
• Bu düşünceleri kendi zihninin bir ürünü gibi görme egilimi vardir.
Kompülsiyon ön planda ise
• Çocuğun, obsesyonuna tepki olarak ya da kendini alıkoyamadığı için sergilediği tekrarlayan davranışları vardır. (el yıkama, defalarca kontrol etme gibi).
• Bu davranışları sıkıntıdan kurtulmaya, sıkıntıyı azaltmaya veya korku yaratan bir durumdan korunmaya yöneliktir. Ancak bu davranışlar, sıkıntı ya da korku yaratan duruma oranla çok aşırı düzeydedirler (ör. Bir yere dokunduğu için 15 dakika boyunca el yıkamak gibi).
Obsesyon ve kompülsiyonlar. çocuğun belli sıkıntılarını hafifletmek üzere ortaya çıkmalarına rağmen, belirgin bir sıkıntıya neden olurlar ve zamanın çoğunun boşa geçmesine yol açarlar. Kişi, okulunda, günlük yaşamında yapması gereken işlere yeterince vakit ayıramamaya başlar ve bir kısırdöngü içine girer.

Seyri: Obsesif-kompülsif bozukluk genellikle ergenlik döneminde ortaya çıksa da, çocukluk çağında da gözlenebilir. Bu durum, yavaş yavaş olduğu gibi aniden de ortaya çıkabilir. Birçok kişide, alevlenen ve yatışan bir seyir izler; stres dönemlerinde artması beklenir.

Profesyonel yardım gerektiren durumlar: Obsesif-kompülsif özelliklere pek çok kişide rastlanır. Ancak, bu belirtiler, kişinin günde en az bir saatini alıyorsa, yoğun bir sıkıntı yaratıyorsa, günlük işlerini yerine getirmesini engelliyorsa, sosyal ilişkilerinin bozulmasına neden oluyorsa, ailenin çocuğu bir uzmana yönlendirmesinde yarar vardır.

Kendi kendine yardım için yapılabilecekler: Obsesif-kompülsif özelliklere sahip bir çocuk/genç, çoğu zaman düşündüklerinin ve yaptıklarının mantıkla çok bağdaşmadığını bilir, ancak bunları yapmaktan kendini alıkoyamaz, çünkü bu takıntılı davranışlar, onun kaygı düzeyini azaltmasına yardımcı olur. Aksi takdirde, çocuk karşılaşacağı kaygı düzeyiyle baş edemeyeceğine inanır. Bu nedenle kendi kendine yapabilecekleri konusunda fazla bir seçeneğe sahip değildir. Anne-babalara düşen ise, çocuğun takıntılı davranışlarını fazla desteklememek ve çocuğun çok az düzeyde kaygı yaşamasına izin vermektir.

GECE KORKULARI
Tanımı: Çocuğun gece, uyanmış gibi göründüğü durumlarda, alışılmışın dışında davranışlar sergilemesi durumudur. (Ör. kalkıp dolaşma, aşırı derecede korkma gibi). Genellikle 3-5 yaşlarındaki erkek çocuklarda görülür.

Türleri: Gece korkularının türleri olmamakla birlikte, onları kabuslardan ayırt etmek çok önemlidir. Kabuslar uykunun hafif dönemlerinde ortaya çıkarken, gece korkuları daha derin uykuda ortaya çıkar. Kabusta kişinin bilinci yerindedir, hatırlayabilir. Gece korkuları hatırlanmaz.

Belirtileri: Gece korkularını tanıyabilmek için şu noktalara dikkat etmek gerekir:
• Aniden uyanıyormuş gibi görünme. (çocuk uyanık gibi görünür, ancak derin uykudadır).
• Aşiri korku, panik, veya alişilmişin dişinda davranişlar.
• Hızlı kalp atışları.
• Bağırma veya ağlama.
• Terleme.
• Olayla ilgili hiçbir şey hatirlamama.
• Tamamen uyanamama.
• Yatıştırılıp uykuya dalmada zorluk.
Seyri: Gece korkularının kalıtımsal bir yanı olduğu düşünülse de, ortaya çıkmasında duygusal etkenler büyük rol oynar. Çocukların çoğunda, gece korkuları kendiliğinden geçse de ciddi durumlarda bir uzmana başvurmak yarar sağlayabilir.

Profesyonel yardım gerektiren durumlar: Gece korkuları çok sık ortaya çıktığında, çocuğu kontrol etmek çok zorlaştığında ve gece korkuları ile belli stres durumları arasında bir bağlantı kurulduğunda bir uzmana danışmakta yarar vardır.

Kendi kendine yardım için yapılabilecekler: Çocuğun kendi kendine yardım etmesinden ziyade anne-babanın yapabileceği şeyler söz konusudur:
• Çocuğun yaşamındaki stres odaklarını mümkün olduğunca azaltmaya çalışın.
• Çocuğun uykuya geçiş zamanını düzenli hale getirin.
• Çocuk gece korkuyla uyandığında, uyandırmaya çalışmayın; sadece ona sarılarak alçak bir sesle ve yatıştırmaya çalışın.

BOŞANMA VE ÇOCUK
Tanımı: Çocuğun anne ve babasının, resmi yollarla evlilik müessesesini sonlandırmalarından etkilenmesi durumudur.
Çocuğun boşanmadan etkilenme derecesini belirleyen unsurlar: Anne-babanın boşanması, bu olayı yaşayan her çocuğu çeşitli derecelerde etkiler. Bu etkilenme, çocuğun yaşına, içinde yaşamış olduğu ailenin yapısına, çocuğun çevresindeki destek sistemlerinin sayısına ve yakınlığına, anne-babanın boşanma sonrası ilişkilerinin kalitesine, anne ve babanın boşanma sonrası sahip olduğu maddi olanaklara, kardeşlerinin olup olmamasına, çocuğun mizacına göre değişkenlik gösterir.

Çocuğun boşanmadan etkilendiğini gösteren belirtiler: Boşanma sonrası bazı çocukların aşırı derecede iyi davrandıklarını, bazılarının çok hırçınlaştığını, bazılarının daha küçük yaşlara özgü davranışlar sergilediğini gözlemleyebiliriz. Çocuğun okul başarısı düşebilir, arkadaş ilişkileri bozulabilir. Anneye ya da babaya aşırı şekilde bağlanabilir, onu kimseyle paylaşmak istemez. Çoğu çocuk anne ve babasını yeniden birleştirmeye çalışır. Kimi zaman çocukların sadakat sorunları yaşadıkları da gözlenir, annesiyle birlikteyken kendini babasına ihanet ediyormuş gibi görür.

Seyri: Eğer, çocuklar anne-baba arasında bir haberci gibi kullanılırlarsa, anne veya baba çocuğu sürekli kendi tarafına çekmeye çalışıp karşı tarafı kötülemeye çalışırsa, anne ve baba arasında diyalog kesilmişse, çocuğun yaşadığı ev ve sosyal çevresi tümüyle değişmişse, bu çocuğun boşanmayı bir travma olarak yaşayacağını düşünebiliriz. Boşanma sonrası dönemde, fazla ilgi ve destek görmeyip örselenmiş olan çocukların, ergenlik ve yetişkinlik döneminde, karşı cinsle ilişkilerinde çeşitli zorluklar yaşadıkları saptanmıştır. Bu, karşı cinse aşırı bağlanma ve hiçbir şart altında terk edememe olabileceği gibi, "terk edilmeden terk etme" mantığıyla sürekli eş değiştirme şeklinde de ortaya çıkabilir.

Profesyonel yardım gerektiren durumlar: Boşanmadan önce ve sonraki dönemde, çocuğun yaşamında bu durumla baş etmesini kolaylaştıracak destek sistemleri yoksa, anne-baba maddi ve manevi anlamda çocukla ilgilenebilecek durumda değilse, boşanmanın üzerinden birkaç ay geçmesine rağmen çocukta gözlenen sorunlar devam ediyorsa bir uzmandan yardım almak gereklidir.

Kendi kendine yardım için yapılabilecekler:
Boşanma sonrası dönemde anne-babaya düşen görevler:
• Boşanma haberinin çocuga mümkünse anne-baba tarafindan önceden haber verilmesi ve gelecek için kararlaştirilan planlarin anlatilmasi.
• Çocukla düzenli bir yaşam ve anne/babayla düzenli görüşme planinin oluşturulmasi; çocugun yaşaminin tahmin edilebilir olmasinin saglanmasi.
• Çocuğun yaşamında mümkün olduğunca az şeyin değiştirilmesi.
• Çocuğun boşanma ve bu konu ile ortaya çıkan endişeleri konusunda serbestçe konuşmasına ve soru sormasına izin verilmesi.
• Anne-baba diyalogunun çocuğun da gözleyebileceği şekilde devam etmesi.

OKUL REDDİ VE OKUL FOBİSİ
Tanımı: Çocuğun okula gitme konusunda isteksiz olması veya okula gitmeyi tamamen reddetmesi durumudur.

Türleri: Bu durum, genellikle iki şekilde görülür. Birinci durumda, çocuk okula gider, ancak isteksiz ve protesto eder bir haldedir. İkinci durumda ise çocuk okula gitmeyi tümden reddeder, evde oturmayı ister.

Belirtileri: Çocuk okula gitme konusundaki isteksizliğini doğrudan belirtebileceği gibi, aşağıdaki gibi değişik yollarla da ifade edebilir:• Karın ağrısı, baş ağrısı gibi temeli olmayan somatik belirtiler.• Öğrenme problemleri.• Okul otoritesine başkaldirma.• Aileye aşiri baglilik, ayrilma kaygisinin yükselmesi.

Seyri: Okul fobisi genellikle 6-10 yaşlari arasinda ortaya çikar. Bu dönemde gerektigi şekilde ele alinmazsa, çocugun egitim yaşaminin olumsuz bir şekilde etkilenmesi söz konusudur. Bu durum gençlik çaginda ortaya çiktiginda bir karşi gelme bozuklugu veya daha ciddi sorunlar akla gelir.

Profesyonel yardim gerektiren durumlar: Okula yeni başlayan veya geçici bir zorlukla karşilaşan çocuklarda kisa bir dönem okula gitmekte isteksizlik görülebilir. Bu durum, birkaç hafta sürdügünde ve çocugun okuldan sogumasina yol açtiginda, evde uygulanan yöntemlerden hiçbir sonuç alinamadiginda, bir uzmana başvurmak gerekir.

Kendi kendine yardim için yapilabilecekler: Bu durumda, çocugun ailesinden destek görmesi çok önemlidir. Aile, çocugu eleştirmek ve umutsuzluga kapilmak yerine öncelikle çocugun okula gitmesine çok önem verdigini ve çocugun evde kalmasina hoşgörüyle bakmadigini çocuga uygun bir dille anlatmalidir. Gerekirse, çocugun okulda bir tam gün kalmasi yerine, gittikçe artan sürelerde kalmasi da saglanabilir.

KARDEŞ SORUNU VE ÇOCUK
Tanimi: Çocugun yaşina bakilmaksizin, eve bir kardeşin gelmesiyle, çocugun duygusal yapisinin etkilenmesi ve bunu dişa vurmasi durumudur.

Türleri: Kardeş sorunu, çocugun kendi yaşi, cinsiyeti, kişiligi ve aile içindeki konumu ile yeni dogan kardeşiyle arasindaki yaş farki ve kardeşin cinsiyetine göre degişik şekillerde kendisini gösterebilir.
Belirtileri: Her çocuk, eve bir kardeş geldiginde kendisini bir ölçüde tedirgin hisseder. Eski aile ve ev ortaminin bir ölçüde degişecegini fark ederek tepki gösterebilir. Gösterilebilecek tepkiler arasinda şunlar sayilabilir:
• Yaşindan küçük davranişlarda bulunmak, örnegin biberon emmek
• Anneye aşiri derecede baglanmak.
• Anne ile kardeşin yalniz kalmalarina izin vermemek.
• Hırçınlık, tutturma.
• Okul başarisinda düşüş.
• Kardeş yokmuş gibi davranmak.
Seyri: Kardeşin dogumunda gösterilen tepkilere anne-babanin ve yakin çevrenin yaklaşimi, ayni zamanda olayin seyrini de belirler. Çocuk kisa bir süre sonra kardeşin varligini olumlu bir durum olarak algilayabilir ya da kardeşi hiçbir zaman kabullenemeyebilir.

Profesyonel yardim gerektiren durumlar: Çocugun kardeşin dogumundan sonra ortaya çikan tepkileri aradan birkaç ay geçmesine ragmen hiçbir degişiklik göstermiyor ve çocugun genel hali eskiye oranla daha olumsuz gözüküyorsa, bir uzmana danişmakta yarar vardir.

Kendi kendine yardim için yapilabilecekler: Çocugun, yeni dogan kardeşini kabullenmesi için öncelikle ailenin bu konudaki endişelerini kontrol altina almasinda yarar vardir. Çocuga, yeni bir kardeşin gelecegi ve onun dogumundan sonra, çocugun yaşaminda ortaya çikacak degişiklikler anlatilmali ve bebegin bakiminda mutlaka çocugun yardimi istenmelidir. Çocugun abla/agabey konumu mutlaka vurgulanmali ve bundan dolayi bazi özel haklara sahip oldugu ona hissetirilmelidir.

ÖZEL ÖGRENME BOZUKLUGU
Tanimi: Dinleme, düşünme, konuşma, okuma, yazma, harfleme ve/veya aritmetik hesaplamalari yapmada kendini gösteren, sözlü/yazili dili anlama ve/veya kullanmayi içeren temel süreçlerin birinde ya da birkaçinda bozukluk durumudur.

Türleri: Okuma bozuklugu, Yazma bozuklugu, Aritmetik bozuklugu, Sözel olmayan ögrenme bozuklugu

Belirtileri: Çocukta ögrenme bozuklugu oldugunu şu verilerle saptanabilir:
• Çocuk işitsel ve görsel algilama, tanima, hatirlama, siralama becerilerinde zayiftir.
• Dalgındır, sakarlıkları vardır.
• Arkadaş edinme ve sürdürmekte zorlanir.
• Aşiri hareketli olabilir.
• Dikkatini toplamak ve sürdürmekte zorlanır.
• Sınırlı bir sözcük dağarcığına sahiptir.
• Okumayı öğrenirken zorluk yaşar.
• Okuması akıcı değildir.
• Okuduğunu anlamakta ve ifade etmekte zorlanır.
• El yazısı okunaksızdır.
• Yazılı anlatımda cümleleri kısa, bozuk ve oldukça basittir.• Matematik ifadelerini işleme dönüştürmekte zorlanir.
• Problemlerdeki işlemlerin hangi sirada yapilacagina karar veremez.
Seyri:Özel ögrenme güçlügü, ilkokulun ilk siniflarinda fark edilip ele alinmazsa, çocugun zeka düzeyi ile ilgili bir sorunu olmadigi halde okul yaşami zorluklarla devam eder. Hatta çocugun egitimini yarida birakmasina dahi neden olabilir. Bu kişiler, ileri yaşamlarinda da okunmasi gereken metinleri çözemedikleri ve kendilerini ifade etmede zorlandiklari için, kapasitelerini tam olarak göstermekte zorlanirlar.

Profesyonel yardim gerektiren durumlar: Çocuk, yukarida belirtilen özellikleri taşiyorsa ve bu durum onun egitim hayatini ciddi bir şekilde etkiliyorsa, bir uzmana başvurulmasinda yarar vardir.

Kendi kendine yardim için yapilabilecekler: Ögrenme güçlügü olan bir çocugun kendi kendine yapabilecegi çok fazla bir şey olmamakla beraber, okulun ve ailenin bu durumu anlayişla karşilamalari, çocugu "tembel", vs. gibi etiketlememeleri, ödevleri çocugun temposuna göre ayarlamalari çok önemlidir.

TIKLER VE TOURETTE SENDROMU
Tanimi: Tikler, ayni şekilde tekrarlanan, amaçsiz, ani hareketler olarak tanimlanirlar.

Türleri: Tikler, genellikle belli kas gruplarini etkiler. Siklikla yüz, omuz ve/veya boyun kaslari olabilecegi gibi diger kas gruplarinda görülebilir. Göz kirpma, yüz kiriştirma, omuz atmasi, dudak hareketleri, geniz temizleme tiklere örnek olabilecek hareketlerdir. Tikler basit ve karmaşik olmak üzere iki grupta ele alinabilir. Tourette sendromu'nda ise tiklere başka özellikler de eşlik eder.

Belirtileri: Tikler, hep ayni şekilde tekrarlanir, belli kas gruplarini içerir, hareketler belli bir amaca hizmet etmez ve ani olarak ortaya çikar. Çocukta veya gençte görülen tikler zaman zaman azalabilir, yok olabilir, sonra tekrar ortaya çikabilir. Stresli durumlar, tiklerde artişa neden olabilir.Tourette sendromu ise daha karmaşik bir tablodur. Bu durumda çocukta bedensel ve/veya ses tikleri olur. Çocukta genzini temizleme, belli sesler çikarma gibi gözlenen ses tikleri, kimi zaman küfür etme şeklinde de görülebilir. Tiklerin yaninda, çocukta dikkat eksikligi, obsesif-kompulsif özellikler ve sosyal ilişkilerde zorluk da gözlenebilir.

Seyri: Tourette sendromu kendi kendine azalan bir seyir izler. Çocukta genellikle 5-6 yaşlarinda dikkat eksikligi ile başlayan sorun basit tiklere dönüşür ve daha sonra diger belirtiler ortaya çikar. Gençlik döneminde bu özellikler azalsa da yetişkinlik döneminde, geçirilmiş günlerden kalan duygusal yipranmalar etkisini gösterebilir. Tikleri tümüyle kontrol altina almak oldukça zordur. Psikolojik destek ve medikal yardim, belirtilerin azalmasina ve bazen de kaybolmasina yardimci olabilir.

Profesyonel yardim gerektiren durumlar: Gerek tik gerekse Tourette sendromu kesinlikle uzmana danişilmasi gereken durumlardir. Çocuk veya gencin kendini nasil kontrol edebilecegi, bu davraniştan dolayi karşilaştigi tepkilerle baş etme ve ailelerin bu konuyla ilgili olarak dogru yönlendirilmesi gerekir.

Kendi kendine yardim için yapilabilecekler: Bir çocugun tikleri oldugunu fark etmesi ve bunu kabullenmesi için en az 10 yaşinda olmasi gerekir. Bu yaştan önce bu konuyla ilgili farkindalik kazanmasi zordur. Bu nedenle ailelerin bu konuyu sürekli gündemde tutmalari, uyarilarda bulunmalari kaygi düzeyini arttirdigi için tikleri azaltmaktan ziyade arttirir.

OTIZM
Tanimi: Yaşamin ilk yillarinda , iletişim ve sosyal etkileşimde zayiflik şeklinde ortaya çikan bir yaygin gelişim bozuklugudur.

Türleri: Otizmin ortaya çikişi iki degişik şekilde olabilir. Ilk halde, çocuk dogdugu andan itibaren yaşitlarindan farkli gelişir, ikinci halde ise, çocuk 1.5-2 yaşina kadar normal bir gelişim gösterir, daha sonra ortaya çikmiş olan becerilerini kaybeder. Iletişim ve sosyal becerileri yaşitlarina yakin düzeyde gelişmiş olan çocuklar ise genellikle "Asperger" tanisi alirlar.

Belirtileri: Erken bebeklik çagi otizminde şu bulgulara rastlamak mümkündür, ancak bütün bulgulara tek bir çocukta rastlanmayabilir. •
• Çocuk, bebeklik döneminde aşiri aglar veya aşiri sakindir.
• Anneye ve diğer insanlara fazla ilgi göstermez.
• Daha sonraki dönemlerde göz teması kurmaz veya sürdürmez.
• Oyuncaklarla anlamlı bir şekilde oynamaz.
• Vücudunun bazı bölümlerini veya nesneleri çevirir, sallar.
• Konuşsa bile kelimeleri gerçek anlamda iletişim için kullanmaz.
• Günlük hayatta sıradan kabul edilen duyusal uyaranlara aşırı tepki gösterebilir.
• Sosyal ilişkiye girmektense kendi kendisiyle olmaktan daha mutludur.
• Çevresini merak etmez; yeni şeyler ögrenmek için çaba göstermez.
Seyri: Otizm, çok ciddi bir gelişim bozuklugudur ve çok erken yaşlarda, yogun bir müdahaleyi gerektirir. Okulöncesi dönemde yogun bir egitim ve aile destegi, çocugun doguştan getirdigi kapasite, çocugun bu sorunu ne dereceye kadar aşacagini bir ölçüde belirler.

Profesyonel yardim gerektiren durumlar: Otizmin kesin bir tedavisi yoktur; bu durumu daha iyi hale getirmek ve baş etmek söz konusudur. Çocugun dil gelişiminin olmamasi ve çevreden kopuk olmasi durumlarinda hiç zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerekir.

Kendi kendine yardim için yapilabilecekler: Otizmde, çocugun ve ailenin kendi kendine yapabilecegi pek fazla şey bulunmamaktadir. Ancak ailenin sabirli, kararli olmasi ve egitimin her ortamda devamliligini saglamasi çok önemlidir.
KAYNAK: Link Silinmiştir.
ÇOCUKTA MASTURBASYON
Çocuklarin genital bölgelerini uyarmalari ve bu sirada terleme, kizarma, sik nefes alma gibi belirtilerin gözlendigi durum çocukluk masturbasyonu olarak tarif edilir.
Bebek anne memesi veya biberonu emdiginde rahatlar, bundan zevk alir, doyum saglar, sakinleşir. Böyle bir doyum saglanamadigi zaman bebek parmak emme davranişi ile rahatlamaya çalişir. Bu davranişlar daha çok anne sevgisi ve şefkatinin oldugu çocuklarda gözlenir. Bazi bebekler ise genital bölgelerini uyararak bir çeşit doyum saglar ve rahatlarlar.
Anne memesi yoksunlugu yaşamadigi dönemlerde bile bebeklerin genital organlari ile ilgilenmesi görülür, yani bu ilgi çok erken dönemlere kadar uzar. Bebekligin ilk dört ayinda genital organlarin temizlenmesi, altinin baglanmasi ile bu zevk alma ve uyarilma başliya bilir.
Genital zevk almanin mastürbasyon haline dönüşümü yavaş yavaş ilk iki yila yayilarak gerçekleşir. Ikinci yilin sonunda zevk alma iş tümüyle kendine yönelik bir hal alir.
Genital ilginin yaninda çocuklarda; yeterli ana-baba çocuk ilişkisi yaşayan çocuklarda yeni bir kardeşin gelişi, ana-babanin birisinin evden ayrilişi, doyurucu ilişkinin herhangi bir nedenle azalmasi, bazen travmatik yaşantinin olmasi sonunda aşiri mastürbasyon gözlenir. Aşiri mastürbasyon, genital ilgiden farkli,bedeni keşfetme isteginin çok üstünde uyarilma ve gevşeme egilimlerini içeren yetişkinlerdeki orgazma benzer bir nitelik taşir.
Bazi çocuklarda Masturbasyon genital bölgeyi irite eden bir uyarici ile başlar. Dar iç çamaşirlari, pantolonlar, idrar yolu enfeksiyonlari, temizlige özen gösterilmemesi, kaşintilar, parazitler gibi.
Çocukta en sik rastlanan Masturbasyon tipi genital bölgenin elle uyarilmasidir. Bunun yaninda bacaklari kasma, sikiştirma, genital bölgeyi bir yere sürmeye de rastlanir. Masturbasyon sirasinda çocugun yüzü kizarir, terler, nefesi siklaşir, daha sonra bedeni gevşer ve uykuya dalar. Ana baba daha çok çocuklarini gelecekteki cinsel yaşamlari için kaygi duymaktadirlar, duyduklari yogun kaygi nedeniyle aşiri tepkiler verebilmektedirler,
Ana babalara çocukluk masturbasyonu ile ilgili bilgi vermek ve onlari yersiz korkularindan kurtarmak gerekir. Çocuk mastürbasyona başladiginda ilgisini başka bir yöne çekmek bazen işe yarayabilir. Ama asil önemli olan Masturbasyon ortaya çikmadan çocugun kendisine dönmesini engelleyecek bir ortam yaratilmasidir. Uyuma sorunu olan bir çocuk için yatakta masal anlatmak, kitap okutmak, müzik dinletmek uykuya geçişi zevkli bir hale sokmak olasidir. Bütün gün uyarimsiz kalan ve mastürbasyon yapan bir çocuk için anne babanin daha çok ilgilenmesi, anaokuluna gönderilmesi, yeni ilgi alanlari yaratilmasi çözüm olabilir.
Uzm. Psk. Gülden UMURTAK
 
Dil gelişimi, bilişsel ve bedensel gelişime paralel olarak yürür. Dil gelişimi konusunda farklı görüşler (akımlar) vardır. Bunlardan en yaygın ikisi Davranışçı görüş ve Psiko-Linguistik görüştür.

Davranışçı Dil Gelişimi Görüşü:
Dil, davranışçı öğrenme kuramlarına uygun olarak öğrenilir. Çocuk, çevreyi taklit ederek, doğru kelimeler ve cümleler söylediğinde ödüllendirilerek öğrenir. Psiko-Linguistik Dil Gelişimi Görüşü:
İnsan, dil öğrenmek için özel bir mekanizmaya sahiptir. Çocuk yürümeyi nasıl öğreniyorsa dili de öyle öğrenir.
İnsan doğuştan dil ve konuşma yeteneğiyle doğar. Önce çevresindeki sesleri dinler, bunları anlamaya ve benzerini çıkarmaya çalışır. Ardından sözcükleri kullanarak cümleler kurar, kendisini anlatmak ve çevresini anlamak için...
İlk İletişim Aracı Olarak Ağlama Biçimleri ve Nedenleri
Hayatın ilk günlerinde seslendirme, ağlama şeklindedir.Bu nedenle ağlama bir iletişim aracı niteliğindedir.Yedi haftalıktan küçük çocuklarda açlık ağlamak için en önemli nedenlerden biriyken, gürültü ve ışık ikinci dereceden önemli nedenler arasından sayılabilir. Daha üç aylık bile olmadan çocuk, ağlamanın ilgi toplamak için bir yöntem olduğunu öğrenir.Daha ileri aylarda çocuk aç, yorgun olduğu, korktuğu, ya da yapmakta olduğu faaliyet kesildiği zaman ağlar.
Cıvıldama
İkinci ayın sonundan itibaren ilk zamanlara oranla daha az ağlamaya rastlanırken, bebekler kumru gibi sesler çıkarmaya başlarlar. Bu ilkel seslerin çevresel etkilerden ve işitme algısından bağımsız olarak meydana geldiği görülür.
Heceleme
Beş ve altıncı aylarda , kumru gibi ses çıkarma tek heceli anlamsız sözcüklere dönüşür. Çocuk artık seslendirmelerini dikkat çekmek, isteklerini açığa vurmak ya da karşı olduğunu belirtmek üzere kullanmaya başlar. Yani, bu ilkel dilini hem kendini ifade etmek , hem de diğerlerinin davranışını değiştirmek amacıyla kullanır.
İlk Sözcükler
Bebeğin ilk sözcükleri unutmayacak bir andır. Bebeğin ilk anlaşılır sözcüklerini söylediği günü daima hatırlarız. Artık bizim anlayabileceğiniz bir dilde iletişim kurmaya, düşündüklerini ve isteklerini bize anlatmaya başlamıştır. Bu durum için, yaş değişkenlik gösterse bile genellikle ilk sözcükler 10 ve 15 ay arası otaya çıkar. Bebeğin mırıldanırken sık sık "anne" ve "baba" sözcüklerini kullandığını gözlemleriz. Bunu doğal ortamda, bir kişiyi ya da bir nesneyi isimlendirerek yaptığında daha da emin oluruz. Örneğin, banyosu için su sesi duyduğunda "ba" demesi gibi.
İlk sözcükleri, genellikle kendisi için önemli olan "anne", "baba" gibi insanlar ya da günlük çevrede sık kullanılan "top" vb. nesnelerdir. Daha sonra, isteklerini ifade eden ya da eylem içeren, "bay bay" ya da "attı" gibi, sözcüklere geçerler. İsteklerini yalnızca ağlayarak anlatabilen yeni doğmuş bir çocuğun; öyküler anlatan, istekleri olan, şakalar yapan ve birçok soru soran bir çocuğa dönüşmesi gerçekten de şaşırtıcıdır.


Bebek Konuşması
Yetişkinlerin ve çocukların, bebeklerle konuşurken ses tonlarını ve şiddetlerini değiştirdiklerini daha melodik bir konuşma tarzını benimsediklerini de gözleyebilirsiniz. Buna bebek konuşması denir. Bunu yetişkinler bilinçli olarak değil, kendiliğinden yaparlar. Araştırmalar, bu tarz konuşmaların bebekler için çok yararlı olduğunu göstermektedir. Böylece bebekler, konuşmalar sırasında farklı sesler duyabilir ve farklı sözcüklerin anlamlarını öğrenebilirler. Bu, farkında olmadan yaptığımız bebek gibi konuşmak, nasıl bir konuşma tarzıdır? Bebek gibi konuşurken gerçekte neler olur. Bu konuşma tarzında kendinizi;
• daha yavaş ritimle ve uzatarak konuşurken
• daha yüksek sesle konuşurken
• sözcükleri tekrarlarken
• konuşmalarınızı basitleştirirken
• sesleri vurgularken
• sözcükleri vurgularken bulabilirsiniz.
İlk başta, bebekle bu tarzda konuşurken komik duruma düştüğünüzü sanabilirsiniz, ancak bu değişik konuşma şeklinizin, bebeğin dikkatini daha çok çektiğini göreceksiniz

Ailenin öğretebildikleri
Bebekler, doğuştan dil ve konuşma yeteneğiyle doğarlar; ancak ailenin yardımı çok önemlidir. Araştırmalar, çocuğun nasıl ve ne zaman konuşmayı öğrendiği konusunda, ailesinin desteğinin olumlu etkisi olduğunu göstermektedir.
Dili kullanmayı öğrenmek dereceli bir süreçtir. Bebek, çevresinde konuşulan dili dinlemekten mutlu olacaktır ve duyduklarını, pratik yaparak konuşmayı öğrenecektir. Önce kendisine söylenen şeyleri anlamaya, daha sonra da sözcükleri tek tek kullanmaya başlayacaktır. Başlangıçta bu sözcükleri tutarsız olarak kullanabilir. Daha sonra bu sözcüklerle basit cümleler kuracak ve en sonunda da daha uzun ve anlaşılır cümleler kurarak, hangi sesleri kullanacağını doğru olarak öğrenecektir.
Birçok aile, çocukların nasıl ve ne zaman konuşması gerektiğini bilmekte güçlük çekerler. Ancak, her çocuğun kapasitesinin farklı olduğunu unutmamak gerekir. Aynı ailedeki çocukların konuşmayı öğrenme süreleri farklı olabilir. Kız çocukları, erkek çocuklarına göre konuşmayı daha erken kazanabilmektedirler. Burada önemli olan, çocuğun dil gelişiminde tutarlı olmasıdır.
0-1 Yaş
Bebeğin dili öğrenmesi doğumla başlar. Dolayısıyla, ona yardım etmek için hiçbir zaman çok erken değildir. Bebekler, çevrelerinde duydukları sesleri dinlerler. Ayrıca, ne zaman mutlu ve ne zaman mutsuz olduklarını bilmemiz için sesler çıkarırlar. Bu ilk aylarda konuşmanın temelleri hazırlanmıştır. Sizin konuşmanız sırasında, bebek size mırıldanarak ya da yüz mimikleriyle gülümseyerek tepki verir ya da motor hareketlerle el sallama ve tekme hareketleriyle yanıt verir. Bebekle konuşurken, diğer yetişkinlerle konuştuğunuz gibi davranın. Bir şey söyleyin ve sizi yanıtlamasını bekleyin, ardından tekrar bir şey söyleyin.
1-2 YAŞ
12 aylık dönemde hemen hemen tüm çocuklar ilk sözcüklerini söylerler. Ancak, bu çok değişken olabilir; kimileri bunu sekizinci ayda gerçekleştirirken, kimileri de 18 aylık döneme kadar bunu gerçekleştirememiş olabilir. Bu dönemde önemli olan, çocuğun seslerle değişik ton ve şiddette denemeler yapmasıdır. Bu dönem içinde çocuğunuz daha fazla oyun oynamaya başlayacak ve aynı şarkıyı ya da ninniyi defalarca dinlemekten zevk alacaktır. Bu sizin için çok sıkıcı olabilir, ama onun için önemlidir. Çocuğunuz, daha fazla sözcük öğrenmeye başlayacak ve bu sözcükler daha anlaşılır hale gelecektir.
Ona Nasıl Yardım Edebilisiniz?
Aşağıda çocuğun dil gelişimine yardımcı olabilecek öneriler verilmiştir:
12-18 AY ARASI
• Çocuğunuzla iletişiminizde basit ve kısa cümleler kullanın.
• Doğal bir formda, ancak yavaş, anlaşılır ve açık konuşun.
• Çocuğunuzun sözcük kazanımı için, tercihli sözcüklerle soru yönelterek model olun. Örneğin; elma ya da muz ister misin? gibi.
• Oynayabileceği bazı oyuncakları sağlayın. Örneğin; oyuncak bir telefon, konuşma taklitleri yapabileceği en iyi oyuncaktır.
18-24 AY ARASI
• Yaptığınız aktiviteleri ve ne olduğunu anlatıp, tanımlayın.
• Birlikte bazı günlük aktiviteler yapın, böylece konuşacak çok şey olacaktır.
• Çocuğunuzun oyun içinde gerçek nesnelerle oynamasını teşvik edin, örneğin; gerçek yiyecekler kullanılan bir çay partisi gibi.
• Resimli olay ya da nesne kartlarıyla grup oyunları oynayın, bulmacalar çözün.
• Geçmişten, günümüzden ve gelecekten söz edin; bugün ne yaptınız, yarın büyükanne gelecek gibi.
• Eğer çocuğunuzun çıkarabildiği bir ses varsa (örneğin; baa), bu sesle başlayan ve çevresinde bulunan nesneleri öncelikle sözcük dağarcığına kazandırmayı hedefleyin. Örneğin; bardak gibi. Bu sözcüğü basit cümlelerde ve duruma uygun ifadelerin içinde kullanın.
• Hedeflediğiniz ve çıkarabildiği sese ilişkin sözcük kartları oluşturun. Bu kartlarla evin içinde çeşitli oyun ortamları hazırlayın. Karttaki sözcüğü göstererek ismini söyleyin. Sözcüğün nasıl söylendiğini duymasına yardımcı olun. Bazen ona da sorarak isimlendirmesini isteyin. Her ne şekilde isimlendirme yaparsa yapsın, doğru kabul edip, tekrar geri iletim sağlayın. Örneğin; Evet bu bir "bardak". Daha sonra /b/ sesiyle başlayan diğer karta geçin. Unutmayın, bu sadece bir oyundur, çocukları zorlamak ve terapist rolü oynamak çocuğunuz için gereksiz ve sakıncalı olacaktır. Kendi gelişim süreci içinde yalnızca onu desteklemeyi hedef alın.

İfade Edici Dilin Ortaya Çıkması
Çoğu anne-baba, bebeklerinin ilk sözcüklerini duymanın heyecanını hatırlayabilir. Fakat bu önemli başarı bir gecede ortaya çıkmaz. Aslında, bebekler bir sabah tüm cümleleri kazanmış olarak uyanmazlar. Gerçekte, hastanede duyulan ilk çığlıktan "da-da" ya da "ma-ma" gibi kontrollü ifadelere gelişme yavaş, sistematik ve bir çok çocuk açısından önceden tahmin edilebilir.
Stark (1979), beş aşamalı dönemden oluşan dil-öncesi dönemi tanımlayan bir çerçeve oluşturmuştur. Dil gelişiminin bu ilk dönemleriyle ilgili olarak, yol gösterici olması açısından Stark'ın modeli kullanılacaktır. Ancak önce bir uyarıda bulunmak gereklidir: Dil gelişimi bireyseldir. Gelişimle ilgili genellemeler yapılması mümkün olsa da, bu genellemeler her çocuk için doğru değildir. Çocuklar arasında dil gelişimi açısından büyük farklılıklar vardır. Bu nedenle, bir çocuğu dil bozukluğu hakkında konuşulurken çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü, çocuk aşağıda tanımlanan dönemlere harfiyen uymaz. Bu dönemlerin ötesinde gelişim gösteren bir çocukla ilgili olarak aşırı heyecanlanmak da bir hata olabilir. Bununla birlikte, çocuğun normal gelişim dizisinden bir sapma gösterdiği durumlar dikkate alınmalıdır.
I. Dönem (0-8 Hafta)
Bu dönemde; yeni doğanlar, refleksif ağlama ve hayati solunum yaparlar. Yani, ağızlarını açarlar ve ne geliyorsa çıkarırlar. Bu gelen tepkiler, genellikle anne-babanın ilgisini isteyen çığlık biçiminde yüksek sesli ağlamalardır. Bu ağlamayı göz ardı etmek güçtür, hatta acı vericidir. Bireysel farklılıklar olsa da, bu ağlamalar tipik olarak kısa, hızlı ve patlama şeklindedir. Kimi bebekler göreceli olarak daha sessizdir; diğerleriyse sürekli ağlıyor gibi görünürler. Kimileri çığlık şeklinde, yüksek sesli ağlamalara sahiptir, diğerleriyse sessiz ağlarlar. Bebekler ayrıca, anne-babalarına sanki bebek iletişim başlatmak istiyormuş gibi tepki verebilecekleri geğirme, öksürme ve hapşırık gibi sesleri çıkarırlar.
II. Dönem (8-20 Hafta)
Bu dönem, bebeklerin kendi ses çıkarma organları üzerinde, gittikçe artan oranda kontrol kazandıkları bir dönemdir. Ağlama ayırt edici hale gelir ve böylece anne-babalar, açlık, rahatsızlık, istek gibi farklı tür ağlamaları , birbirinden ayırt etmeye başlar. Ağlama patlamaları, giderek daha katlanılır ve genellikle daha az sıklıkla oluşmaya başlar. Bu dönemin sonundan itibaren, bebeklerin çoğu gığıldama sesleri çıkarmaya başlar. Bunlar anne-babalar tarafından sıklıkla keyif sesleri olarak yorumlanan, ünlü-benzeri (aaa, ooo) ifadelerdir. Bu aşamada birçok bebek kahkaha atmaya da başlar.
III. Dönem (16-30 Hafta)
Bu dönem sesli oyunlarla karakterize edilir ve ses mekanizması üzerinde sürekli kontrol bulunan bir dönemdir. Ünlü sesler bebeğin ses dağarcığına girmeye başlar. Bunlar daha önce gözlenen gığıldama seslerine eklenebilir. Bu dönemin sonundan itibaren, bebek babıldama olarak adlandırdığımız ünlü ve ünsüz seslerin birleşiminden oluşan heceleri çıkarmaya başlar.


IV. Dönem (25-50 Hafta)
Bu dönem, gerçek hece tekrarı aşamasıdır. Bebek ba ya da ma gibi ünlü ve ünsüz bileşimlerini çıkarır. Bu dönemin sonundan itibaren bu ünlü-ünsüz bileşimleri, perde ve tonlaması sık sık değişen uzun diziler (ba ba ba) halinde tekrarlanır.


V. Dönem (9-18 Ay)
Çocuğun hece tekrarı gittikçe karmaşık hale gelir. Ünsüz seslerin sınırları genişler. Birçok çocukta jargon ortaya çıkar. Bu, dile çok benzeyen bir ses çıkarma tipidir. Çünkü, buradaki ses ve tonlama, dile oldukça benzer. Başka bir odadan dinlenirken bebeğin gerçekten konuştuğu düşünülebilir. Çünkü, bu ses dizileri cümlenin ses özelliklerini taşır.
V. Dönem gerçek diş üretimine geçişi işaret eder. Bu yaş, anne-babaların, ilk sözcüklerin çıkarıldığını saptadıkları yaştır. Bunlar bazen jargon konuşması içerisinde duyulur. Sözcükler bazen net olarak çıkarılır; fakat daha sonra günlerce ya da haftalarca duyulmaz. Bazı çocuklar, tutarlı bir anlama gelen ve ünlü-ünsüz bileşimleri olan kalıp sözcükler kullanabilir. Örneğin, çocuklardan birisi, isteğini anlatmak için, sözcük yerine geçen na bileşimini kullanabilmektedir
Çocuğun Konuşmayı Öğrenmesine Yardımcı Olacak İpuçları
Çocukların konuşmayı öğrenmesi çok karmaşık bir süreçtir. Bu aşamada ailenin katkısı da çok önemlidir. Bu konuda bazı öneriler verilebilir:
• Çocuğunuza konuşmak için zaman ayırın. Onun yaptıkları ya da kendi yaptıklarınız hakkında sohbet edin.
• Onunla konuşurken sıranızı bekleyin; bir şey söyleyin ve size yanıt vermesine fırsat tanıyın.
• Günde en az bir saat, onunla yüz-yüze konuşmak için zaman ayırın.
• Odadaki TV, radyo, video, müzik ve bilgisayar oyunları gibi gereksiz seslerin olmadığı ortamda iletişimi deneyin.
• Az konuşmanın çocuğunuzun sizinle konuşmasını zorlaştıracağını unutmayın.
• Konuşurken çocuğunuza bakın ve size dikkat ettiğinden ve dinlediğinden emin olun.
• Çocuğun ifadesinde kullandığı yanlış sözcükleri, "yanlış kullandın" gibi uyarmalar yerine, doğru model olarak, kısa cümle içinde tekrar etmeniz uygun olacaktır.
• Dilin, iletişim için gerekli olduğunu ona hissettirin. İşaretle ya da nesnenin ismini söylemeye çalışarak, bir şey istediği zaman; örneğin "Süt mü istiyorsun?" gibi yönergelerle, ona hem uygun konuşma modeli olun hem de istediği nesneyi vererek kendisini ödüllendirin.
• Çocuğunuzun her sözcüğü söyleme çabasını övgü ile pekiştirin.


Dil ve Konuşma Problemleri
Ne Tipte Olabilir?
Dil gelişiminde neyin normal olabileceği konusunda, çocuktan çocuğa çok farklılıklar olabilir ve çok az çocuk şemamızdaki aşamaları gösterir.
Dil ve konuşma problemleri pek çok değişik biçimde ortaya çıkar ve çocuklar, bir ya da birkaç problemi eşzamanlı yaşayabilirler. Örneğin; hangi nedenle olursa olsun, gecikmiş problemi olan bir çocukta, aynı zamanda artikülasyon sorunu da kendini gösterecektir. Aşağıda çocuklarda en sık görülen dil ve konuşma problemleri belirtilmiştir:
• Dili anlamaya ilişkin problemler
• Dili ifade etmeye ilişkin problemler
• Uygun iletişim kurabilme yeteneğinde ilişkin problemler (edimbilim)
• Nörojenik kökenli problemler (yapısal)
• Artikülasyon / Fonolojik problem
• Akıcılık problemi
• Ses bozukluğu.
Aile Ne Zaman Yardım İstemelidir?
Ne zaman yardım isteyeceğiniz konusunda belirgin bir kural yoktur. Eğer endişeleniyorsanız doktorunuzla konuşmanız gerekecektir.
Endişe nedeni şunlar olabilir:
• Çocuğunuz seslere tepki vermiyorsa.
• Siz ve ailenin diğer üyeleri, çocuğunuzun ne söylediğini anlamıyorsanız.
• Ailenin öyküsünde, bir dil ve konuşma gecikmesi varsa.
• Çocuğunuzun dil gelişiminin ve konuşmasının, aynı yaştaki çocuklara göre belirgin olarak geride olduğunu düşünüyorsanız.
Gecikmiş Konuşmanın Nedenleri
Gecikmiş konuşmaya; disartri, serebral palsy ve diğer nörojenik bozukluklar gibi nörolojik Down sendromu gibi genetik bir problem neden olabilir. Bilinen bir nedene bağlı olmayan gecikmiş konuşma, artikülasyon ya da akıcılık problemleri de olabilmektedir. Bunların yanında, işitme problemleri de gecikmiş konuşmaya neden olabilmektedir. Birçok çocuk, orta kulak iltihabına ilişkin sorunlar yaşayabilir. Ayrıca, çocuğunuz sürekli orta kulak enfeksiyonu çekiyorsa, duymasında ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Bu da, konuşma çabasını olumsuz yönde etkileyecektir.
Bu türden belirtilerin olması durumunda, öncelikle bir pediatristin çocuğunuzu görmesi ve gerekirse KBB ve odyoloji muayenesi yapılmalıdır. Doktorunuz, çocuğunuza yardım edilmesi gerektiğini düşünüyorsa, genel gelişimiyle spesifik dil ve konuşma özelliklerinin değerlendirilebileceği, varsa üniversitelerin dil ve konuşma bozuklukları birimlerine, yoksa çocuk gelişimi, çocuk ruh sağlığı ya da özel eğitim gibi birimlerine ve özel merkezlere ulaşabilirsiniz. Çok gereksinim duyulmasına karşın, ülkemizde konuşma tedavisiyle ilgilenen kişi sayısı sınırlıdır. Bu kişilere ulaştıktan sonraki aşama, çocuğunuz ve danışmanlık aldığınız kişi ya da birim arasında, düzenli bir terapi programı yapmak olacaktır. Terapinin süresi ve başarısı, problemin tipine ve yanında eşlik eden diğer gelişimsel-yapısal sorunlara göre değişiklik gösterecektir.

Çocuğun Konuşmaya Başlaması Nelere Bağlı?

Bir çocuğun konuşmaya başlamasının pek çok etkene bağlı olduğunu söyleyen Klinik Psikolog Çiğdem Çalkılıç, sözlerine şöyle başlıyor: “Dil gelişimini hem alt yapıya ait faktörlerin (genetik belirleyiciler, her açıdan fiziksel sağlık, gelişim, vb.) hem de aileviçevresel şartların (annenin sağlığı, anne-çocuk ilişkisinin durumu, anne-baba ilişkisi ve çocuğa karşı tavır-tutumlar) birbirini tamamlayan ilişkisine bağlıdır. Bunlardan bazılarında meydana gelebilecek aksamalar dil gelişimini etkileyebilir. Bu etkenleri sağlıklı bir gidişat içerisinde olduğunu varsayarak 5-6 haftalıktan itibaren dikkati dış dünyaya dönen bebeğin, sosyal gülümseme dediğimiz gülümsemeye başladığını ve bunu yanında sesli ifadelerin geliştiğini görürüz.
Konuşmaya başlamadan önce bebek epeyce hazırlık yapar.bebeklerde cıvıldama, annenin sesine yanıt verir gibi yapma, ses taklitleri dil gelişiminin önemli bir parçasıdır. İlk bebeklikte annenin bu iletişime ve ilişki kurmaya açık olması faydalıdır. Bebeği benimsemek, hazırlıklı olmak, çevreden destek görmek de anne-bebek ilişkisini olumlu yönde etkileyecektir.(Bebeğimiz ve Biz Kasım 2001; syf 37)

Dil Gelişimini Etkileyen Faktörler

Sağlık ; şiddetli ve uzun hastalıklar, çocuğun konuşmasını geciktirebilir. Hastalık nedeniyle başkalarıyla haberleşmesinin kısıtlanması da konuşmasını geciktirir.(Yavuzer,1993;S93)

Zeka ; 2 yaşına kadar çocuğun çıkardığı seslerle zekanın ilişkisinin olmamasına karşın, 2 yaşından sonra dil gelişimiyle IQ arasında sıkı bir ilişki olduğu görüşü ağır basmaktadır. (Yavuzer,1993;S93)

Sosyo-Ekonomik Koşullar ; dil gelişimindeki değişiklikler, sözcük dagarcığının sınırı, dilin doğru kullanılışı ve ifade etme becerisi çocuk büyüdükçe gelişir. Sosyo-ekonomik durumu iyi ailelerin çocukları ergen ve düzgün konuşur. (Yavuzer,1993;S93)

Cinsiyet ; konuşma konusunda erkek çocuklar kızların gerisinde kalırlar. Mc Carthy’e göre ilk yıllarda cinsiyet farkı yoktur ve çocuklar annelerini örnek alarak hecelerler. Ancak bir süre sonra kızlar anneyi, erkekler babayı örnek alır. (Yavuzer,1993;S93)

Aile İlişkileri ; bakımevlerinde büyüyen çocuklar aile içinde büyüyen çocuklara oranla daha çok ağlarlar ifakat daha az hecelerler. Aile bireyleri (özellikle anne) ile çocuk arasındaki sağlıklı ilişkiler dil gelişimini oldukça etkiler. Ailede tek olan çocuk daha çok ve düzgün konuşur. Çünkü tek çocuk annenin ilgi merkezidir. (Yavuzer,1993;S93)

Çocuğun Konuşma Gelişimini Hızlandırmak İçin...

1. Çocuğa sevgi ve huzur dolu bir aile ortamı hazırlayın.
2. Çocuk ile ilgilenin ve ona sevildiğini hissettirin.
3. Çocuğun bedensel ihtiyaçlarına (yemek, uyku, koruma vb.) cevap verin.
4. Çocuk ile yaşı ne olursa olsun sık sık konuşmaya çalışın.
5. Yaşına uygun şekilde onun ile oyun oynayın.
6. Çocuk ile vakit geçirin.
7. Dengeli ve çeşitli beslenmesini sağlayın.
8. Kendi haline kalmasına izin verin.
9. Mümkün olduğunca yaşıtlarıyla oyun oynamasını sağlayın.
10. Çocuğun başka insanlarla da iletişim kurmasını sağlayın.
11. Çocuğunuza hikaye, masal anlatın, ninni söyleyin.
12. Size gönderdiği konuşma ve ses mesajlarına cevap verin.
13. Bir nesneyi eline aldığında, onunla ilgili bir şeyler anlatın.
14. Televizyon karşısında çok uzun süre karmasını engelleyin (0-4 yaş)
15. Onunla konuşurken ses tonunu iyi ayarlayın.
16. İşaretle anlattığı isteklerini onunla konuşarak yönlendirin, isteklerini anlatmasını sağlayın
17. Fikirlerine değer verin, onunla sık sık dertleşin (yaşına uygun olarak)
18. Kendine güvenini artırın.
19. Sık sık sosyal ortamlarda bulunmasını sağlayın.
20. Kalabalık içinde onun konuşmasını teşvik edin.
21. Yaşına uygun bir eğitim almasını sağlayın.
22. Gün içinde belli bir zaman ayırarak onunla resimler üzerinde bol bol konuşun.
23. Yaşına uygun olarak hikaye, masal anlatmasını isteyin.
24. Konuşma zorlukları gördüğünüzde, onun dikkatini konuşmada zorlandığı noktalara çekmeyin
 
X