Hayır Diyebilme Sanatı; Suçluluk Hissetmeden Sınır Koymak!
Bazen insanın kendi içindeki en yorucu cümle, karşısındakine söylediği evet değil, kendine fısıldadığı “keşke hayır diyebilseydim” oluyor. Hayır demek, sanki elinde olmayan bir lüksmüş gibi hissediliyor, kırılgan bir vazoyu taşırmış gibi dikkatli, milyon parçaya bölünmesinden korkar gibi kaygılı. Oysa çoğu zaman, kırılacak olan şey karşımızdaki değil, kendi iç dengemiz. Çünkü kadınların büyük bir kısmı, iyiliği bir misyon gibi sırtlanmış şekilde yetiştirildiği için, hayır demeyi kişisel bir suç ilan eden küçük bir iç mahkeme taşıyor içinde. Karşımızdakine karşı değil de kendimize karşı suçlu hissediyoruz aslında, sanki hayır demek, iyi kadın kotasından bir puan eksiltiyormuş gibi.Hayır diyebilmek, insanın kendi alanına açtığı sınır kapısıdır. Bu kapının önünde, kimseyi kırmamaya çalışan, iyi niyetli ama yorgun bir bekçi durur genelde. Bekçi çoğu zaman “bir kere daha olsun, yine evet de, sonra bakarsın” diye kandırır sizi. Ama o sonra bir türlü gelmez. Çünkü evet demenin görünmez bir faydası vardır takdir edilmek, işleri yürütmek, sorun çıkarmamak, uyumlu görünmek, fakat görünmez kazançların bedeli her zaman görülür bir yorgunluk olarak döner. Birikmiş işlerle, taşmış duygularla, ertelenmiş ihtiyaçlarla, hayır diyememenin faturası, kendine gecikmiş bir özür gibi ödenir.
İlginçtir, hayır demekten çekindiğimiz insanlar çoğu zaman, bizim evet demek için nasıl çırpındığımızın farkında bile değildir. Çünkü insanlar, kendilerine sunulan kolaylığı sorgulamak yerine benimsemeye daha yatkındır. Siz hep evet derseniz, karşınızdakine “bu böyle” öğretisini sunmuş olursunuz. Bir rutin, bir konfor alanı, ne kadar geniş gönüllü olduğunuzu düşünmez, çünkü bir süre sonra bu sizin normaliniz haline gelir. Ve biz, kendi normlarımızın esiri olduğumuz için, sınır çizdiğimizde değil, çizmediğimizde yıpranırız aslında.
Hayır demeyi öğrenmek, bir başkaldırı değildir, aksine zarif bir geri çekiliştir. Bir kapıyı kapatmak değil, kapının arkasında kendine yer açmaktır. Hayır dediğinizde dünyanın düzeni bozulmaz, sadece sizin üzerinizdeki yük hafifler, suçluluk hissi ise çoğu zaman, geçmişimizin seslendirdiği bir yankıdır, ayıp olur, kırılır, beni yanlış anlar, bencil sanır gibi cümleler, yılların duygusal tortusudur. O tortuyu silkeleseniz altından özgür bir ruhun çıktığını görürsünüz. Çünkü hayır demek bencilce değil, dürüstçedir. Hayır demek, kendine karşı adaletli olmaktır. Bu dünyada herkes için adalet isterken, kendine gelince idare etmeyi seçen o kadar çok kadın var ki, o yüzden hayır demeyi öğrenmek, kendine verdiğin bir karar değil, kendini ciddiye aldığını gösteren bir kanıttır.
Hayır dediğinizde insanlar sanıldığı kadar dramatik tepkiler vermezler. Belki bir iki saniyelik bir şaşkınlık yaşanır, hepsi bu. Çünkü insanlar, sizin sınırlarınızı en fazla ilk duyduklarında tartar. Siz o sınırı net ama nazik bir sesle ifade ederseniz, kısa sürede kabul görür. Nazik ton, hayır demenin sihirli kumaşıdır. “Şu an buna ayıracak enerjim yok”, “Kendimi fazla zorlamak istemiyorum”, “Buna uygun değilim ama başka bir zaman bakabilirim”, “Şu an önceliğim kendimi toparlamak” gibi cümleler hem saygılıdır hem de karşıya kapıyı itmeden kapatır. İnsanlar netliği sever, belirsizlik değil, açıklık güven verir. Bu yüzden hayır demek, karşınızdakini kaybetmek değil, ilişkiye yetişkinlik katmaktır.
Aslında hayır diyebilmenin en güzel yanı, evetlerinizin değerini artırmasıdır. Her şeye evet denildiğinde, o evetler çok çabuk tükenir, değeri güneş altında unutulan bir çiçek gibi solmaya başlar. Oysa ihtiyaç duyduğunuzda hayır diyebilen biriyseniz, evet dediğinizde karşınızdaki bunu gerçek bir istek olarak algılar. Sizinle iletişimi daha samimi bulur, daha kıymetli hisseder. Çünkü sınırları olan insan, varlığıyla daha doludur, hayatı, ilişkileri ve yükleri daha iyi taşır.
Belki de en büyük rahatlık şudur, hayır demeyi öğrendiğinizde, kim olduğunuzu daha net görürsünüz. Kendi kapasitenizi, kendi zamanınızı, kendi hassasiyetlerinizi. İsteklerinizi erteleyen değil, isteklerini dikkate alan biri olmanın tadına varırsınız. Bir anda değil, azar azar bir cümlelik cesaret birikir sizde. Ve her yeni hayır, biraz daha hafif hissettirir omuzlarınızı. Çünkü hayır demek, insanın kendine açtığı küçük bir özgürlük kapısıdır bir kere açarsınız, sonra rüzgâr kendi yolunu çizer.
Hayır diyebilmek, kendine sadakatle ilgilidir, kendini seçebilme hakkını tanımakla, aslında yıllardır hep başkalarını düşündüğünüz için değil, artık kendinizi de düşünmek istediğiniz için. Ve bu, kimsenin onayladığı ya da onaylamadığı bir şey olmak zorunda değildir. Hayır demek, sessiz bir karardır, gürültüsünü yalnızca içiniz duyar, o sessizlik huzurluysa, doğru yoldasınız demektir.
İnsanın kendi ruhuna borcu olan bir nezaket vardır, kendini hiçe saymamak. Bir başkasının düzeni bozulmasın diye kendi düzenini çökertmek, kimseyi mutlu etmez. Hayır demek, ilişkileri bitirmez, sahici hale getirir. Maskeleri indirir, beklentileri sadeleştirir, gerçek bağı güçlendirir. Ve en güzeli, insanın kendiyle olan ilişkisini onarır. Çünkü sınır koymak, “buna değerim” cümlesinin davranışa dönüşmüş halidir.
Hayır demek, bazen bir virgül koymaktır, bazen nokta. Ama her seferinde kendine açılan yeni bir sayfadır, ve o sayfada suçluluk değil, özgürlük yazmalıdır. Çünkü insan, kendi kapasitesini koruyabildiği kadar güçlü, kendine sahip çıktığı kadar da huzurludur. Hayır diyemedikçe hayata yetişemediğiniz yerde, bir tek kelimeyle nefes alma hakkınız vardır. O kelimeyi yumuşakça söylediğinizde, hem siz hem karşınızdaki eninde sonunda anlar, hayır, bir reddediş değil, kendini kabul ediştir.
Kendini seçmenin en sakin ve en güçlü yolu, gerektiğinde cesurca söylenen bir “hayır”dır!