Sayfa: 6/11 İlkİlk ... 45678 ... SonSon
Toplam 102 adet sonuctan sayfa basi 51 ile 60 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. Konu Sahibi : saliha54 #51

    Yoruma açık !

    TEĞET

    herkes kırılamaz
    ipince bir dal olmak gerekir
    kırılmak için

    ama dünya kütüklerin...

    ağlayamaz herkes
    ağlayabilecek kadar büyümek gerekir

    dünya ise küçüklerin...

    sevemez herkes
    bir orman olmak gerekir sevmek için

    bak ki dünya çöllerin...

    ve vakur bir damla olmak
    dalga için

    katılmak okyanusa aşk için,isyan için...

    YILMAZ ODABAŞI


  2. Konu Sahibi : saliha54 #52

    Yoruma açık !

    YAKARIM GECELERİ

    Bu aşkın nüshası rüzgarlarda
    Aslı bende kalacak
    Bizi hasret saracak
    Bulutlar çıldıracak

    Ayrılık başımı döndürüyor
    Kavuşmayı özlettin
    İntiharlar kuşandım
    Bu aşkı sen kirlettin

    Geçtim borandan kardan
    Yitirdim bahçeleri
    Ellerimi tutmazsan gülüm
    Yatamam geceleri

    Bu aşkın nüshası rüzgarlarda
    Kahrı bende duracak
    Sende ihanet gülüm
    Bende matem kalacak

    Bu aşkın efkarı şarkılarda
    Yüzün bende solacak
    Bizi zaman yenecek
    Ve anılar kalacak

    Geçtim borandan kardan
    Yitirdim bahçeleri
    Ellerini tutmazsam gülüm
    Yatamam geceleri

    YILMAZ ODABAŞI

  3. Konu Sahibi : saliha54 #53

    Yoruma açık !

    YENİK SERÇE

    I
    yaban
    ve asi
    dağlara dağılan taylar gibi
    ve yangın
    gençliğinin alazında ışıltılı bıçaklar gibi

    adana’da yollara dizilmiş garlarda
    çığlık çığlığa peronlarda
    çocuklar gibiydi gözleri

    /adı nevin
    şarap içer, rüzgâr giyerdi geceleyin.../
    II
    o, kanadı kırık bir kuştu
    beyaza vurulmuştu
    kimseler görmnedi bir başka renk sevdiğini
    kimseler
    görmedi kimseler kirlendiğini...

    /adı nevin
    hüzün kokar ve korkardı geceleyin.../
    III
    “kendini martılarla bir tutma” derdim; “senin kanatların yok. düşersin, yorulursun, beni koyup koyup gitme ne olursun!”*

    o, kanadı kırık bir kuştu
    gülümserken vurulmuştu
    kimseler görmedi uçtuğunu
    kimseler
    görmedi kimseler öpüştüğünü...

    /adı nevin
    özlem tüter ve ç(ağlardı) geceleyin./
    IV
    “ışığın” diyordu: kırılıp düştüğü yerlerden geliyorum; karanlık kördü ve acımasız... ellerimle kırdım ben de kalan kanatlarımı; kanatlarımı kanatmaktan geliyorum...

    V
    o bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı. sonra da çift çıkardık; kar yağardı, biz dinlemez, çıkardık! o kentte bütün sokaklar biz yan yana yürümeyelim diye dar yapılmıştı, insanlar dar yapılmıştı, çıkardık!

    kar durmazdı, üşüşürdü saçlarına ve hep bir şeylere ağlardı o karlı havalarda... avurtlarına çarpan kar taneleri, gözyaşlarının sıcaklığına çarpıp erirdi... erirdi... biz yan yana, yana yana... yana yana!

    /o bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı
    ben yürüsem bütün yollar ona çıkardı.../

    VI
    gitti... kanatları yüreğimdeydi
    kalan, elimde minyatür bir kuş şimdi
    yitirdim o aşkın kimliğini
    hükümsüzdür...

    /adı nevin,
    ihaneti tutuşturduk bir sabahleyin!/

    YILMAZ ODABAŞI

  4. Konu Sahibi : saliha54 #54

    Yoruma açık !

    YİNE DAĞDIR DAĞ

    "bir ölüm uzaklardan vurur yollara bizi
    bilge bir yalnızlığa serer hikayemizi

    kırık bir kırlangıcı dağlara çeker beyaz
    kapanır bir ustura, dindirir öfkemizi..."
    -Sefa Kaplan-


    fırlatmıştım kalbimi uzağa, en uzağa
    denk gelir de rastlar diye bir yıldıza
    yanılıp susturdum ağrımın çağrısını
    çağrımın köhnemiş ağrısını
    "aldırma!" dedim oğlum: yine dağdır dağ
    konup göçen kurdun kuşun rağmına
    ayazda da, güneşte de yine dağ!

    yazılırken
    ayrılık
    kentin küskün ağaçlarına
    tüllerine, pervazlarına ve varoşlarına
    yazılırken
    kederlerin pasına
    yapayalnız yasına
    yazılırken
    bazen şarap tadına
    aşkların büyülü şarkısına
    ihanetin hiç dinmeyen yasına

    ve bir ömür bakılırken
    üç saniyede çekilen fotoğraflara
    "aldırma!" dedim yumruğum vurup omzuma
    yine dağdır dağ!
    ezberinde kaç defnenin, kaç mavzerin masalı
    kaç kurşunun, kaç çığlığın hüsranı?

    YILMAZ ODABAŞI

  5. Konu Sahibi : saliha54 #55

    Yoruma açık !

    YÜZDE YÜZ/SÜZLÜK YENİ BİR YÜZ ARTIK

    götürür
    uykulu atları onları
    çarmıhlar çıkmazına"
    -Lorca-

    (artıktık artık):

    uğultuların artığıyız be çocuk
    spermlerin, rahim kanlarının, eski dolunayların
    kesilip yakılmış yapanıl ağaçların, susan dağların
    aldatılmış avuntuların, kirli lavaboların, anlaşılır günahların
    ezberlerin, "ilk"lerin, dinmeyen şehvetlerin
    ve kimsesiz özlemlerin, tanıdık kederlerin, zalim yenilgilerin
    apansız sevinçlerin, gündelik zaferlerin;

    -zaferler tiner gibi uçucu, yenilgiler kalıcıdır...-
    *
    bayat yenilgilerle
    tükürülmüş hayatların gündüzlerinde
    ve miyop gözlerinde, yorgun gölgelerinde
    artık
    artıkların da artığıyız biz
    geceleri bir yıldız ansızın kayarken gökte
    düşün ki milatların tortusuyuz biz...
    *
    daha yorulur günler, güller anısı, dikeni kalplerimizde
    hasretim tabutunu da taşır
    kaç bahar vurulur hırslı, telaşlı günlerimizde?

    bakabilsek utanacak, duyabilsek ağlayacaktık
    ne upuzun yaşayacak cesaretimiz
    ne an'lara, günlere iz bırakacak sabrımız kaldı
    herkes geldi ve gitti
    vicdanlarımızda yalan yanlış nice iz kaldı...
    *
    çok inançlar: kutsayıp tapınışlar
    yok! yok inançlar: tükenerek, savrularak kalışlar!
    çok aşklar : yok aşklar...
    *
    yüzde yüz/süzlük yeni bir yüz
    artık tükürülmüş
    hayatların
    gündüzlerinde
    böyle
    savrulacaktık!

    karaya
    vurmuş
    yaralı
    martılar
    gibi
    yalnız
    yaşayacaktık!
    *
    yaşayıp
    yaşamdan
    çok
    şey
    umarak
    yetişkinler ormanında kaybolacaktık!

    kaybolacaktık
    kaybolmakta yeni bir yol var sanarak

    *
    iradesiz iştahlarımızla
    vicdanlar emzirip günleri avutacaktık
    sanal aşklar, nankör şehvetler arasında
    ağrıyarak körleşen duyularımızla
    buruşturup yılları anısız kalacaktık...

    hayatlarımıza hükmeden dişliler arasında
    günlerimizi ihanetle kutsayıp
    özgürlüklerimizi domates gibi satacaktık

    artıktık
    artık
    satacaktık... satacaktık!
    *
    saman balyaları gibi oturup yılların sofrasında
    ağrılarla uyuyup çağrılarla uyanarak
    zaaflarımızla kol kola dolaşacaktık
    1+1+1=0
    artık
    yeni artıklar olacaktı

    YILMAZ ODABAŞI

  6. Konu Sahibi : saliha54 #56

    Yoruma açık !

    YÜZÜN BENDE SOLACAK

    bu aşkın nüshası şarkılarda
    aslı bende kalacak
    bizi hasret saracak
    bulutlar çıldıracak

    ayrılık başımı döndürüyor
    kavuşmayı özlettin
    intiharlar kuşandım
    bu aşkı sen kirlettin

    geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri
    ellerini tutmazsam yatamam geceleri…

    bu aşkın nüshası rüzgârlarda
    kahrı bende duracak
    sende ihanet canım
    bende matem olacak

    bu aşkın efkârı şarkılarda
    yüzün bende solacak
    bizi zaman yenecek
    ve anılar kalacak

    geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri
    ellerini tutmazsam yakarım geceleri!

    YILMAZ ODABAŞI

  7. Konu Sahibi : saliha54 #57

    Yoruma açık !

    YÜZÜNÜ ARADIM, GEÇTİM

    (yitirdiğin her şeyde kazandığın bir şey var; kazandığın her şeyde biraz yitirdiklerin. bu yüzden birileri hep ısınıp dururken dinmez üşümelerin...)

    ben de benim olmayan şeylerle varım; benim olan zaten benimse, olmayan şeylerle... varsam, buradaysam belki de onlar için... yüzün için belki de, yüzün nerede?

    birbirini tekrarlayan günlerin yaslı boğuntusunda nedir aradıkları insanların? bu koşuşturmada, bin telaşla! herkes birileriyle bir mutluluk düşü kuruyor; o düşle ıslanıyor, o düşle uyuyup uyanıyorlar; sonra düşleri de yakıyor günler. bu kez yeni bir düş daha kuruyorlar; sonra bir daha, bir daha! bütün düşleri yakıyor günler.

    yaşam yanıltmanın, insanlar yanılmanın ustası oldukça yine yeni düşler deniyor ve deneniyorlar...

    işte her düşün peşine bir şarkıyı takıyorlar. düş gidiyor, peşisıra şarkı da. bir de(n) paramparça oluşunu görüyorlar düşlerin. her düşle bir şarkıyı yakıyorlar... şarkılar yakıyorlar; şarkılar onları yakıyor sonra.

    /İnsan,
    insanın diyalektiğine tükürüyor; insanı yakıyorlar!/

    bunları düşünüyorum ve akıp gidiyor günler siyah beyaz resimler hırçınlığında. sormuştun ya, işte her şey ortada, her şey! önce kuşları vurdular orada, paramparça parçaları bir yana; bir bir savruldu yangınların ortasına kanatları da! ben soluk soluğa dışarıdayım, seni buldum... seni buldum ya, bu kez seni vurdular orada, seni!

    her şey sürdü yine, her şey! baktım daha durmuş da uzayın rengini demliyor asalak dünya; baktım ki dağlar ve güller yine akraba; daha bembeyaz uyuyordu kadınlar o esmer uykularda. oysa seni vurmuşlardı, seni, orada!

    sonra gelip geçen her sabahla öyle susadım ki yüzüne yokluğunda... yüzünü özledim, yüzünü, anlasana!

    “anlasana” diye yazdım ve üç nokta koydum yanına, ama boşuna, boşuna; “boşuna!” diye yazdım ve kalkıp dışarı çıktım. saat 0.5’i birkaç dakika ve bir miktar saniye geçiyordu; ağaran günün teninden sağanak dökülüyordu.
    yüzünü aradım...
    yüzünü aradım: kalan kuşlar sen bu kentteymişsin gibi uçuyorlardı. insanlar kalabalık ve kabarıktı; silahları ellerine, tetikleri parmaklarına göre seçiyorlardı.

    uçaklar pike yaparken bu kentin göklerinde, bak dedim, bakacak bir göğümüz bile kalmadı işte!

    yüzünü aradım gökyüzünde...

    yüzünü aradım: sabahın tenine birer birer dağılırken işçiler; yüzünü aradım rastgele atılırken kahve önlerine iskemleler. günler siyah beyaz resimler hırçınlığında ve ben burada bir eski çağ enkazında!

    kızlar, boyanıp kuşanıp kız kıza dansederken düğünlerde, yüzünü aradım, kendi olan yüzünü düğünlerde... sonra gelinler korkularını atmışlardı eşiklere; yorgunluktu sonrası işte, yüzünü aradım gelinlerde...

    yüzünü aradım, geçtim...

    geçtim: şarkıları paramparça görmekten, bu satırları yazmaktan geçtim! oysa hep kalemimle değil, bir gün kanımla kıpkızıl yazmak istedikleri vardı benim de; onları henüz yazmamış olmaktan geçtim... çalışma masamdan kalkarak elimdeki fincanı duvara çarpıp paramparça etmekten geçtim!


    geçtim: sabahla birlikte kaynayan çorba kazanlarının kokularından, yol boyu uykularını alamamış köpeklerin korkularından; siyah ışıklardan, çoğalan çocuklardan, azalan ağaçlardan, arabesk feryatlardan ve ucuz umutlardan...

    “iyiyim, sağol, sen nasılsın”lı merhabalardan; ağır ağır yayılan çöp kokularından, farlarını kapamayı unutmuş taşıtlardan, feodal şatolardan ve yasalara yelkovanlık yapıp, kendinin saniyesi bile olamayanlardan!
    hızla kirlenen bir dünyadan hızla geçtim...
    geçtim: sensizliğin tahriş olmuş sızılarından, eksoz homurtularından, cami avlularından, düşleri iğdiş orospulardan, yasadışı iş yapan yasa memrularından... ellerini çaldırmış ellerime bakmaktan geçtim; sensizliğe inanmamaktan...

    sis kaplamıştı kenti; dağılsa sanki bir ..k varmış gibi! sisleri yarıp geçtim... yoktun, kendimden geçtim; kızdım, dağıttım, sana küfürler ettim... bir bilsen sana ne güzel küfürler ettim; yoksa kederden geberecektim!

    gökyüzü tümünü de ağır ağız izledi; gökyüzünün renginden geçtim...

    sonra yeni kuşlar üşüştü gökyüzüne. bir sevindim, bir sevindim; gökyüzü yüzlerce kanattı işte! ama sen, sen orada bir serçe gibi üşüyor muydun yine?

    üşüyordun ve bunu biliyordum; çünkü her şey ortada, her şey! bak, kimin temiz bir göğü varsa kirletip bırakmışlar avuçlarına... bu yüzden insanlar elleri ceplerde çıkıyorlar sabahlara. coşkular deprem, sevinçler sıtma...

    söyle senin yüzün nerede, yüzün?
    nerede başlar bir aşk ve biter, nerede? nerelere gömerim seni ben, nerelerde ölürsün oysa sen!

    nerede, yüzün nerede?

    sonra çıkıp bu kentin uğultusuna çarpıyorum; bu kent de uğultusunu bana çarpıyor, çarpışıyoruz, kimseler görmüyor...

    bir sorudur: “kurtarıcılar işgâlci olabilir mi? ya da işgâlciler kurtarıcı?” sonra oturup yüreklerden damlayan terin hesabını tutuyorum... hesabını kimselerin bilmediği bahçelerin dudağında kanayan uzak güllerin. sevgiye bütün misillemelerin, gecelerin, seslerin, kederlerin... karacadağlı bir çocuğun kan çıbanının, şemdinlili bir ağıdın, kasrik’ten esen poyrazın, peru’da bir balıkçının ve botan’da yakılan köy evlerinin...

    öyle acı ki her şey unutmak istiyorum! kendimi bir menekşenin rengine, bir gülüşe k(atıp) unutmak! unutma düşüncesini bile unutmak!
    yitirmiştim o aşkın kimliğini, hükümsüzdü... hükümsüze hükümlü bir aşkı unutmak istiyorum... sonra asker çocukları, mapus çocukları, ayyaş babalara sitemsiz çocukları, yitirilmiş çocukları...

    uçarı bir çocukluğu yitirmiş benim de yüzüm; yüzüm, zamansız ihtilallerde. ihtilalleri tutun çocuklar erken yaşlanmasınlar!
    yarayı tutun, yarayı! güçleri öpüştürün, gökyüzünü dönüştürün; yoksa ölünür alnında günün! ölmeleri hani sessiz, hani genç, unutmak istiyorum!

    eski yoldaşların gözbebeklerinde kaynayan bir düşün düşüşünü unutmak! unutmasam, ben de kalemimi kendim için kıracağım!

    biz kapkara gecelerin göğünde küçük, ak noktalardık; bir düşünün, ne aklıklar gizler gece; ne aklıklar öyle susar gecede, ama öyle öyle çok gecedir ki gece, aklığımızı büsbütün örtecek kadar...

    örtülüşünü
    usulca
    aklığımızın
    unutmak istiyorum...

    işte bundan, coşkuyu sevmiyorum artık öyle kabara köpüre nehirler gibi; siz orada kalabalık ve kabarık kalın, sağolun, yalnızlık iyi, yalnızlık iyi...

    yalnızdım, üşüyordum ey özlem! beni bir gün belki bu özlem öldürecekti. ölecektim bir gün erken, belki kederden. yakın o gün! beni yakın! savrulup aksın küllerim dicle nehrinden...

    akıp geçerken günler siyah beyaz resimler hırçınlığında, sormuştum ya, işte her şey ortada, her şey!

    /ben ölürüm; dağlar ve güller yine akraba.../

    artık gün doğunca bütün darağaçlarını kursunlar, kursunlar, kur-sun-laar! her şey bu kadar güzelken, böyle bir yanıyla sığ yaşanana, boğulana, savrulana, kirlenene dalkavukluk, çirkinliğe figüranlık etmekten bık-tıııııııım!

    ya kuşlar?
    sahi, ne demek ister kalan kuşlar?

    YILMAZ ODABAŞI

  8. Konu Sahibi : saliha54 #58

    Yoruma açık !

    SİVAS’I UNUTMA ŞİİRİ


    -Asım ve Metin Ağabey ile
    Behçet’in anısına

    riyakar ve yalancıdır şarap aşkları
    oralarda güneşe bırakılmış bir avuç kar gibi erirler
    biz o vakitlerde şiir söyleriz
    ama yiter
    ışıkta
    gündüzleri bileylenen bıçakların kıvılcımları

    *
    biz
    dolu
    vakitlerde
    şiir
    söyleriz

    okursunuz
    boş vakitlerde
    yanarak biz, gülerek siz

    öle öle geçeriz ıslıkla geçtiğiniz durakları...

    *
    sonra boşanır zembereğinden bütün zamanlar
    şiir söyleriz
    asıl şimdi eşkiyadır, tedbil gezer şiirimiz!

    a yazacağız
    z
    a
    l ama
    a belli ki
    c bu nispette
    a h
    ğ e
    ı p
    z y(anacağız!)




    YILMAZ ODABAŞI

  9. Konu Sahibi : saliha54 #59

    Yoruma açık !

    Seyrantepe'ye Karpuz Yüklü Kamyonlar Gelir / Yılmaz Odabaşı

    seyrantepe'ye karpuz yüklü kamyonlar gelir
    esneyen öğleye gagaları açık soluan kuşlar
    ışıltılı bıçaklar, çatırdayan karpuzlar gelir
    aklımda uzak badem ağaçları, deniz serinlikleri
    ve bu sözler rüzgara karşı söylenir:
    "tek rakibim türk hava yolları... kes hızını
    ağlatma el kızını(!)"
    *
    seyrantepeye karpuz yüklü kamyonlar gelir
    ben gündüzün duldasında otururum
    aklıma regl olmuş kadınlar gelir
    kadınlar... tenleri ayrı, sesleri ayrı;
    kadınlar izmirli, amasyalı, ağrılı
    ağrılı kadınlar parfüm kokarak, ter kokarak
    kadınlar kadın kokarak gelir
    ve giderler
    hepsi giderler aklıma kadınsız, soğuk yatağım gelir...
    *
    seyrantepe'ye karpuz yüklü kamyonlar gelir
    ve gün aşınnır, dicle'ye muhteşem bir dolunay çömelir
    usulca hışırdarken dut ağaçlarının tırtıllı yaprakları
    yosunlara sırnaşarak uyur o nehrin afili balıkları
    kamyoncular işerler geceye, rüzgara karşı
    uzaklarda gümüş gibi parıldar dicle'nin nemli bataklıkları
    *
    seyrantepe'ye karpuz yüklü kamyonlar gelir
    sıcaktan sarkarken elektrik telleri yollarda asfaltlar erir
    derken ufkun göğsünden kente bir otobüs yönelir
    yolcular iner, abim askerden gelir
    seyrantepe'de öyle ter içindeyken
    birden gönlüme bir serinlik çömelir. . .

  10. Konu Sahibi : saliha54 #60

    Yoruma açık !

    Aşk Tek Kişiliktir

    tek kişilik kalabalıktır aşk.
    aşk tek kişiliktir; ikinci bir kişiye bilet yoktur.
    kendinin yayasıdır aşkta ikinci kişi,
    kendinin mayası; herkes sevgisini sever...

    aşk nedir incil'e göre? nedir tevrat'a, zebur'a, kurân'a göre?
    bu kitaplardaki aşklar küfürler neyin rengine göre?

    insandır, insan aslolan, insana göre
    bir bedeni o kıyısızlığa bırakma saati geldiğinde gitmek bir yalnızlıktır.
    bütün gitmeler bir yalnızlıktır kalmaya göre...


    sevginin ve cesaretin cesetleriyle günler ağır ve kirli tortusunu bırakırken ömrümüze; günler, düşlerimize, özlemlerimize...uzaklığın şakağında kaç namlu kimbilir yakın olmasın diye?
    sonra biz buradan uçurumlara teslim olan gençliğimizle!


    en rezili belki parayla insan arasındaki yalnızlıktır; hiçbir inanç, hiçbir ideoloji, hiçbir aşk, hiçbir kitap bu yalnızlığın kurallarını bozamıyor
    bu da bir yalnızlıktır...


    'yalnızlık bir yağmura benzer'
    yağmurdan önce biz, bütün çılgınlıkları bir bir bölüştük, bir bir türküleri, telaşlı koşuşları, bir bir silahları, tabuları, ayrılıkları; çoğaltıp yalnızlığımızı feodal tekkelerde ellerimizin üstünde bir el bile yokken bölüştük vuruşları.

    sonra bir geceydi ve yalnızdık; çoğalttık susuşları...
    yağmura yakalandığımız geceye çarptık; geceye olmadı.
    ama biz paramparçaydık!

    ve hayat gaspetti o mağrur duruşları...


    hâlâ dağların üstünde, zambakların içinde işte şu hayat; destan ve yalnız hayat!
    yalnızlığa halay halay ellerim;
    kırılası kırılası ellerim!
    benim ellerim, yuh ellerim, şair ellerim...
    kalemimi silahıyla koruyan, kalemi de silahı da yalnız ellerim;
    'yalnızlık bir yağmura benzer'
    yağmurda sırılsıklam ellerim...

    daha birileri biryerlerde yaralardan söz ediyor; sonra binlerce ses o bir sesin üstüne, belki de yüzbinlerce...
    ama kime anlatılır ki yara, orada yara olarak yalnız.
    yarayı anlatan, anlatırken; yara ise orada yara olarak yalnız!
    destan ve yalnızdır hayat kırılası ellerim!

    herkes kendine göre bir yalnızlıktır!



    İyi ki doğmadınız hiç doğmayanlar ya da doğması olasılık kalanlar, doğarken biz de spermdeki olasılık kadardık; o olasılıkla doğmak veya doğmamak üzere yalnızdık.
    şimdi de yaşamak ve ölmek hâlâ bir olasılıktır.
    hep mengenede, kaderde en çok da yaşamak bir olasılıktır.


    sevişmek ey, yaşamak bir olasılıktır!
    yalnızlığı sevişirken eksiltiyor, eskitiyor ve eskiyoruz...
    seviştiğim gece emzirdiğim gecedir,
    özümü katarım ona;
    geceyi kanatırım gece beni kanatır.
    gece insanlığımız
    insanlığımız ise yalnızlıktır...



    giderek insanlaşıyor, uygarlaşıyor ve insansızlaşıyoruz...
    'görgü tanıklarının ifadelerine göre'
    günlerin dağınık yüzü ter ve keder içinde;
    zanlıları her sabah o resmi geçitlerde...
    işte hayatlarımız intiharların ve cesaretlerin sustuğu yerde;
    hayatlarımız diğer hayatların da cesetleriyle...
    hayatlarımızda kimselerin bilmediği yalnızlıklar;
    ama kimseler bilse de bilmese de yalnızlık var ey bütün yalnızlıklar!

    Yılmaz Odabaşı

Sayfa: 6/11 İlkİlk ... 45678 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Yılmaz Odabaşı
    By Che in forum Yazarlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 17-08-2009, 14:31
  2. Cevaplar: 53
    Son Mesaj: 19-06-2009, 13:41
  3. Yılmaz Yeşildağ şiirleri
    By *Lila*^^ in forum Şiir
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 24-08-2008, 01:53
  4. Yılmaz Erdoğan Şiirleri
    By Püsküüt in forum Şiir
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 18-05-2008, 15:00
  5. Ceyhun Yılmaz Şiirleri
    By eny in forum Şiir
    Cevaplar: 110
    Son Mesaj: 06-09-2007, 04:23

Yetkileriniz

  • Yeni konular gönderemezsiniz
  • Mesajlara cevap yazamazsınız
  • Mesajınıza eklentiler ekleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  
Önemli uyarı, mesajlaşma yöntemi dönem dönem yönetim tarafından kontrol edilmektedir !
İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren kadinlarkulubu.com adresimizde 5651 Sayılı Kanun'un 8. Maddesine ve T.C.K' nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur.

Kadinlarkulubu.com hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler iletişim linkinden iletişime geçildikten sonra en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve avukatımız size yazılı/sözlü geri dönüş yapacaktır.