Günün Sözü

Efser

Nirvana
Pro Üye
8 Aralık 2011
40.631
131.669
"Artık öğrendim ki; kimi sevdiğin önemliymiş.
Uzun yolu göze alamayana kelebek olunmazmış.
Nefesi yetmeyenle dipte hazine aranmazmış.
Aşkın ibadetini bilmeyene bayram bağışlanmazmış..."

 
Endişelenirsin, çünkü doğaya dayatacak bazı fikirlerin vardır. Endişelenirsin çünkü gerçeği kabul edemezsin. Onun olduğundan farklı bir şekilde olmasını istersin. Örneğin yaşlanırsın. Endişelenirsin. Sonsuza dek genç kalmak istersin.
 
Son düzenleme:
$image.jpg ..............
 
Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım.

Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi.
Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim.

Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu
defa masada bir araya gelirdik babamla. Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım.

Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturmayacaksın babanla?' diye çıkışır, beni odama gönderirdi.

Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi.

'Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık' derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim.

Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli bir şey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı.

Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım
ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım.

Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; 'Bak, böyle uslu uslu oyna işte.' diyordu.

Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu.

'Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.' diye komşulara anlatıyordu annem halimi.

Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem 'Odanı topla!'diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum.

Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum .

Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım. ' dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden
alırsa ben ne yapacaktım?

Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım.

Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım, dedi 'Çok güzel olmuş.

Bu adam benim herhalde.' dedi. Ben 'Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.'dedim.

O 'Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.'dedi.

Ben yine 'Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.' dedim.

Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi. Heyecanla başladım anlatmaya.

Ben büyüyüp adam olacağım.
İş bulup çalışacağım.
Siz yaşlanıp küçüleceksiniz.
Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız.
Ben işten geldiğimde yorgun olacağım.

Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda iş yerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile.
Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde 'Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.' diyeceğim.
Ve bir de bağıracağım 'Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar' diye.

Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
Duyduklarına inanamıyorlardı..

Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi.

Farkında' Olmalı İnsan...

Kendisinin, Hayatın Olayların,
Gidişatın Farkında Olmalı.

Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın
Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür.
 
Bakmayın Siz Benim Kuru Bir Yaprak Gibi Sallandığıma...
Köküm Sağlamdır...
Sarsılsam da Kopmam Dalımdan...
Öyle Kolay Değil Rüzgarın Önüne Kapılıp Gitmem...
Son Ana Kadar Vazgeçmem Yaşamaktan...
Ne Fırtınalar Koptu Benim Hayat Dallarımda....
Hiç Birinde Vazgeçmedim Umutlarımdan...
İçimde Kıyametler Kopsada, Ben Baharıyım Yarınlarımın...
ÇİÇEK AÇARIM HER KIŞIN ARDINDAN...!
 
$image.jpg
“Olur biter, geçer gider.
Ama canımı yaka yaka yutkunduğum şeyler var.
Olup bitmeyen, geçip gitmeyen.

Zaman zaman yine uykusuzluk çekiyorum ama…
Çokta takılmıyorum artık bu uyku konusuna,
Uyuyunca geçmeyen şeylerin olduğunu
anladığımdan bu yana…”

-Cahit Sıtkı Tarancı
 
[video=youtube_share;0dRRMYCk5kM]http://youtu.be/0dRRMYCk5kM[/video]
 
Son düzenleme:
“Her şey seni bekliyor.
Her şey gelmeni…
İçeri girmeni…
Senin elinin değmesini…
Gözünün dokunmasını…
Ve her şey tekrarlıyor.
Seni nice sevdiğimi.”

- Cemal Süreyya
 
Huzur denilen o şeyin her santimine ihtiyacım var bu aralar.Bana biraz bahar gerekiyor.Çok üşüdüm.* Maksim Gorki
 
X