Herkesin bir siiri vardir aslinda!

Leyla_74

Ya caresizsiniz, ya da care sizsiniz!
Kayıtlı Üye
13 Nisan 2017
2.537
4.008
Iyi oldu gelmedigin!

Bu yol korkaklar için değildir
iyi oldu gelmediğin
Bu sulardan her babayiğit içemez,
Bu köprüden her benim diyen geçemez,
iyi oldu gelmediğin
Yumuşacık yürek gerek,
sevgi kadar derin gözler,
inançlı bir bilek gerek
iyi oldu gelmediğin.

Sen, bilindik kıyıların sığ sularından açılmadan yaşarsın
Sen,okyanus mavisine uzaklardan bakarsın,

Biz, yürüyemeyeceğin kadar uzak,
düşleyemeyeceğin kadar renkli,
ve berrak bir ülkeye birlikte gidemezdik.

Sen, açık denizlerden habersiz bir balık,
yalçın tepelerden uzak bir martısın.
Sen, benim için korkak,
herkes için heryerdeki insansın.
İyi oldu gelmediğin.

Alınmanı istemem,
darılman üzer beni,
sana yalan söyleyemem.
Tabi, hep sevdim seni,
sende sığ suları, sende martıları,
açık denizden habersiz balıkları,
sıradan insanları.
Geçemeyeceğin köprüleri,
düşleyemeyeceğin mavileri
sende korkaklığı sevdim.

Sende sevgisizliği sevdim.
İyi oldu gelmediğin.

Korhan Abay
 

Leyla_74

Ya caresizsiniz, ya da care sizsiniz!
Kayıtlı Üye
13 Nisan 2017
2.537
4.008
İçinde bir can dolaşıyor ki onun,
bir türlü doğuramadığı bebek gibi...
Bir şeyler var söyleyeceği ama
ağzı her açıldığında
engelliyor yüreği.

Siz onu tanımazsınız.
Yapraklarından eski şiirlerin eksilmediği
kitap sayfaları arasında kurutulmuş
bir çiçek gibi.
Ve unutmadan bir zamanlar
deli divane sevildiğini,
kenetlemiş oturmuş
penceresinin önünde
birbirine ellerini.

İmdat Hanım, İhmal Sokağı, on altı numara.
Hüzünlenir penceresinde ara sıra
hatırlayıp eski sevgililerini...
Tutup ona gençlik zamanlarını verseniz
-hani uğruna bıçakların çekildiği,
canların verildiği,
bir içim su olduğu eski günlerini-
tüm varlığını seriverir ayaklarınıza.
Hem zaten ne varlığı kalmış ki
şu üç günlük dünyada?
Kırkında göçmüş bir kocadan miras
küçücük bir evceğiz
-nohut oda bakla sofa-
Ve bankada
yılların emekleriyle anca birikmiş
üç otuz para
-onu da tenezzül edip almaz kimse yani
atıverse sokaklara! -

İmdat Hanım bir hüzünlenir ki görmelisiniz
eski bir İstanbul şarkısı çaldığında radyoda.
Hele bir de sallanıyorsa koltuğunda
hepten dayanılmaz olur yüreğinin sancısı.
Yaşlar emekler gözlerinden, belirgin
ve utanır gibi sokağından
perdelerini örter sıkı sıkı.
Çocuk gibi uykulara sığınır
karanlığın sessizliğinden
fazlasıyla tedirgin.
Canım ne bulmuştur ki zaten
bunca yıllık hayatında?
Gençlik gençlik diye yandığı
işte şu fotoğraflardaki eskimişliktir.
Hem gençliğinden eline
-bir kaç tatlı kaçamağın tadı harici-
ne geçmiştir?
Nice erkekler yanmışken ona, gidip
kırkında ölecek bir fukaraya gönül vermiştir.

İhmal Sokağı, on altı numara.
Kapı içerden sürgülenmiştir.
İmdat Hanım eskiye bandırmış gözlerini
bir küçük rakıyla tazelenmiştir.
Gencecik bir kız olmuştur zihninde.
Kalkıp çarliston yapmalıdır şimdi.
Hatta çıkarıverip giysilerini,
dökünüp tüm kırışıklarını bir de
narin vücuduna aynalarda bakmalıdır.
Kendine kavuşamamış eski aşıklarının böylece
birer birer kemiklerini sızlatmalıdır.

Açıvermelidir şimdi on altı numaranın kapısını,
İhmal Sokağının parke taşlarına basmalıdır.
Bir uçurum olmalıdır sokağın sonunda,
Kendini boşluğa bırakmalıdır.
Bu yalnızlığın ellerinden kurtulmalıdır artık;
Anı olmuşsa madem tüm sevdiği zamanlar
onlara karışmalı,
arada hatıra gelen bir anı olmalıdır.

Rakısı bitmiştir zaten,
Beyaz peyniri iyiden iyiye sararmaktadır...
Düşleri kalmamışsa eğer tazelenecek,
hayalleri de avutmuyorsa artık gönlünü
bu nankör dünyaya niye katlanacaktır?

Kendini bıraktığında bir uçurumdan
boşluğa düşmek yerine
gökyüzüne savrulup yıldızlara çarpsa,
tüm vücudu yıldız taneleri olup saçılsa geceye,
inan olsun burada beş dakika durmayacaktır.
Ama bu gece de geç kalmıştır be güzelim!
Çatıların üzerinde güneş ağlamaktadır.
Kuşlar cıvımaya başlamıştır yine.
Utanmadan dünya
yeni bir güneş daha doğurmaktadır.

Işığı gezinirken güneşin İhmal Sokağında
on altı numaranın perdeleri açılmaktadır.
Radyoda eski bir İstanbul şarkısı...
Yaşlı bir kadının yüreğinin sancısı
pencereden sokağa taşmaktadır.

İmdat Hanım penceresinde
yepyeni bir günün
kalabalık başlangıcına inat
yalnızlığına ağlamaktadır.

Aşkın Güngör
 

Leyla_74

Ya caresizsiniz, ya da care sizsiniz!
Kayıtlı Üye
13 Nisan 2017
2.537
4.008
HERKES GİBİ

Gönlümle baş başa düşündüm demin;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.

Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin.

Nazim Hikmet Ran
 

Leyla_74

Ya caresizsiniz, ya da care sizsiniz!
Kayıtlı Üye
13 Nisan 2017
2.537
4.008
Kırılgan

Kırılgan bir çocuğum ben
Yüreğim cam kırığı
Bütün duygulardan önce
Öğrendim ayrılığı
Saldırgan diyorlar bana
Oysa kırılganım ben
Gözyaşlarım mücevher
Saklıyorum herkesten
Ürküyorlar gözümdeki ateşten
Ürküyorlar dilimdeki zehirden
Ürküyorlar o dur durak bilmeyen
gözükara cesaretimden
Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,
Bir yanı çılgın dağ doruğu.
Oysa böyle yapmasam ben
Nasıl korurum içimdeki çocuğu?
Bir yanım çılgın nar ağacı
Bir yanım buz sarayı

Murathan Mungan
 

Leyla_74

Ya caresizsiniz, ya da care sizsiniz!
Kayıtlı Üye
13 Nisan 2017
2.537
4.008
Kuşlar

Süzülün uçuşun beni de beni de alın götürün
Bir okyanus ortasına ya da bir sel yanına
Kanat kanat yelken olup götürün beni kuşlar
Bir dalganın içine ya da kör bir kuyuya

Sevda çok uzaklarda yıldızların da ötesinde
Bilmem nasıl yakalarım kuşlar
Ya umutlar biterse

Gidemem gidemem gidemem o kadar uzaklara gidemem
Tek çarem sonsuzluğa atın beni kuşlar

Yetişin nefesim bitiyor yetişin bana kuşlar
Ya özgürlük adına ya da sevda hatırına
Bir dalı kırık ağacım söküp beni koparın
Bir deli orman içine bırakın beni kuşlar

Sevda çok uzaklarda yıldızların da ötesinde
Bilmem nasıl yakalarım kuşlar
Ya umutlar biterse

Gidemem gidemem gidemem o kadar uzaklara gidemem
Tek çarem sonsuzluğa atın beni kuşlar

Edip Akbayram
 
Yukarı Alt