Sayfa: 1/6 123 ... SonSon
Toplam 55 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Bedri Rahmi Eyüboğlu Şiirleri

  1. Konu Sahibi : Che #1

    Bedri Rahmi Eyüboğlu Şiirleri

    Bedri Rahmi EYÜPOĞLU
    ( 1911 - 1975 )

    HAYATI:

    1911 yılında Trabzon, Görele'de doğdu. Ailesinin beş çocuğundan ikincisidir. Trabzon Lisesi'nde okurken, 1927'de bu okula resim öğretmeni atanan Zeki Kocamemi'nin öğrencisi oldu. Onun derslerinin etkisi ve okul müdürünün özendirmesiyle 1929'da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne (şimdi Mimar Sinan Üniversitesi) girdi. Burada Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu. 1930'da eğitimini bitirmeden, ağabeyisi Sabahattin Eyüboğlu'nun yanına Paris'e gitti. Orada André Lhote'un yanında resim çalıştı. Daha sonra evleneceği Rumen asıllı eşi Eren Eyüboğlu ile de burada tanıştı.

    Yurda döndükten sonra 1934'te D Grubu'nun dördüncü sergisine otuz resmi ile katıldı. İlk kişisel sergisini de aynı yıl Bükreş'te açtı. 1934'te katıldığı Akademi'nin diploma yarışmasında üçüncü oldu. Bu derece ile mezun olmak istemediği için bir yandan diploma yarışmasına yeniden hazırlanırken, bir yandan da bir süre Çerkeş demiryolu

    yapımında çevirmenlik yaptı, Tekel Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. 1936'daki diploma yarışmasında Hamam adlı kompozisyonuyla birinci oldu. Aynı yıl Moskova'da düzenlenen Çağdaş Türk Sanat Sergisi'ne katıldı. 1937'de Cemal Tollu'yla birlikte Akademi'nin Resim Bölümü Şefi Léopold Lévy'nin asistanı oldular. Bedri Rahmi birçok ressamın katıldığı CHP'nin kültür programı çerçevesinde resim yapmak için 1938'de Edirne'ye, 1941'de de Çorum'a gitti. Bu dönem resimlerinde köy manzaraları, köy kahveleri, faytonlu yollar, iğde dalı takmış gelinler gibi Anadolu'ya özgü görünümler egemendir.

    1940'lardan sonra duvar resimlerine yöneldi. İlk duvar resmini 1943'te İstanbul'da, Ortaköy'deki Lido Yüzme Havuzu için yaptı. 1947'de İstanbul'da özel bir atölye ve galeri açtı. 1950'de Ankara'da sanatının o güne kadarki bütün dönemlerini kapsayan bir sergisi düzenlendi. Bedri Rahmi aynı yıl bir kez daha Paris'e gitti ve İnsan Müzesi'nde (Musée de I'homme) ilkel kavimlerin sanatını inceledi. Bu incelemeleri "güzel"in aynı zamanda "yararlı"da olabileceği, "yararlı" olmanın "güzel"in gücünü eksiltmeyeceği düşüncesine ulaşmasına yol açtı. Bu düşünce ise onun bundan sonraki sanat görüşünü tümüyle etkiledi, yönlendirdi. Mozaik çalışmalarına 1950'de başladı. 1958'de Uluslararası Brüksel Sergisi için 272 m²'lik bir mozaik pano gerçekleştirdi ve bu yapıtıyla serginin büyük ödülü olan altın madalyayı kazandı. Bundan bir yıl sonra Paris'teki NATO yapısı için, şimdi Brüksel'de bulunan, 50 m²'lik bir mozaik pano hazırladı. 1960 ve 1961'de iki kez ABD'ye gitti. Orada birçok geziye katıldı, konferanslar verdi ve resim çalışmaları yaptı.1969'da Sao Paulo Bienali'nde (iki yıllık sergi) onur madalyası kazandı. Ayrıca 1940'ta Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde resim dalında üçüncülük, 1943'te aynı serginin 4.sünde ikincilik ve 1972'de de 33. sergide birincilik ödülünü aldı. Ölümünden sonra 1976'da Ankara'da "Yaşayan Bedri Rahmi" adıyla bir sergisi düzenlendi. Aynı yıl İstanbul'da da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde adına düzenlenen bir sergiyle anıldı. 1984'te İstanbul'da "Bedri Rahmi-Her Dönemden" adlı bir toplu sergisi açıldı.

    Bedri Rahmi Akademi'deki ilk yıllarından sonra temel bilgilerini Paris'te André Lhote'un akademisinde edinmesine karşın onun kübist ve yapımcı (konstrüktif) yaklaşımını benimsememiş, Dufy ve Matisse'i kendine daha yakın bulmuştur. Paris'ten döndükten sonra Anadolu ve Trakya gezilerinde yaptığı resimlerle İstanbul görünümlerinde Dufy'nin renk ve çizgi anlayışının etkileri görülür. Zamanla bu etkiden sıyrılan Bedri Rahmi halk sanatını sağlam bir kaynak olarak görmeye başlamıştır. Halk sanatından yola çıkarak yeni anlatım biçimleri aramıştır. Minyatürlerden de esinlenmiştir. Anadolu kilimlerinin geometrik, soyut biçimleri, çini, cicim, heybe, yazma ve çorapların bezeme düzeni ve renk uyumlarını kaynak olarak kullanmış, motifin ağırlık kazandığı süslemeci bir tutumla resimler yapmıştır. Ancak, yalnızca motifleri resme uygulamakla yetinmemiş, renk ve malzeme araştırmalarına da girmiştir. Çeşitli teknikleri deneyerek gravür, mozaik, heykel ve seramik alanlarında birçok ürün vermiştir. Yine bir halk sanatı olan yazmacılığa da yönelmiş, kumaş üstüne baskılar yapmış, bu çalışmalarını öğrencileriyle birlikte de yürütmüştür.

    İki yıl kadar süren ABD gezisinden sonra değişik malzemelerden yararlanarak soyut resimler ve renk düzenlemelerine yönelmişse de son yıllarında yeniden eski konularına dönmüştür. Kemençeciler, gecekondular, hanlar, kendi portreleri, balıklar ve kahvelerle, yeni renk ve doku deneyimlerinden de yararlanarak, doğaya eğilişin ustaca ve yetkin örneklerini vermiştir. Çağdaş resim öğelerini de içeren bu çalışmalarında, konu soyuta yaklaştığı oranda, resmin de bir tür "nakış"a dönüştüğü izlenir.

    Bedri Rahmi 1927'de başladığı resim öğretmenliğini ölümüne değin sürdürmüş, Akademi'deki atölyesinde sayısız öğrenci yetiştirerek, çağdaş Türk resmi için bu açıdan da etkili ve yararlı olmuştur.

    Bedri Rahmi 1928'de daha lise öğrencisiyken şiir yazmaya başlamıştır. Şiirlerine, 1933'ten sonra Yeditepe, Ses, Güney, İnsan, İnkılapçı Gençlik ve Varlık dergilerinde yer verilmiştir. 1941'den başlayarak çeşitli şiir kitapları yayımlanmıştır. Halk edebiyatının masal, şiir, deyiş gibi her türüne karşı duyduğu hayranlık, şiirlerine de yansımıştır. Halk dilinden ve şiirinden aldığı öğeleri kendine özgü bir biçimde kullanarak halk diline yaklaşma çabasını sonuna dek götürmüştür. Bu nitelikleriyle şiirleri, resimleriyle büyük bir benzerlik gösterir. Akıcı, rahat bir dille kaleme aldığı gezi ve deneme yazılarında ise sürekli gündeminde olan halk kültürü, halk sanatı konularındaki görüşlerini sergilemiştir.Bedri Rahmi Eyüboğlu 21 Eylül 1975'te vefat etti.
    ESERLERİ:

    Yaradana Mektuplar, 1941
    Karadut, 1948
    Tuz, 1952
    Üçü Birden, 1953
    Dördü Birden, 1956
    Karadut69, 1969
    Dol Karabakır Dol, 1974
    tüm şiirleri; Yaşadım, (ö.s.), 1977


  2. Konu Sahibi : Che #2
    ARKADAS DÖKÜMÜ

    evvela dişlerimiz döküldü
    sonra saçlarımız
    arkasından birer birer arkadaşlarımız
    şu canım dünyanın orta yerinde
    yalnız başına yapayalnız
    kırılmış kolumuz, kanadımız
    tatlı canımızdan usanmışız

    bir şüphedir sarmış yüreğimizi
    ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi
    bir şüphedir demir atmış ciğerimize
    pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi
    düğüm üstüne düğüm şöyle dursun
    bir çalım bir kurum hepimizde
    nereden inceyse oradan kopsun

    bu canım dünyanın orta yerinde
    hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize
    yalan mı? gözünü sevdiğim karıncalar
    işte: hamsiler sürü sürü
    arılar bölük bölük geçer
    leylekler tabur tabur

    ya bizler? eşrefi mahlukat!..
    boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz

    bizler bölük bölük, bizler tabur tabur
    bizler sürü sepet
    yalnız birbirimizi öldürmüşüz.

    BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU

  3. Konu Sahibi : Che #3
    BAHAR VE BİZ

    Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden
    Rabbim ne güzel çıldırır.
    Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak
    Sevincinden titreyerek.
    Yılda bir kere kendini verir toprak
    Yılda bir kere yarılır bahçeler hazdan
    Rabbim ne güzel yarılır.
    Biz de bir kere sevinebilseydik.
    Çiçek açmış ağaçlar gibi çıldırasıya.
    Kimbilir belki bir gün sulh olunca
    Biz de deliler gibi seviniriz,
    Ağaçları ve baharı taklit ederiz
    Renkli bez parçalarıyla donatırız şehri
    Renkli ampuller asarız pencerelerden
    Kimbilir belki bir gün sulh olunca
    Biz de çatır çatır çatlarız binbir yerimizden
    Ağaçlar gibi...

    BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU

  4. Konu Sahibi : Che #4
    BİGÜZEL

    seni bigüzel giymişim içime gavurun kızı
    bir kurşunda vurdular ikimizi
    gün ışır, yaprak titrer, tohum üşür
    acı güller kızarır hikayemizi.

    BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU



    BÜYÜK SEHİRLERİ TAKDİM EDERİM

    sana büyük şehirlerden bahsedeceğim;
    en büyük camiler orda kurulur
    en küçük mezarlar orda kazılır
    en kara yazılar orda dizilir
    yüksek minarelerde sela verilir
    civar hanelerde zina edilir
    büyük şehirlerde yalan söylenir tosunum
    halbuki küçük köylerin
    mezarlığı bile yoktur

    büyük şehirlere bağlanma mehmedim
    öyle bir şehre yerleş ki
    küçük fakat bizim olsun
    sokaklarında tanımadığın yüz
    ensesine şamar atamayacağın kimse dolaşmasın
    her ağacına elin
    her karış toprağına terin değsin
    ve kuytu evlerden birinde
    senden habersiz ölenler olmasın

    BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU

  5. Konu Sahibi : Che #5
    CAN ERİGİ

    Bir kelime buldum çın çın öter;
    Adı candır.
    Bir erik kopardım can dalından;
    İçi can dolu,
    Adı can, yaprağı can, lezzeti candır.
    Bir gölge düştü önüme dedi ki:
    Bir yüküm var benden ağır
    Bir yüküm var beni taşır
    Adı candır.

    Toprak dedi ki:
    Can Allahın yongasıdır
    Fakat ben bir deri bir kemik
    kaldım.
    Bir de misafirim var adı candır.

    Işık dedi ki:
    Renklerden, kokulardan,
    Seslerden önce koşup geldim
    İnsanoğluna nur topu gibi
    Bir müjde getirdim,
    Adı candır.

    BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU

  6. Konu Sahibi : Che #6
    ÇAKIL

    Seni düşünürken
    Bir çakıl taşı ısınır içimde
    Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
    Bir gelincik açılır ansızın
    Bir gelincik sinsi sinsi kanar
    Seni düşünürken
    Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
    Deliler gibi dönmeğe başlar
    Döndükçe yumak yumak çözülür
    Çözüldükçe ufalır küçülür
    Çekirdeği henüz süt bağlamış
    Masmavi bir erik kesilir ağzımda
    Dokundukça yanar dudaklarım

    Seni düşünürken
    Bir çakıl taşı ısınır içimde

    BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU

  7. Konu Sahibi : Che #7
    ELEMTERE FİŞ

    elemtere fiş
    kem gözlere şiş
    benim bir yarim var müthiş
    bazen yedi yaşında bazen yetmiş

    elemtere fiş
    kem gözlere şiş
    benim bir yarim var müthiş
    azcık rum azcık kürd azcık ermeni
    aklına esmeye görsün.Galata kulesinin
    tepesinden atar beni
    sonra benden önce iner, tutar beni

    elemtere fiş
    kem gözlere şiş
    benim bir yarim var müthiş
    yarısı imam yarısı keşiş
    misli menendi görülmemiş
    her parmağında bir marifet
    hünerli mi hünerli

    ayıptır söylemesi
    hemi Galatasaraylı hemi Fenerli

    BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU

  8. Konu Sahibi : Che #8
    ESKİCİ

    Eskiden yeterdim kendime
    Artardım bile
    Şimdi ne yapsam nafile
    Ve
    Kim demiş can eskimez diye
    Bu can tedirgin tende
    Can da eskimiş
    Ben de..

    BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU



    EVLERİMİZİ TAKDİM EDERİM

    Şu karşıdaki delikli kutuya ev derler
    İnsan oğulları burada yer burada içer
    Ve daha tuhaf tuhaf işler görürler
    Bunların çoğu ayıp şeylerdir söylenmez
    Evlerimizin üstü kapalıdır
    Ve bütün şairler gökyüzüne pencereden bakarlar
    Halbuki kuş yuvalarının üstü açıktır
    Ve kuşlar şiir yazmazlar

    BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU



    HÜZÜN GELDİ

    Türküler bitti
    Halaylar, horonlar durdu
    Al damar, mor damar, Şah damar sustu
    Bahçeler put kesildi birer birer
    Meyveler salkım saçak taş
    Bir bulut uçardı
    Başı boş bedava
    Yandı kül oldu
    Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
    Yoruldu yüreğim yoruldu
    Ağaç büyür arkasından koşamam
    Kervan yürür peşi sıra düşemem
    Yıldız akar uçsam da yetişemem
    Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
    Yoruldu yüreğim yoruldu

    BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU

  9. Konu Sahibi : Che #9
    İSTANBUL DESTANI

    İstanbul deyince aklıma martı gelir
    Yarısı gümüş, yarısı köpük
    Yarısı balık yarısı kuş
    İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
    Bir varmış, bir yokmuş

    İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
    Anadolu'da toprak damlı bir evde
    Gülcemal üstüne türküler söylenir
    Süt akar cümle musluklarından
    Direklerinde güller tomurcuklanır
    Anadolu'da toprak damlı bir evde çocukluğum
    Gülcemalle gider İstanbul'a
    Gülcemalle gelir

    İstanbul deyince aklıma
    Bir sepet kınalı yapıncak gelir
    Şehzadebaşı'nda akşam üstü
    Sepetin üstünde üç tane mum
    Bir kız yanaşır insafsızca dişi
    Boyuna posuna kurban olduğum
    Kalın dudaklarında yapıncağın balı
    Tepeden tırnağa arzu dolu
    Sam yeli söğüt dalı harmandalı
    Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
    Şehzadebaşı'nda akşam üstü
    Yine zevrak-i derunum
    Kırılıp kenara düştü
    İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir
    Dokuzuncu Senfoniyle kolkola
    Cezayir marşı gelir
    Dört başı mamur bir gelin odası
    Haraç mezat satılmakta
    Bir gelinle güvey eksik yatakta
    Köşede sedef kakmalı tombul bir ut
    Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta
    Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
    Paslı Acem kılıçları
    Amerikan kovboyları
    Eller yukarı

    Ne kadar da beyaz elbiseleri
    Amerikan deniz erleri
    Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
    Sütten duru buluttan beyaz
    Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
    Yakışmaz
    Ama harbederken onlara
    Bambaşka elbiseler giydirirler
    Kan rengi, barut rengi, duman rengi
    Kin tutar kir tutmaz

    İstanbul deyince aklıma
    Kocaman bir dalyan gelir
    Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
    Gerinir Beykoz'da
    Kimi Fenerbahçe'de yan gelir
    Dalyanda kırk tane Orkinos
    Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
    Orkinos dediğin balıkların şahı,
    Orkinos mavzerle gözünden vurulur
    Denizin içinde ağaçlar devrilir
    Kan çanağına döner dalyanın yüzü
    Camgöbeği yeşili bulanır
    Bir çırpıda kırk Orkinos
    Reisin sevinçten dili dolanır
    Bir martı gelir konar direğe
    Atılan Kolyosu havada yutar
    Bir başkasını beklemez gider
    Balıkçı gülümser tatlı tatlı
    Adı Marikadır bu martının der
    Her zaman böyle gelir böyle gider

    İstanbul deyince aklıma Adalar gelir
    Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
    Çalımından geçilmez altmışlık madamların
    Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
    Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların

    İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
    Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
    Ama şu Kızkulesinin aklı olsa
    Galata kulesine varır
    Bir sürü çocukları olur

    İstanbul deyince aklıma
    Tophane'de küçücük bir sokak gelir
    Her Allahın günü kahvelerine
    Anadolu'dan bir sürü fakir fukara gelir
    Kimi dilenecek dilenmesine utanır
    Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
    Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
    Çöpçü olmuştur bugüne bugün
    Kiminin sırtında perişan bir küfe
    Kiminin sırtında nakışlı semer
    Şehrin cümbüşüne katılır gider
    Kalın yağlı bir kolana koşulur
    Piyano taşırlar omuz omuza
    Kendinden ağır yükün altında adamlar
    Balmumu gibi erir dururlar
    Sonra kanter içinde soluk alırlar
    Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
    Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
    Nazdan nazik çiniden bilezik eller
    Derken
    Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
    Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
    Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
    Gamı sadiyi felek
    Böyle gelir böyle gider

    İstanbul deyince aklıma
    Stadyum gelir
    Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
    Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
    Bulutlar atılır top top pare pare
    Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
    Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
    İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm

    İstanbul deyince aklıma
    Stadyum gelir
    Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık
    Memleketimin insanlarına
    Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
    Ben de bağırırım birlikte
    Avazım çıktığı kadar
    Göğsümü gere gere
    Ver Lefter'e yaz deftere
    Stadyum gelir
    İstanbul deyince aklıma
    Binlerce insanın aynı anda
    Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
    Heybetini düşünürüm
    Birbirine eklenir kafamda
    Binler yüzbinler milyonlar
    Sonra bir mısra havalanır ürkek
    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar

    İstanbul deyince aklıma
    Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
    Şimdi Orhan Veli gelir
    Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli
    Demindenberi senin tadın senin tuzun
    Senin şiirin senin yüzün
    Yaralı bir güvercin misali
    Başımın üstünde dolanır durur
    Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
    Neresine mi arayan bulur
    Erbabı bilir
    Deli eder insanı bu şehir deli
    Kadehlerin çınlasın Orhan Veli

    İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir
    Burgaz adasında kıyıda
    Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
    Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
    İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
    Bütün İstanbul'u dolaşırlar elele başbaşa
    Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
    Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
    Ziba mahallesinde gece yarısı
    Sabaha Galata'dan geçer yolları
    Maytaba alacakları tutar kahvede
    Zararsız bir deliyi
    Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
    Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
    Sonra oturup sessizce ağlarlar

    İstanbul deyince aklıma
    Sait Faik gelir
    Taşında toprağında suyunda
    Fakirin fukaranın yanıbaşında
    Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
    Kıldan ince kılıçtan keskin
    Hep iyiden güzelden yana
    Hep kimsesizlerin

    İstanbul deyince aklıma
    Sait'in son yılları gelir
    Hey Allahım en güzel çağında Sait'e
    Dört beş yıl ömrün kaldı denir
    Sait Sait olur da nasıl dayanır
    Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
    İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
    Bir zehir yeşilidir açılır
    Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
    Bir yeşil ki kasıp kavurur
    Küçük mavi çocuk
    İhtiyar balıkçı
    Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
    İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
    Dilimiz yaşadıkça yaşasın Sait'in şiiri

    İstanbul deyince aklıma
    Sabiyem gelir
    Sabiyem boynundan büyük bir demetle
    Sarıyer'den gelir Pendik'ten gelir
    Bahar nereden gelirse velhasıl
    Sabiyem oradan gelir
    Ne delidir ne divane
    Aslını ararsan çingenedir
    Tepeden tırnağa güneştir
    Topraktır
    Anadır
    Analar içinde bir tanedir
    Biri sırtında biri memesinde biri karnında
    Karnı her daim burnundadır
    Canını mendil gibi takar dişine
    Yürekten birşeyler katar işine
    Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
    Alçakgönüllüdür Sabiyem
    Hem masa satar, hem göbek atar
    Ver bir çeyrek güzelim der
    Neyse halin o çıksın falin
    Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz
    Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
    Görürüm üryamda bir sarı yılan
    Cenabet ugraşır durur benimlen
    Uyanır bakarım benim bebeler
    Yatağın ucuna kaymış
    Ayağımın parmaklarını emer

    İstanbul deyince aklıma
    Bir basma fabrikası gelir
    Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
    Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
    Kanter içinde mahzun
    Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
    Fabrikada pencereler tavana yakın
    Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
    Dışarda ağaçlar dizi dizi
    Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
    Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
    Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
    Dışarda dışarda dışarda
    Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
    Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm
    Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
    Kötü kötü düşünüyor
    İpeğin akışına doyum olmaz
    Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
    Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
    Bir top Amerikandan neler çıkmaz
    Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
    Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
    Gülsüm'ün gözleri kamaşır
    Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm
    Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
    Gülsüm'lerin sürüsüne bereket
    Yerine bir Gülsüm'cük bulunur elbet
    Gider Gülsüm gelir Gülsüm
    Azrail ettiğin bulsun

    İstanbul deyince aklıma
    Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
    Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
    Samsun'dan Sürmene'den Sinop'tan
    Yaz demez kış demez mutlaka gelir
    Kirli yelkeninde yeni bir yama
    Demirinin pası gelir dilime
    Nabzımda duyarım motorunun hızını
    Canımın içine sokasım gelir
    İri kalçaları pullu denizkızını

    İstanbul deyince aklıma
    Takalar gelir
    Alçakgönüllü kalender
    Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer
    İstanbul deyince aklıma
    Koca Sinan gelir
    On parmağı on ulu çınar gibi
    Her yandan yükselir
    Sonra gecekondular gelir ardısıra
    İsli paslı yetim
    Eyy benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim

    BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU

  10. Konu Sahibi : Che #10
    İSTİDA

    Yarab! İnsan oğullarından çektiğim yeter
    Gök yüzünden benim hisseme düşeni ver
    Altına dilediğim gibi ömrümü sereyim
    Mendil kadar olsun tarlamı ayır
    Beni doyuracak ağacı göster
    Rabbim! İnsan oğullarından çektiğim yeter
    Yalnız senin ellerin gezinsin ömrümde
    Beni yalnız sen mahkum eyle sen azat
    Ve yalnız sen canımı iste benden ki
    Nereye saklayacağımı şaşırmadan vereyim

    BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU



    KARA SEVDA

    ...ve nihayet gelip çattı
    Bir dilimi zehir zıkkım
    Bir dilimi candan tatlı.
    Masallarla indi yere
    Sebil oldu cümle hikayelere
    kara kara kazanlarda kaynadı
    Diyar diyar al kanlara boyandı
    Türkülerde ateş alev yandı tutuştu
    Gördes kiliminde nakış
    Minyatür bahçelerinde suret kesildi.
    Ve nihayet gelip çattı
    Elveda belirsiz bedava sevince
    Uçan kuşa eşe dosta elveda
    Bütün haşmetiyle gelip çattı
    Bir dilimi zehir zıkkım
    Bir dilimi candan tatlı.

    BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU

Sayfa: 1/6 123 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Hüseyin Rahmi Gürpınar
    By Püsküüt in forum Yazarlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12-02-2010, 23:22
  2. Bedri Baykam Sergisi
    By Elif in forum Kültürel ve Sanatsal Etkinlikler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25-02-2009, 20:24
  3. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 05-08-2007, 22:11
  4. Bedri Rahmi Eyüboğlu
    By Elif in forum Resim
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-08-2006, 17:06

Yetkileriniz

  • Yeni konular gönderemezsiniz
  • Mesajlara cevap yazamazsınız
  • Mesajınıza eklentiler ekleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  
Önemli uyarı, mesajlaşma yöntemi dönem dönem yönetim tarafından kontrol edilmektedir !
İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren kadinlarkulubu.com adresimizde 5651 Sayılı Kanun'un 8. Maddesine ve T.C.K' nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur.

Kadinlarkulubu.com hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler iletişim linkinden iletişime geçildikten sonra en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve avukatımız size yazılı/sözlü geri dönüş yapacaktır.